2009 yılında yüzlerce kitap yayımlandı Türkiye’de. Bunların bir kısmı bir
göz kırpması kadar kısa kaldı vitrinlerde, bir kısmı ise inmek bilmedi
raflardan. Çok satanlar da oldu, çok konuşulanlar da... Satış rakamlarını
elimizde olsa da kaçı ne kadar okundu onu bilmek olanaksız. Hepsini bir bir
anmayı düşünsek, malum sayfalar kısıtlı. Onun yerine, yüzlercesinin içinden
dikkatimizi çekenleri bulup çıkarmak ve hatırlatmak istedik. Bir yıl geride
kalırken, ‘kimler geldi, kimler geçti’ diyebilmek için... Seçtiğimiz 50
kitap içinde çeviri romanlar yok. Onu gelecek sayımızda Asuman
Kafaoğlu-Büke’nin kaleminden okuyacaksınız. Türk yazarların romanları, öykü
kitapları, denemeler, biyografiler ve inceleme/araştırma kitaplarından bir
seçki yaptık. 50 tanesinden 25’ine de büyüteç tutup, daha yakından bakalım
dedik. Arada okumadıklarınız varsa, hâlâ çok geç olmadığını hatırlatarak...
Karanlık Çökerken Neredeydiniz: Mario Levi, bu romanında kendisinin
de bir parçası olduğu 78 kuşağını anlattı bizlere. Yazar ayrıca, kitabını
bir “dostluk romanı” olarak tanımladı. Bu dönemin daha çok anlatılması
gerektiği düşüncesiyle yola çıkan Levi, 78 kuşağından bir grup insanın
yıllar sonra yeniden birbirlerini bulması ve bir tiyatro oyunu için bir
araya geliş öyküsünü anlatıyordu.
Dünyanın Uğultusu: Öykücü Behçet Çelik, bu ilk romanıyla oldukça
dikkat çekti. Kriz dolayısıyla işsiz kalan bir bankacıyı anlattığı roman,
orta sınıfın romanı olarak da okunabilir. Ne istediğini tam olarak
bilemeyen, yaşamaktan çok hayatın içinde oyalanan insanların hikâyesini
anlatıyor Çelik. Böyle tatsız tutsuz, bir hayli yavan bir hayat... Hiçbir
şeyin kalıcı olmadığı ve yaşandıktan sonra çabucak unutulan, geriye iz
bırakmayan yaşamlar üzerine bir roman, Dünyanın Uğultusu.
Yorgun Sevda: İrfan Yalçın bu romanıyla 2009 Cevdet Kudret Edebiyat
Ödülü’nü de kazandı. Yalçın, yirmi yedi yıl sonra ilk kez bir romanla çıktı
okurunun karşısına... Bir röportajında romanını bir kez yazdıktan sonra
beğenmeyip çöpe attığını ve romanı iki yılda yeniden yazdığını söylemişti.
Edebiyatçı sabrı bu olsa gerek. Romanın içeriğine gelince... Toplumsal
olayların metnin içinde bir sis gibi dağıldığı roman, gençlik bunalımlarıyla
sıkışmış, insanlardan, arkadaşlarından, hayattan umudunu kesmiş bir genç
kadının bir lunaparkta çalışmaya başlamasıyla değişen, yenilenen ruhunu
anlatıyor.
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi: Ayfer Tunç’un
son romanında bir akıl hastanesine sığdırabileceğiniz kadar çok insan
sayabilirsiniz. Burası akıl hastanesi olmaktan öte, Türkiye’nin ta kendisi.
Söz konusu akıl hastanesinin anlatımından ortaya çıkan tablo, hem
Türkiye’yi, hem de insanlığın bugün geldiği durumu betimliyor.
Mehmet-Fay Kırığı 1: Son yıllarda Türkiye’de çokça tartışılan bir
konuya temas etti Mehmet Eroğlu: Sermayenin el değiştirme meselesi... Yazar,
Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik yapıyı, sermayenin el
değiştirmesini, AKP iktidarıyla yeniden şekillenen ticareti ve ticaretteki
muhafazakâr damarın, yerleşik İstanbul piyasasında yer bulma çabalarını ele
aldı. Aynı zamanda siyaset ve iş dünyası arasındaki ilişkilere de değinen
Eroğlu, bu ilişkiler içindeki bireylerin fotoğrafını sundu okura.
Bana Modern Türkün Tarifini Yapabilir misin Kaan?: Klasik roman
kalıplarının dışında, bir televizyon yarışmasının internet sitesindeki
forumuna yazılmış yazılardan oluşan kitap, farklı biçemiyle ve Türkiye’nin
güncel bir meselesi etrafında örülmüş olmasıyla çekti dikkatimizi. Vivet
Kanetti’nin, Bana Modern Türkün Tarifini Yapabilir misin Kaan? romanı,
Avrupalılaşma yolundaki toplumsal çılgınlığımızı ironik, mizahi bir dille
sermişti önümüze. Kanetti bu romanını, ‘en siyasi romanı’ olarak
tanımlamıştı.
Çok Uzaklarda Bir Yaz: Mehmet Açar’ın kitabın en dikkat çekici yönü,
bir anti-kahraman etrafında örülü olması. Aynı zamanda anlatıcı konumunda
olan bu karakter, arkadaşlarının arasında hep ‘üçüncü kişi’ durumunda kalan,
aşklarını uzaktan uzağa yaşayan, darbe sonrasında, sempati duyduğu sol
değerlerden uzaklaşırken, sınıf atlamayı da başaramayan biri. Roman, 80
darbesiyle yaşamları değişen, 90’ların Özal Türkiye’sine ise uyum sağlamakta
zorlanan bir kuşağın çelişkilerini anlatıyor.
Erken Kaybedenler: Emrah Serbes’i Ankara polisiyeleriyle tanımıştık.
Başkomiser Behzat Ç.’nin dünyasını anlattığı Her Temas İz Bırakır ve Son
Hafriyat romanlarının ardından Serbes, ironik bakışını başka bir dünyaya
çevirdi. Erkek çocuklarının, enerjik ama hüzünlü dünyasına... Kendi
ifadesiyle “çocuk olamayacak kadar büyük, adamdan sayılmayacak kadar da
küçük erkeklerin” hikâyelerini anlattı.
Ziyan: Kitapta askerliğini yapmakta olan bir genç ile Atatürk’e
suikast teşebbüsünde bulunduğu için idam edilen tarihi kişilik Ziya
Hurşit’in karşılaşması yaşanıyordu. Bu karşılaşmanın içerebileceği pek çok
temayı işleyen Hakan Günday, yine toplumun içinde olmak ile dışına çıkmanın
sınırlarında gezen, hatta toplumla ‘ihtilafa düştüğü’ sanısına kapılan
bireyleri anlattı. Bireyin halka duyduğu nefret, bu romanında da
hissettiriyordu kendini. Gençliğin bir kesiminin içinde bulunduğu ruh halini
açık etmesi nedeniyle dikkat çekici bir roman oldu Ziyan.
Yüzünde Bir Yer: Son günlerde de çok tartışılan bir konuda, Dersim’de
yaşananlar hakkında bir roman. Romanın temelinde Dersim olaylarını yaşamış
bir babaanne ile torunu var. Yalın olmaktan çok imgelerle yüklü bir dil
kullanıyor Sema Kaygusuz. Bu dilin söz konusu topraklardan beslenerek, o
toprağın kültürü ve diliyle hemhal olarak oluşturulduğunu söylemek olası.
Eflatun Koza: Roman, adının ima ettiği gibi, kadınların dünyasına
çağırıyor okuru. Ancak bu dünyanın rengi eflatun olmaktan çok kara. Roman
karakterlerinin iç dünyasına odaklanan anlatımıyla tanıdığımız Cahide Birgül
bu kez, gazeteciliğe yeni adım atmış genç bir kadının dünyasında yolculuğa
çıkardı okurunu. Kaybolmuş iki kadının öyküsünün peşinden giden Evrim’in iç
dünyası ile kayıp kadınların dünyasını buluşturan yazar, sürprizli bir son
kurgulamıştı.
