Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama

Google


Online üyeler
Şu an sitemizde, 160 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 HAYAT
 ÖZGÜRLÜK
 Bugün Sokağa Çıktım!
 kongo tren istasyonunda ertelenen lübnan bandıralı sevgili
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 Dünyanın Dışında Herhangi Bir Yer
 eskimiş bir dosta
 Yeni Bir Parti Kuruluyor
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Kırılgan Kızlar Kulübü


Kırılgan Kızlar Kulübü
Sayfa 1, 2  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Vesaire
Yazar Mesaj
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 240

MesajTarih: Pzr Mar 16, 2008 2:55 pm    Mesaj konusu: Kırılgan Kızlar Kulübü Alıntıyla Cevap Ver

KIRILGAN KIZLAR KULÜBÜ


Bir ses etseniz uçuşup gidecekler. Kazara bir sözcük düşürseniz yere, onun boşluktaki hışırtısıyla kaçışacaklar saklandıkları kovuklara. Her sözcüğün özenle kurulması gerek, ses tonunuz sessizlikle mırıltı arasında gidip gelmeli ki incinmesinler. Onlar, hayat meydan savaşına çıkmadan kendilerini mağlup ilan eden kızlar. Gönüllü mağlupları hayatın.

Kâh yorganlarını başına çeker, kâh kendilerini eve ve sürgit bir mutsuzluğa hapseder ve bir istiğna makamında yaşarlar. İsterler ki bir ses, bir yürek onları bulsun ve onları çocukluğun o sert kışından çekip çıkarsın. Yeterince soğuk yemişlerdir, isterler ki bir yürek onları sarmalasın ve sıcaklığıyla ısıtsın. Sadece böyle bir tesadüf onları hayata çıkarabilir. İncinmiş bir çocukluk, ancak bir başkasına yaslanarak, sendelediğinde mutlaka orada yanı başında olacağını bildikleri bir yürek değneği ile şifa bulacaktır. Kayıtsız şartsız bir anne, varlığını ona sunan bir âşık, ürkekliğin dilini konuşabilen bir insan. Hayat hep kendimize doğru bir yolculuktur.

Onlar çocukluğun o sert kışında dünyanın tehditkâr bir yer olduğu bilgisini edinir. Ruhun karanlığı derinleşir. O derinlik, kendisine mahsus bir neşe üretmekte gecikmez. Acıyla teselli bulmanın neşesi. Maruz kaldıkları her türlü duyarsızlık, dünyanın tekinsizliğini doğrulayan bir kayıt olarak bireysel tarihe not düşülür. Dünya kötüdür ve ondan saklanmak gerekir. Nihilizmin o serin kuyusunda, eylemsiz durarak, dünyaya bir bildiri bırakılır. Hayattan öğrenecekleri her yeni şeyin, yeni darbeler yemekle olabileceği sezgisiyle insandan uzak yaşanır. Kötülükten kendini sakınamayan kızlar, yiğit bir adamın çıkıp da onları serazat sevemediği kızlar, kırılgan kızlar. Mesafe ve kayıtsızlığın zırhıyla, hayatın mızraklarından korunanlar.

Onların birkaçını tanıdım. O zırh ruhun yaralarının bağladığı bir kabuk gibi, onlara ulaşmanızı engeller. Cerahatli yarada yol alan bir cerrah gibi, ustaca sokulmalısınız o sisli geçmişin sokaklarına. Sevilme açlığının açtığı yaralar narindir. Düşünmeden ve hissedilmeden söylenmiş her söz, o yaraya tuz basar. Orada ancak sahici bir insan olabilirseniz, onun yaraları kadar sahici durabilirseniz, kendi yaralarınızla yüzleşecek kadar bir cesaretiniz varsa, varsınız. Kuru nasihatler, ezberlenmiş cümleler, acının örsünde dövülmemiş yaşantılar ruhun yaralarına nüfuz etmez. Ancak kendi kırılganlığının sesini duyabilen birisi, o kırılgan kızları da işitir. İnsan bir başkasını en çok yaralarından tanır. Kendi yaralarından.

Kırılgan kızlarla konuşmak benim için iki türlü bir yolculuktur. Onları, 'içlerinde var olduğunu bilmedikleri' bir yere götürmek için, bir tür kılavuz kaptanlık yapmak zorundayımdır. Ruhun derin acısı o 'var olmayan yer'den yayılır. Orayla karşılaşmak acıyı hafifletmez belki ama bir farkına varış imkânı verir. Farkına varmakla anlam veririz. Bir acıyı anlamlandırabildiğimiz zaman ruh eksik olanı ikmal eder, tamamlanır, olgunlaşır. O acıyı üreten yanlışları durmaksızın tekrarlamaktan vazgeçeriz.

Ve onlarla yürümek beni kendimle buluşturur. Hayatın türlü telâşı içinde kendime söylediğim yalanlarla, kendimden sakladığım gerçeklerle, kendime değmekten kaçındığım yerlerle buluşturur. Bazen onların öyküsünden ayrılarak kendi karanlığıma doğru giderim. O karanlıkta bulduğum bir yaşantı, geri döndüğümde, bana anlatılan öyküyü de anlamamı sağlar. Aslında ben kendi karanlığıma giderken, kendi yolumu yürür ve kendi kırılganlığımla yüzleşirken, ona doğru iz sürmüş olurum. Hayat bazen bir şifa verme çabasıdır. Ötekine, kendimize ve bütün varlığa.

Kırılgan kızlar ya terk edişin soylu dağında bir münzevi olur, ya da hayata bir yerinden katılır ve içlerinde zaman zaman nöbetler halinde dışarı vuran bir sızıyla yaşamayı sürdürürler. 'Yaşamıyor gibi yaşamak' sanatının ustasıdır onlar. Bir keşiş, yedi yüz yıldır mağarasında konaklayan bir bilgeyle karşılaşmış dağda. 'Güzel insan' demiş ona, 'neden şuraya bir ev yapıp da rahat etmiyorsun?' 'Hayat çok kısa' diye cevap vermiş bilge, 'yerleşmeye değmez'. Mağlupların bir bilgeliği vardır. Dünyanın mağlupları, dünyayı yerleşmeye değer bir yer olarak görmeyenlerdir.

Kırılgan kızlar işte biraz da bunun için kırılgandır...

Kemal Sayar





baktım ki... karakutuda sert esen rüzgarlar var... üşüdüm...

biliyorum ki karakutuda kırılgan kızlar var.

hayatın içine yüzlerinde tebessümle karışsalar da, kırılganlıkları baki...

bir konuşsalar onlar, çiçeklenecek ortalık, bahar tamamlanmadan...

bir ses verseler, küskün notalar barışacak, zarif şarkılar bestelenecek...

eteklerine biriktirdikleri ümidi ve merhameti uçuşan kelebekler gibi, bir özgür bıraksalar...

bol noktalı boşluklara doğru cevaplar, onların kalplerinde gizli biliyorum...

biliyorum, bas bariton sesler arasında, şarkı söylemeleri çok zor...

Ama...

''düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.''


...



''Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.'' TAGORE




şşşşt... sessiz olun, bağırmadan konuşun... burada yüksek sesle konuşmak, kavga etmek, yasak! Kelebekleri kaçıracaksınız, baharı kaçıracaksınız...

not:

kırılganlık, ruhsal bir rahatsızlık değildir.
kırılganlar, kırılganlığı öğrenip incitmeden yaşayabilmeyi becerebilenlerdir...
'hayatın gönüllü mağlupları olmak' ağlamaklı bir hal değildir, aksine bilinir ki bu mağlubiyet hayatın ötesinde galibiyete denk gelir...


unutmadan:

kulüp tamlamasının rengi mor değildir... Neutral ) buraya hiçbir -izm uğramaz...

bir de:

copy paste'nin dayanılmaz hafifliğini yaşamak istedim. amacım kulüp kurmak değildir... Neutral ) sevdiğim bir yazıdır...

yazının ardına eklediklerim tamamen reflekstir... yazmayacaktım, vallahi elimden kaçtı...

aman işte renk olsun... solgun görünüyor karakutu bu aralar...
bunu da, benim renk talebim sayın...
Başa dön
sidharta
Okur


Kayıt: Dec 19, 2007
Mesajlar: 49
Nereden: sakarya

MesajTarih: Pts Mar 17, 2008 10:44 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

bol noktalı boşluklara doğru cevaplar, onların kalplerinde gizli biliyorum...

biliyorum, bas bariton sesler arasında, şarkı söylemeleri çok zor...

Ama...

''düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.''
'Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateşböceği sansalar bizi.'' TAGORE
Başa dön
zeytinagaci
Yazar


Kayıt: Mar 08, 2007
Mesajlar: 535
Nereden: kocaeli

MesajTarih: Pts Mar 17, 2008 1:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Burdayım.
Başa dön
neclabolat
Yazar


Kayıt: Nov 03, 2007
Mesajlar: 300
Nereden: ankara

MesajTarih: Sal Mar 18, 2008 1:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Evet kırılganım.Ve evet acıya açık tutuyorum yüreğimi.Ne kadar kırılgansam o kadar da

umutluyum.Derin yaralarım var.-miş gibi, -mış gibi yaşamadım ama.Yaşamak coşkusu

kalbimde.Varsın kaçsın bahar, ben peşindeyim ya?
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 240

MesajTarih: Çrş Mar 19, 2008 7:34 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

eski ve fakat eskimeyen dostuma...

Hayatın en can alıcı, en can yakıcı, en doyurucu, en iştahı bol, en kaygılı, en kaygısız, en en en anlarında, sırtımızı birbirimize yaslar, çocukluğumuzun son demlerini kuralsız oynadığımız oyunların en eğlenceli hallerine emanet ederdik. Düşlerimizin bini bir paraydı. Bereketi bol hayallerimiz her gece rüyalarımıza dolanırdı. Her rüyanın tabiri aynıydı... Rüyalarımızı suya anlatırdık o zamanlar...

Uncuların, yemcilerin sokağında, at arabalarının ve o kesif kokunun yerleştiği yolda, işte orada 'ablak' apartmanında... Üst kat komşum, kalp komşum... Mutfağın kırık fayanslarına yazdıklarımızı, en kullanılmış rahatsız sandalyelerin üzerine bıraktığımız fiskosları, teksir kağıtlarını, ders notlarını, birbirimizden aşırdığımız kitapları, acı çayları, o acemi iç çekişleri, birbirimize verdiğimiz yarım akılları özledim...


Kalbimizin bir köşesi, kıvrılıp katlanmış, dönüp dönüp okunan bir kitap sayfası gibi... Hâlâ okuyoruz... Bıkmıyoruz... Dökülenleri toplamaktan...

Elimizde dünden kalma ucu kırık bir kalem... Tepemizde sallandırdığımız sorgu lambamız, ışığı sarı, yaşımızı göstermeyen... Yazıyoruz, çiziyoruz hayatı en emniyetsiz yerinden... Meraklanma, hâlâ 'bir kum tanesiyiz' ve hâlâ 'çölün derdini taşıyoruz'


Sende kalan o şiir kitabının en sevdiğimiz sayfasını aç ve gözü kapalı ezberden oku, hatırlattıklarını da koy bir kenara dursun... Elbet gelip alırım bir gün.


Şimdilik idare et ve karakutuya senin için bıraktığım bu hoşgeldini, bir ara gel de alıver...


HOŞGELDİN!
Başa dön
doxa
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Jun 08, 2006
Mesajlar: 1

MesajTarih: Prş Nis 03, 2008 3:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

AH

“ buradayımNeutral cevabın soruyu incittiği yerde”


Giden mi yoksa kalan mı olduğunun ayrımına varamadan uzun süre bekledi. Beklerken bunu düşünmesi ve nihayetinde karar vermesi gerektiğini söylüyordu kendine ya, beklemenin rehavetinden midir nedir, öylece pencereden dışarıyı izliyordu çoğun.

İnsan hiçbir şey yapmadan böyle beklerken zamanın gücünü çok daha iyi anlayabiliyordu. Zaman’ın ve söz’ün gücünü. Şimdi her ikisini de içinde hissediyor, içini onlarla oyuyor.

Zaman hızlı, söz yavaş.

Söz ağır, zaman hafif bazen kuş gibi.

O duruyor, hareketsiz. Zaman ile söz’ün dansını izliyor. Daha ne kadar izleyici kalabilir bu dansa? Zaman hınzır biliyor; med – cezir en sevdiği dans. Med ile cezir’in arasında zamanın kollarında vals yapıyor. Gözlerini kapayıp müziği işitmeye yoğunlaştırıyor kendini. Üzerinde uçuk mavi bir entari, eteklerini toplaya toplaya valsin ritmine uygun adımlar atmaya çalışıyor beceriksizce. Zaman’ın kollarında döne döne; aklı söz’ün acımasızlığında, valsin büyüsüyle büyülenmiş içinde kıpırdıyor. Med’e kızgın; cezir onu öfkeden “ kendini sokan yılan”a çeviriyor. Med’de kimsesiz kalmış, yalnızlığı ve özlemi görüyor gönül gözüyle. Cezir, anıların devasa ekranı. O siyah – beyaz ekrandan izliyor aşk’a düşmüşlüğünü, düşkünlüğünü hatta. Bazen görüntüye bakamıyor görüşünün flulaşmasından ; bazen onları bir daha görememekten korkuyor delice. Korkusu dikeni, en çok kendi canını acıtan. “ ah her şeyin kendinde bir sonbaharı var” dizesini mırıldanıyor kendi kendine. Adını değiştirip; yıllardır taşıdığı ismi, bir yılanın derisini atması gibi sıyırıp benliğinden, kendine yeni bir isim vermek istiyor: AH. Ah, olsun bundan sonra adım diyor çekinerek zaman’a ve söz’e. Bir itiraz işareti aranarak yüzlerine bakıyor görünmez penceresinin ardından.

Zaman’dan çok söz’den gelmesini bekliyor itirazın. Onun tavizsizliğini baştan beri biliyor ya, yine de sıkı sıkı tutunmuş söz’ün eteklerine; nereye götürecekse kendini onunla oraya gitmeye razı. Rızasında isyanı da saklı bunun farkında ama; uyuyanı uyandırmak insafsızlıktır’ın koynuna gizleniyor.

Söz’ün zehirli okları var. Neresine değerse, orayı kanatan. Yine de kaçamaz ondan. Kaçmayı düşünemez.

“bir kurban kanı gibi
sürüldüm,
söz’ün günahkar kapısına “


Güne gözlerini açarken tutuyor söz’ün elinden; kalabalıkta kaybolmaktan korkan bir çocuğun annesini yitirmeme telaşıyla sıkıca yapışıyor söz’ün serçe parmağına. Zaman fısıldıyor kulağına “ şaşırma buna: seni o doğurdu AH” . Bu bilgiyle şaşkın tebessüm ediyor. Söz’ün kızıyım. Bir gün kendi çocuklarını yiyen tüm kadınlar gibi, söz de onu yiyecek farkında bunun. Beni bir döl yatağına çeviren gücü, bir gün buna da yetecek. Yine de çoğaltıyor onu söz. İçinde biriken taşkın bir su oluşturuyor; “ ırmağını kendin bul “ dese de, aslında sürüklüyor onu bilmediği coğrafyalara. Yolculuğundan memnun, en az valse düşkünlüğü kadar. Ayaklarında derman kalmayacasına yürüyebilir. Yol boyu geçtiği köylerde soluklanıp, bir misyoner huzuruyla gülümseyebilir karşılaştığı insanlara, kuşlara, çiçeklere, böceklere; en çok da yılanlara…


“ beni atın…beni atın…
cüzamlı sularda yunsun
yılanların bakışıyla
yıkandığım yüz. “

Sabrı öğretiyor ona rahminden çıktığı söz ile yüzünü yakın komşusu ilan ettiği zaman. Bilgece kabul ediyor lütfu. Beklerken büyüyor. Boy atıp, sepiliyor; ilk regl kanamasını bekliyor. Artık döl almayan yüreğinin boşuna sperm beklemiş yumurtalarını ağrılı bir kanamayla dışarı atmayı. Beklemeyi öğreniyor.



“ bir fotoğrafı andıran
beni büyük bir hararetle ölüme
ve aşka dönüştüren…ah, zaman…
soğutuyorum. “

giden mi yoksa kalan mı olduğunu bilmeden beklerken; bunun bir önemi olmadığını fark ediyor. O araf’taki AH artık. Vals ve söz’le efsunlanmış bir AH. Tüm evren ona AH, diye seslenecek bundan böyle, biliyor. Araf’ını sevmenin esrikliğiyle “ adım AH “ diyor.
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 240

MesajTarih: Sal Nis 08, 2008 7:55 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kalplerindeki pusulanın bozuk ibresinde, kıblesini şaşırmış aşklar titriyor, en kutsalının ayakları magmaya değiyor, yanarken çıplak topukları , avuçlarında sağnak yağmur , toprak kokusu, yanarken bir diğerini serinleten, ömürsüz kır çiçeği, köküyle sökülmeli toprağından, canı yanmamalı, 'cevabın soruyu incittiği' her yer cehennem midir, cennet midir, ya nedir gösterişsiz bir sorunun kükreyen cevabı, uzar gider, yazar gider, öznesiz yüklemsiz gizli saklı cümleler, saçlarının dalgasında fırtınalar kopar da hafif bir esintide, savrulur tüm virgüller, harfler sıraya girer, şiir görünür olur herhangi bir yerinden, içli bir ezginin gülünden dikeninden, uzar gider, yazar gider, sürer gider, gözden düşmüş bir masaldır, söylerken susan kahramanın dilinden, ardı bilinmeyen, üstesinden gelinemeyen, 'köşe' leri sayamadan kaybolur sitare, ismi kulağına okunmadan yarım ağız masalın göğünde, bir var iken bir yok iken , nadasa bırakılan her düşün toprağından, kaydı tutulmayan her anın kökünden budağından, uzar gider, yazar gider, sürer gider, ..................................................., biliyorum bişeycik anlamadın, sıraya koyamadın, çorap söküğü bu ucunu tutamadın, ama ne yapayım , soluk almadan, gözüm kapalı, sağa sola çarpa çarpa yazasım var ve noktası yok bu cümlenin
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 240

MesajTarih: Çrş Nis 09, 2008 9:28 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kalplerindeki pusulanın bozuk ibresinde, kıblesini şaşırmış aşklar titriyor,


kayıp mı oldun a güzelim,

bu su almış gemi ne vakte kadar gider,

gömülmeyesin karanlık sulara,

bu orman yedi cüceli bir masal,

ekmek kırıntılarını yedi kanatsız kuşlar,

bu sular çölün kıyısına çıkar,

gitmeyesin...

aşkı en parıldayan sivri ucundan

tutmayasın

canın yanar...
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 240

MesajTarih: Çrş Nis 09, 2008 9:38 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

en kutsalının ayakları magmaya değiyor, yanarken çıplak topukları ,


ateşe değme diye ödünç aldığın

kanatlar da yandı şimdi,

uçmayı bilmezsin ki sen...

bu kumları güneş ısıtmadı,

çölde tutuşacak bir kuru dal bile yokken,

yedi katlı ateşi sen yaktın,

sen çıkardın bu yangını...

be güzelim, buralara yağmur yağmaz

o şarkıyı söylemeyesin

sesin de yanar...
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 240

MesajTarih: Çrş Nis 09, 2008 10:02 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

avuçlarında sağnak yağmur , toprak kokusu, yanarken bir diğerini serinleten,


dedimdi sana

gözyaşı üzerine yağmaz,

açık yaralarına düşer sızı olur

çözdüğün sesini düğümle yeniden

fısıltın kalsın

uyurken yaktığın tüm ışıkları söndür,

gözlerin mum ışığına alışsın,

ağlamayasın

gözlerin de yanar...
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 240

MesajTarih: Prş Nis 17, 2008 8:14 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

gözden düşmüş bir masaldır, söylerken susan kahramanın dilinden, ardı bilinmeyen, üstesinden gelinemeyen,


her masal biraz yalandır, duymak istenilen...

ve içinde bestelediğin sonra unuttuğun o şiir

görünür oldu herhangi bir yerinden...

ismin kulağına okunmadan

yarım ağız söylenen yalanların göğünde

kayboldun

çıkamadın işin içinden, içimden...
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 240

MesajTarih: Prş Nis 17, 2008 9:00 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver




çıkmayan sesin kör kuşlar gibi
odanın duvarlarına çarpıp çarpıp da
geri döndüğünde
sülüs yazılı bir besmeleyi
mahreçsiz çeker gözlerin
kapkara sürmene karışıp
akar
dudaklarından
hiç soğumadan
Başa dön
care
Yazar


Kayıt: Oct 08, 2007
Mesajlar: 540

MesajTarih: Cum Nis 18, 2008 12:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Dün, Bugün ve Yarın…

Toplamda elimizde ne varsa yüreğimiz ona göre kabuk bağlıyor.
Dünün ‘geçmiş’ olmasının verdiği rahatlık ve yüzümüze çizdiği resim,
Bugünün ‘yaşanır’ olmasının verdiği yorgunluk ve sorumluluk,
Yarının ‘gelecek’ olmasının verdiği umut, belirsizlik ve korku…

İnsan en çok bugünde kırılır ve günün çizdiği resimde öylece kalakalır.
Hangi kelimelere yöneliyorsa dilimiz, kırılgan yanlarımız kendine pay biçmeye hazırdır.
Ve kim kaçıyorsa kırılgan yanlarından, ketum yanlarına, güçlü duruşuna, başkasına görünür olana bel bağlıyor demektir.
Yani kabuğa...
Kabuk bir kez kırıldı mı bütün parçalarını aynı çerçeveye sığdıramaz bir daha.
Kaybolana hayıflanmaktan başka çıkar yol yoktur.
Kabuk bir iz taşımaya mahkumdur…

Yorgunluk…
Eğiliyorum ve diz çöküyorum kırılgan yanlarıma, irili ufaklı parçalardan ibaret değil mi yüreğim. Daha kırılsın, daha küçük parçalara ayrılsın.
Ve içimde süren savaşın galibi bütün parçalar olsun…

Kırılganlık kadın için vazgeçilmezdir…
Başa dön
puduhepa
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Apr 09, 2008
Mesajlar: 19
Nereden: Mersin

MesajTarih: Cum Nis 18, 2008 1:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Kendimi şanslı hissediyorum. Niye mi? Dündü sanırım. "Sözlükte bir kelime olsaydınız,hangisi olmak isterdiniz?" isimli topiğe, kırılgan yanıtını yazmıştım. Yukarıda paylaşılanlar doğum günü armağanı gibi geldi.Smile
Kırılgan. Neden bu kelime? İçeriğine hassas-duyarlı ya da ince düşünen kelimelerini de ekleyebilirim. Herkes kırılamaz, ipince bir dal olmak lazım,kırılmak için.(kimin bu dizeler,hatırlamıyorum.)
Kırılgan-ım. Yaraları(m)ız var. Yazarak paylaşabilmek ve hafifleyebilmek adına tüm çabalarım. Kırmamak, kırılmamak adına tüm içtenliğim.
Kulübünüze geçerken uğradım, pek kalmayacağım.
Sevgiler
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 240

MesajTarih: Çrş Tem 16, 2008 6:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ceste_ceste, 'bu' senin için... beni daha çok sev diye:)

yorgun bir karıncanın ayakları asla incitmez
sırtının düzlüğü hep yüklüdür ,
kimse bilmez
kendi hiç bilmez...
toprağa usulca bıraktığı ayak izinden oku onu
nefesi kesilene kadar üflediği ıslığı tersinden oku
her hece, kekeme ve yorgun
göğün yolu topraktan çok daha uzun...

gözün tarttığını, kalp eksik tartınca
eksik kopuk telli bir çalgıya döner dilin
kalp kapaklarından
nefesinle büyüttüğün ağrılı boşluğa
dökülen bestenin
yarısı
eksik çalgının
en kopuk telinin
en acıtan ucundadır
ve bir yarısı bestenin
hep ıslaktır
hep yarım, hep yarım
tamamlayamazsın
bir bulutu ta gözlerinden öperken
ıslanan, kalbin bir yarısıdır...

yorgun karınca
biz
hiç karşılaşmadık sizinle
ve rastlamadık bereketinize
ve hiç incitmediniz siz bizi...
küçük ayaklarınızla...


süsleyip püsledim, ama sen biliyorsun, 'bu' asla şiir değil
tamam, sen söylemeden ben söyleyeyim çok tanıdık satırlar, etkilenmiş de olabilirim, ama sen biliyorsun, ben asla şair değilim:)
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Vesaire Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Küskün Adamlar Kulübü tiananmenian Vesaire 15 Cum Nis 18, 2008 10:41 pm
Yeni mesaj yok Dövüş Kulübü unlem_isareti İzlenesi Filmler 37 Cmt Hzr 10, 2006 10:04 am
Yeni mesaj yok Kusma Kulübü tohum Okunası Kitaplar 2 Pzr Hzr 04, 2006 5:57 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke