Dün okuduğum bir kitapta bir anne çocuk iletişimi vardı gözüme çarpan...
Yumurta sevmeyen çocuğuna yumurta yedirmek ve o esnada da ondan bazı isteklerde bulunmak isteyen anne her sabah kahvaltısında çocuğuna bir yumurta haşlar ve üzerine o gün yapması gerekenleri ya da kendisinden küçük bir not düşer tezgahın üzerinde bulunan tahta kalemiyle...
Böylece çocuk sevmediği yumurtayı her sabah merakla bekler ve üzerindeki notu okur...Acaba bugün annemden bana ne not var? Ve tabiki bu notları okumanın karşılığı da yumurtayı yemek oluyor.Aslında o kadar da azap verici olmuyor bu durum artık onun için.
Msn, mail, kısa mesaj(bir de şu 5000-500 bedava olayı çıkalı iyice kepaze olan iletişim) gibi çağımızn iletişim müdavimlerinden arınıp biz de mi birer yumurta haşlayıp uzatsak birbirimize...
Çocuğa yumurta yedirmenin başka yolları da var.Biz anneler çözüm üretmekte üstümüze yoktur bu konuda.Öyle yemezse böyle yer.Haşlanmış sevmiyorsa;yağda yer, sucuklu ya da kıymalı,omlet yaparsın ya da krep;arasına biraz dilimlenmiş muz ve bal ya da reçel,kahvaltı pizzası diyor benimkiler şarküteriye bayılır çocuklar evde ne varsa salam, sosis, biraz minik doğranmış patates,yeşil biber,domatesle kısık ateşte enfes bir tada ulaşabilirsiniz.Yani sevmediği bir tada katlanmak zorunda değildir çocuk.
Ben zaten telefonda mesaj atmayı bile bilmiyorum.Öğrenmek gibi bir çabam da yok.E karakutu da var yeter.Meramımı anlatıyorum burda zaten.
Kayıt: Mar 23, 2008 Mesajlar: 68 Nereden: Bilinmezden...
Tarih: Cum Nis 18, 2008 10:47 am Mesaj konusu:
Zaten orada asıl vurgu iletişim üzerineydi sayın neclabolat...Annenin yumurtayı haşlarak yedirmesi ve ya yedirmemesi değil, sabah o gün çocuğuna yapmasını
istediği şeyi yumurtanın üzerine yazarak vermesi ve çocuğunda bunu merakla beklemesi...Belki ona kahvaltıda normal bir şekilde söyleseydi yapması gerekenleri, söylediği anda unutulacaktı belki...
Ve bence biz kadınlar da çocuklara sürekli alternatif şeyler sunarsak-bir de sunulan bu alternatifler ballı muzlu... olursa- hayatları boyunca her alanda alternatif arayacaklardır.Üstelikte hep ballı muzlu...
Hatırlıyorum da annem bana çocukken o gün sofrada ne varsa onu yiyeceksin derdi.Eğer yemiyeceksem de o öğünü atalatırdı.Ve ben böyle böyle o gün sofrada ne varsa onu yemeyi öğrendim.
Şimdi annem yok yanımda onun hazırladığı sofralarda.Ama öğrenmeseydim şimdi ne varsa onu yemeyi sanırım başka alternatiflerimde olmadığı için açlıktan ölebilirdim...
Kitaptan anlattıklarınızın eksik olduğunu düşünüyorum.Yani şimdi iletişim için yumurta mı lazım?Niye bir yumurtanın üzerinden iletişim kurayım ki çocuklarımla?Çocuk niye yumurtayı merakla bekliyor anlamadım.Bence o çocuk merakla değil eziyetle karşılar o yumurtayı.Çünkü üzerinde annesinin vereceği komutlar var.Bugün şunu yap, bunu yap, onu yapma vs.Gördüğüm ve yaşadığım şudur ki; çocuklar emirlerden, mecburiyetten hoşlanmıyorlar.Üstelik beni ve çocuklarımı tanımıyorsunuz.Merak etmeyin iki kere iflas yaşamış bir ailenin çocuğu olarak sofrada ne bulurlarsa onu yemeyi bilirler ve üstelik yemek seçmeyen, ama damak tadı yerinde çocuklardır. İletişim diye bir şey yok burada zaten, tek yönlü bir mesaj aktarımı var. Bu arada çocuk notu alırken anne nerede?Sanırım çok meşgul.
( Sizin de beni anlamadığınızı düşünüyorum.Yumurtanın çocuğa başka türlü sunuşlarını anlatırken, yemek tarifi vermek değildi niyetim.Çocukla iletişimin başka şekilleri olduğunu -üstelik o zaman bal kadar tatlı olacaktı iletşimimiz- anımsatmak istemiştim. )
Küçükken sadece beyazını yedirebilirlerdi, sarısından nefret ederdim. Okula başlayınca sadece sarısını yemeye başladım, beyazından nefret ederdim. Bir ara haşlanmış değil sadece tavada sevdim. Liseye geçince rafadan yumurtaya geçiş yaptık, kayısı kıvamında taze ekmeğin üstüne sürülmüş halini sevdim. Öğernci evi, yurt vs. derken şimdi türüne bakmadan yiyoruz, menemeninden sucuklusuna kadar... Hiç biri anneminkinden değil. Şimdi akıllanınca sarısı beyazı ayırt etmiyoruz eve gidince. Kardeşim de ben de annem yapsın da isterse çiğ koysun önümüze... Hiç farketmez yiyoruz. Hayat...
Kardeşime küçükken yumurtaların sonradan civciv olduğunu kim söylediyse ya da nereden gördüyse günlerce protesto etmişti yemekleri. Siz civciv yiyorsunuz diye Tabi onun için vahşet demek; içinde civciv varken yumurta yemek.
Sonrada balıkları intihar etti bir gün. Evdeki herkes üzüldü, kardeşim ayrı üzüldü... Balık yemeyi de, et yemeyi de bıraktı. Bir ara karpuzdan başka her şeyi reddediyordu. Kızarmış patatesler, sevdiği bir kaç çorba ve makarna dışında yemek yemiyordu. Annem ne uğraşmıştı? Halen et çok az yer, o da binbir yalvarmayla.
Benim güzel kızım büyüyünce veteriner olmayı düşünüyor.Ve biz ona çok fena bir yalan söyledik. Kurban Bayramı'nda koyunlar bize etlerinden biraz veriyor, sonra da gidiyorlar. Onlarca sorusuna saçma sapan cevaplar vermek zorunda kaldık ama en azından et yedirebiliyoruz.(Aynı şeyi oğlumla da ayaşamıştık ve yaralanmadan, etten vazgeçmeden atlattık bu dönemi. Şimdi sıra kızda.)Neyse.Paça çorbasına evcek bayılıyoruz.Kızıma paçaların fabrikada üretildiğini söylemiştik. Sınıfta öğretmeni sormuş:-Bana fabrikada neler üretilir söyleyin bakalım. Bizim kız cevap vermiş:
-Paça ööğretmeniiim.
Durumu bir de öğretmenine açıklamak gerekti tabii.Lütfen kimse şimdi bize kızmasın.Mecburduk.
Kardeşimce "süt de aslında buzağıların hakkıdır biz onu içmemeliyiz. İçersek buzağılara ayıp olur, üzülürler. "
Küçükken bunları açıklamak çok zordu ona...Şimdi beşinci sınıfta pek büyük sayılmaz, halen o günlerinin etkilerini üzerinde taşıyor.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız