Habertürk'te Balçiçek Pamir'in “Karşıt Görüş” programında izledim İsmet Özel'i.
Kelimenin tam anlamıyla “döktürdü” yine.
Gerçi kitaplarından, söyleşilerinden, konuşmalarından haberdar olanlar için pek
“yeni” bir şey söylemedi.
Ne ki, öyle kolay kolay eskiyecek “yeni”lerden değildi dile getirdikleri.
Necip Fazıl'ın ifadesiyle “solmaz pörsümez yeni” olmasalar da, hakkıyla
fehmedilemedikleri kesindi.
İsmet Özel köşe başlarını tutan malum aydınlara meydan okudu dünkü programda.
Külliyen karşı çıktı savundukları ne varsa.
Karşı çıkmak ne kelime; elinin tersiyle itti, aşağıladı.
“Gavurda akıl olsa Müslüman olurdu” diyerek, bu aydınların “referans
dünyasına” da meydan okudu.
“Karlı Bir Gece Vakti Bir Dostu Uyandırmak”ta, “yazık, şairler kadar cesur
değilim” demişti, ama, belli ki dünyaya meydan okuyacak kadar cesur.
Cesur ve müdanasız…
Çünkü has şair.
Çünkü…
Dünyayı iplemeyecek kadar güçlü bir şiiri var.
Öyle bir şiir ki bu, Batı'ya gittiğinizde daha bir anlarsınız değerini. Ne
Behçet Necatigil'in mısraları gelir bulur sizi, ne de Cemal Süreya'nın. Lakin
bir an olsun ellerinizi bırakmaz onun mısraları…
Kendisi hakkında “Önce komünistti, sonra şeriatçı oldu, şimdi Türkçü oldu…”
diyenlere mezkur programda şöyle cevap verdi:
“Ben hâlâ komünistim. Müslüman, komünist olmayacak da ne olacak! 'Bizi aldatan
bizden değildir' diyor hadiste. Bundan daha komünistçe ne olabilir?!..”
Burada soluklanalım biraz.
Yeni Devir gazetesinden beri fasılasız takip ederim İsmet Özel'i.
Müslümanlığa ulaşmasını, sosyalist olmasının nedenleri üzerinden açıklamasına
muttali olduğum için de, “Ben hâlâ komünistim” ifadesi hiç şaşırtmadı beni.
“Toparlanın Gitmiyoruz”un üçüncü cildinde, “Kapitalizme direnen bu millete ben
Türk diyorum…” dediğine göre, Türklükten komünistliğe sağlam bir “yol” bulmuş
demektir.
Gelgelelim…
Kendini sadece ve sadece “Müslüman” olarak “adlandırdığı” dönemden, “Türk
olmayana gavur denir” mahiyetinde herhangi bir sözünü hatırlamıyorum.
Müslümanlıkla komünistlik arasında kurduğu “yola” haydi ağzımızı açmayalım.
(Zaten 12 Eylül öncesinin faşistlerinin nezdinde “yeşil komünist” tesmiye
edildiğimiz için pek yabancıladığımız bir “yol” sayılmaz.)
Lakin “Kalın Türk” vaziyetleri kesinlikle yeni bir durum.
“Nasıl Türk olunur?” sorusuna İsmet Özel'in cevabı şu: “Namaz kılarak…”
Demek ki; “Türk” olunan bir şey!
Namazı arada bir kazaya bırakanların “Türklükleri” ne olacak peki?
Azalacak mı?
Azalıp çoğalan bir şey mi Türklük? Neyse, buradan devam edersek, mevzunun
tadı kaçar, keselim.
Sabah akşam “açılım” konuştuğumuz şu dönemde televizyona çıkıp, “Türk olmayana
gavur denir…” demek az bir şey değil. Katılın katılmayın, faşist deyin, zırva
deyin; bu durum değişmez.
Fakire sorarsanız, hülasa etmek yerine anlamaya çalışın.
Bir dine ihtiyaç duyduğunda Hıristiyanlığı seçeceğini söyleyen Murat Belge'nin
umurunda olmayan “Türklük”, neden İsmet Özel'in bu kadar umurunda, sorusuna
cevap arayarak başlayabilirsiniz mesela.
“İsmet Özel niçin Türk oldu?” biliyor musunuz?
Davasından, iddialarından vazgeçen “Müslümanlara” artık benden kaşık su / kelâm
yok, demek için.
Yahut…
Kürt mütefekkiri arkadaşım Müfid Yüksel'in, “Dindarlık İslamcılar eliyle
tasfiye ediliyor” ifadesinde karşılığını bulan “İslamcılarla” her bakımdan
yollarının ayrıldığını cümle âleme ilan etmek için.
Tıpkı…
Sezai Karakoç üstadımızın, Yüce Diriliş Partisi'ni kurmakla, kimsecikler
sizin tuttuğunuz partilerle pırtılarla zerre miskali alakam olduğunu
zannetmesin, demeye getirdiği gibi.
Salih Tuna / Yeni Şafak / 25 Aralık 2009