Kim bu Lamia Çataloğlu? Kaderin bir lütfu mu? Yıllarca, ama yıllarca çekilen açlığın, sefaletin ve
yalnızlığın, ızdırabın bir hediyesi mi? Nietzsche, “Kadın, sevmeyi bilmez” diyor. “O ancak sevişmeyi bilir.” Yoksa sevmeyi de bilen bir kadınla mı muhatap oluyoruz? En son değil de, ilk kadın olsaydı Lamia, acaba
Cemil Meriç diye birinden bahseder miydi tarih? “Her kadın bir Messalinadır ve yumurtalıklarıyla düşünür.” diyen adam, her şeyiyle sahip olmak istediği kadını göklere çıkarır: “Kalbimi kelimelerle doldurdum. Mektuplarım
onun için parmaklarını yakıyor. Dudaklarını da yakacak. Ben pervane değil, ateşim. Kıskanıyorum kelimeleri. Birer kelebek gibi sana uçuyorlar. Kelimeler, senin kokunla sarhoş. Saçlarını okşayan rüzgârı kıskanıyorum. Tenine sarılan entarini
kıskanıyorum. Saçlarında dolaşan tarağı kıskanıyorum. Anlıyor musun? Aynanı kıskanıyorum. Yatağını kıskanıyorum. Yılları kıskanıyorum. Kimsin sen? Kadın veya serap. Tanrıyı kıskanıyorum: seni beraber yarattık. O başladı, ben tamamladım.
Sevmek yaratmak demektir.” Kendine dünyada bir yer arayan adam, her şeyini, tanrılarını dahi bırakıp, bir kadının kollarına koşuyor. “Tanrı, onun bütün günahlarını affedecek, çünkü çok sevdi, diyor İsa.”
Ve kadın: Biraz Sessizlik
“İnsan mağarasını terketti edeli kaderle boğaz boğazadır.” İhtiyaçlarını hep gayr-ı meşru yollardan gidermek zorunda kalmak, büyük adamların
kaderi midir acaba? Fevziye Menteşoğlu ile evleninceye kadar beş ayrı kadın girer Cemil Meriç’in hayatına. Linda, Emine ve sonrakiler... Abanozdan Sevim, pansiyon komşusu Alis. Sonra Rayegân. Hepsi kaderin karşısına çıkardığı
kadınlar. Açlık bu. Tenin, midenin ve ruhun açlığı. Karşısına çıkan kadınların üçü fahişe idi. İkisi yıllanmış, biri acemî. Emine ile Rayegân’ın elini bile sıkmadı. Bu kadınların hepsi, Cemil Meriç’in hayata tutunmak istediği birer daldı.
“Düşen tutunacağı dalları seçmez.” Hepsini sevdi, Rayegân hariç, hepsine evlenme teklif etti. “Bütün kadınlar reddettiler. Bütün kadınlar. Hepsi bu.”
“Bir adamı tanımak için, düşüncelerini, acılarını,
heyecanlarını bilmek lâzım hiç değilse. Hayatın maddî olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. Kronoloji aptalların tarihi.” Sahip olduğumuz dil, hayatımızı şekillendiren fikir, bir insanı tanımaya yetiyor mu ki! Kitap okumak için odanın ortasına
masayı yerleştiren, üstüne çıkıp lambanın altında dünyasını aydınlatan bir aydının ızdıraplarını hissedecek hayatı kim yaşıyor? Üniversite profesörlerinin sökemediği kitapları, ilkokul çağında hocalarına yorumlayan bu adam, gerçekten de
dünyamıza yabancı olmaya mahkum. Konya yolculuğunda ona, "Sen bizden değilsin” diyen genç, belki de onu en iyi tarif eden kişidir. Tek bir işçinin bile elini sıkmayan bir Marksizm, Ziya Gökalp’i beğenmeyen bir Türkçülük
tecrübelerinden sonra, ne devlete, ne aydına, ne halka, ne de Allah’a güvenen, sadece kitaplara dost, sadece kütüphanede huzurlu bir ruhtan bahsediyoruz.
kadında aradığı kadın, fildişi kulesinin şuh kadını Lamia Çataloğlu acıyla kıvranan ruha üflemektedir: “Daima dikkat ettim, hiçlerle konuşur, tartışır, onları konuşturur, onları takdir eder, sonra içinden eğlenirsin. Sen cüceler ülkesindeki
Güliver, Sen Lucifer, sen Wuthering, Heghist Hecliff ve sen beni didikleyen, harabeden, öldüren Cemil Meriç...” 48 yaşında, evli, iki çocuk babası Cemil Meriç’in hayatına giren Lamia, gözlerini kaybetmiş bir adama, karısında,
çocuklarında, iş hayatında ve dostlarında bulamadığı bir iklim bahşetmektedir: “Sizinle insan büyüyemiyor, daima sizin hükümranlığınıza tabi. Ama bu tabiyette bir yücelik var. Sizin sevginize layık olmanın, aşılmaz his aleminize
yaklaşmanın gururu ile sarhoşum. Sizde her şey hoş, bambaşka olsa bile hoş. İnsan size rehberlik ederken dahi bir rehber tarafından idare edildiğini anlıyor.”
Ülke’, nasıl olmuş da, efendilik ruhunu terketmiş, azad kabul etmez bir köleliğin kollarına atılmıştı. Îmandan inkâra, inkârdan şüpheye, şüpheden maddeciliğe, Türk’ün bulduğunu sandığı şeyi anlatıyordu üstad. Bu, insanlara yazdığı
son mektuptu. Yaptığı son davet.
13 Haziran 1987. Cemil Meriç öldü. “Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez” diyordu Yunus. Ölmeden önce, zaman devrini bitirmiş, döne döne çıktığı noktaya geri gelmişti: “Muhammed
Sevgilim.”
Bu bir tercih miydi, yoksa bir mecburiyet mi? Gizli ve açık herşeyi bilen Allah’ın ilminde saklı.
“Her şey bulunur, derde devadan gayrı.” A’raftakilerin hükmünü Hakk’tan başkası
veremez. Efendisinin hizmetkârı olan tarih, bu yüzden onu kucaklamadı: “Sen bizden değilsin.”
Geç Kalmış Bir Muhasebe
Sen
Bizden Değilsin: Cemil Meriç ve “Bu ülke”de Yaşamak
Aziz Kemal NAFİ
birgun uyaniyorsunuz yakinlarinizin hepsi yabanci.dilleirniz baska dinleriniz
baska.cok yalnizim ve yalnizlik deniz gibi buyuyor.olum gibi buyuyor.kavgaya gitmek kiminle kimin icin? sen gemidesin ben sahilde. geminde kimler var? seninle gulerek olume gidilir.hedef muhim degil.kaldi ki ,hic olmazsa senin dusundugun ve
kovaladigin her heddef asildir.ve anquetili hinde goturen gemide kaziktan kurtarilmis serseriler vardi.ama biliyorsun yaraaliyim ve yorgunum.disarda suh bir bahar.kac gecedir uyuyamiyorum..ne yesem dokunuyor,ne icsem zehirliyor
sana
ihtiyacim var.suya isiga havaya bu kadar hasret cekmedim.kafam bozuk hep bir kabusu yasiyor gibiyim.kosamiyorum sana gel diye haykiramiyorum.kosamiyorumvazifelerimle sefkatimle vicdanimla mazimle bu cografyaya bagliyim. gel diye
haykiramiyorum.nasil olsa gelmeyecek misin?mart bitiyor yani marti bir arada bitirecegiz.uc ay daha uc zalim uc korkuncay daha var.ama sonra daima beraber olmayacakmiyiz
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız