Nazım Hikmet 1913'te, henüz on bir yaşında iken şiir yazmağa başlar. Yazdıklarını elinden düşürmediği bir deftere geçirir. Yıllar geçtikçe defterlerin sayısı da artar, 1920 Aralığında ona yükselir.
Defterlerdeki şiirlerden bazılarının altına tarih ve yer adı konulmuştur. Fakat hepsinin tam bir sıra izlediği söyleneınez. Örneğin, birinci defterdeki ilk şiir «Mehmet Çavuşa» adını taşır, altında 22 Şubat 1330 tarihi vardır.
20 Haziran 1329 tarihli «Feryâd-ı Vatan» ise defterde beşinci şiir olarak yer almaktadır. Üstelik, kimi şiirler sonraki defterlere de geçirilmiş ve az çok değiştirilmiştir. Üçüncü defterin başına «Gençlik Şiirlerim», dördüncü defterin «Anneme, Gençlik», [/b]beşinci defterin «Gençlik, Gördüklerim Duyduklarım», altıncı defterin «Gençlik Düşüncelerim» diye yazılmıştır.
Bu defterlerdeki şiirlerden bir bölümünü Nazım Hikmet dergilerde, gazetelerde bastırır: Bunlara «Yayımlanmış İlk Şiirler» adını veriyoruz.
Birçoğunu ise hiç bir yayın organına göndermez: Bunlara da “Yayımlanmamış İlk Şiirler” diyoruz. Nitekim, bu şiirlere ne Ekber Babayef'in Nazım Hikmet, Bütün Eserleri'nde, ne de Kerim Sadi'nin Nazım Hikmet'in ilk şiirlerinde rastlanmaktadır.
«Yayımlanmamış Şiirler»i Nazım Hikmet’in kız kardeşi Samiye Yaltırım yıllarca saklar. Ancak şairin ölümünden sonra, Aydın Aydemir'in onları bir kitapta toplamasına izin verir.
Fakat «A Mon Oncle, Benim Anladığım, Mazi, Ezelî Sevgi, Tesadüf, Bir Muhacirin Ağzından, Bir Muhacir Kadının Ağzından, Uyuyan Kadın, Artık Bu Gezmekten Dönelim Geri, Bir Fikir, Yeşillenmeyen Dallar, Taşyürek Osman, Murada Erdiren Pınarın Sesi» başlıklı on üç şiir yayımlanmadan kalır.
Bunlar ilk kez bizim derlememizde bir araya getirilmiş bulunmaktadır.
Aydın Aydemir'in söz konusu kitabındaki şiirleri Samiye Yaltırım'da bulunan daktilo edilmiş örneklerle karşılaştırdık. Bazı yerlerini düzelttik, eksiklerini tamamlamaya ve ayrımları belirtmeye çalıştık. Yazık ki, bütün uğraşmamıza karşın, Nazım Hikmet'in şiir defterlerini göremedik. Ancak, derlememiz ikinci kez basılırken defterleri görme olanağına kavuştuk. Şairin kız kardeşi ile eşi Seyda Yaltırım'ın da yardımıyla şiirleri teker teker okuduk, birinci basımdaki örneklerle karşılaştırdık. Yayımlanmamış sekiz şiir daha bulduk. Bunları da derlememize aldık. Fakat aradan altmış yıla yakın bir zaman geçtiği için, kurşun kalemle yazılmış ve iyice silikleşmiş birkaç şiiri okuyamadık. Okuyabildiğimiz öbür şiirleri ise yazılış tarihlerine, defterlerdeki dizilişlerine ve Samiye Yaltırım’ın yararlı uyarılarına göre yeniden sıraya koyduk. Böylece Bütün Eserleri I' in ilk basımına oranla, daha düzenli ve daha tam bir derleme elde edildi.
“Yayımlanmamış Şiirler” den «Samiye'nin Kedisi, Beklerken, Ölümün Sırrı, Rübap, Rüya, Öldükten Sonra, Biz Göğüs Verdikti Şen Rüzgârlara, Yine Akşam Oldu, Şair» adlarını taşıyanlar Asım Bezirci'nin Nazım Hikmet Ve Seçme Şiirleri'ne alınmıştır.
(1) Aydın Aydemir-Nâzım, 1970, Ankara
(2) 1975, s. 194-200, Istanbul, AYayınları
Nazım Hikmet'in 1913 - 1920 yıllarında yani 11-18 yaşlarında yazdığı bu şiirlerin sayısı az değildir. (Biz 68 tanesini derleyebildik.) Fakat şair onları yayımlanmağa değer bulmamış, her halde birer deneme saymıştır. Ne var ki, öyle de olsalar, Nâzım Hikmet’in evrim çizgisini belirlemek için kısaca üzerlerinde durmak gerekmektedir.
Gerçekten de bu şiirlerden deneme sınırını aşanlar, pek az.
Ama dil o çağa göre temiz. Şiirin geniş hayali, aşırı duyarlığı hemen dikkati çekiyor. Mısralar çoğunca koyu bir romantizmle yoğrulmuş.
1913-1911 yıllarının ilk ürünlerinde (Feryâd-ı Vatan, İntikam, Vatana, Irkıma, Çelik, Viran Diyar» vb.) yurt sevgisi, memleketin acıklı durumu, öç alma duygusu, parçalanan imparatorluğu kurtarma dileği - öfkeli, inançlı ve, acemice bir deyişle - belirtilmiş.
Çanakkale'de yiğitçe ölen dayısı Mehmet Ali için yazdığı şiirler (Şehit Dayım, Benim Dayım, Şehit Dayıma Mabat) N. Hikmet'in intikam, kahramanlık ve milliyetçilik duygularını dile getiriyor.
«Mehmet Çavuşa» başlıklı şiir de aynı duyguları pekiştiriyor, Türklerin yine güçleneceği, «tarihe yine altın sayfalar yazacağı» umudunu yansıtıyor.
Öteki ya da daha sonraki şiirlerde çoğunlukla bireysel konular işlenir. Özellikle aşk temi ağır basar. «Beklerken, Yalnız, Bir Hatıra, Ona, Bir Kış, Öldükten Sonra, Arkadan, Rüya, Yıllar Geçti Yardan Hala Gelmedi Haber» vb. şiirlerde aşkı arayış, sevgiliden ayrılış, özlem, bekleyiş, yalnızlık gibi duygular buruk bir anlatımla dışa vurulur.
Aynı buruk anlatım ile melankolik hava «Ölümün Sırrı, Gecelerimden, Küçük Düşüncelerimden, İntizar» başlıklı örneklerde de görülür. Mutsuzluk, kötümserlik, bahtsızlıktan sızlanma nerdeyse şiirlerin yaygın özelliği olacaktır, O kadar ki, bu özellik zaman zaman ölüm düşüncesiyle birleşir; hatta, doğayla ilgili şiirlerde bile çoğun üste çıkar.
Vatan, aşk ve mutsuzluk temlerinden sonra şiirlerde en büyük yeri doğa (özellikle deniz, gece, akşam, günbatımı temleri) tutar. N. Hikmet doğaya insancıl, duygusal özellikler verir ve onu imge yüklü sıfatlarla, benzetmelerle tasvir eder.
Yukarda sözü edilen temlerin dışında ya da- arasıra - onlarla birlikte bazı şiirlerde dinsel yahut mistik bir boyuta rastlanır. Şair mutsuzluktan kurtulmak için ya Tanrıya yalvarır ya da ondan yakınır.
«Yayımlanmamış İlk Şiirler» üstüne elimizde yeterli bilgiler yoktur. Bundan ötürü, ancak birkaçı için bazı açıklamalar yapabileceğiz.
Alıntı:
FERYÂD-I VATAN
«Yangın» şiirinin altında 6 Kânunuevvel 1330 (6 Aralık 1914) tarihi vardır. Sarı defterlerden birincisinde ise ilk şiir «Feryâd-ı Vatan» adını taşımaktadır. Yazılış tarihi 20 Haziran 1329 (l913)'dur.
Bundan da anlaşılacağı gibi, Nâzım Hikmet'in ilk şiiri «Yangın» değil, «Feryâd-ı Vatan»dır. Bununla birlikte, şairin, «Yangın»ı daha önce kaleme alıp deftere geç geçtiği düşünülebilir.
Aydın Aydemir «Feryâd-ı Vatan» için şunları yazıyor:
«Samih Rıfat Bey ve arkadaşları, bir gün, Hikmet Bey’lere konuk geliyorlar. Sofra kuruluyor, yeniliyor, içiliyor, sohbet ediliyor.
«Samih Rıfat Bey şair. Valiliklerde bulunmuş, aklı başında, hatırı sayılır bir kişi. Aynı zamanda yakın akrabaları. «Neşeleniyor Samih bey. Şakalaşıyor, nükte yapıyor, sağa sola takılıyor. Bu arada Nâzım'dan da şiir okumasını istiyor Samih bey. Nâzım'ın başı önde, suratı asık. Gene de Samih bey dayatıyor: 'İlle de okuyacaksın' diyor Nâzım'a. Hemencecik Samiye çıkıyor ortaya:
- «Ağabeyimin yazdığı şiirleri ezbere biliyorum" diyor, "isterseniz ben okuyayım"
- «Hadi öyleyse, sen oku, diyor Samih bey.
«Samiye, ağabeyi. Nâzım Hikmet'in yazdığı «F e r y â d - ı Va ta n» şiirini başlıyor okumaya.. ( .. )
«Bu şiir, Nâzım'ın, küçük sarı defterlerinden birincisine yazdığı ilk şiiriydi.»
(AY, S. 27-28).
Şiirin ikinci mısraı, «Etrafı bürümüştü bir duman»
AY'de «Etrafı sarmıştı bir duman» biçimindedir.
FERYÂD-I VATAN
Sisli bir sabahtı henüz
Etrafı bürümüştü bir duman
Uzaktan geldi bir ses ah aman aman!
Sen bu feryad-ı vatanı dinle işit
Dinle de vicdanına öyle hükmet
Vatanın parçalanmış bağrı
Bekliyor senden ümit.
Nâzım Hikmet yazdığı ikinci şiir üstüne şu açıklamayı yapıyor:
«İkinci şiirimi 14 yaşımda yazdım sanırsam. Birinci Dünya Savaşı içindeydik. Dayım Çanakkale'de şehit olmuştu. Dehşetle yurtseverdim. Savaş için bir şiir yazdım. Ne tuhaf yazdığımı çok iyi biliyorum da, hatta artık Osmanlıcayla değil, okulda okuduğumuz şair Mehmet Emin'in takır tukur ama Arapçası , Farsçası az Türkçesiyle yazdığımı biliyorum da tek satırı aklımda değil.» (EB, S. 10).
Nâzım Hikmet'in sözünü ettiği bu şiirin «Mehmet Çavuşa» adlı ürün olduğunu sanıyoruz. Sözü geçen defterlerinin birincisinde on dört şiir bulunmaktadır. Şiirlerin sırası şöyledir: «Mehmet Çavuşa, Olma Mağlup, Bir Bahriyelinin Ağzından, Yangın, Feryad-ı Vatan, Vatana, AMon Oncle, Irkıma, Şehit Dayıma, Benim Dayım, Şehit Dayıma Mabaat, Çelik, İntikam.»
Bu sıraya göre «Mehmet Çavuşa» birinci görünmekte ise de, altında 22 Şubat 1330 (1914) tarihinin bulunması, şiirin, «Feryâd-ı Vatan»dan sonra yazıldığını düşündürmektedir.
MEHMET ÇAVUŞA!
Vatan ,için ey kahraman
Hayatına hor baktın
Arslan gibi saldırarak
Namertleri hep yaktın
Kurşun bitip tüfeğin de kırılınca
Düşmanına taş attın
Bu besâlet karşısında hangi kale
düşmez ki
Bu şecaat karşısında hangi düşman
kaçmaz ki
işte senin düşmanın
Tabii ki kaçacak
Yine büyük Türk adı
Dağlar taşlar aşacak
Yine Türkün bayrağı
Kaleleri yıkacak
Yine Türkün gemisi
Denizleri aşacak
Yine Türkün sanatı
Avrupaya taşacak
Yine Türkün sinesi
Vatan aşkiyle dolacak
İşte bunlar emin ol
Emin ol ki olacak
Yine Türkün tarihi
Yaldızlı sahifeler yazacak
Galipleri herkes sever
Mağluplardan nefret eder
Haklı haksız olsun mağlup
Yine herkes nefret eder
Onun için ey vatandaş
Hiç bir zaman olma mağlup
Yürü yürü dağ deniz aş
Hiç bir vakit dönme geri
Zira mağlupların yolu geri
Anla bunu ey arkadaş
Mağluplara ölmek iyi
Onun için ey vatandaş
Hiç bir zaman olma mağlup
«Mehmet Çavuşa» şiirinden sonra, sarı defterde «Olma Mağlûp» şiiri gelmektedir. Onu «Bir Bahriyelinin Ağzından» adlı şiir izlemektedir. Şiirin altında 3 Kanunuevvel 1330 (3 Aralık 1914) tarihi bulunmaktadır.
Nâzım Hikmet bu şiirini, 1917 yılında bir aile toplantısında, Bahriye Nâzırı Cemal Paşa'ya okuyor: «Cemal Paşa, Nâzım'ın denize dair yazdığı kahramanlık şiirini dinliyor. Şiirin yazıldığı tarihi öğreniyor: 1330. Bu tarihte Nâzım'ın yaşını soruyor: 12-13.
Böylesi yetenekli bir çocuğun Bahriyeye alınmasının iyi olacağını düşünüyor.(…)
«Cemal Paşa durumu Matbuat Genel Müdürü olan Hikmet Bey'e (şairin babası) açıyor. Nâzım'ı da çağırıyorlar yanlarına, Bahriye okuluna girip girmeyeceği konusunda ne düşündüğünü soruyorlar ona.
«- Bahriye'ye girmeyi isterim, diyor Nâzım.» (AY, S. 33-34).
Gerçekten de Nâzım Hikmet, bir süre sonra, Heybeliada Bahriye Mektebi'ne yazılır.
BiR BAHRiYELiNiN AĞZINDAN
Musikim düdük
Hayatım deniz
Biz deryada gezeriz
Bize derler Turgutoğlu
Yakarız yıkarız biz cihanı
Ölüm karşımızdadır an be an
Vatan uğrunda ederiz fedâ-yi can
Topumuzdan çıkan gülle
Eder her tarafı tarümar
Vatan uğrunda fedâ-yi cana
Benim gibi çok kişiler var.
Nâzım Hikmet «Yangın» şiirini nasıl yazdığını Ekber Babayef'e şöyle anlatır:
«Büyük babam, mevlevî Nâzım Paşa şairdi, anam Lamartin'e bayılırdı. Evimizde, babamın edebiyatla ilgisizliğine bakmaksızın, şiir baş köşedeydi.
«Karşımızdaki evde yangın çıktı. Yangını ilk görüşüm!!!
Şaştım, korktum. Büyük babam, yangın bize atlamasın diye pencereden Kuran'ı tuttu karşıdaki alevlere... Yangın söndü… yaktığı evi kül ederek söndü kendiliğinden ve ben bir saat sonra ilk şiirimi yazdım: Yangın…
Vezni, büyük babamın yüksek sesle okuduğu aruzla yazılmış şiirlerinden kulağımda kalan ses taklitleriyle yapılmıştı. Yani ne arûzdu, ne heceydi, serbest vezindense haberim yoktu, uydurmaydı. Dili de öyle. Osmanlıca taklidiydi. Konusuysa şu:
«Şimdi bunları yazarken bir şeyin farkına vardım, Büyük babamdan çok Edebiyat-ı Cedide'nin, Fikret'in meselâ etkisindeymişim. Neden? Bilmiyorum. Belki de hiç şiir sevmeyen, ama Tevfik Fikret'i -o da bir çeşit Osmanlıcayla yazardı- iki kere yüksek sesle yanımda okuyan babamın yüzünden mi belki de.)
(EB, S. 9-10).
«Yangının eski yazı metni Aydın Aydemir'in adı geçen kitabında bütünüyle yayımlanmıştır. (AY, S. 41).
Fakat şürin yeni yazı çevirisinde (AY, S. 20) bazı yanlışlar, eksikler görülmektedir. Örneğin, üçüncü mısra
«Valdesiz, pedersiz kalmış masumlar» değil,
«Valdeler, haneler, yetimler» olacaktır.
Ayrıca:
Şimdi fakir
Yakıyor bu narı cehenneme gözleri dalıyor
mısraları da aşağıdaki gibi olacaktır:
Şimdi hakir
Bakıyor bu nâr-ı cehenneme gözler dalıyor
«Her yerde ah ü enin» mısraının altında
«Her yerde iftirak» mısraı bulunacaktır.
(2) Bak: Asım Bezirci - Nâzım Hikmet Ve Seçme Şiirleri, 1975, S. 79-80
YANGıN
Yanıyor! Yanıyor! Müthiş tarrakeler
Çekiyor aguşuna o adv-i beşer
Valdeler haneler yetimler
Semaya kalkmış istimdat eden eller
Valdesiz pedersiz kalmış masumlar
Gaipten halikten medet bekler
Bir zaman pür-gurur gezen zenginler
Şimdi hakir
Bakıyor bu nâr-ı cehenneme gözler dalıyor
Ağır ağır
Her yerde âh ü enin
Her yerde iftirak
Tâlilerine isyanediyor
Bütün bu halk.
Bu şiirde anılan kişi, Nâzım Hikmet'in ölü dayısı Mülâzım (teğmen) Mehmet Ali'dir. Enver Paşa'nın oğlu ve Müşir Mehmet Ali Paşa ile Mustafa Celâlettin Paşa'nın torunudur. Şiire ve resme istidadı varmış. Balkan Savaşı'na gönüllü gitmiş. Çanakkale'de kahramanca savaşarak şehit düşmüş...
Nâzım Hikmet bu olayın acı hikâyesini büyüklerinden dinlemiş, çok sarsılmıştır. Bunun etkisiyle öfke ve öç duygusuyla beslenen başka şiirler yazmıştır: «Benim Dayım, Şehit Dayıma, Şehit Dayıma Mabaat».
«Şehit Dayıma Mabaat’ın son mısraı (AY, S. 31) ile bizim ilk derlememizde (Bütün Eserleri I, S. 18) «Beni öyle titretme» biçiminde verilmiştir. Oysa, şairin el defterinde «Bana bakıp beni öyle titretme» biçiminde geçmektedir. Bu yüzden, ikinci basımda defterdeki metne uyduk.
ŞEHİT DAYIMA
İntikamım alın diye
Şehit dayım inleme
Rahat otur
Bana bakıp beni öyle titretme
İntikamın alınacak sen ey
Şehitlerin evladı
İntikamın alınacak sen ey
Oğuzların ahfadı
Dayım! Dayım! Oydu büyük kahraman
Benim ulu Türk göğsümü
İşte oydu kabartan
Bana büyük kahramanlık eserleri gösteren
Bana âli fedakarlık dersleri hep veren
Vatan için fedâ-yi can etmenin
Usulünü öğreten
Millet için ölmenin
Büyüklüğünü telkin eden
İntikamın almak için
İnleyecek semalar
İntikamın almak için
Kükreyecek denizler
İntikamın alınacak
Şehit dayım inleme
Rahat otur
Bana bakıp beni öyle titretme
Neslimin meşrıkını bana oydu gösteren
Türklüğün sanatını bana oydu öğreten
Bunun için ben dayımı severim
Ona karşı kalbimde
Pek ulu bir hürmet beslerim
Ey ırkım sen bir zaman
Avrupa'yı titreten
İstanbul'u fetheden
Fattihlere maliktin
Ateş saçan sahralarda harp eden
Cengâvere sahipti n
Bir zamanlar Avrupa
Cehl içinde yüzerken
Yine sen ey ırkım
İlm -i vakte âşina
Âlimlere maliktin
Neden bugün Avrupa
Sana meydan okusun
Neden bugün
O cehalet yuvası
Sana ilim öğretsin.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız