Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Gazete Oku
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Arama



Google Arama



Reklam


Reklam



Facebook


Forum Son Başlıklar

 'nöbet' geçirmek
 Vesayet Kötüdür:Hep vesayet altındaydık, demokratik olmadık!
 PAKİSTAN
 Bir Sarmaşık Olsaydım
 ARABESK ŞARKILARIN TAHLİL DENEMESİ
 Akira Kurosawa
 Düşleten Müzikler
 Mokhtabad
 Yol Arkadaşım
 öteki ile beriki
 Yazamıyorum artık.....
 şiirin anatomisi.. ve kötü şiir
 Kim dost kim düşman?
 Bölünük Ülke
 Korsan Devlet’e Dur! Demeliydik
 Sayın Baykal’ın istifası ardından CHP’de yaşanan gelişmeler
 Lars Von Trier
 Yaşı/yorum
 MUTLULUK
 KEMAL TAHİR VE MARKSİZM

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Karakutu - RSS - Alexa

Karakutu.com - Twitter Sayfası
Alexa - Karakutu internet gezgini
Destekliyoruz - siz de destek olun!

Karakutu Site RSS
Karakutu Haber RSS
Karakutu TV RSS
Karakutu Forum RSS


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
Tüm gazeteler
TRT
Sabah
Hürriyet
Milliyet
Radikal
Taraf
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Zoque
Karakutu.org

Özgürlük Kapanı: Birinci Bölüm: Canın Cehenneme Dostum
Tarih: 20.12.2009 Saat: 01:00 Gönderen: karakutu
 

ÖZET

Hikayemiz, Soğuk Savaş'ın o karanlık ve ürkütücü günlerinde başlıyor ve bize bugün sahip olduğumuz sınırlı ve tuhaf özgürlük anlayışının, Soğuk Savaş dönemindeki şüphe ve güvensizliklerin ürünü olduğunu anlatıyor.

Ve insanların, nasıl olup da bencil, yalnız ve şüphe içinde yaşayan canlılar haline geldiklerini, birbirlerini devamlı gözetleyip bir diğerine karşı hesaplar yaptıklarını...

İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde, Amerika Birleşik Devletleri, ve Amerikan filmleri bunu yalnızca bir zafer olarak değil, yeni bir çağın başlangıcı olarak kutladılar.

O dönem "özgürlük", sadece Nazilerden kurtulmak değil; aynı zamanda ülkede otuzlu yıllarda yaşanan "Büyük Buhran" ardından ortaya çıkan ekonomik kaos ve belirsizliğin de sonu demekti bir bakıma... Bu dönemde ekonomide temel denge unsuru devlet olmalı anlayışı baskın geldi.



İlerleyen yıllarda, devlet bürokrasisi iyice büyüdü ve güçlendi. Bazılarına göre "toplumsal yaşamın düzenlenmesinde politikaya başvurmak, kapitalizmin üretebileceği her türlü sorundan çok daha tehlikeliydi; çünkü kaçınılmaz olarak, özgürlüklerin sonunu ve zorba yönetimlerin iktidarını getirecekti."

İşte bu görüştekiler, serbest piyasa ekonomisine dönüşte buluyordu çözümü. Görüşlerine bir destek de bilimadamlarından gelecekti.

Bu bölümde Soğuk Savaş'ta Sovyetlerin her bir adımını tahmin etmek üzere geliştirilen Oyun Kuramı ve bunun gibi matematiksel kuramların nasıl ekonomik düşünce şekillerine işlendiğini anlamaya çalışıyoruz.

Özgürlük Kapanı

Giriş

Çağımızın sihirli kavramı bireysel özgürlükler… Bireysel özgürlükler adına ekonomik ve sosyal farkların pekiştirilmesi… özgürlük ve demokrasiyi yayacak bir küresel devrim adına İngiltere ve Amerika’nın; başta Irak ve Afganistan’a olmak üzere, diğer ülkelere askeri müdahalesi. Bu müdahalenin bedeli öfke ve kan… Ve, giderek demokrasiden kopan bir İslami siyaset anlayışı; bunun ilham verdiği saldırılar… Buna karşılık, özgürlüklerimizi güvence altına alan yasaların birer birer yok edilmesi; özgürlük kapanı…

“Kabusların Gücü” adlı, büyük ilgi toplayan belgeselin yapımcısı Adam Curtis’in bu yeni dizisi; özgürlük kapanı…. BBC için Türkçe’ye Aylin Bozyap uyarladı.

Birinci Bölüm


(6, 7, 8, 9, 10…10, 9, 8, 7…)
İnsanlar her zaman ihanet eder, sadece rakamlara güvenebilirsin. Çağımızın en büyük siyasi hedefi, bireysel özgürlükler. Özgürlüğün, tüm insanlığın geleceği olduğuna inanıyorum. İngiltere’de hükümet, bireyleri bürokrasiden ve elitlerin kontrolündeki köhneleşmiş yapılardan kurtarmak adına, devrim yapma niyetinde. Tony Blair: “Amacımız, bireyi özgürleştirebilmek için İngiltere’yi sınıf farklarından, köhne yapılardan, ön yargılardan kurtarmaktır.”

İngiltere ve Amerika, diğer ülkelerde ve başta da Irak ve Afganistan’da bireyleri zorba yönetimlerden kurtarmayı hedeflediğini söylüyor; fakat ortaya çıkan sonuçlara biraz  yakından bakınca görünen bambaşka, tuhaf bir özgürlük tablosu. Asıl yaşanmakta olan bürokrasi çemberini kırmak, insanları özgürleştirmek adına performans hedeflerinin, rakamların belirleyici olduğu; yeni ve insanları daha fazla kontrol altında tutan bir yönetim sisteminin yükselişi. Her alanda seçme özgürlüğü vadeden hükümetlerin, aslında eşitsizliklerin büyümesine ve sosyal akışkanlığın çöküşüne önderlik etmeleri; ve sonuçta sınıf farklılıklarının büyümesi ve ayrıcalıklı olanların gücünün geri dönüşü. Dünyaya özgürlük getirme kampanyasının bedeli ise öfke ve kan… Irak’ta, Amerika önderliğindeki özgürlük kampanyasının reddi; Ve, giderek demokrasiden kopan bir İslami siyaset anlayışı, bunun ilham verdiği şiddet saldırıları. Hükümetlerin, buna yanıt olarak özgürlüklerimizi güvence altına alan yasaları birer birer yok etmeleri.
İşte bu program dizisinde, bu tuhaf  çelişkilerle örülü yeni dünyanın nasıl şekillendiğini anlamaya çalışacağız.

Hikayemiz, soğuk savaşın o karanlık ve ürkütücü günlerinde başlıyor ve bize bugün sahip olduğumuz sınırlı ve tuhaf özgürlük anlayışının, soğuk savaş dönemindeki şüphe ve güvensizliklerin ürünü olduğunu anlatıyor; Ve, insanların nasıl olup da bencil, yalnız ve şüphe içinde yaşayan canlılar haline geldiklerini, birbirlerini devamlı gözetleyip, bir diğerine karşı hesaplar yaptıklarını. Politikacılar ve bilim adamları da bunu gördü ve insan doğasının bu yanının yeni bir özgürlük kavramına, toplumun yapısal değişimine nasıl temel oluşturabileceğini fark ettiler; fakat, o dönem göremedikleri şey bu karanlık, bu karşılıklı güvensizliğe dayalı anlayışın aslında içinde, yeni bir toplumsal kontrol sisteminin de tohumlarını taşıdığıydı. özgürlük dilini kullanan; ama gerçekte bizi ve liderlerimizi dar ve boş bir dünyaya sıkıştıracak bir sistem.
(Müzik ve eğlence sesleri)
2. Dünya Savaşı sona erdiğinde ABD ve Amerikan filmleri bunu yalnızca bir zafer olarak değil, yeni bir çağın başlangıcı olarak kutladılar. O dönem özgürlük, sadece NAZİ’lerden kurtulmak değil; aynı zamanda ülkede 30’lu yıllarda yaşanan büyük buhran ardından ortaya çıkan ekonomik kaos ve belirsizliğin de sonu demekti bir bakıma. 2. Dünya Savaşı sonrası hükümetler artık görevlerinin, ekonomiyi kontrol altına almak ve toplumu kapitalizmin temelini oluşturan bireysel çıkar güdüsünden korumak olduğuna inanıyorlardı. İktisatçı Robert Chavis: “Artık hiçbir sınır tanımayan kapitalizm tapınağında ibadet etmiyorduk. 30’lu yıllardaki ekonomik buhranı atlatmış, üzerine 2. Dünya Savaşını yaşamıştık. Artık, ‘ekonomide temel denge unsuru, hükümet olmalı’ diyorduk. Bireyler hala önemliydi; ama hükümet de, bir daha asla ekonomik buhran yaşamayacağımızın güvencesi olmalıydı.”

