 |
Karakutu
|
|
Arama
|
|
Google Arama
|
|
Reklam
|
|
Reklam
|
|
Facebook
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
|  |
Auguste Maquet hayatını, Fransa'nın önemli yazarı Dumas'nın gölgesinde
geçirdi ve o öldüğünde bir dipnot olarak tarihin sayfalarına karıştı. Öteki
Dumas isimli filmle beraber akademisyenler Auguste Maquet'yi yeniden tartışmaya
başladı
Öteki Dumas (L’Autre Dumas) isimli filmle beraber akademisyenler, Auguste
Maquet’nin Üç Silahşörler gibi yapıtlardaki rolünü yeniden tartışmaya başladı.
Maquet hayatını Fransa’nın bu önemli yazarının gölgesinde geçirdi ve o öldüğünde
bir dipnot olarak tarihin sayfalarına karıştı.
|
2009 yılında yüzlerce kitap yayımlandı Türkiye’de. Bunların bir kısmı bir
göz kırpması kadar kısa kaldı vitrinlerde, bir kısmı ise inmek bilmedi
raflardan. Çok satanlar da oldu, çok konuşulanlar da... Satış rakamlarını
elimizde olsa da kaçı ne kadar okundu onu bilmek olanaksız. Hepsini bir bir
anmayı düşünsek, malum sayfalar kısıtlı. Onun yerine, yüzlercesinin içinden
dikkatimizi çekenleri bulup çıkarmak ve hatırlatmak istedik. Bir yıl geride
kalırken, ‘kimler geldi, kimler geçti’ diyebilmek için... Seçtiğimiz 50
kitap içinde çeviri romanlar yok. Onu gelecek sayımızda Asuman
Kafaoğlu-Büke’nin kaleminden okuyacaksınız. Türk yazarların romanları, öykü
kitapları, denemeler, biyografiler ve inceleme/araştırma kitaplarından bir
seçki yaptık. 50 tanesinden 25’ine de büyüteç tutup, daha yakından bakalım
dedik. Arada okumadıklarınız varsa, hâlâ çok geç olmadığını hatırlatarak...
|
Tamam. Kimse bize 'Ulysses'i okuyun' demiyor. Ya da ne bileyim
'Decameron'u ya da 'Niteliksiz Adam'ı okumamızı söylemiyor. Ama bu kadar mı
boşa atılır bir olta. İsmet Özel’in o ünlü şiirinin adını ödünç alırsam,
‘Evet, isyan’ diyorum. Sabrımla bilinen ben bile, hoşgörüyü artık bir kenara
koymak gerek diyorum ve o isyana sizi de davet ediyorum... Bir ‘Dur!’
demenin, bir ‘Yetti artık!’ demenin vakti gelmedi mi sizce de... Bu pespaye
akıl vermeler, bu postmodern olana bile pabucunu ters giydiren ucuzluklar,
bu gizemli olduğu söylenen rakamlar, bir parça kokuşmuş peyniri bulmamız
için şaşkın bir fareye çevrilerek bırakıldığımız labirentlerle dolu
kitaplar...
|
'Düşünmek Ne Demektir' bir felsefe dersi metni olsa da şiirden asla kopmaz,
neredeyse demeyeceğim tamamıyla anlamını orada bulur. Şiirin filozofu Hölderlin
ise felsefenin şairi de Heidegger'dir. Siz de Heidegger cümlelerine düşkünseniz
Düşünmek Ne Demektir’i okumalısınız. Zaten nerede bir Heidegger metni varsa
döner şiire değer ve Hölderlin’de konaklar. Düşünmek Ne Demektir bir felsefe
dersi metni olsa da şiirden asla kopmaz, neredeyse demeyeceğim tamamıyla
anlamını orada bulur. Şiirin filozofu Hölderlin ise felsefenin şairi de
Heidegger’dir. Ardı sıra gelen, mantık aşkını, şiirsel olandan beslenen ritmik
cümlelerle, altı çizilesi tanımları patlatarak ilerler zambaklı filozofun
kitabı. Hafıza, düşünmenin toplanmasıdır. Böylesi bir tanım gereksiz ve sebepsiz
değildir elbette.
|
"Bazen buradan ayrılmaktan ve Paris’e gitmekten, ellerimi tuttuğunu, bana
çiçeklerle dokunduğunu hissetmekten başka bir şey arzulamıyorum, sonra nereden
geldiğini, nereye gittiğini de bilmek istemiyorum. Benim için sen Hindistanlısın
ya da daha da uzak, karanlık, kahverengi bir ülkeden; benim için çölsün sen,
denizsin, sır olan her şeysin. Hâlâ hiçbir şey bilmiyorum senin hakkında ve bu
yüzden senin için korkuyorum, bizlerin burada yaptığı herhangi bir şeyi senin
yaptığını hayal edemiyorum, ikimiz için bir saray kurmalı ve o sarayın içinde
benim sihirli efendim olabilmen için seni yanıma almalıydım, orada halılarımız
ve müziğimiz olacak, orada aşkı bulacağız."
|
Balzac’ın ‘Sönmüş Hayaller’de yarattığı Lucién de Rubempre mi gerçek yaşamdan
alınmıştır? Dostoyevski’nin Raskolnikov’u, bir buçuk yüzyıl önce edebiyat tam da
gerçeği anlattığı için, gerçek bir kişilik olabilir mi? Kurmaca kişilikler
gerçeğe en çok yaklaştıkları anda daha çok sorgulanabilir nesneler olarak ortaya
çıkarken, gerçek hayattan uzaklaşıp yazınsal yazının doğasına döndükçe daha
gerçek birer kişiliğe dönüşür. Dorrit Cohn bu saptamayı başka biçimde, “Kurmaca
eserlerdeki en gerçek, ‘en eksiksiz’ karakterler en yakından ve tam da gerçek
yaşamda insanları tanıyamayacağımız şekillerde tanıdığımız kişilerdir,” diye
anlatıyor. “Romancılar bireyin iç yaşamını resmederken, kelimenin tam anlamıyla
kafalarından uydururlar,” da diyor Cohn.
|
Francis Wheen, ‘Karl Marx’ adlı kitabında Marx’la ilgili belgeleri aynen
kullanırken günün koşullarını ve Marx’ın ruh halini daha iyi kavramamız için
kendi yorumlarını katıyor. Bir bakıma dönemi yeniden yorumluyor. Bunu
yaparken kimi kez hafif alaycı bir tavır kullanmaktan da çekinmiyor.
Efsaneleşmiş tarihsel kişiler bana korku verir. Yalnız bana mı? Hemen
herkese. Bu korku zamanla o kahramanı insani özelliklerinden uzaklaştırır.
Kimse bir ulusal kahramanın karnının acıkacağını, uykusunun geleceğini
düşünmez. Canının yandığına da inanamaz. Bu insanüstü kahramanlık
özellikleri kazandırma ya da ilah sayma (putlaştırma demeye her zaman dilim
varmıyor) zamanla o kişinin inanırlığını zedelemeye başlar.
|

Nazan Bekiroğlu, roman ile mesnevi arasında seyreden bir üslupla yazdığı son
romanı ‘Lâ’da, insanın Adem ile Havva ekseninde, ama illa ki Adem’in yalnızlığı
perspektifinde, bireyin ezeli ve ebedi yalnızlıkla örselenen ontolojisine
kişisel ama bir o kadar da önemli bir bakış sunuyor. Yalnız gelmişti dünyaya
Adem. Dünyanın bir adının da yalnızlık olduğunu bildi. O kadar yalnızdı ki,
dünya böylesi bir yalnızlığı son gününe değin görecek değildi. ” Nazan
Bekiroğlu, son yayınladığı romanı Lâ’da referansını Kur’an’dan aldığı
ontolojisini, Adem üzerine bir roman ile kurarken (elbette bilinçli bir biçimde)
sonsuz evrene ve sonsuz yaratılmışlara inat, yürek burkan insanoğlu yalnızlığına
vurgu yapıyor. Bekiroğlu ’nun baştan sona odaklandığı yalnızlık hali, ıssız bir
dünyada acıklı bir çaresizliği de hatırlatıyor insana. Uzak derinlerden gelen
boğuk seslerden başka bir dış evren tahayyül edemeyeceğiniz ana rahmindeki dokuz
ayı kavrayabilseydik, Adem’in yalnızlığına hoş bir mecaz olabilirdi belki de.
İnanmayanı ürperten, insanı evrim düşüncesine zorlayan da budur: Uçsuz bucaksız
bir dünya ve yapayalnız bir ‘tek’ kişi! Böylesi bir acı, böylesi korku
katlanılır bir şey midir?
|
Ahmet Haşim, uygarlık birikimimizi mirasyedi savurganlığıyla harcadığımızı
çok önce fark etmiş. Sözlerine kimse kulak vermemiş olmalı ki, bugünün, tarih
bilincinden yoksun hayatımıza sürüklenip gelmişiz. Dünün gazeteleri, edebiyat
adamının güne yönelik görüşlerine büsbütün kapalı değilmiş. Onların günlük
verimleri, aradan geçen bunca zamana rağmen, bugün de tat alınarak okunabiliyor.
Ahmet Haşim’in gazete yazılarını sık sık okurum. İnci Enginün’le Zeynep Kerman
iyi ki derlediler.
Çünkü “Merdiven” şairi yazılarının tümünü Bize Göre’de devşirmemiştir.
Seçmelerle yetinmiş; beğendiği, önemsediği yazıları seçmiş besbelli. O yazıların
zamana meydan okuyacağını sezinlemiş olmalı. Oysa, arta kalan yazılar da zamana
meydan okuyor...
|
‘Susanlar’, Bilge Karasu’nun yazdıklarının tortusu sayılabilir. Eski tarihli
metinleri, şiir denemeleri ya da kitaplar ve yazarlar üstüne yazıları
okurlarında kuşkuya yer vermeyecek ölçüde açık Bilge Karasu metinleridir. Bu
nedenle ‘Susanlar, ‘Bilge Karasu’dan kalanlar’ biçiminde okunabilir.
Bilge Karasu’nun dokunulmazlaşmaya başladığı yıllar da 1980’lerden sonrasıdır.
Bir yazarı sonunda neredeyse eleştirinin dışına çıkaran bu tür yüceltmeler hemen
her zaman bir ‘zor’un sonucudur. Bu zorun edebiyat kültürümüzün çeşitli
nedenlerle dile getirdiğim eksik oluşumundan kaynaklandığını belirtebiliriz, ama
bu arada gününde değerlendirilmemiş olanın anlaşılabilmesinin koşullarının
oluştuğunu da saptayarak. Edebiyatta doğrunun yanlışın üstüne yürüyebilme
cesareti yazınsal bilginin somut bilginin üstüne çıkmaya başladığı koşullarda
güçlenir. Çünkü egemen olan anlayışlar hep edebiyat dışından güç alır. Derin bir
çatışmanın, karanlık ile kültürel bozuşum ânından kendini tamamlayabilme
keşiflerinin bir arada yaşandığı dönemlerde, eskiyenler geride kalırken
gecikenler kendini gösterme fırsatı bulur.
|
Toplam Haber 254 - Toplam 26 Sayfa - Her Sayfada 10 Haber
Şu An Bulunduğunuz Sayfa
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ......... | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 ] [>] [>>] |
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|