Tarih: Prş Tem 31, 2008 7:35 pm Mesaj konusu: aşka ve terke dair
Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında... En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak... Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur. Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını... Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya... Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: "Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..." Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler...Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden... Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size... Hoyrattır, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden... "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz. Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz... "Madem öyle..." nin çağı başlar ondan sonra... Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece... Daha özgür olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre... Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye...Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana ne...kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...
Ama sonra... ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi... Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye... Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden... Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu... Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür gidersiniz...
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... Can YÜCEL
Dostoyevski yaklaşık olarak şöyle bir kelam etmişti; "Aşk acısından ölen hiç kimseyi tanımıyorum ben daha..."
Her aşk en büyük benim iddiasındadır ve aslolan hepsinin geçici olduğu üzerinedir. Bulunduğunuz durum üzerine hiçbir fikrim yok, sadece geçmişime bakarak sizi anlıyabiliyorum diyebiliyorum. Allah yolunuzu açık etsin ve bu acının sizi olgunlaştırıp, pişirip, ustalaştırıp hayatınızın eşine mükemmel aşkı sunma yeteneğini size ihsan etsin dileğiyle varım şimdi burada...
Sadece zaman! Armut pişmeyecek, ağzınıza düşmeyecek, ya bu aşk sizi adam edip büyütecek ya da sadece sarsıp geçecek ve belki bir on yıl kadar sonra bir forum da bana tian abim şöyle demişti bir zamanlar deme fırsatını sunacak size...
Hakkınızda hayırlısını diliyorum ben Allah'tan, siz de öyle dilemelisiniz!
Hayırlı olan illa ki sizin aklınızdan geçenler değildir belki! Allah herşeyi bilir ve yüreğin sesinden gelen duları her daim kabul eder...
elinize gönlünüze sağlık sayın Tian,meltem esintisi gibi geldiniz bana. Aslında çok mantıklı ve duygulu bir insanımdır ama insan kendine gercekten çok yenik. Bazı şeyleri kontrol edemiyorsunuz ya da henüz kontrol etmeyi bilmiyorsunuz.
"Aşk derdinde olan baş derdinde değildir" sözünce...Tek olabilmek, varı-yoğu, derdi-tasası, aşk! El verdiğince yaşa....Fuzuli dememiş mi "Acılar insanı olgunlaştırır."Olgunlaşmak böyle güzel dertten olacaksa...başım gözüm üstüne vesselam!...
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu... Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür gidersiniz...
Aşk... İnsanı kanatsız uçuran bir şey. Bu derece güçlü. Yani ayaklarınız yerden kesilecek bir defa, bu kesin. Buradan sonra ne olacağı ise maşuk ile ilgili bir şey. Yani aşık olunan her ne ise bu, aşık olanı yüz üstü bırakmayacak bir şey olmalı. Çünkü, insanı böyle yerden yükseklere çıkaran bir şeyden bahsediyoruz. Öyle basit bir şey değil. Yüce. Eğer maşuk yüz üstü bırakıverirse aşığı, maşukun yüceliği şüpheli bir hale bürünecek. Çekici olup olmadığı müphem yani. İnsan, hedefe ilerlemeyi sever, ulaşmayı değil demiş Fyodor Dostoyevski. İnsanın bu özelliği onu aşık eden özelliği olsa gerek. Yani insan ulaşılamaz gördüğü, o derece yücelttiği için aşık oluyor. Bir şey ulaşılamaz ise peşinden gitmeye de değer görülüyor. Hatta uçarak gidiliyor. O öyle bir yerdedir ki onsuz yaşanmaz çünkü. O olmadan olmaz. O yaksa her yer yangın yeri. Her şey acı. O varsa her şey yerli yerinde. Ancak, akıldan çıkarılmaması gereken bir şey: Söz konusu İnsan ise, onun en önemli boyutu nisyanlığı. Yani insan eksik. Maşuk eksiksiz olacak ki yüceliğinden şüphe olmasın. İşte bu yüzden insana aşık olmak, içinde bir sürü soru işareti taşıyan bir şey. Hatta aşık olunan kişiye haksızlık. Ve fakat sevgi duymak... Bence insanca.
Burada bir şeyin altını çizmek gerkiyor, aşk her insana nasip olan bir şey değil. insanı gerçekten yükselten bir şey. Tian'nın belirttiği gibi, duyulan acının insanı olgunlaştırması, pişirmesi söz konusudur. Tabi bu herkes için aynı sonucu doğurur anlamında bir ifade değil. Yani bu da insanın neye talip olacağı ile ilgili bir mesele.
Hakkınızda hayırlı olması dileğiyle...
En son ANLAM-SIZ tarafından Cum Ağu 01, 2008 10:20 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Her aşkın bir doğası vardır, her insanın ayrı bir doğası olduğu gibi. Her aşk acıtır, her insanı bir başka acıtır ve hep en çok bizim canımızın yandığını düşünürüz, ama bilmeyizki her aşkın bir acısı ve ayrılığı vardır.
Her aşk kendi ayrılığında kendince acıtır...
Kayıt: Dec 11, 2007 Mesajlar: 31 Nereden: Niksar'daki Evimizden!!!
Tarih: Cmt Ağu 02, 2008 12:07 am Mesaj konusu:
aşk,sevgili,sevilen kişi,sevilemeye değer kişi,seven,kahrolan,geberen,durdup dururken gebermek isteyen...
aşkının sonunu kim görmüş ki?biri gelir biri gider.Sonra bir gün biri gelir bir daha gitmez.
Bunu da unutacaksın.Bir sonrakini de.bazılarını biraz zor unutacaksın ama aslında hepsi bir köşesini sahiplenmiş olacak kalbinin.Gün gelecek ince ince sızlayacaklar sen de tuz basacaksın üzerlerine rahat durmaları için:)
Ama kesin olan bişey var,hepsi hoş bir seda olarak kalacak aklında.Ömrün boyunca gülümsetecek seni çektiğin aşk acıları.
Sevgi bazen tek başına yıkıcı bir özellikte taşıyabiliyor, aşkın gerçekten anlamlı olabilmesi için sevginin yanında kişiliklerin kabulü ve saygınında önemli olduğu unutulmamalı...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız