Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 408 Üye Adayı ve 14 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Alışveriş merkezinde havadan dolar yağınca insanlık halleri
 Ahmed Arif
 oturağın göğünden oturağa ağan
 et,kağıt ve yapılacak şeyler
 BİZİM YAZDIKLARIMIZ
 Andrei Tarkovsky Filmografi
 Anne
 DİSİPLİN CEZASI
 Orhan KOTAN
 Üç Darağacı...
 Anti Roman (Yeni Roman)
 YARALI
 Sergei Reggiani
 Anlaşılmak
 Chanson
 Sessizliğin Resmi
 BEYİN YIKAMA
 Serbest düş''üş...
 h)içsel izlek
 The Poem and Elegie

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: hasan1683
Bugün: 2
Dün: 2
Toplam: 20644

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 408
Üyemiz: 14
Toplam: 422

Şu An Bağlı:
01 : mavisurgun
02 : basak44
03 : tiananmenian
04 : sartre
05 : neclabolat
06 : gece
07 : sirivatsa
08 : missvecchio
09 : hakansipahi
10: gunfrfd
11: Beauvoir
12: Karakutu
13: Diaspora_Hedonist
14: greenstone

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

DİSİPLİN CEZASI


DİSİPLİN CEZASI

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Kişisel
Yazar Mesaj
YAZARIM
Yazar


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1087
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Cmt May 10, 2008 1:36 am    Mesaj konusu: DİSİPLİN CEZASI Alıntıyla Cevap Ver

''Bayram yeri idi'' diyecekler 2000' li yıları yaşayanlar ama günümüzde bunun bir anlamı yok! Bayram tüm önemini yitirmiş, yitirmek zorunda bırakılmış. ''Bayram nedir?'' diye sorsanız bir anneye tek cevap verir; ''Oğlumun galaksiler arası savaşta yek parça halinde dönmesi''

Bayram!
Bayram günüydü çocuklarını Galaksi Koruma ve Kollama Derneğin'e zorunlu teslim ettikleri gün.

Günler günleri kovalar...
Kara Delik, adından da anlaşılacağı gibi kötü, sinsi, başbelası, gezegenimizin tek tehlikeli kara kuysu.
Görevlendirildiği yer; dünya gezegeni. Çocucuklarının burada görev yapmasından gurur duyar analar. İçine akıttıkları göz yaşlarına aldırmadan konu komşuyu kandırırlar. Kendilerini kandırdıklarının unutmazlar bir yandan.
ve...
Çocuk tek başınadır artık. Geride kalan hatırlanmayacaktır.

Özgürlük
Yasalar, yasaklar, emirler, amirler, görevler ve izinler herşey onlar içindir. Onlar düşünmüşlerdi bunları onlar için.
Alkol almayacaktın mesala. Sen daha gittiğin yerde ikinci haftan olmuşken aldıysan alkol, halin nanay.
Özgürsündür onlar istediği kadar ya da sen öyle sanırsın. Cezan kesilecek.
Kesildi de cezan, önce mahkeme. Mahkemeden geri döndün. Kaldın mı amirinin eline. 1 hafta Disiplin Cezası...Beş ay seni göndermediler, o olay olana kadar...

Bölüm: 1
Askercilik


Nöbetler 3 sattir burada. Burası CSK! CSK Moskava' dan gelsin aklına. Burada ilk öğretilen; nöbetteyken dikkat edeceksin. Çünkü DSK' dan adamlar gelip denemek amaçlı Yasaklı Bölgemize şüpheli çanta bırakır veya poşet atarlar içeriye.

Herşey kırmızı arabanın bozulmasıyla başladı;
Kulübenin önünde bir araba durdu. Birden bire, apansız ve hiç bir neden olmaksızın. Arabanın önünde oturan iki kişi inip dışarıya çıktılar. Ön kaputu açarken şöför cep telefonuyla birini aradı.

''-Abi motor su kaynattı, boşsan gel bi' bakıver.''

Nöbetçi bu durumdan kıllanmıştı. Arabanın önünden buhar çıkmayışı gözünden kaçmamış ve pür dikkat gelişmeleri takip ediyordu. Yapacak başka birşeyleri de yoktu ki. İşin yoksa sana zarf atacakları bekle ve rapor et!

Aradan bir dakika ya geçti ya geçmedi...Elinde takım çantasıyla, yüzünde işaret parmaklarıyla bilerek yağla çizmiş, kendine kaportacı süsü vermiş bir adam bitiverdi.

''-Ne oldu, hayırıdır?''

''-Usta su kaynattı, kaldık burada ya!''

''- Şimdi bakarız.''

Kafasını motara sokan adama bakan nöbetçinin dikkatini karşı evin penceresinde kamera ile çekim yapan biri çekti. Adamın sağ elinde bulunan kameranın kırmızı ışığı far lambası gibi göz alıyordu. Çekim yapıldığını düşünen nöbetçi 2 defa uyarı amaçlı düdük çaldı. Adam kafasını kaldırıp Yasaklı Bölge' ye bakıyor ve düdüklere aldırış etmiyordu.

Nöbetçi acil durum butonuna bastı. Bu arada düdüklerin sayısı ve şiddetli nefes üflemeleri artıyordu. Ne oldu ne bitti anlamadan arabaları bozuk olanlar gaza basıp kaybolmuşlardı bile. Ama yönetmen olacak biri vardı karşıda.
Amirler en kısa zamanda geldi kulübeye.
Durum anlatıldı ve önlemler için gereken emiler verildi...
Yasaklı Bölgede buna benzer olaylar oludu ama bir evden böyle bir tablo çıkması herkesi huylandırmıştı.
Dış güvenliğe haber verildi ama eve giremezlerdi. Kamera kayıdunı silen adamın evine baskın yapılırsa ve elde bir sonuç olmazsa, dava açma hakkı vardı yurtdaşların.

Bi'şey olmadı. Ama durumu rapor aden nöbetçi sabah sayımında bir aferin almayı hayal ediyordu. Ama sadece hayal.

Sayım yapıldı. Nöbetçinin ismi haykırıldı. Rapor verildi ve beklenen konuşma:
''- Geçikmiş cezan var. Yarı hazırlan MEPESE AKADEMİSİ' ne gidiyorsun!''

Nöbetçi ne olduğunu bile anlamadan dona kaldı. Sert bir emirle yerine döndü. Bu dönmeler uykusuz gecelerinde bile tekrar edilecekti.

Sabah erkenden teslim edildi. Giriş saati ve geldiği yer yazıdı. Çıkışı da bir hafta sonra aynı saatte olacaktı. Amiri gereken evrakları almış ve gözü arkada kalmayacak tembihleriyle çekip gitti...

Gömlek dümeleri koparılıp, kemer ve bağcıklar sökülüp, paralar ve sigaralar sayılıp teslim edildi. Spor yapamaz raporu uzatıldı.

***
DİSİPLİN!


Rahat emri ile şaşıran nöbetçi iç gecikmeden OL! emrini uyguladı. Karşısında bulunan gardiyanın kolunda bir çizik vardı. Belli ki OduNcu Başı!

''-Neden geldin?''

''- Alkol içmekten!''

Yediden sonra sayamadığı otomatik tokatları suratında karşıladı.

''-Neden geldin LAN!''

Bu artık soru değildi. Bunu anlamıştı.

''-Alkol içmekten'' cevabını verince gözü demir parmaklıkların arkasında tribün kolduklarına duvar boyu sıralanmış cezalıların korkudan sisnmiş hallerini görünce nasıl bir cehennemin dibine geldiğini farketti...

Aynı karşılamayı suratında yaşayan nöbetçi düşünce fırtınalarına kapılıyordu.
''Bu ...çocuğu bir daha vurursa kafasını kıracağım..nenin.''

''-Neden geldin LAN!''

''-Cevap vereyim mi?'' sorusununa OduNcu Başı şaşırarak;
''-Neden böyle soru soruyorsun?'' dedi.

''-Cevap verince vuruyorsun''

Gözlerini yere diken OduNcu Başı kısık sesle; (ki ilk kez yapıyordu bunu;)
''-İçeri geç!'' emrini verdi.

***

Karşılıklı iki koğuş, kapılarının dibinden başlayarak duvar boyu sıralanmış trübün koltukları, sağ duvarda bir kitaplık ve sol yanda kapı girişlerinden itibaret enlemesine demir parmaklıklar tavana kadar uzanıyordu.


Kapı yanındaki koltukta oturanın cezası bitecek olan ilk kişi olduğunu, emirsiz konuşulmayacağını, oturma vaziyetinin asla bozulmayacağını, uyumayacağını, konuşmayacağını, isterse kitap okuyabileceğini kolundaiki çizik izi olan parlak bir delikanlık anlattı.
Çiziğine bakılmıyordu buraya düşen adamın.

6 sıra geçti kendi yerine oturmak için. Doğduğu günden beri buranın malı olanlardan birinin gözü şiş ve çenesinde yara vardı. Diğerinin elleri balon gibi şişmiş. Uykusuzluktan ve yorgunlukta gözlerinin altı simsiyahtı. Sonda bulunanın elleri ve dudakları titriyor.
Dikkati bunlar çekmişti.
Tam oturacaken boş koltuğa...

Dudakları ve elleri titreyen fısıldayarak;
''- Oturma'' dedi.
Ayakta bekledi.
''-Otur!''
Emrinden sonra oturdu.
''-Ayağa kalk Ulan''
Herkes ayağa kalktı.
''-Otuurrrr!''

Hep bir ağızdan ve bir tek sesten

''-SAOL!'' duyuldu.

''-YENİ GELEN ÖĞRENDİN Mİ?''

Yanındaki fısıldayarak;

''-Ayağa kalk''
''-Evet komutanım''
''-Otur!''
''-SAOL!''

***

devam edecek


En son YAZARIM tarafından Pts May 12, 2008 1:46 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Başa dön
YAZARIM
Yazar


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1087
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Pts May 12, 2008 12:00 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

''Filinta gibi 6 delikanlı adam derdim dışarda görseydim. Sudan çıkmış bir sıçan gibi ürkekler'' diye düşündü.
Demir parmaklar arkasında bulunan gardiyan odasından televizyonun sesi geliyordu. Bir de müzik kanalında dönen kliblerin seslerinden başka dışarda beyni yıkanmış zorunluların gürültüleri geliyordu.

Güneş girecek tek bir yer yoktu gri ve beyaz tonlardan oluşan kafeste. Duvarlar, parmaklıklar ve ranza demirleri gri, tavan beyaz, cezalıların oturmaktan kıçlarının mermere döndüğü koltuklar kırmızı renkteydi.

İlk sıradaki yerli cezalıydı. Gardiyan onu yemek işlerinde, çöp dökme işlerinde kullanıyordu. Gün ışığını görmenin tek yolu buydu.

''-Ayağa kalk!''

Elbise sürtünme sesleri cezalıların kulaklarını tırmaladığını yeni gelenin farketmesi hiç te zor değildi. Başta oturan kapıyı açtı ve tek sıra halinde kafesten dışarı çıkıldı. Banyo, tuvalet ihtiyacı ve lavabo bölümünün önünde ip gibi dizildiler.
'' -Sağdan say''
1' den başlanıldı ve ''7 SONDUR!'' da bitirildi. Sırayla banyo hariç tüm ihtiyaçlar giderildi. İşini bitiren tekrar numarasının yerini hesaplayarak ipteki boncuk halini aldı.
''7 sondur'' tekrar alındı ve mutfak bölümünde başka bir ipe boncuk tekrar dizildi.

''Yedi sondur'' tekrar edildi.
Bir iki dakikalık sessizliği demir kapının çalınışı bozdu. Ama ne bozmak. Yedisinin birden ciğerleri yerinden fırladı. 1 numara kapıyı açtı. Yemek tencerelerini mutfak bölümüne götürdü. 2 numarayı yardıma yolladı gardiyan. Demirden taslara yemekler pay edilirken gardiyan miktarlarına bakıyor, en güzel taraflarını kendi masasındaki porselen tabaklara koyduruyordu.

Dağıtım işi bitince dışardan tek sıra halinde masaların başına yüründü. Otur emrinden sonra yemeklere başlanıldı. Yeni gelen 7 numaranın iştahı yoktu, yemedi. Gardiyan ona baktı. Yemek yemeği kesmeden;

''-Neden yemiyorsun?''

Ayağa kalkarak;

''-İştahım yok!''

''-Otur!''

''-Saol''

Tabaklar boşaldı, toplatıldı ve dışarıda boncuk durumuna geçildi. Duvar ustasının terazi alırken çektiği kınnap gibi dümdüzdüler. ''Yedi sondur'' tekrar alındı. Koltuklara yürüldü, beklenildi.

''-Otur!''

''-Saol!''

Yaklaşak beş-on dakika sonra...

''-Ayağa kalk!''

Kalkıldı...

''-Çık!''

Yedi numara hariç olup bitenleri herkes biliyor ve aynen uyguluyordu.
İhtiyaçların giderildiği yerde tekrar ''7 sondur'' alındı. 1 numara eskimiş lacivert renkli hamam tası getirirp yere bıraktı. 4 numara hariç gardiyan tek dal sigaraları içenlere verdi.

''-İçin!''

''-Saol!''

Yuvarlak tasın çevresinde tasa uygun bir halka oluşturuldu. İçine duman çekenler sınırsız yemyeşil ovaların, masmavi denizlerin, bembeyaz bulutların koynuna bırakıyordu kendini...

Ateşine kavuşan izmaritler tasın içinde söndürülüyor, kendisi de plastik çöp kutusuna atılıyordu. Atanlar numarasının olduğu yerde dikilmeye yöneliyordu. Sona kalan sigara küllerinden kararmış tası temizlemeye gidiyordu. Kuburun olduğu muslukta yıkanması kuraların kuralıydı burda...

''Yedi sondur'' alındı. Koltuklarının başında dikildiler. ''Yedi sondur'' alındı. Mermer kıçlar tahtalarına kavuştu...

Derin bir sessizlik. Atom bombası düşmüş kentlerin sessizliğini ''kitap alabilir miyim'' isteği hayat verdi. Herkes bir kitap veya kitapçık alarak yerine oturuyor. 7 numara hayatı boyunca hiç unutmayacağı yazarın tuğla kalınlığındaki kitabını eline alırkenkaç günde bitireceğinin hesabını yapıyordu. 1 haftada biter miydi? Onu da öğrenecek...

Hsan Ali Yücel-Hürriyete Doğru mavi renkli siyah yazılı bir kitap. Pek okunmadığı gün gibi ortada. Kitabın yapraklarına bakınca duvar gibi dümdüz.
''Pek rağbet görmüyor anlaşılan''...
İç konuşmalarının ilki yapıldı...

Okunan her neyse anlaşılamaz burada. Anlamak içinde kimse yormaz kendini. Önemli olan saatin ve güneşin bilinmediği bu kafeste zaman kavramına bir aparkart sallamak. Tuttura bilirsen...

''-Uyuyon mu sen?''

Yerinden halatla çekilmiş gibi fırlayarak 3 numara;

''-Hayır''

''-Ayağa kalkın lan! Size insanlık yaramıyor. Şınaaaaav vaziyeti al.''

El parmaklarında omuzuna kadar kolu şiş olan ve sağ omzu bu acıdan yukarıda duran cezalı yapamayacağını anlatmaya çalıştı ama pervaneli uçağın kanatlarındaki motorun hızını aramayan seri tokatların sesini duydu. Herkes dikiliyordu.
Korkudan kafalar iki omuz arasında.

''-Spor yapamazlar hariç şınav vaziyeti al''
1 ve 7 numara ayaktalar. 7 numara yerli oluşundan kayırma vaziyeti çıkardı ama pekte üzerinde duramadı yerde acı çekenleri görünce.en fazla 10 sayısını gören yere gözlerini kan bürümüş avcının vurduğu bir kuş gibi yere yapışıyordu.

Yerden spatula ile kazınması güç acılar, çaresizlikler, zorunluluklar, sabırlar, içe atılmış ağlamalar... üzerlerinde karabasanları olacak tekmeler, tokatlar, başların defalarca yere vurulması, kemiklerden çıkan tahtanın tok sesi...

7 numara yerde yatanları gördükçe dişleri sıkıyor, sıktıkça babasını sandalyeye çıkarak tokatlayanlar geldi. Babası gibi yaptı...işlerini sıkmaya devam etti.

***

Okumaya devam edildi. Sessizlik...Çok geçmeden kelimelerin bilgeliği bir delik bulmuş güneşe kavuşmuş. Gözler taşıyamaz havanın ağırlığını. Derinin ağırlığı ne ki...

''-Ayağa kalk ulaaan! Raporlular hariç şınav vaziyeti al!''
Aynı sahneler, aynı dayanamayacak bedenler, ruhlar aynı nefret dolu sözler, küfürler, darplar aynı elinden birşey gelmeyişten doğan isyanlar...

Bir kişi konuştu mu, bittin. Gözünü yumdu mu bittin. Akşam yemeğine kadar aynı haykırışlar, inildiler, ahlamalar...akmayan gözyaşları.
''yedi sondur'' la alınan yatak kavuşmalarında biri nöbete kalır ve 2 saat kapının dibinde ayakta kalır. Herkes payını alacak. 7 numara iki saatte bir açılan ışıklara kalktı ve sabaha karşı son dikilmeyi haketti...
Başa dön
YAZARIM
Yazar


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1087
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Pts May 12, 2008 1:32 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ikinci gün
Birinci günden daha beter bir gün. Koları şişen delikanlıların dayanacak gücü yok artık.
Yüzünde yaraları olanların kabukları dökülmüş. Et kendini daha belirginleştirmiş. Uyuşturucu değildi gözlerin ferini alan. Vücutları kamburlaştıran rutubetin acımasız kamçıcı.
Mavi kitabı nerdeyse bitirmek üzereydi 7 numara. Oysa 1 haftada bitiririm diye düşünmüştü. Uykuya yenilmesin diye gözlerini arada bir ikinci kitabını seçmek için sağ tarafında bulunan kitaplığa çeviriyordu.
Saatler geçtikçe her renk griye dönüyordu. Sayfalar grileşiyor, maviler de...
Gardiyan değişmiş ve yumuşak karakterli ama kendisinin sert olduğuna inanılmasını istiyen kolunda çiziksiz bir melek gelmişti.

''Yedi sondur'' alınır defalarca. Küçük traş çantalarına sıkartırılmış havlular çıkartılır ve o ölmüş köpek kokusuyla yüzler silinir. Islak olduğuna aldırmadan yerine tıkıştırırlırken ölmüş köpeğin kurtlanması beklenir...

''-Ayağa kalk.'' Bu bir emir değildi. Montları çıkartın. 7 numara ''raporum var'' diye durumunu açıkladı. Aldığı cevapla bulunduğu yerden evine koşarak gidebiliecek bir ruh haline büründü.

''-Fazla ağır çalışmayacağız.'' O da üstünü çıkartıyordu bir yandan.
''-Burası adamı verem eder. Biraz kültür fizik yapalım. Hem sizin için iyi olur. Vücudunuz hareket etmiş olur.''

Görevi boyunca bu işi bu kadar severek yapmadı burada cazalı olarak yaptığı kadar.

***

Diğer gardiyan geldi ve huzur yerini doğacak tranvanın nokta atışlarına bıraktı. Yatana kadar aynı sahneler bir öncekinden daha berbat biçimde tekrarlanacak diye düşünen 7 numara yanılacaktı.

***

Mavi kitap okuyan elde aynı renkte başka bir kitap. Adı; Hürriyet Gene Hürriyet. İki elle zor tutulan bu kitapta bitirilecek. Yazar Hasan Ali Yücel' in yazdıklarından hiç bir şey anlaşılmayacak, yaptıkları düşünülüp mutlu olunacak...Buradan bir çıkışın olduğu düşünülecek...

Telefonun zili tüm bakışları gardiyanın odasına çevirdi. Babasının dededen kalma vazosunu düşüren bir çocuğun paniğini yanına alarak parmaklıklardan içeri daldı.

''-Birazdan Ulu Kaptan gelecek. Soru sormadan konuşmak YASAK! Şikayet etmek YASAK! O burada 5 dakika bile kalmayacak, sonra ben varım! Ona göre davranın.''

***

''-YOKUŞ-AT!''

Tüm cezalılar ayakta hazr bekler. Ulu gözlerle, ulu edayla, ulu dosyalarla, ulumuş bakışlarla 1 numaraya neden burda olduğunu sordu Ulu Kaptan...

''-Sanal saat bulundurmaktan''

''-iyi .ok yedin''

2 numaraya geçerek;

''-Ya sen''

''-Nöbetteyken uyumak''

aynı cevap daha da uluyan bakışlarla verildi.

Ya sen-sanal saat, ya sen-alkol içmek, uymak-yasen...''YETER ULEN''... diyemedi 7 numara. İçinden geçen isyan trenini görev uzatma riskinin raylarından çıkartmadı. Çocukların yüzlerindeki yaraları gördükçe Ulu Kaptan kafasını ışınlanma hızında çeviriyor, sorgusuna devam ediyordu.

7 numaraya geldiğinde hemen cevap alamadı. 7 numara kafasını sol yanındaki cezalıya çevirirken, sağ elini kaldırarak kendi gözünün altına dokundu. Cevabını verdi, cevabını o da geç aldı. Ulu yandaki cezalının yüzüne gözlerini kısarak baktı.

''-Bu yaraları kim yaptı evladım?''
Sessizlikten kalp atışlarını duyabiliyordu dışarıda sevgilisine mektup yazan zorunlu...

''-Peki evladım buraya girmeden önce var mıydı?''

Karıncanın ayak sesine yakın bir haykırış duyuldu;

''-ha.yır''
Başka böyle yaraları ve sorunları olanları merak etti Kaptan, not aldı ve otlar arasında süzülen bir yılan gibi git-ti....

***

Sabah kalktıklarında herün baktıkları gri duvarda başka renkler ve kendilerinden başka canlıları gören cezalılar ''siz nerden çıktınız'' diye fısıldadılar. Allahtan gardiyan kolunda çizik olmayandı. Aksi halini düşünmek mi...

Fısıldayarak konuşmalar arada bir normal sese geliyordu. Gelen üç kişi Şeflik Adayları. Kurs eğitiminde yatakhanelerinde çerez yemek, eski zamanlardan kalma kâğıt oyunu olan pişti oynamak, tütünü dumanlaştırmak ve sanal haberleşme yapmak suçundan buradalar. Aralarından biri kursta ikincilik başarısı almış ve bu başarıyı veren amiri tarafından buraya yollanmışlardı. Omuzlarındaki yırtıktan doğru söyledikleri anlaşılıyordu.

Yanlarında bol miktarda kitap getirmişlerdi. Hazırlıklı olmanın ve bilgilendirilmenin nimetleri bu olsa gerek.

7 numara bir ressamın şifresini anlatan kitabı onlardan alıp, okumaya başladı. Arada bir yeni cezalılar kendi aralarında konuşuyor, çiziksiz gardiyan da diş göstermeye çalışıyordu onlara. Yumuşak huyundan dolayı hepsini odasına çağırıp konuştu. Onu dinlemelerini, saymalarını, hiyararşi bakımından çok üstünde olsa burada en altta olduklarını ve buna benzer şeyler söylediğini yeni gelenlerden öğrendik...


***


Çizikli gardiyanın yüzünü gören eski cezalıların gözleri fırlama çocuklarınki gibi yerinden fırladı. Tedirginliklerin, korkuların yeri değişmişti.
Hemen yeni cezalılar arasından mesleği Hak Savunucu olanı yanına çağırdı.
1 saat kadar kouştular. Hak Savunucusu dışardan bakarken Eski cezalılara gülümsedi. Demir parmaklıklar arasından içeri girdi.
Fısıldayarak;

''-Ebesinin ... görecek!''

Beş dakika kadar, arada bir fısıldamalarla...
çizikli gardiyanın suç işlediği anlaşılmış ve suçunun cezası için gereken yapılacakmış. Bundan korkan çizikli görevinin bitimine 10gün varken bir yerinin çizilmesini istemiyormuş...

***

Yangından mal kaçırır gibi eşyalarını topladı. Cezalılara iyi davran mış, onlar için yap mış herşeyi, onunda bir annesi var mış, onunda bir sevdiği var mış, o emirleri uygula mış...gibi durumu izah ederken yalamalığa döken kelimelerin sonunda ''benim hakıkımda iyi konuşun'' isteği geldi. Haklarının helali de istenmez mi....
Git-ti.

Yerine kısa görevli, iyi eğitimli kısa dönemli ve iki çizikli gardiyan geldi
Asıl Disiplin Cezası şimdi başlıyorudu...
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Kişisel Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok KİŞİSEL DİSİPLİN üzerine onuradambenolam Okur Adayları İçin 8 Pts Ksm 06, 2006 12:17 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke