 |
Karakutu
|
|
Arama
|
|
Google Arama
|
|
Reklam
|
|
Reklam
|
|
Facebook
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
|  |
20 Yazı (2 Sayfa, 10 yazı/sayfa) [ 1 | 2 ]
|
|
Oğuz Atay: Şarkılar / Tutunamayanlar'dan
|
|
DÜN, BUGÜN, YARIN
When I was a little child ,
Bir yokluktu Ankara.
Apres moi dull and wild
Town ne oldu, que sera?
İTHAF ve MUKADDİME
King Soloman Speare'di adının İncilcesi
Süleyman Kargı dosttur Türkçe'ye tercümesi
Hamlet için Horatio neyse öyleydi bana.
Kıbrıs dolaylarından göçmüş anavatana.
Yıkık bir sur üstüne büyük, cesur ve mağrur.
Saplanmış bayrak gibi Ankara'da oturur.
|
Oğuz Atay: Eylem Bilim 2
|
|
2.
İlk günler
Bu gün kendimi yorgun, ama huzursuz hissediyorum. Kürsüdeki odamda amaçsız ve
çevreme ilgisiz otururken asistanlardan biri geldi: Refik Bey rahatsızlanmış,
onu haber vermeye gelmiş. İsteksiz bir hareketle telefon defterime uzandım.
Profesör Refik Bey, ağır hareketli, canlı ve kurnaz bakışlı gözlerinden başka
ilgi çekici yönü olmayan ihtiyar bir hoca.
|
Oğuz Atay: Unutulan
|
|
"Ben tavan arasındayım sevgilim!" diye bağırdı delikten aşağı doğru.
"Eski kitaplar bugünlerde çok para ediyor. Bir bakmak istiyorum onlara." Son
sözlerimi duydu mu? "Orası çok karanlıktır; dur, sana bir fener vereyim." İyi.
Durgun bir gün. Bütün hayatım boyunca sürekli bir ilgi aradığımı söylerdi birisi
bana. Gülümsediğimi gösteren bir ayna olsaydı; biraz da ışık.
"Bir yerini kırarsın karanlıkta." Delikten yukarı doğru bir el feneri uzandı.
Fenerli elin ucundaki ışık, rastgele önemsiz bir köşeyi aydınlattı; bu eli
okşadı. El kayboldu. Ne düşünüyor acaba? Gülümsedi: Yine mi düşünüyor?
|
Oğuz Atay: / Eylem Bilim
|
|
1
Bir insan özellikle benim gibi bir insan ne zaman yazmaya başlar? Daha doğrusu,
ne zaman onun için yaşadıkları, hissettikleri, düşündükleri artık ifade etmekten
kaçınamayacağı bir yoğunluğa ulaşır? Bilmiyorum, insan kendisi için böyle bir
durumda olduğunu söyleyebilir mi? Bilmiyorum.
|
Oğuz Atay: Oğuz'un saçı sakalı
|
|
Bir şeyin farkına vardım, çok
şaşırdım: Yetmişli yıllarda öldüğü için Oğuz hep uzun saçlı ve uzun sakallı
kalacak! Tıpkı, on dokuzuncu yüzyıl ortalarının Fransız yazarları gibi.
Sonra moda değişti, biz saçları kısalttık, kimimiz dazlak bile gezer olduk ama
o, hep uzun kıvırcık saçlı, ceketi geniş yakalı, daha doğrusu kazağı boğazlı,
paçası bol bir adamdır.
Sonra bir şeyin daha farkına vardım, daha da çok şaştım: Oğuz öleli yirmi sekiz
yıl...
Kısık sesi kulağımda. Oğuz Atay'dan sözediyorum.
Hani hocaların (aslında yalnızca edebiyat öğretmenlerinin) kıçında dolaşan,
ötekilerden daha bir 'iltifata mazhar' öğrenciler vardır, 'dost-öğrenci' tabir
edilir, bizim de Oğuz'la ilişkimize 'dost-okur' ilişkisi demişler. Benden on
sekiz yaş büyüktü.
Kırk üç yaşında öldü. Bu arada ben onu geçtim, elli üçe geldim. O da şimdi
yetmiş bir yaşında olacaktı...
|
Oğuz Atay: Tutunamayanlar - Mesih'in Gelişi
|
|
"Aramızda bulunması bizlere şeref verecek olan dostum, ülkemizin gerçek
sahibidir. Bu dünyaya ikinci gelişinde,
beyaz bir ata binmiş olarak aramızda
görünecektir. İlk gençliğinde, bu sokaklarda çok dolaşmış, bazen bir türlü
içeri giremeyerek dönüp gitmiştir. Bazen de, bu ve bunun gibi salonlarda
saatlerce oturarak, onu anlayacak duygulu bir kalbi
boş yere beklemiştir.
İkinci gelişinde, bu sokak zafer taklarıyla donatılacaktır.
Bütün kapılar
defne dallarıyla süslenecektir. O gün resmi tatil olacak ve kızlar müşteri
kabul etmeyerek, ellerinde bayraklar, pencerelerde,
yarı bellerine kadar
sarkmış, bekleyeceklerdir. Polisler, en iyi üniformalarını giyerek asayişi
temin edeceklerdir.
Çünkü, o kadar kalabalık olacak, o kadar kalabalık
olacaktır ki üç gün öncesinden ayırtmaya kalksanız
bile hiç yer
bulunamayacaktır. Yalnız, karaborsacılara müsamaha edilmeyecektir. Çünkü o,
öyle isterdi. Sokak bir gün önceden süpürtülecek; çöpçüler de onu, ellerinde
süpürge sopaları, hazır ol vaziyetinde bekleyeceklerdir. Safter bile o
gün
için, terliklerini çıkararak ayakkabılarını giyecektir. Bütün müşteriler de,
kapıların dışında, bayramlıklarını giymiş olarak el ele tutuşacaklardır."
Kızlardan biri hıçkırmaya başladı. Bir müşteri: "Hangi bayram?" diye
sordu
arkadaşına. Metin, anlamadan bakıyordu. Turgut devam etti:
"Kurtuluş bayramının kerhane bölümü. Bütün bayram törenlerinde olduğu gibi,
onun da gelişi biraz gecikecektir.
|
Oğuz Atay: En Büyük Hazinemiz Aklımızdır (2)
|
|
Yok canım. Ben, bana benzeyen birini bulabilseydim, geleceğe güvenle
bakabilirdim. Vitrinlerin önünde bana ters
bakanları görmezdim. Elbette öyle
bakacaklar; vitrindaş olmaktan başka ortak bir yanımız yok ki. Ben vitrinleri,
değiştirilirken seyretmeyi severim aslında.
Kocaman beyaz bez pabuçlar giyen
tezgahtarlar, suçüstü
yakalanmış gibi olurlar. İşte asıl onlar ters ters
bakarlar adama. Hayvan herif! derler bakışlarıyla; bakacak başka zaman bulamadın
mı? Bütün gün orada durdun, sonunda bu münasebetsiz saati seçtin. Sonra da seni
görmüyormuş gibi
yapar: En sakin görünüşüyle yanındakinden toplu iğne ister.
Böyle çatışmaları severim. Seninle tanışmamışsa, aranızda vitrin gibi bir engel,
aşılmaz bir duvar varsa, tek taraflı bir eğlencedir bu.
|
Oğuz Atay: En Büyük Hazinemiz Aklımızdır (1)
|
|
Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş
olsaydım. Ya da son buluşmamızda
büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve
birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve
şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan
olarak konuşmak kaçınılmaz
olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda
kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
İnsanları, eski karıma yapmış olduğum gibi, büyük bir boşluk içinde
bırakmasaydım.
|
Oğuz Atay: Tutunamayanlar'dan Bir Bölüm 2
|
|
"Allahım, onu neden yalnız bıraktın? Neden, yalnızlığının verdiği
çaresizlikle can sıkıcı ilişkiler kurmasına izin verdin?
Neden, geçirdiği her
dakikanın hesabını sordun, içini ezdin? Neden, korkuyu göğsünden çekip almadın?
Neden, suçluluk duygusunu üzerinden atmasına yardım etmedin?
Neden, apartmanın bodrumunda saklambaç
oynarlarken Ayla’yla yalnız kaldığı zaman
kıza dokunacak cesareti vermedin ona? Oysa, bu çeşit küçük cesaretleri en
değersiz kullarından bile esirgememişsindir. İsa’yı neden bu kadar geç tanıttın
ona? Neden,
günahlarının yükünü taşıyacak gücü ona da vermedin? Selim de, kendi
çapında, birkaç kişiyi kandırabilirdi senin yolunda.
|
Oğuz Atay: Korkuyu beklerken-Bölüm 8
|
|
Otuz altı saattir gene açım.
Ölümü bekliyorum. Bu arada vaktimi bos geçirmemek için, okuyorum, yabancı dil
çalısıyorum;
hiçbir sey anlamıyorum. Fakat eskiden de -karnımın tok olduğu zaman
da- anlamıyordum. Uzun bir mevsim yasıyorum; ılık bir yaz ya da sıcak bir
sonbahar, onun gibi bir sey.
Evden çıkmayacağım, bahçeye de
çıkmayacağım. Zaten otlar isi yarım kaldı. Görmek
istemiyorum yapamadıklarımı, yarım bıraktıklarımı artık. Uyumaya çalısıyorum.
(Bahçeye bir tohum ekmis olsaydım, belki de onu yerdim simdi.) Bu sabah,
açlığımın ellidördüncü
saatinde, uyku ile uyanıklık arasındaydım.
|
20 Yazı (2 Sayfa, 10 yazı/sayfa) [ 1 | 2 ]
|
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|