Dârülfesad: Tarihi roman kategorisinde sayılı başarılı örneklerden
biri olarak dikkat çekiyor. Ayrıntıları ince ince işlemesi, kurgusunun gücü
ve dönemin diline olan hâkimiyet bu başarının nedenleri. Romanın 16. yüzyıl
Osmanlısına yönelik ciddi bir araştırmaya yaslandığı hissediliyor. Acarer,
“yeteneksiz devlet adamları ve sultanların idareyi ele almalarını ve
yeniçeri ocağının bozulması”nı işliyor romanında. II. Selim ve III. Murat,
devlet idaresinden bihaber, kadın, içki düşkünü, dalkavukları kollayan,
namuslu devlet adamlarını bertaraf eden sultanları anlatıyor.
Aradım Yaz Dediniz: Feryal Tilmaç, Sait Faik Hikâye Armağanı’nı
kazanan öykü kitabında ölüm ve yaşam arasında gidip gelen hikâyeler anlattı
okuruna. Yalın ama etkin bir dille, kimi zaman hayatın en acı yanlarını
cesurca ortaya koydu. Kitabın ikinci bölümünde yer alan öykülerin tamamı
‘kadın öyküleri’... Şiddete maruz kalan, tecavüze uğrayan, intihar eden,
çocukluğu özleyen, aşk acısı çeken kadınlar... Bir kadın yazarın kaleminden
çıkan, sert, bıçak gibi, ama bir o kadar duyarlı öyküler 2009’un dikkat
çekenleri arasında.
Şiiri Şiirle Ölçmek: Yapı Kredi Yayınları, şiir üzerine düşünen ve
düşündüklerini denemeleştiren şairlerimizin yazılarını kitaplaştırdı.
Bunlardan biri Edip Cansever’di. Burada Turgut Uyar’ın kitabı Korkulu
Ustalık’ı da anmak gerekir. Bu kitaplarda aynı zamanda şairlerin
soruşturmalara verdikleri yanıtlar ve kendileriyle yapılmış söyleşiler de
yer alıyor...
Susanlar: Bilge Karasu’nun dergilerde kalmış, kitaplarına girmemiş
yazı ve söyleşilerinin derlendiği kitap, Karasu’nun yapıtlarını, edebiyata
bakışını, yazar-okur ilişkisi üzerine düşüncelerini anlamamızı sağlıyor.
Susanlar, Türk edebiyatının bu büyük isminin kaleminden çıkmış yapıtları
daha derinlemesine anlamamızı sağladığı için özellikle dikkat çekiyor.
Çivisi Çıkmış Dünya: Amin Maalouf’un romanları ülkemizde her zaman
ilgi gördü ve çok okundu. Ancak deneme türüne çok da yakın durmayan okur
kitlemiz düşünülünce, Maalouf’un Çivisi Çıkmış Dünya isimli kitabına yönelik
ilgili oldukça şaşırtıcı. Amin Maalouf, denemelerinde, medeniyetler
çatışması ve onun tüm toplumlar için yarattığı felaketlerden, küresel
ısınma, enerji kaynaklarının tüketimi ve doğa felaketlerine dek uzanan pek
çok konuya eleştirel bir yaklaşım getirdi.
Binbir Çiçekli Bahçe: Edebiyatımızın büyük romancısı Yaşar Kemal’in
eserlerini ülke ve toplum sorunlarından koparmak mümkün değil kuşkusuz. Ama
bu kez Yaşar Kemal, toplum, kültür, siyaset alanlarındaki düşüncelerini
denemeleri aracılığıyla duyurdu okurlarına. Kitabın ismi de onun düşünce
dünyasına dair sağlam bir ipucu veriyordu Binbir Çiçekli Bahçe...
Post-Entelektüel Dönem ve Edebiyat: Hasan Bülent Kahraman, aslında
edebiyat kuramcıları ve edebiyatçılar arasında enine boyuna tartışılması
gereken bir kuram kitabıyla çıktı okurunun karşısına. Ortaya yeni bir kavram
koyması, günümüz edebiyatına ilişkin sert eleştiriler getirmesi ve gelecek
yıllara dair edebiyatın nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiğiyle ilgili
önerilerde bulunmasıyla dikkat çekti.
Çirkinliğin Tarihi: Umberto Eco, daha önce Güzelliğin Tarihi’ni
yazmıştı. Öyle ya, güzellik ve çirkinlik bir madalyonun iki yüzü gibi. O
yüzden bu iki kitap yan yana durmalı, yan yana okunmalı. Çirkinliğin
Tarihi’nde yüzyıllara yayılmış çirkinlik anlayışının izlerini buluyoruz.
Metin, resimlerle de desteklenince çok daha güçlü ve zengin bir anlatı
çıkıyor ortaya.
Erdal Öz-Unutulmaz Bir Atlı: Hem edebiyatçı, hem yayıncı olarak Türk
yazın tarihinde doldurduğu boşluğun yadsınamayacağı bir isimle ilgili
böylesine kapsamlı bir biyografi kitabı 2009’un dikkat çekenleri arasında
sayılmasa olmazdı. Ayşe Sarısayın, “Herkes kendi Erdal Öz’ünü yaşıyor,
yaşatıyor” demiş sunuş yazısında ve herkesin Erdal Öz’ünü bulup çıkartmak
istercesine, yüze yakın ismin tanıklığına başvurmuş, kırkı aşkın kişiyle yüz
yüze görüşerek hazırlamış kitabını. Kitabın gücü de bu yoğun emekten doğuyor
olmalı.
Varlık ve Hiçlik: Ne ilginçtir ki, Jean-Paul Sartre’ın başyapıtı
sayılan Varlık ve Hiçlik Türkçeye ilk kez, yani, Fransa’da yayımlandıktan
ancak 30 yıl sonra çevrilebildi. İthaki Yayınları’nı bu nedenle kutlamak
gerekir. Aynı yayınevi bir o kadar hacimli olan Sartre biyografisini de
yayımladı. Demek ki kültür dünyasına katkıda bulunmayı amaçlayan, “çok mu
satar az mı” kaygılarını bir kenara bırakabilen yayınevleri hâlâ var. İki
ciltlik
Hitler biyografisi ve Brecht günlüklerini de anarak İthaki Yayınları’nın
hakkını teslim edelim.
Simone de Beauvoir-Özgürlüğü Yazmak: Bu yıl Simone de Beauvoir ve
Jean-Paul Sartre yılı oldu desek yeridir. Sartre’dan sonra Beauvoir’ın ve
onunla ilgili eserlerin yayımlanması dikkat çekici. Bunlardan biri,
Beauvoir’ın manevi kızı olan Sylvie Le Bon de Beauvoir ile Jacques Deguy’un
hazırladığı biyografi kitabı. Küçük boy, az yazı ve bol resimle yayımlanan
kitap, ünlü yazarı tanımanın ilk adımı. Ama buna bir de yazarın kült eseri
Mandarinler’i eklemeli. İmge Kitabevi yeni baskısını yaptı. Ve hemen
ardından yine 2009’de yayımlanan, üstelik çevirmeni Bilge Karasu olan Sessiz
Bir Ölüm gelmeli. O da İmge Kitabevi’nden.
Anılar Kitabı: Ve yine, yakın zamanda kaybettiğimiz bir edebiyat
adamı; Fethi Naci. Eşi Lale Kalpakçıoğlu ve Ferit Edgü’nün yayına
hazırladığı kitapta, Fethi Naci yalnızca eleştirmen yönüyle çıkmıyor
karşımıza. Bahçe işiyle uğraşmayı seven, gelinciklere düşkün, dostlarının
ölümü karşısında büyük bir çıkmazın içinde, bir çalışma masası oldu diye
mutlu, kızının dünyayı terk etmesiyle, içindeki şarkının bittiğini söyleyen
bir Fethi Naci’yi tanıdık bu kitapla. İyi ki de tanıdık...
Zaman İçinde Müzik: Evin İlyasoğlu’nun daha önce çıkan Zaman İçinde
Müzik kitabı, 2009’da yeni ve genişletilmiş bir şekilde yayımlandı. En yeni
gelişmelerle güncellenen kitap hem dünya müziğindeki yeni besteci ve
yapıtlara, hem de Türkiye’nin yetiştirdiği değerlere kapılarını açmış.
Ayrıca kitapla birlikte, belli bir düzen içinde sunulan CD’lerde, kitapta
sözü geçen belli başlı yapıtların örneklerini de bulmak mümkün.
Genç Bir Don Juan’ın Maceraları: 2009 aslında, 2000’li yıllara
yakışmayacak bir uygulamaya tanıklık etti. Sel Yayınları, CinSel logosuyla
yeni bir seri çıkartmıştı ki, kitaplar “ailecek okunamayacak kitap”
kategorisinde değerlendirilip yasaklandı! Bu tanımın ne menem bir şey olduğu
bir yana, sözü edilen kitaplardan birinin Apollinaire’in yapıtı olması, söz
konusu yasağı koyanların bilgi ve kültür düzeyini açık etmeye yetiyor. Genç
Bir Don Juan’ın Maceraları’nı, seriyi temsilen, 2009’un dikkat çekenleri
arasına almak yerinde olacak...
Klasikler çizgi roman oldu
2009 Türkiye’de ‘konsept’ler yılı olmuş gibi görünüyor. Yeni bir konsept de
“Edebiyat klasiklerinin çizgi roman uyarlamaları” oldu. Özellikle Everest ve
NTV Yayınları’nın başı çektiği bu seride, Kafka’dan Dostoyevski’ye ve
Shakespeare’e dek pek çok yazarın klasik yapıtları çizgi roman halinde
yayımlandı. Bu yeni ‘model’ çok da tartışıldı. Kimileri çizgi roman
aracılığıyla özellikle gençlerin klasiklere ısındırılabileceğini söylerken,
kimileri de bu uyarlamaların klasiklerin özüne zarar verdiğini öne sürdü.
Bir de tabii çizgi romancıların getirdiği eleştiriler vardı. Ancak tüm bu
tartışmalara rağmen yadsınamayacak gerçek şuydu: Çizgi romanlar çok
satıyordu... Kafka’nın Dava’sının, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sının,
Shakespeare’nin Hamlet’inin çizgi romanlarını okuyanlardan kaç genç acaba
“yahu şu yapıtların bir de asıllarını okuyayım” demiştir? Belki şimdi
araştırılması gereken bu. Klasiklerin satış rakamları arttı mı dersiniz?
Çok satanlar, çok konuşulanlar
2009’da Türkiye’de en çok hangi roman satıldı sorusuna verilecek tek bir
yanıt var kuşkusuz: Elif Şafak’ın Aşk romanı.
En son Doğan Kitap yaptığı açıklamalarda 400 bin satış rakamına
ulaştıklarını söylemişti. Aşk romanı çok satmanın dışında, çok da konuşuldu.
Zaten öyle sanıyorum ki çok konuşulmak ile çok satmak yan yana yürüyor.
Bir de tabii 2009’da yayımlanmamış olsa da Orhan Pamuk’un Masumiyet
Müzesi çok satan romanlardan oldu. Masumiyet Müzesi’nin açılacağı söylendi,
açıldı da sanırım, ama kaç kişi ziyaret etti bilemiyorum. Sanki bir anda
sessizliğe gömüldü Masumiyet Müzesi.
Bunların dışında kurgu kategorisinde Ahmet Ümit’in Bab-ı Esrar, Yazgülü
Aldoğan’ın Kiralık Adam, Ömer Özgüner’in Başkasını Seviyorum, Serdar
Özkan’ın Kayıp Gül gibi romanları akla gelen ilk birkaçı.
Kurgu dışı kategoride ise ne hikmetse bir tasavvuf ve Mevlânâ merakı
dikkat çekiyor. Aşk romanı mı bu damardan beslendi, yoksa Aşk’ın ardından mı
yoğunlaştı bu merak araştırmak gerek. Şems-i Tebrizi’nin Makâlât’ı uzun süre
listelerde kaldı. Bunun benzeri kimi kitaplar da öyle.
Kurgu dışı kitaplardan elden düşmeyenler arasında, John Lloyd’un Cahillikler
Kitabı, Adam Power’ın Olasılıksız ve Empati kitaplarını saymak gerekir.
İstanbul’un neresindensin?
Türkiye’nin 40 edebiyatçısı, İstanbul’un belli başlı 40 semtini yazdı.
Edebiyatçının kaleminden çıkan bir semt anlatısının zenginliğini ve
derinliğini varın siz tahmin edin. 2010 İstanbul Kültür Başkenti kapsamında
yayımlanan İstanbulum dizisinde kimler yok ki, Abdullah Uçman’ın Fatih’te
Geçen Kırk Yılın Hikâyesi; Adnan Özer’in Benim Taşlıtarlam, Adnan
Özyalçıner’in Karagümrüklü Yıllar; Alim Kahraman’ın Atikvalide; Ari
Çokona’nın Fener; Ataol Behramoğlu’nun Benim Prens Adalarım; Ayşe
Sarısayın’ın Beşiktaş: Yollar ya da Anılar Boyunca; Beşir Ayvazoğlu’nun
Dersaadet’in Kalbi Beyazıt; Celal Özcan’ınGözbebeğim Göztepe, Cüneyt
Altunç’un Suadiye, Suadiye; Doğan Hızlan’ın Cağaloğlu: Hayatın ve Mesleğin
Birleştiği Yer; Enver Aysever’in Ataköy: Bir Semti Kendince Yazmak; Eray
Canberk’in Fener’e Giden Yol: Feneryolu; Gönül Kıvılcım’ın Yaşayan
Tanıklarla Karaköy; Gülsüm Cengiz’in Boğazdaki Mutlu Çocuk Kuzguncuk; Gündüz
Vassaf’ın Leventnâme; Haluk Dursun’un Boğaziçi’nde Kırk Yılım; Hasan
Öztoprak’ın Draman Hatırası; Haydar Ergülen’in Azıcık Cihangir; Hıfzı
Topuz’un Nişantaşı Anıları; Hilmi Köksal Alişanoğlu’nun Çarşamba Cibali;
Hulki Aktunç’un Bir Kadıköy’oğlu; Hüseyin Alemdar’ın Kalpzaman Yeşilçam;
İzel Rozental’ın Moda Sevgilim; Melisa Gürpınar’ın Çamlıca’dan
Yeldeğirmeni’neRüzgârın Peşinde; Mine Söğüt’ün Dolapdere: Kürt Kediler
Çingene Kediler; Nail Güreli’nin Dünden Bugüne Babıâli; Nusret Karaca’nın
Ben Haliç; Oğuz Karakartal’ın Ağabey Hisar: Anadoluhisarı; Orhan Okay’ın
Balat; Ömer Erdem’in Üsküdar; Öner Ciravoğlu’nun Fındıkzade: Bir Sur İçi
Rüyası; Refet Özkan’ın Maltepe; Reyhan Çorak’ın Çengelköy; Saadet Özkal’ın
Saklı Bahçeler-Bir Şişli Esintisi; Selçuk Erez’in Ayamama’dan Zuhuratbaba’ya
Bakırköy; Sema Kancan’ın Unutulmuş Bir Boğaziçi Yerleşimi Beykoz; Sennur
Sezer’in Kasımpaşa; Süleyman Faruk Göncüoğlu’nun Kısa Metrajlı Film Tadında
Eyüp; Talin Büyükkürkciyan’ın Feriköy Anılarda... Şimdi.
50 Kuşağı 50 yaşında
2009 yılı 50 Kuşağı öykücülerinin 50 yaşını doldurduğu yıldı. Bu 50. yıl
için kimi yayınevleri, ortak amblem altında, 50 Kuşağı öykücülerinin ilk
kitaplarını yeniden yayımladı. Bu yeni yayınlar, bugün kimi hayatta olmayan,
ancak geçmiş 50 yıl içinde edebiyat ve yayın dünyamızda varlığını
hissettiğimiz öykücülerimizin ilk öykülerini genç okurla buluşturdu. Hem de
50 Kuşağı’nı bir araya getiren edebiyat anlayışının yeniden konuşulup
tartışılmasına vesile oldu. Ne de iyi oldu. Böylece, Erdal Öz’ün, Onat
Kutlar’ın, Orhan Duru’nun, Adnan Özyalçıner’in, Demir Özlü’nün, Ferit
Edgü’nün ve daha birçoklarının gençlik eserlerini hatırlamış oldu okurlar.
IRMAK ZİLELİ / Radikal Kitap