İlerleyen yıllarda devlet bürokrasisi iyice büyüdü ve güçlendi. Görevleri kapitalizmi herkesin çıkarına uygun düşecek şekilde düzenlemekti. İyimserlik rüzgarının estiği o günlerde bu anlayışı pek az kişi sorgulayabiliyordu. Ama o dönemde Amerika’da ders veren Avusturyalı bir aristokrat, bu anlayışın felaketle sonuçlanacağını savunuyordu. Friedrich von Hayek’e göre toplumsal yaşamın düzenlenmesinde politikaya başvurmak, kapitalizmin üretebileceği her türlü sorundan çok daha tehlikeliydi; çünkü kaçınılmaz olarak özgürlüklerin sonunu ve zorba yönetimlerin iktidarını getirecekti. Hayek için bunun en korkunç örneği Sovyetler Birliğiydi. Sovyet liderler, bir ütopyanın peşinde her şeyi planlamaya ve kontrol altında tutmaya çalışmışlar; ama bu çaba, diktatörlükle sonuçlanmıştı. Aynısı, kaçınılmaz olarak Batı’nın da başına gelebilirdi. “Bu tehlikeyi önlemenin tek yolu” diyordu, Hayek: “Tıpkı eski günlerdeki gibi serbest piyasanın hakim olduğu, bireylerin kendi çıkarlarını kolladığı, hükümetin de mümkünse hiç rol almadığı altın çağa dönmekte yatıyor.”

Hayek, bunun sonunda milyonlarca insanın kendi çıkarlarını kovaladığı, kendi kendini yöneten otomatik bir sistemin, insanın müdahalesinin olmadığı doğal bir düzenin oluşacağına inanıyordu: “İnsanlarımız en çok kendi çıkarlarını güttüklerinde kazançlı çıkarlar. Bunun için her şeyi kendiliğinden düzenleyecek bir sisteme dönmemiz gerek. Özgürlük ve refahı ancak bu sağlayabilir. Görüşlerimin temelinde yatan budur.”
- İyi de bu, bencilliğe dayanan bir yaşam felsefesi olmuyor mu; başkalarını düşünmeyecek miyiz hiç?
“Hayır, öyle bir şey söz konusu değil.”
Hayek’in düşüncelerine o sırada ne politikacılar ne de iktisatçılar destek verdi. Modern, karmaşık bir dünyada sosyal düzenin, bireyleri kendi çıkarlarını gütmekte serbest bırakarak sağlanabileceği fikri kabul görmedi. Bununla beraber, Hayek’in düşüncelerine destek ekonomiyle hiç ilgisi olmayan bir başka kesimden, soğuk savaşın belirsizlikleriyle boğuşan bilim adamlarından gelmek üzereydi.

50’li yılların sonunda New York’un 30 km. kadar kuzeyinde patlayıcılara dayanıklı, dev bir yer altı sığınağı inşa edilmişti. Dünyanın en büyük bilgisayarına evsahipliği yapıyordu. Tüm dünyaya yayılmış radarlarla örülü bir sisteme bağlıydı ve durmaksızın Sovyetler Birliğini izliyordu. Binlerce istihbarat verisi saniye saniye bu bilgisayara akıyor, burada bunların tehlikeli bir mesaj taşıyıp taşımadıkları inceleniyordu. Bu sistemi tasarlayan nükleer strateji uzmanları yepyeni bir savaşın içinde olduklarının bilincindeydiler. Kimsenin dizginleri karşı tarafa bırakmak istemediği böyle bir dönemde bu uzmanlar, elde ettikleri istihbaratı, Sovyetlerin her bir adımını tahmin etmelerine yarayacak şekilde kullanan bir yöntem geliştirmek istediler. Bunun sonucunda yepyeni bir fikir ortaya atıldı;

‘Oyun Kuramı’

‘Oyun Kuramı’, asıl olarak iskambildeki poker oyunlarını matematik yoluyla çözümlemek üzere geliştirilmişti. Oyunu bir sistem olarak ele alıyordu. Bu sistemde tüm oyuncular birbirine kenetlenmişti; yani her biri, diğerinin ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışıyordu. ‘Oyun Kuramı’ buradan hareketle her bir oyuncu için mantığa uygun en iyi hamleyi gösteriyordu. ‘Oyun Kuramı’nın geliştirildiği yer, Rand Corporation adlı, Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatına (CIA) bağlı bir düşünce kuruluşuydu. Nükleer silahlanma yarışının temelleri de burada atıldı. Yüzlerce füze, yer altı depolarında korunuyor, gökyüzünde 24 saat bombardıman uçakları kol geziyordu. Aynı, bir oyunda olduğu gibi bunlar da Sovyetlere, saldırdığı takdirde Amerika’nın daima karşılık verecek füzeleri olduğunu göstermeyi amaçlayan stratejik hamlelerdi. Ve bu oyunun kurallarına göre Rusları saldırmaktan alıkoyan korkuları ve çıkarlarıydı. İşte Rand’deki uzmanlar Amerika ve Sovyetlerin birbirine kenetlendiği bu durumu ‘dehşet dengesi’ diye açıklıyorlardı. ‘Oyun Kuramı’nın temelinde insanların sadece şahsi çıkarlarıyla hareket eden ve etrafına devamlı şüpheyle bakan canlılar olduğu anlayışı saklıydı. Rand’de çalışan bir matematikçi bu karanlık fikri daha da ileri götürdü; sadece soğuk savaş döneminde değil, tüm insan ilişkilerinde şahsi çıkarlar ve şüphe üzerinden istikrarın sağlanabileceğini göstermek için işe koyuldu. Matematik dehası John Nash Holywood yapımı “Akıl Oyunları” adlı filmde kederli bir kahraman olarak anlatılıyordu; ama gerçek hayatta, iletişim kurması hayli güç ve inatçı bir insandı. Geliştirdiği strateji oyunlarını pek çok meslektaşı, ‘Gaddarca!’ diye niteliyordu; örneğin bunlardan en ünlüsü olan, “Canın Cehenneme Dostum!” adlı oyunu kazanmanın tek yolu, takım arkadaşınıza acımasızca ihanet etmenizden geçiyordu. John Nash ‘Oyun Kuramı’nı, insanın her türlü ilişki biçimine uyarlamayı denedi. Bunun için temel varsayımı şuydu, “Tüm insan davranışları, ‘Soğuk Savaş’ın rekabetçi ve birbirine düşman dünyasıyla açıklanabilir; yani devamlı birilerini gözetlemekte olan insanlar, istediklerine ulaşmak için izledikleri stratejileri de bir diğerinkine uydurmak zorundadırlar.” John Nash, kendisine NOBEL ödülünü kazandıran bir dizi denklemle, şahsi çıkarlar ve şüphenin hakim olduğu bir sistemin, nihayetinde kaosla sonuçlanmadığını gösterdi ve tüm çıkarların birbiriyle kusursuz örtüştüğü bir tür dengenin daima sağlanabileceğini kanıtladı: “Şöyle bir denge var bu denklemde; benim yaptıklarım, senin yaptıklarınla kusursuz biçimde uyumlu. Senin yaptıkların ya da bir başka kişinin yaptıkları da kusursuz biçimde, benim yaptıklarımla ya da diğerlerinin yaptıklarıyla uyum içinde; yani herkes kendisi için en iyinin peşinden gidiyor, aynı iskambildeki poker oyununda olduğu gibi. Anafikir bu; bireyler birbirlerinden bağımsızlar ve gayet bencilce hareket ediyorlar. Ama benim denklemlerimde her birinin yaptıkları, diğerleriyle uyumlu ve sonuçta tüm oyuncular karlı çıkıyor; işte denge burada, ama bu denge hiçbir işbirliğine dayanmıyor.”

Nash’e göre istikrar ve denge, ancak sisteme dahil olan her birey bencilce hareket ettiğinde sağlanabiliyor; çünkü işbirliğinin olduğu yerde tehlikeli ve beklenmedik sonuçlar ortaya çıkabiliyordu. O dönemde John Nash’in çalıştığı CIA’ya bağlı düşünce kuruluşu Rand’de bir başka oyun daha geliştirildi; ‘Mahkumun İkilemi’ adlı bu oyunda, hangi ilişki biçiminde olursa olsun, bencil davranan kazançlı çıkıyordu. Temelde iki oyuncunun, birbirine güvenmekle, ihanet etmek arasında seçim yapmak durumunda kalmasına dayanıyordu: “Dünyanın en paha biçilmez elmasını çaldığınızı düşünün; Ve, bu elması tehlikeli bir gangstere satacaksınız. Parayla elması değiştirmek üzere buluşacaksınız; ama sizi öldürebilir, o yüzden elması ıssız bir tarlaya saklayacağınızı, kendisinin de aynı şekilde parayı başka bir tarlaya saklamasını söylüyorsunuz. Sıra, elmas ve paranın yerlerini birbirinize bildirmenizde. Tam arayacakken, ihanet fikri geçiyor aklınızdan. Elması vermek yerine, gidip saklandığı yerden parayı alabilirsiniz. Bu sırada anlaştığınız gangster de, gitmesini söylediğimiz tarlada boşu boşuna elması arıyor olacaktır. Ama aynı anda, onun da sizinle aynı şekilde düşünüyor olabileceğinin farkına varıyorsunuz; yani o da size ihanet edebilir. Sonuç olarak karşınızdakinin nasıl davranabileceğini tahmin etmek için hiçbir şansınız yok; işte ikilem de burada.”

Nash’in denkleminde en mantıklı davranış, karşınızdaki kişiye ihanet etmektir; çünkü bu yolla, en kötü ihtimalle elmas sizde kalacaktır, en iyi ihtimalle ise hem elmas, hem de para sizin olacaktır. Ama karşınızdaki kişiye güvendiğiniz takdirde her şeyi kaybedebilir, hatta öldürülebilirsiniz; çünkü, size ihanet edebilir. Soğuk savaş döneminde CIA’nın yan kuruluşu Rand’de çalışan bilim adamları, Sovyetlerin adımlarını tahmin etmeye yarayacak bu tür stratejik oyunlar üzerinde çalışıyorlardı. ‘Mahkumun İkilemi’ oyunu da aslında Soğuk Savaş’ın tuhaf mantığını ortaya koyuyordu; buna göre iyimser bir çözüm, yani ‘Rusların aynısını yapacağı’ düşüncesiyle tüm nükleer silahlardan arınmak söz konusu değildi. Çünkü Amerikalılar, kendilerine ihanet etmeyecekleri konusunda, Ruslara güvenemiyorlardı. Bunun yerine, bir tür denge oluşturuldu; yani her iki tarafın da aynı miktarda tehlikeli silahlara sahip olduğu bir ortam yaratıldı. İşte Nash’in yaptığı, bu anlayışı bütün bir toplumun nasıl işlediğini anlatan bir kurama uyarlamak oldu. Bu uyarlama politikada da inanılmaz sonuçlar doğurabilirdi; çünkü bireysel özgürlüklere dayanan, ama kaosla sonuçlanmayan bir toplumun varolabileceği görüşünü destekliyordu. Ama bu özgürlüğün bedeli tüm insanların, bir diğerine kuşkuyla ve güvensizlikle bakması anlamına gelecekti. Prof. Philip Mirowski: “Nash dengesi önemli; çünkü politikanın en büyük kaygılarından biri, şahsi çıkarların tam bir kaosa yol açmasıdır. Nash dengesi ise mantıklı bir çıkar arayışı ortaya koyuyor; amansız düşmanlar karşısında dahi tüm oyuncuları, oynadıkları stratejiler üzerinde uzlaştıkları ve bu stratejilerin onlara bir anlam ifade ettiği gibi bir düzene yönlendiriyordu.”

Fakat, Nash’in denklemlerinde ufak bir sorun vardı; insanların gerçek hayatta birbirlerine yönelik davranışlarıyla bu denklemler arasında tam bir ilişki kurmak mümkün görünmüyordu. Örneğin Rand’de çalışan sekreterlerden, karşılıklı güven ya da ihaneti sınayan ‘Mahkumun İkilemi’ oyununu oynamaları istenmiş; ancak biri bile beklenen stratejiyi uygulamamıştı. Birbirlerine ihanet etmek yerine, daima karşılıklı güven tesis edip, işbirliği yolunu tercih etmişlerdi. Fakat o sıralar, kimsenin farkına varamadığı bir durum vardı; John Nash, paranoid şizofreniden muzdaripti. Hayaller görüyor, çevresinde kırmızı kravat takan herkesin komünist ajanlar, kendisinin de dünyayı kurtarmaya çalışan gizli bir örgütün üyesi olduğunu düşünüyordu: “Deli olduğunuzu kendinize itiraf etmek istemiyorsunuz; başkalarının delirdiğini düşünüyor, ama kendinizin aklı başında, hatta mantıklı olduğunuzu düşünmek istiyorsunuz.”

Nash, 1959 yılında zorla akıl hastanesine yatırılacak, sonraki 10 yılını şizofreniyle mücadele ederek geçirecekti. Nash’in kuramlarında bazı eksikler olduğu ortadaydı; ama çalıştığı CIA’ya bağlı düşünce kuruluşu Rand’deki genç bilim adamları, bu kuramların “özgür birey” temeline dayanan yeni bir toplumsal kontrol sisteminin de tohumlarını taşıdığına ikna olmuşlardı bir kere; çünkü mevcut denklemler Friedrich von Hayek’in bahsettiği bireysel çıkarlara ve bu çıkarlarla kendiliğinden oluşan bir ekonomi düzenine dayanan anlayışa bilimsel desteği sağlıyordu; ancak o zaman için bu düşünce Rand’de çalışan birkaç bilim adamına saklı kalacaktı. Ama Nash’in fikirleri Amerikalı sağ görüşlü iktisatçıların ilgisini çekecek ve bu fikirler politikada yer bulmaya başlayacaktı.

Dizimizin bir sonraki bölümünde, 70’li yılların İngiltere’sine uzanacak ve çökmeye başlayan devlet bürokrasisini toparlamak adına, siyasiler ve iktisatçıların nasıl matematiksel kuramlara başvurduklarını anlatmaya başlayacağız.

BÖLÜMLER

Birinci Bölüm için tıklayın

İkinci Bölüm için tıklayın

Üçüncü Bölüm için tıklayın

Dördüncü Bölüm için tıklayın

Beşinci Bölüm için tıklayın

Altıncı Bölüm için tıklayın

Yedinci Bölüm için tıklayın

Sekizinci Bölüm için tıklayın


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Yazı Dizileri
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Yazı Dizileri:
Gizli tarikat OPUS DEİ


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 2


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Dickens'ın karakterleri gizli eşcinsel mi?
‘İnsanın bütün halleri Âdem’de gizli’
Çölde Gizli Bezginler
Gizli tarikat OPUS DEİ
ATATÜRK'TEN ÖNCE TARİKAT YASAĞI
Tarikat Ve Siyasetin Mesafesi
Müddei ile müdafi

"Birinci Bölüm: Canın Cehenneme Dostum" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.com - Karakutu.tv - Karakutu.org - Karasozluk.com - my
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke