Ramazan gecesinde Elif neden düştü aklıma bilmem. Elif yalnız olmaktır.
incecikten bir kar yağar
tozar elif elif diye..
elif kaşlarını çatar
gamzesi sineme batar
ak elleri kalem tutar
yazar elif elif diye..
Elif ülfet demek, yakın sıcak …Yağmurdan sonra gelen toprağın kokusu..
Mevlana der ki:
"aşk da tıpkı elif gibidir, bismi'de gizlidir ama okunmaz, o olmadan da besmele size gelmez; o her şeyin içindedir , hiçbir şeyde görünmez".
Yediyordu Elif kağnısını,
Kara geceden geceden.
Sankim elif elif uzuyordu, inceliyordu,
Uzak cephelerin acısıydı gıcırtılar,
İnliyordu dağın ardı, yasla,
Her bir heceden heceden.
Mustafa Kemal'in kağnısı derdi, kağnısına
Mermi taşırdı öteye, dağ taş aşardı.
Çabuk giderdi, çok götürürdü Elifçik,
Nam salmıştı asker içinde.
Bu kez yine herkesten evvel almıştı yükünü,
Doğrulmuştu yola önceden önceden.
Öküzleriyle kardeş gibiydi Elif,
Yemezdi, içmezdi, yemeden içmeden onlar,
Kocabaş, çok ihtiyardı, çok zayıftı,
Mahzundu bütün bütün Sarıkız, yanı sıra,
Gecenin ulu ağırlığına karşı,
Hafifletir, inceden inceden.
İriydi Elif, kuvvetliydi kağnı başında
Elma elmaydı yanakları üzüm üzümdü gözleri,
Kınalı ellerinden rüzgâr geçerdi, daim;
Toprak gülümserdi çarıklı ayaklarına.
Alını yeşilini kapmıştı, geçirmişti,
Niceden, niceden.
Durdu birdenbire Kocabaş, ova bayır durdu,
Nazar mı değdi göklerden, ne?
Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez,
Ta gerilerden başka kağnılar yetişti geçti gacır gucur
Nasıl dururdu Mustafa Kemal'in kağnısı.
Kahroldu Elifçik, düşünceden düşünceden
Aman Kocabaş, ayağını öpeyim Kocabaş,
Vur beni, öldür beni, koma yollarda beni.
Geçer götürür ana, çocuk, mermisini askerciğin,
Koma yollarda beni, kulun köpeğin olayım.
Bak hele üzerinden ses seda uzaklaşır,
Düşerim gerilere, iyceden iyceden.
Kocabaş yığıldı çamura,
Büyüdü gözleri, büyüdü yürek kadar,
Örtüldü gözleri örtüldü hep.
Kalır mı Mustafa Kemal'in kağnısı, bacım,
Kocabaşın yerine koştu kendini Elifçik,
Yürüdü düşman üstüne, yüceden yüceden.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA
Lise yıllarında çok yakın arkadaşımın okuduğu bir şiirdi, hep aklımdadır kendimce okurum. Elif denildiğinde benim de içimin buzları erir...
Kayıt: May 26, 2007 Mesajlar: 244 Nereden: Muğla/Yatağan
Tarih: Cmt Eyl 06, 2008 12:28 am Mesaj konusu:
Eşim israrla elif istedi kızımın adını. Amcamın kzının adı Elif. Koysam mırın kırın eder diye koyamadım. Zeynep Gökçe oldu en sonunda. Bugün gecenin yazdığı türküyü söylüyordu babası kızına. Gören gözlerim sizde olaydıda göreydiniz nasıl mest olmuş bakıyordu babasına... Sonrası asıl burkan içimi. Her baba gibi iç geçirdi eşim. "Bu türküyü sana diyen çok olur kızım..."
Kayıt: May 26, 2007 Mesajlar: 244 Nereden: Muğla/Yatağan
Tarih: Cmt Eyl 06, 2008 12:33 am Mesaj konusu:
Çocukken ikinci adımın geçtiği türküleri söylediklerinde çok kızardım.
"Edalı işveli köylü güzeli..."
Ben Edayım. Edalı değilim. Ben şehirliyim. Köylü değilim. sonrada başlardım ağlamaya... Babam da geçerdi dalgasını "Hem li hem la edali kolanya" Bi reklam varmış...
Ben bilmem büyüklerim bilir usta...
Biz bi de su ekledik sonuna. O da hakkını verdi. Su kızım, su gibi duru kızım. Küçüğüm, hiç büyümesin dedim de çabucak büyüyüverdi. Büyüdü de 2. sınıfa başlayacak. Ah Ayşecik biraz yavaş olsan.
......
Umut.
Başka isim veremezdik oğlumuza. En çok ihtiyacımız olandı.
Umut'um, Umudum.
.....
Zeynep ismini de başka severim. Kızıma koymadık ya ilk oyuncak bebeğimize de Zeynep deyiverdik.
Adı koyulmamış hiçbir şeyin gerçek anlamda var olduğuna ikna olamayan bir kalbin sahibiydim ben. Hayata kelimelerle hükmeden biriydim ben.Var olanla yok olan arasında fark bir isim. Onunla başlayan hayatımı, onun ismini bilmekle başlamak istedim.
Varlığına dair, nefti gölgeli bir tütsü-buhur dükkanında, bana gösterdiklerinin dışında, hiçbir bilgiye sahip değilken sevmiştim onu. Başka bir şeyi değil, ateşe düşeceği ana kadar hiçbir şeyi merak etmeyerek sevmeyi bilen kalbimin bütün sükûnetiyle sadece onun ismini merak ettim ben.
Gülün önce ilahi muhayyilede adının koyulduğunu, manasının sonradan yaratıldığını, bu dünyadaki suretinin ise en sonra geldiğini kavradığında imanı tamamlanan biriydim ben. Bunun başka yolunun olmadığını aklıma ancak böyle kabul ettirebilmiştim ben .Kolay olmamıştı ama yolculuğun suretten manaya doğru olduğunu öğrenmiştim ben.
(sy.27)
Böyle zamanlarda sıkışan ruh belli ki ne ileri ne geri gidebilince, ya düşer ya yükselirdi. Belli ki böyle zamanlarda aşk, sırtından kanlı bir gömleği sıyırıp da atar gibi gözden çıkararak geçmişi, ileri doğru yürümekti. Aşkın kalbe indiği makama doğru yükselmekti. Böyle zamanlarda aşık, kendisine görüntü veren sevgilinin aşkıyla mutlak olanın aşkı arasında bir bağlantı kurunca, Sevgilinin ismiyle O'nun ismi arasındaki binlerce ismi yol, durak, menzil, aşmayı başarınca.
Belli ki bu yükselmeyi başaran âşıkın gönlüne; muazzam yangınlardan sonra başlayan bir yağmur, lanetlenmiş kavimleri yok eden ve dinmek bilmeyen rüzgarları kesen bir yağmur, denizin yüzünden gökyüzünün katlarına yükselen şiddetli hortumları bölen bir yağmur gibi, serinlik ve selamet dökülüverirdi. Ama ben, bu kemter kul.Yapamadım. Eşiğin bir adı da acıydı, aşamadım. Ödünç aldığı ışığın safiyetini kaybedince kayboldu aşkımın masumiyeti. Keşke aşkı saf olmayana da rıza olarak tanımlasaydım.
(sy.176)
Aklımla kalbimin, hâlimle sözümün, teslimiyetimle ve vehmimin arasında kaldım ben. Aklımı gösteren ismimle aşkımı gösteren ateş arasına düştüm, o uçurumda yittim ben. Aynı anda iki şey olunamadığı için aşkın saltanatında, o uçurumda yitirdim ben.
(sy.209)
Kelam yanımı feda etmeyi, ah hal ile yetinmeyi bilebilseydim...
Kelam hangi perdesinden kopuyordu ki kalbin, sözü taşıyan nefese artık ondan başka isim için izin verilmeyecek olduğunu acıyla fark ettim. İçimden, dol, dedim, bütün boşluklarımı doldur tek başına ne olursun!
Bütün boşluklarım ezelden bu yana ne birikmişse onunla doldu. dolsaydı boşluklarıma nur, ne olurdu!...
Zayıf yaratılmış kalp, belli ki yasaların da ahlakın da üzerindeydi."
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız