Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 47 Üye Adayı ve 0 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

İki iktidar: Devlet İktidarı ve Siyasal İktidar


İki iktidar: Devlet İktidarı ve Siyasal İktidar
Sayfa 1, 2  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar
Yazar Mesaj
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 10:53 am    Mesaj konusu: İki iktidar: Devlet İktidarı ve Siyasal İktidar Alıntıyla Cevap Ver

Artık bu ayrımı kafamıza iyice sokuşturmak gerekir diye düşünüyorum. Ülkemizde böyle bir ayrım, tek parti döneminden bu yana vardır. Çok partili sistem, aslından sadece bu tek partili sistemin bir perdesi olmuştur. Tek parti ise, eskilerde sadece CHP'de somutlaşmış, ancak şimdi ise genel itibariyle ideolojik olarak daha soyut bir devlet iktidarı hüviyetine bürünmüştür.

Anayasamız der ki; "Türk milleti, egemenliği yetkili organlar eli ile kullanılır." Yani çıkartılan anlam şu: "Milli egemenliğin tecelli ettiği yer sadece Meclis değil, onun yanında meşruiyeti sadece Devlet içinde yer almakta bulunan diğer kuvvetlerin yani yürütme ve yargının, hatta isimleri belirtilmeyen ancak iç hizmet kanunlarıyla kendilerine iktidardan pay biçen devlet kurumlarının da içinde bulunduğu büyük bir dairedir.

Burdan çıkan anlam açıkça şudur: Türk milleti kendi seçtiklerinin yanında (Meclis), Türk milleti adına kendiliğinden hareket eden yetkili organlar (yani kendilerini kanunlarla yetkilendirmiş olan bürokrasi sınıfı) tarafından yönetilir.

Peki, siyasal iktidara nüfuz edebilen Yüce Türk Milleti, bürokrasiye nasıl nüfuz edebilecektir? Böyle bir soru gerçekte hiç sorulmamıştır çünkü cevabı hayır'dır. Yüce Türk Milleti, tek parti ideolojisini benimsemiş köhne bir bürokrasi sınıfınca yönetilmeye devam edecektir. Çünkü bilindiği üzere Yüce Türk Milleti sürüdür, cahildir, çobandır. Kendilerinin oyu ile nasıl bir tutulabilir? Oysa devlet ebed müddet'tir. Devlet, Yüce Türk Milleti'nin kurmuş olduğu ama ondan daha da yüce bir olgu'dur. Bu bakımdan devletin yetkilerini kullanan (İlahi Yetkilendirme!) kamu görevlileri de Yüce Türk Milleti'nden daha yücedir.

Lanet olsun! Bu kadar hukuk dışılık olamaz. Bu kadar pespaye lügat oyunları, kanun adamlarının hukuku paramparça etmesi... O kadar kaba ki bu gerçek; güneşe bakmak kadar anlatılmaz ve yakıcı.
Başa dön
akrebingozleri
Yazar


Kayıt: Jul 26, 2007
Mesajlar: 214

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 11:44 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

özgürlük, demokrasi, millet, hukuk, milli egemenlik, vs.vs...
bunlar çok yaldızlı, son derece büyülü, adamın kafasına fırlatsan kafasını yaracak kadar güçlü, son dönemde inanmayanı-taraftarı olmayanı bir hilkat garibesine, cüzzamlı bir meczuba çevirecek sihirli kelimelerdir.
sana birşey söyleyeyim mi,
o millet dediğinin babasının çiftliği değildir bu memleket. benim de babamın çiftliği değildir.
o millet dediğinin uçsuz bucaksız-sonsuz sınırsız bir özgürlüğü yoktur, olamaz ve dünyanın hiçbir yerinde yoktur. benim de yoktur.
senin o millet dediğin, önce bir millet olmak nedir onu bir idrak etmeli.
millet önce milletliğini bilmeli
ondan sonra kendisine de seçtiklerine de tercihlerine de saygı beklemeli.
saygıyı,
kuru kalabalıklar, sayısal üstünlükler, dahil olunan gruplar, etiketler-yaldızlı cilalar falan değil,
tüm insanlığa ve bu toprağa-bu memlekete ait değerler belirler.
bu memlekette-bu kültürde kız çocuğun akşam olup hava karardı mı evinde olmalıdır. onun ve onun gibi milyonlarca sayısal kalabalığın "aklı bir karış havada" geceyi dışarlarda eğlence ortamlarında kiminle el ele kiminle dizi dize geçirme alıklığı ile talep ettiği "özgürlük" kabul görmez bu topraklarda. asıl bu "milleti" sayısal büyüklükler olarak görüp bunun üzerinden siyasi kazanımlar peşinde koşma kurnazlığı, o milleti millet yapan değerleri değersizleştiriyor. bundan vazgeçin.
"Ekmek" başlığında adına kapitalizm denilen çakallığın bu memlekete bu "millete" reva gördüklerini, nasıl soyulup soğana çevrildiğini okuyoruz. ama bu millet daha kimin kucağında olduğunun farkında değil. bu milletin bir haysiyeti bir saygıdeğerliği bir necipliği vardı. kimse bundan bahsetmiyor.
şimdi sizin millet dediğiniz varsa yoksa % 47.
ayıptır.
millet dediğinizi asıl siz getire getire işte şu içi boş bir aritmetik yüzdesine getirdiniz.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 11:54 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Size ancak gülünebilir akrebingözleri. Siz bize diyorsunuz ki "milleti yerde değil gökte arayın." Ben değil, sen değil, kim bu millet? Siz de benim eleştirdiğim türden yaklaşımın içindesiniz: Yani gerçeklikten kopmuş ve kendi hezeyanlarını içine boca etmiş dil oyunları: Laflarınızdaki Yüce Türk Milleti, ancak söylemde yaşar, değil mi? Dışarıda nefes almaz; yemez içmez; siyasal taleper peşinde koşmaz; erdemlice yaşar gider. Sizin gibi saygıdeğer asaletli ruhlar da onun maddi ve manevi çıkarlarını ilelebet savunur. Gerekirse millet dediğimiz, çoğunlukla ve çoklukla yanlş tercihler yapan kuru kalabalığa rağmen.

İkinci ofsayta düştüğünüz yer, milletin siyasi kazanımlar peşinde koşması ifadesi. Size ne önerilebilir bilemiyorum; ama millet dediğiniz toplumun, tek meşru istek alanının siyaset alanı olduğunu, bu siyasal alanının devlet iktidarına karşı mümkün mertebe geniş tutulması ile demokrasinin mükün olduğunu, milletin bir birey olmadığını, içinde toplumsal ve çıkar gruplarının var olduğunu, bütün bu grupların ortak veya benzer taleplerinin kendini örgütlü biçimde seçimler sayesinde ortaya koyabildiğini; zaten siyasetin de böyle bir devinime tekabül ettiğini hatırlatmam gerekecek. Sizin betimlediğiniz kutsal devlettir; milleti hayalidir ve sizin dünyanızda asıl sorun şu yada bu kötü kişiler değil, onlara prim tanıyan kuru kalabalıktır. İşte bizim yıkmak istediğimiz anlayış ta tam da buydu. En azından benim.
Başa dön
akrebingozleri
Yazar


Kayıt: Jul 26, 2007
Mesajlar: 214

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 12:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

size şu kadarını söyleyeyim sadece poe,
sizin demokrasi, siyaset, seçim-meçim tercih çıkar falan diye ifade ettiğiniz,
günümüzde hele bir de bolca medya sosuna bulandırılmış idare düzeni,
batı dünyasının geleneksel sömürü programının en cilalı oyuncağıdır.
aramızdaki fark şu ki,
siz kuzu kuzu öznesi olmaktan çekinmiyorsunuz bu sahte demokrasinin,
çöplükte bulduğunuz kıymetli bir mücevher edasıyla sarılıyorsunuz ona.
ben o demokrasinizin ne olduğunu gayet iyi biliyorum.
demokrasi derken Irak'ta olanlara bakın
sonra orada dul kalmış bir milyon kadını hatırlayın.
iktidarı ele geçirince her şeyi yapabilmek mübahtır.
bunu niteliksiz kuru kalabalıkların (rüşvet karşılığı satın alınan) tercihkerine dayandırarak yaptığınızda bu düzenin adı demokrasi oluyor.
aynı şeyi başka yollardan yapınca adı başka birşey mi oluyor.
size tavsiyem "nitelikli demokrasi" den bahsedin biraz.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 12:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hayret, ikimiz de sahte demokrasiden şikayeçiyiz; ama ikimizin sahte demokrasi anlayışı da farklı. Siz, şu kuru kalabalığın taleplerini kabül edilmez olarak görürken, ben bu taleplerin derhal karşılanması gerektiğini ve kuru kalabalığın yönetime elkoyma hakkının olduğunu söylüyorum. Ki gerçek demokrasi de budur. Grçek demokrasi, halkına güvenir ve kuru kalabalık olarak değerlendirmez. Nitelikli demokrasi, kitabi bir kavram olarak görülebilir ancak. Zaten sizin anladığınız nitelikle benim anladığım nitelik te farklıdır. Zaten sizin anlayıştakilere göre aklın ve bilimin ışığı herşeyi aydınlatacak ve millet doğru tercih yapacaktı. Aha istatistkler ortada. Okuma yazma oranı; lise mezuniyeti oranı, üniversite tahsilliler; kentleşme olguları ortada. Aha, karşında kitap okuyan birisi duruyor ve senin gibi düşünmüyor. Ne oldu? Kimdir nitelikli insan? Nitelikli demokrasi sizin gibilerin olduğu bir milletle mi mümkün?

Siz, nitelikli demokrasinize uygun bir millet (ne yazık ki) yok veya ortada kalmadığını söylüyorken; ben bu kuru kalabalığın milletin ta kendisi olduğunu ve kendileri iş başına gelinceye dek mücadelelerinin haklı ve meşru olduğunu söylemeye çalışıyorum.

Irak'taki ithal demokrasi çalışmalarının aslında bölme amaçlı olduğunu ben on yıldır biliyor ve söylüyorum. Ancak, sizin ordaki bölücü demokrasi anlayışı ile, bu necip milletin taleplerini bir tutuyorsanız; artık o sizin hayal dünyanızın kurgusudur. Ve tek tip okuma anlayışınızın.

Ve son bir şey daha. Lütfen eğriyi doğru gibi göstermeyin. Ben medyaya her gün küfür sıralarken, beni de aynı kareye sokuşturuyorsunuz. Medya suçludur size göre; evet,çünkü yeteri kadar tertip ve bozgunculuk yapmıyor iktidara karşı. Mevcut çabaları yetersiz. Ayrıca hükümet ekonomik stratejiler ile kendi çıkarlarını örtüştürdüğü için ses çıkaramaıyor. Bu ekonomik öncellemeye kızgınsınız; ama böyle hükümet karşıtı medyayı başka yerde zor bulursunuz; benden söylemesi.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 12:59 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ben, her zaman, gerçeklerin hep daha karmaşık olduğunu düşünürüm. Her ne kadar ideolojik yaklaşımlar gerçeği tartışma gerektirmeyecek kadar basit ve açık gösterirse de, her zaman tartışılır bir yorumdur bu çünkü tek gerçek yoktur.
Evet, bir hükümet olma ama iktidar olamama sorunu öteden beri vardır ve yürütme erki de zaman zaman yakınır bundan. Öte yandan bir de güçler ayrılığı ilkesi vardır. Yani yasama, yürütme ve yargının sacayağını oluşturduğu bir güç dengesi.
Yakınılan sorunun ne olduğunu samimi bir şekilde, dürüstçe ortaya koymak gerekir. Örneğin güncel iktidarın yakındığı nedir? Ben açık konuşayım, iç hizmet kanuna göre anayasal cumhuriyeti koruma ve kollama görevi olan Ordu’nun böylelikle görevini aşan bir güçle donandığıysa sorun, bunu AB’nin ve ABD’nin ve Türk halkının desteğini almış bir AKP hükümeti açıkça dile getirmeli, konuyu kamuoyunda tartışmalı ve halkın iradesi (ki bunu çok sevdikleri referandumla da ortaya çıkarabilirler) yönünde “sorun”u çözebilirdi. Ama yapmadı. Yargı ve Yasamanın gücü ve bu gücün kötüye kullanıldığı yönünde yakınmalar mı var? O zaman bu gücün ne olduğu ve ne olması gerektiği tartışılabilirdi, bu da yapılmadı. Peki yürütmenin gücünün nasıl denetleneceği konusunda bir kaygı var mı hükümette ve destekçilerinde? Hiç böyle bir yakınma yok.
Benim şöyle bir gözlemim var örneğin: Hükümet kuvvetler ayrılığı ilkesinden şikâyetçi. İstediği, bu ayrılığın yok edilmesi ve denetlenemez tek güce sahip kurum olarak tüm erki ellerine geçirmek. Bu iradelerinin önünde hemen hemen iki engel kaldı: Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi gibi yargının üst organları ve ordu. 4. Kuvvet denen medya Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir biçimde açıkça iktidarın yayın organı olarak çalışan ve ATV-Sabah örneğinde olduğu gibi, devlet bankalarının şaibeli kredileriyle başbakanın damadının CEO’su olduğu bir gruba “verilmesi”, muhalif medyanın resmi reklâm vermeme, Maliye vb baskılarla sindirilmek istenmesi gibi yöntemlerle sindirilmesi yoluyla iktidar yanlısı bir medya yaratılarak pasifize edildi. Söz konusu medyanın SSCB’nin Pravda’sından bir farkı yok. YÖK’te ilk adımlar atıldı, rektörler değiştikçe YÖK de AK’laşacak. Zaten iktidarın YÖK konusundaki başlıca girişimleri üniversitelere türbanla girilmesini sağlamak, imam hatiplilerin önünü açmak ve YÖK’ü ele geçirmekle sınırlı. YÖK kanununda demokratik-özerk bir üniversite hedefiyle sundukları bir reform yok. Eğer iktidar, yargı ve ordunun üst kademelerine yandaş isimleri atamayı başarırsa yakınacak mıdır? YÖK’ten (o çok eleştirdiği) yakınmıyor artık, ÜAK kaldı, birkaç yılda onu da eline geçirirse sorun yok.
Yani ben iktidar ve yandaşlarının samimi olmadığını, tek hedeflerinin denetimsiz, tüm erki ellerine almış bir iktidar düşlediklerini düşünüyorum. İktidarın aldığı oyu kötüye kullandığını, tüm halkın ve hatta ona oy veren kitlelerin bile değil, işbirlikçisi AB_ABD_İsrail ve AKP çıkarlarını savunduğunu ve iktidarı bu yönde kullandıklarını düşünüyorum. Vatanın yeraltı-yerüstü zenginliklerinin, hatta toprağının satılmasının, ülkenin siyasi, ekonomik yönden tam olarak dışa bağımlı hale getirilmesinin, sömürgeleştirilmesinin halkın ve AKP’ye oy veren kitlelerin iradesi olmadığını düşünüyorum. Yargı reformunu, yargı organlarının görüşünü dahi almadan, onların reform paketinin tek satırını görmediği halde AB temsilcisine sunulması, Anayasa taslağımın ülkede hiç tartışılmadan ABD’nde görücüye çıkarılmasının AKP sevdalılarını hiç rahatsız etmemesini yadırgıyor ve üzülüyorum.
Şu elitler sözünü de ezbere kullanmamak lazım. Örneğin elitler, seçkinler denildiğinde ben ekonomik, toplumsal, siyasal ayrıcalıklı ve dokunulmaz bir güce sahip seçkinleri anlıyorum. Aklıma Koç, Sabancı, Şahenk kadar, gencecikken armatör olan başbakan oğlu, reşit bile olmamışken şirket sahibi olan bakan, cumhurbaşkanı oğulları geliyor, Ülker Holding, Çalık grubu geliyor, milyarlarca lira maaşlarla “çalışan” binlerce danışman, müsteşar geliyor. AKP iktidarı döneminde küçük esnaflıktan trilyonluk sermayeleri yöneten holding sahipleri, müteahhitler ve binlerce “yeni zengin” de geliyor aklıma. Bunları nedense gariban, benim gibi sıradan bir vatandaş olarak göremiyorum ve onların seçkin olmadığına beni ikna edecek sosyolojik çözümlemelere şiddetle ihtiyacım var. Demokrasinin önünde engel olan köhne, elit bürokrasi kavramının içinin boş olduğunu, sadece kullanan kesimleri tatmin eden bir klişe olduğunu da görmek lazım. Bu bürokrasi nedir, kimlerden oluşmaktadır: Merkez bankası başkanı mı, YÖK başkanı mı, TMSF kurulu mu, BDDK mı, RTÜK mü, büyükelçiler mi, Hazine müsteşarı mı, Emniyet genel müdürü ve şube müdürleri mi, valiler mi, bakanlıklara bağlı müsteşarlar mı, milli eğitim müdürleri mi, diyanet işleri başkanı mı? İyi de tüm bunları AKP hükümeti atamadı mı? Yani devleti yönetenleri arasındaki o gücü kendinden menkul dev bürokrasi aygıtının tepe noktalara, benim değil, eski AKP’li Ali Müfit Gürtuna, Abdüllatif Şener, Turhan Çömez gibilerinin bile vurguladığı gibi devletin en alttakine kadar tüm kadroları AKP yandaşlarıyla işgal edilmişken kim, hangi elit bürokrasiden bahseder ki? Eğer bürokrasi elitse, köhneyse, “demokratik” reformlara? Köstekse, bu bürokrasiyi atayan AKP’nin kendisidir. Yok, eğer elit bürokrasi sözünün muğlâklığı arkasına saklanarak, kastedilen –henüz ele geçirilememiş, ordu ve yargının üst kadrolarıysa sorun değişir. Gazete bile okumayan sıradan bir insan “elit bürokrasi bizi engelliyor” yakınması ile kandırabilirler ama birkaç yer dışında tüm devlet kadrolarını tepeden tırnağa değiştiren AKP nin kendi bürokrasisini partizanca yarattığını, ele geçiremediği birkaç yer kaldığını, AB desteğiyle onları da ele geçirmeye çalışlığını azıcık aklı olan biri anlar, bilir. Partizanca ve halkın değil partisinin (hatta partisinin bile değil çünkü parti içi demokrasisi olmayan tek adam ve yakın çevresi diktasında bir yapılanmadır AKP ve hükümeti) ,ABD ve AB’nin ve onların yerli işbirlikçilerinin çıkarlarını gerçekleştirmeye çalışan ve bulda karşısına çıkan her kişiyi, kurumu sindirmeye çalışan, kavga eden AKP’nin “aslında” ne yaptığının (istediğini demiyorum, niyet, varsayım üzerine tartışmak abestir, ortada olan icraatleri ve sonuçları bağlamında yaptıklarının) neden tartışılmak istemediğini anlamıyorum/anlıyorum.
Özetle, başka biri “gerçeğin” başka türlü olduğunu görebiliyor, gerçeğin tartışılır olabileceğini, görülmeyen/gizlenen başka yönleri olduğunu da iddia edebiliyor. Öyleyse kesin yargılarla konuşmak yerine olgular üzerinde tatmin edici açıklamalar, yanıtlarla, eleştirilerle yürüyen iyi niyetli, gerçeği deklare eden değil gerçeği birlikte aramak isteyen yaklaşımlara çok ihtiyacımız var.
Başa dön
akrebingozleri
Yazar


Kayıt: Jul 26, 2007
Mesajlar: 214

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 1:14 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hitler'i iktidara getiren de Alman milletiydi.
seçim gibi son derece yasal bir yöntemle iktidara geldiler.
sizin tabirinizle Alman milleti iktidarı ele geçirdi.
ya da son derece masumane bir yaklaşımla, Hitler, Alman milletinin tercihi gibi
son derece kutsal ve meşru bir zemine dayanıyordu.

bu mudur?

siz demokrasiyi ne zannediyorsunuz?

Devlet sisteminin Cumhurbaşkanlığı makamı, iktidarın noteri gibi çalışacak.
Devlet sisteminin (sizin deyiminizle) can damarı olan ve milletin bütününü temsil etmesi
gereken Millet Meclisi, (skor üstünlüğüyle) akıllarını vicdanlarını ipotek ettirmiş ve sadece
kollarını kaldırıp indirmeye programlanmış robotlar vasıtasıyla iktidarın bürosu gibi çalışacak.
bu ülkede muhalif yayın organları ya devlet imkanlarıyla verilen kredilerle ya devletin
maliye terörü vasıtasıyla el değiştirilip tek tip haline gelecek. (sahi iktidarın yoluna mayın döşeyen medya kaldı mı?)
bu ülkenin yargı görevlileri toplumun önüne atılıp hedef gösterilecek, olli rehn'ler lagendikler'le el ele kol kola arkasına geçilip iki puan alınacak.
bu milletin % 53 üne avrupa'dan ağız dolusu "laik faşistler" diye tükürük atılacak.

daha neler neler

ve siz tüm bu olup bitenlere demokrasi diyeceksiniz.

sahi bir de şu var,
bu milletin geri kalan % 53 size göre nedir.
millet sizden ibaret olduğuna göre sizce.
ve demokrasi de sadece sizin talepleriniz yerine getirilmesi
olduğuna göre.

ayrı dünyalardayız,
ayrı fikirlerdeyiz,
ne yazık ki ikimiz de toplumun şu andaki
ruh halini temsil ediyoruz.
tam da ortadan ikiye bölündük.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 2:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Evet, yakınmalar aynı. yürütme organının, tek bir güç olması ve devleti baştan ayağa dizayn etmesi; devleti dönüştürmesi. İyi de, zaten bunun için hükümet vardır; bunun için seçimler yapılır. Devlet dediğimiz şeyi biz ezelden elimizde bulmadık. Devlet te, nihayetinde insan yapımı bir aygıttır ve zaman değiştikçe onu zamana uydurursun; toplumsal taleplere göre şekillendirirsin. Sizin savunduğunuz anlayış, faşizan devlet anlayışı. Devlet herşeyden üstündür; kendisini meydana getirmiş toplumdan bile.

Hem baksanıza, bu devlet dediğimiz aygıtın kendi başına bir aklı mı var ki, hükümetin yanlışlarını düzeltsin; savunduğunuz üzere kendini korusun? Evet devlet aklı denen bir şey var; ancak bu da değişebilir. İkincisi olarak böyle bir aklı dizayn etme, bütün toplumsal kesimlerin uyuşması neticesinde olur. Yani bir bürokrat çıkıp, yada bir kurum, "ben devletin aklını temsil ediyorum" diyemez. Devlet aklını arkasına alarak laf üretmesi de ancak safsatadan ibarettir. Yani genelde yapılan şey. Sizin çevresine ördüğünüz bütün duvarlar, o kutsal devletinizi halkına, milletine karşı koruma duvarı. Ancak bu duvar ergeç yıkılacak ve altında kalacaksınız. Sorun, topyekün bir milletin altında kalmamasının sağlanması.

Akp'ye oy verdim, ama partizan değilim. Hakkı tek başına hiçbir parti temsil edemez. O parti içinde de yığınla salyalı, aç gözlü, kapitalist vs adam var; bunu bilmiyor değilim. Ancak siyasal erdem, etik gözetilmesi gerekli kavramlar olmakla beraber, siyaset alanımızdaki davranışlarımızı yönlendirmesi beklenemez. Yani mesela akrebingözleri çok dürüst, erdemli bir arkadaştır. Ama benimle taban tabana zıttır. Bu arkadaş parti kurdu diye ona oy verecek değilim. Siyaset, toplumsal projeler alanıdır ve biz de o projelere oy atarız. Bu bakımdan hükümetin toplumsal projesini destekliyorum. Bu proje, sizin gibi fosil anlayışların tasfiyesi ve ülkenin önünün açılmasıdır.

Şu ya da bu partiyi, dışarıyla bağlantılı, dışarıdan destekli olduğunu göstermek.. Gülesim geliyor, ama nedense gülemiyorum. Çünkü ülkemizde birisini hain ilan etmek için muhakkak onu dışarıdan bir öteki ile bağdaştırmak lazımdır. Saflar ne çabuk değişti, aklım almıyor. Eğer bir işbirliği varsa, bu işbirliğinin tamamen süreçle alakalı olduğunu, tarafların farklı planlarının ve çıkarlarının birlikteliğini gösterdiğini tekrarlıyorum. Yani Ab ve ABD'nin bir desteği varsa, bu onların kendi plan ve çıkarları ile alakalıdır. Beri yanda AKp de kendi çıkarlarını bu ikisinin geçici dostluğuna bağlamıştır. Bunda da, ülkemizde siyaset oyununun bir strateji oyunu olduğunu bilenler için şaşılacak bir şey yok. Siz hangi güçle dans ediyorsunuz? Refah Partisi, hem bat'ıa, hem de sizin gibilere karşı cephe almıştı da sonu ne olmuştu; hatırlayınız! O zamanlarda israil ne yaman bir dosttu, medya ne güzel çalışırdı, nerde o eski andıçlar, düzmece haberler, tiyatrolar! Ama Akp uyanık çıktı ha? Sizi bertaraf etmek için batı'dan esen rüzgarları arkasına aldı ve şimdi siz de hiç olmadığınız kadar batı düşmanı kesiliverdiniz! Ama diyorum ya azizlerim, bu işbirliği geçicidir ve süreçle alakalıdır.

Ülkemizde zenginlerin sayısının artmasına laf etmek ancak ahmakların işi olabilir; bunu açıkça söylüyorum. Hiç sevmesem bile, hiç onaylamasam bile tasvip etmediğim hayat tarzlarını yaşayıp giden zenginler bile çoğalmalı. Çünkü ekonomik bir çağda yaşıyoruz. Ekonomik güç olmadan büyük güç olunamaz. Mesele istihdam meselesi. Ben parayı etiketlemiyorum, renklendirmiyorum. Ekonominin dışa açılması da, ancak korumacı ve devlet kesesinden geçinen bürokrasiyi rahatsız eder, başka bir şey değil. Çünkü eriyen kendi güçleridir, ve çıkarlarıdır.

Akp kendi yandaş medyasını doğuruyormuş, bütün devlet kurumlarına kendi adamlarını sokuşturuyormuş ta devlet güçsüzleniyormuş. Bu devlette çalışanlar herhalde yemez içmez üstün insanlar da, bizim gibi ölümlülerin bilemeyeceklerini biliyorlar. Arkadaşım, dediğimiz gibi siyaset toplumsal projelerin hayata geçirilme yeridir ve hükümetlerin kendi adamlarını bürokrasiye yerleştirmekten normal bir şey yoktur. Çünkü eninde sonunda devleti arkasına aldığı halkın gücüyle kendi iradesi yönünde değiştirme peşindedir. Zaten bunu söyleyip oy toplar. Ben Akp'ye orada süs olsun diye mi, sizin devlet dediğiniz kutsal ve egemen bürokrasi sınıfının onay makamı olsun diye mi oy verdim?

Bu devlet, eninde sonunda halkına, çoğunluğuna, çoğunluğun talep ve isteklerine ram olacak. Bu devlet, yüzde 20'lere sıkışıp kalmış bir partinin ve ideolojinin tahakkümünden sıyrıldıkça devlet olacak ve imparatorluğumuz ihya olacak.

Önce yurtta imparatorluk, sonra da tüm dünyada.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Cmt May 24, 2008 6:14 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ben kendi adıma yanıt vermeyeceğim ama bildiklerimi yazmaya devam edeceğim. Poe'nun dediklerimi dinlemediği, anlamadığı/anlayamadığı/anlamak istediği açık. Ben yazarım, Poe da yazar, okuyanlar kendince fikir verir, bana-ona yakın olur, doğru-yanlış olur, bilemem, beni de bağlamaz.
Kendi hezeyanlarını, önyargılarını, kabullerini karşısındakininmiş gibi ilan edip karşındakini söylemediği şeylerle eleştirmeye çalışmak ne kadar da zavallıca bir yol. Yalnız uyaracağım (ki daha önce de uyardım) bir konu var: ben asla bu tartışmalarda "siz" kelimesini kullanıp karşımdakini bir ideolojiye bağlamam, "onları", iktidarı, Batı'yı, kişileri vs eleştiririm, birileri eleştirdiğim kesimlerin avukatlığına soyunursa, safını onlardan yana seçerse onu bilemem. Bana kimse siz'li eleştiriler yöneltmesin, sen diye eleştirsin beni. Ben zaten düşündüğümü söylüyorum, benim savunmadığım, ait olmadığım kesimlerin düşünceleri, yaptıklarıyla beni eleştirmek, söylediklerime diyecek bir şeyinizin olmadığını kanıtlar. Fosil anlayış bir yargıdır ama ahmak sözü yargıyı, eleştiriyi aşar, üstelik benim dediğim zenginlerin sayısının artmasını eleştirmek değil, AKP dönemi peydahlanan yeni zenginlerin neden AKP yandaşlarınca elit görülmediklerini sorgulamaktı. Bakın ben bu basit sözlerimin dahi anlaşılmamasını benzer bir sözcükle nitelendirebilirdim ama tarzım değil, kendime de yakıştırmam
Alıntı:
AKP iktidarı döneminde küçük esnaflıktan trilyonluk sermayeleri yöneten holding sahipleri, müteahhitler ve binlerce “yeni zengin” de geliyor aklıma. Bunları nedense gariban, benim gibi sıradan bir vatandaş olarak göremiyorum ve onların seçkin olmadığına beni ikna edecek sosyolojik çözümlemelere şiddetle ihtiyacım var


Neyse, bugün ancak bu kadar yazabilirim. Yalnız bir dahaki sefere, bana yönelik eleştirilere karşı daha hassas olacağım ya da en iyisi, herkes ortaya konuşsun, birbirini muhatap almasın.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr May 25, 2008 10:14 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

1- Akp'ye oy vermişsem onu savunmak ta bana düşer. Siz karşı geliyorsanız (bu siz sözcüğü, saygı ve resmiyet bildiriyor, bu yüzden genelde siz'li konuşurum) elbette birilerinin savunması da doğaldır. Akp sözcüsünün gelip burada açıklama bekleme olanağı yok. Ancak benim de savunularımın genel politika çerçevesi içinde kaldığını söylemek durumundayım. Yani her hamlesini doğru bulmuyorum ve aşağıladığım hayat biçimlerine yönelmelerini de.

2- Ahmak sözcüğünü kullanırken, söz meclisten dışarı demem gerekliydi. Çünkü gerçekten de tartıştığım insanları hedeflememiştim. Ancak, bu yargımın da arkasındayım. Zenginlerin çoğalmasını kendilerine tehdit olarak görmek, ancak... Ülkenin güçlenmesini, büyümesini, kendine tehdit olarak görmenin başka ne adı olabilir? Yine bu meyanda, senin dediğin üzere, Akp döneminde zenginleşenleri sıradan bir vatandaş olarak görmemek kadar normal bir şey yoktur. Zengin zengindir ve arada basamak farkı vardır. Bu adamların herhalde tek suçu, Akp döneminde zengin olmalırıdır. Yani başka parti zamanında zengin olsalar sorun yok. Bir diğer nokta da, esnaflıktan holdingleşmeye, trilyonluk sermayelere hükmetmeye gitmek, yani merdivenleri çıkmak ta senin nezdinde çok tehlikeli. Merdiven çıktılar diye seçkin oldular. Bu seçkincilik mevzuuna başka başlık altında değineceğim. Çünkü seçkincilik herşeyden önce seçkin olma bilincini gerektirir. Bu illaki sermaye ile olacak şey değildir. Irki seçkinlik, dini seçkinlik te görülebilir; mesela yahudiler gibi. Hatta devletçi seçkinler de olabilir; bürokrasinin kutsanması ve bürokratlar gibi. Veya bir parti ve onun tabanı kendini aydın ilan edip, başkalarını sürü görebilir ve onun tercihlerini aşağı görüp ezmeye çalışır. (Chp ve payandası gibi) Genelde olan seçkinlik ise, bunların bir bileşimidir; yani bürokrasi, parti, belli bir burjuva sınıfı, ve hatta soya dayalı üstünlük. Bu da ülkemizdeki resimdir.

3- Ben, siyaseti bir strateji olgusu olarak görürüm; ki gerçekte de öyledir. Kazanma- kaybetme çelişkisinin olduğu yerde strateji kaçınılmazdır. Bu meyanda, Akp'nin, karşısına aldığı seçkin zümreye ekonomik alanda rakip bir zengin zümre çıkarması son derece doğru bir hamledir. Ben başkan olsam, farklı bir şey yapmam. Ancak daha bilinçlice hareket ederdim. (Akp'nin çok ta bilinçlice hareket ettiğini sanmıyorum. Ancak belki zenginliği- refahı Anadolu'ya yayma gibi ideal bir tutum sürdürüyorlardır da, bu bile tersten okunuyordur hasımlarınca.)İktidarı ele geçirmek, ona sahip olmak ve korumak strateji gerektirir; ancak mesele bunun demokratik ve barışçıl yollardan gerçekleşmesidir. Çeteler kur(durur)arak, sağa sola bomba sallayıp, siyasal cinayetler işleyip, hatta terörden medet umup bunu rakibinin üstüne yıkarak değil. Yoksa mitingciklere ve atılan safsata nutuklara, tehditlere şantajlara bile tahammül demokratiktir ve biz de buna uyarız. (Zaten hep biz uymuşuzdur.)

4- Biz- siz ayrımı... Bunun kadar doğal bir ayrım yoktur, çünkü farklı siyasal-toplumsal projeleri onaylıyoruz. Bu projeler de taban tabana zıttır. Sen ve yığınla insan, benim ve benim gibilerin projesine karşı çıkıyorsa, ortada biz-siz ayrımı vardır. Ancak mesele bunun fanatizm boyutunda olmaması; yani fiziki tartışmalardan beri durmak. Yoksa fikri tartışmamız haktır ve bu hiçbir zaman sonlanmayacaktır. Her yıl yığınla futbol klübü şampiyon olmak için rekabet eder ve birisi ipi göğüsler. Herkesin birinci gelme ihtimali yoktur. Rekabetimiz veridir ve güç oyununda ikimiz de varız ve taraflarımızı da seçmişiz. Senin herhangi bir odağa dahil olmaman ama bana karşı durman, seni benim gözümde ötekileştirir; çünkü beni değilleyensin.

-akrebingözleri.. Yüzde 53 ha? peki sen ve senin gibilerin savunduklarının karşısında duranlar yüzde kaç? Bir de bunu hesapla. ya da hesaplama. ben söyleyeyim: En kötü ihtimal yüzde 75. Üstelik ben bu yüzde 47'yi yeterli görmüyorum; yüzde 20 oy ile memleketi yönetmeyi de ahlaklı bulmuyorum; şahsen bu oranın yüzde 75'lere çıkmasından umutvarım. Ve diğer nokta; Almanya ve Hitler örneği. Muhafazakar faşizm gelecek ve bizi ezecek, o halde biz ezelim de hiç büyümesin anlayışı. Yani azınlığın faşizmi. Eğer ortada faşist bir hak olacaksa, bu çoğunluğa ait olmalı; azınlığa değil. Ancak sen de ben de iyi biliyoruz ki, faşizm her türlüsüyle kötüdür ve mesele demokratik olarak hükmetme meselesidir. Bırakın bu korkuları. Bu korku seni ve senin gibileri çekilmez kılıyor.
Başa dön
YAZARIM
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1330
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Pzr May 25, 2008 10:28 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ne güzel...
Hep bizim yerli çeteler göz önüne geldi de şu Amerikan uşaklığını yapan çeteler hiç piyasaya afiş edilmedi. Al AKP' yi ve istibarat çetelerini, tarikat, tüccar, esnaf, STK, basın, medya çetelerini vur karşıtı diğerine.
Biraz daha dürüst olursak ortalık toz dumandan arınır. Arındıkça herzaman aşağıda baktığım MİLLETİNİZE ufacıkta olsa CEHALET DÖNEMİNDEN KURTULMA ŞANSI DOĞAR. Bu halkın seçimi sağlıksızdır. Allah korusun bir hata yaparak; bu açlıkla Gomünistleri başımıza getirirlerse ne yaparız.?

% 47 rakamının bulunmasının/hesaplanmasının DEMOKRASİ DIŞI olduğunu bilmeyen var mı? Varsa öyle kalsın konuşmasın da.

Sitede yazanlara özellikler söylüyorum sokaklara çıkın ve şu milletinize bakın diye. Irak, İran, Hindistan, Pakistan... Asya ev Afrika devletlerinde yaşayan milletlerin cahil, keşmekeş, modernizim hızıyla beraber cahilliğini bileyleyen toplumlar iktidarların işine geliyor ve ben her zaman aşağılayacağım bunları. Birileri çıkıp maval okuyacak; ''Sen bu milleti aşağılayamazsın!'' diye. Çünkü cahilleri yönetmek onların işi. Akıllanmalarını asla istemezler...


***

Akp' nin savunulacak tarafı yoktur. Kötünün iyisi diye düşünüldü, düşünülmekte. En büyük yanlış burada başlıyor.
Başa dön
greenstone
Yazar


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 232

MesajTarih: Pts May 26, 2008 12:40 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Su akar yatağını bulur sıkmayın canınızı. Ve o su aka aka durulacak bir gün elbet. Ama güzel ülkeme gerçekten yazık oluyor.

Bir insan ülkesine zarar veren bir olaya sevinebilir mi, sevinmeli mi?
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pts May 26, 2008 10:03 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Halk düşmanı halkçılar! Şöyle işte; siz açıkça kendinizi üstün ve seçkin ve aydın ilan edin de, ve yığınları aptal, cahil ve sürü olarak değerlendirin de, sizin halkçılığınıza kimse aldanmasın. Gomüstiliğin niçin bu topraklarda tutmadığı, tutamayacağı da çok net biçimde ayyuka çıkıyor böylece. Ve bizlerin de niçin gomünistliği/gomünistleri sevmediğimiz.
Başa dön
akrebingozleri
Yazar


Kayıt: Jul 26, 2007
Mesajlar: 214

MesajTarih: Pts May 26, 2008 11:28 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bu mevzu eski mevzudur.
bugün başlamış değil.
hep söylerim ya,
ocak soğuğunda inönü ovasında toplaşanlar
"bu millete" sorarak gitmedi oraya,
ayaklarına dolanıp, sırtlarından vuranları bir kenara koy,
senin o "millet dediğin" yunan'a rakı sofrası hazırlamakla meşguldü.
o gün saygım yoktu bu millete
bugün hiç yok.
ne sayarsan say.
faşistlikten halk düşmanlığına.
vız gelir tırıs gider.
ama o çok sevimli demokrasi mağdurculuğu-mazlumculuğundan
en nihayet çoğunluk faşizmine geldiniz.
boyalar dökülüyor,
amiyane bir tabir vardır ya hani
"harbi ol, ciğerimi ye" diye.
ideolojinizden-taktiklerinize kadar herşey
ama herşey tel tel dökülüyor.
mahir bir boyacı gibi
gerçekleri kat kat astarlı cilalı boyalarla boyayıp
renkli albenili şeyler haline getiriyorsunuz.
yazarım haklı.
sizin varlık nedeniniz,
işte şu bir kere daha yazayım buraya
suratına tükürsen tükürüğüm bile yapışmaz,
aha bugün karaköy limanına ingiliz askeri çıksa
kolundan tutup geneleve götürecek karektersizlikteki
"milletinizdir".
ama şunu da teslim etmek boynumun borcudur.
sizden daha günahkar olan
yıllar ama yıllardır,
bu insan sürüsünden, vatandaşlar topluluğu, bireyler toplumu
yaratmayı başaramayan
işte o çok eleştirdiğiniz devlet-devletçi tanrılar
o putperst anlayıştır.
şu akp zihniyetine nasıl tükürüyorsam,
laikliği-cumhuriyeti,
19 mayıs'ta manisa da kızların kıçını başını açmak zanneden
zihniyetin de suratına aynı şiddette tükürüyorum.
asıl biz iki kötünün arasına sıkışıp kalmış mağdurlarız.
gidilen yol hayırlı bir yol değil
(benimki gibi) aynı ailenin içinde iki kutupta bulunanları
kanlı bıçaklı hale getiren bir yol.
Allah sonumuzu hayırlı etsin.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pts May 26, 2008 5:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
Sizin savunduğunuz anlayış, faşizan devlet anlayışı. Devlet her şeyden üstündür; kendisini meydana getirmiş toplumdan bile.
Bu “siz” çoğul 2. şahıs mıdır, kibarlıktan mı sen yerine kullanılmıştır bilmiyorum. Bu forumda ne ben ne akrebingözleri faşizan bir devlet anlayışı savunmadık, devletin her şeyden üstün olduğunu falan da söylemedik. Anlaşılan o ki cümlelerin sahibi faşizmin ne olduğunu bilmiyor. Örneğin ne geride kalan son 20 yılda faşizan bir yönetim yaşadık, ne de AKP’ nin faşizan bir yönetim kuracağını savunuyorum. Ordunun tarafsız kaldığı ya da karşı olduğu bir tek faşist yönetim deneyimi gösterebilirseniz bana sevinirim. Dolayısıyla faşizm sözcüğü yerli yersiz kullanılacak bir sözcük değildir. Faşizm halkında bir şeyler öğrenmek isteyen Dimitrov’a başvurabilir.


-Batı yandaşlığı ve karşıtlığı konusunda da bir kafa karışıklığı olduğu görülüyor.
Aşağıdaki satırlar, siyasette makyavelizmi ve pragmatizmi esas alan ve bunu da hiç saklamayan biri için ibret vericidir:
Alıntı:
Eğer bir işbirliği varsa, bu işbirliğinin tamamen süreçle alakalı olduğunu, tarafların farklı planlarının ve çıkarlarının birlikteliğini gösterdiğini tekrarlıyorum. Yani Ab ve ABD'nin bir desteği varsa, bu onların kendi plan ve çıkarları ile alakalıdır. Beri yanda AKP de kendi çıkarlarını bu ikisinin geçici dostluğuna bağlamıştır. Bunda da, ülkemizde siyaset oyununun bir strateji oyunu olduğunu bilenler için şaşılacak bir şey yok.

Poe’nun emperyalizmi savunduğuna inanmıyorum ama emperyalist Batının hangi çıkarlarının AKP’ ninkilerle çakıştığını açıklamak ona düşer. Poe’nun yerden yere vurduğu Batının emperyalist çıkarlarının bizim ulusal çıkarlarımızla uyuşabileceğinin kanıtlanması da keza bu iddia sahibinin görevidir. Ben batı karşıtlığı gibi muğlâk bir kavramı kullanmam, açıkça antiemperyalistim. Batının emperyalizme karşıyım. Anti-emperyalizm ya da Batı karşıtlığı( zorunlu olarak bu deyimi kullanıyorum) açısından homojen bir sağ veya sol ayrımı yapmak da yanlış. Sol içinde şiddetle AB üyeliği sürecini destekleyen kesimler olduğu gibi, muhafazakâr ya da İslamcı kesim içinde de anti-emperyalist veya Ab karşıtı kesimler de var. Ben şahsen kendimi bildim bileli anti-emperyalistim ama eskiden solcu olan ve hala solcu olduğunu söyleyen hararetli Ab yandaşlarını da, eskiden Hıristiyan ve emperyalist Batıyı tu kaka ilan edip şimdi onunla entegrasyonu şiddetle savunan muhafazakârları ve İslamcıları da ibretle izliyorum. Bu dansözlük sağcı ya da solcu olmakla ilgili olmasa gerek, dansözlük insanı ruhunda varsa dönmek mubah. Şunu da söyleyeyim, AKP’nin çıkarlarının Batı emperyalizminin çıkarlarıyla uzlaşması beni kıskandırmıyor, iğrendiriyor. Batı emperyalizminin her maske altında yardakçılarını görmeye alışkın biri olarak beni endişelendiren şey ülkenin ve halkın geleceğinin emperyalizmin sofrasına altın tepside sunulması. AKP karşıtlığım bundandır, yoksa ikiyüzlü, eklektik ideolojilerini ciddiye aldığımdan değil.

Seçkinlik kavramındaki kafa karışıklığı halen sürüyor. Bu konudaki görüşlerimi Poe’nun bu konuda açmayı haber verdiği başlığa saklıyorum. Ama seçkinlik nesnel bir tanım değilse, bilince ve beyana bağlı bir kavramsa herkes seçkin olabilir ya da herkes seçkinliği reddedebilir. Poe’nun ısrarla muhafazakâr kesimden seçkinleri varlığını (soy, sop, din, bilinç, bürokrasi, burjuvalık vs üzerinden) dile getirmemesini de anlamıyorum. Yani Çalık Bey seçkin değil de ben mi seçkinim? Trilyonlarca liralık holding yönetenlerden, devletin en üst kademesindeki bürokratlardan AKP’li olmayanlar seçkin, AKP’liler sıradan, “bizim gibi” vatandaş oluyor. Bu nasıl bir sosyolojik mantıktır anlamadım. Dedim ya, başlığı bekliyorum. Gerçi Poe zımnen yeni, AKP’li seçkinleri varlığını kabul ediyor ya :
Alıntı:
“, AKP’nin, karşısına aldığı seçkin zümreye ekonomik alanda rakip bir zengin zümre çıkarması son derece doğru bir hamledir. Ben başkan olsam, farklı bir şey yapmam”
Zengin-zenginler konusuna gelince, hala sanki ortada kaba bir sermaye düşmanlığını savunan biri varmış gibi konuşuluyor. Sınıflı bir toplumda zenginler de fakirler de olacaktır. Ben zenginlerin AKP’li olmasından rahatsız değilim, tıpkı fakirlerine AKP’li olması gibi, bu onların tercihidir. Emeği sömürerek zengin olanları siyasi tercihleri benim için önemli değildir. Ama Poe için, AKP iktidarında inanılmaz basamaklar atlayarak şaibeli servetlere kavuşan zenginlerin varlığı rahatsız edici değil. Ben, tam da buna dikkat etmesini beklerdim, AKP’nin (Poe’nun bir an önce bana anlatmasını beklediğim) toplumsal dönüşüm projelerinin bu tür türedi zenginler yaratmanın dışında halkın çoğunluğu için işsizlik, yoksulluktan başka bir sonuç vermediğini görmesini umardım. Çocuklarına trilyonlu düğünler yapan, zırhlı Mersedeslerle dolaşan “işadamlarının” Nişantaşılı, Kürt, Fettullahçı, sosyal demokrat, ülkücü olması neyi değiştirir ki?


Bu ayrıntılardan sonra, asıl vurgulamak istediğim konu şu: Siyasi, toplumsal, felsefi konulardan konuşmak demek kavramlar üzerinden konuşmak demektir. Önce kavramların içi doldurulmalıdır ki sağlıklı bir tartışma süreci olsun. Bu tür tartışmalarda beni en çok zorlayan sorun da bu: kavramlar gelişigüzel, keyfi, sıklıkla da içeriğinden çok farklı, hatta zıt anlamlarda kullanılıyor. Bunun nedeni kavramlar hakkında fazla düşünmemek, siyasi jargonun, medyanın kanaat önderlerinin kullandığı çarpıtılmış dili (dolayısıyla düşünceyi) esas almak. Olsa gerek. Şeriat, din, sol, sosyalizm, demokrasi, emperyalizm, kapitalizm, milliyetçilik, ulusalcılık vs öyle istediğimiz zaman, istediğimiz şekilde kullanılacak kavramlar değil. Bu tür tartışmalarda esasen ben, bu kavram kargaşasını ortaya çıkarmak, kavramları yerli yerinde kullanmayı zorlamak için müdahil oluyorum. Şunu da söyleyeyim, CHP gündeme gelirse herhalde en azılı CHP düşmanlarından daha kapsamlı bir eleştiriyi sunabilirim. Güç iktidarda ve onun dostu AB-ABD’de ise, en çok ve başlıca onları eleştirmek benim en doğal hakkımdır çünkü bugünüm ve yarınımı etkileyecek kararları İşçi Partisi ya da ANAP değil AKP alıyor. İktidarı acımasızca eleştiriyorum çünkü emperyalist güçlerle el ele bu toprakları ve bu toprakların geleceğini değiştiriyorlar ki bu gelecek benim çocuklarıma bırakmak istediğim bir gelecek değil. %47 ya da %=7’nin içinde olmak umurumda değil, benim için haklı ve doğru olmak önemli ve haklılığın ve doğruluğun istatistiklerle ve oranlarla bir ilgisi olmadığını dünyanın ve kendimin tarihimden biliyorum. Diyelim ki yanılıyorum, bana doğruyu, doğru ve sağlam bir mantıkla göstermenizi isterim, sloganlarla ve içi boş iddialarla değil. Görüşmek üzere.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşit... Poe Sosyoloji 9 Pzr Hzr 15, 2008 11:41 am
Yeni mesaj yok CUMHURİYET'İN SİYASAL İDEOLOJİLERİ tohum Eleştiri 1 Cmt Tem 21, 2007 1:10 pm
Yeni mesaj yok “Derin devlet, devletin ta kendisidir” sabandal Güncel Olaylar-insanlar 2 Cmt Hzr 30, 2007 8:41 pm
Yeni mesaj yok Ulus devlet nereye tohum Sosyoloji 0 Cmt Hzr 02, 2007 10:59 am
Yeni mesaj yok Sünneti Artık Devlet Yaptıracak tohum Vesaire 0 Prş May 31, 2007 9:58 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke