kertenkele ben, toplantı ve randevularını iptal etmişti.
Tian Tekel’i özelleştirmiş, Pascal’ı da, dükkanı da bırakıp gelmişti.
Amentü çekim mekim dinlemem deyip işi asmıştı ve hiç de amentü değildi.
Ceve, işi gereği muhaberatı tamamlamış, uzun yolculuğunu Kadıköy sahilinde nihayete erdirmişti.
Ceve’nin cebinde Marlboro vardı. Amentü L&M çekiyordu. Tian hazırlıklı gelmişti: Roket! Kertenkele ise Parliament’ten vezgeçemiyordu.
Toplam 48 çay ve 67 adet sigara içildi.
Planlanmamış görüşmeden hiçbir bağlayıcı/çözümleyici karar çıkmadı.
Çıkmaması da umrumuzda değildi!
...
Herşey Ceve'nin telefonuyla başladı, olayın organizesi de kendisine aittir...
Yahu, adam ta Muş'tan çıkıp gelmiş İstanbul'a, ben de bir zahmet kıçımı kaldırayım da Kadıköy'e gideyim dedim. Ama gel gör ki, cumartesi ana sponsorum Efes'in mal dağıtım günü. Bir gün evvelinden siparişi vermişim, parasını da çıkarmışım ama, zam gelecek söylentisiyle bu bizim büfeci milleti mala yükleniyor bir iki haftadır ve sevkiyat yoğun. Sabah, edemedim telefon açtım, mümkünse saat ona kadar uğramalarını istedim. Sağolsunlar severler beni. Saat on biri biraz geçe yola verdim kendimi. Gebze-Harem ayrı bir alem minibüslerinden tanıdık bir dolmuşçu arkadaşla koyulduk yola. yaklaşık olarak iki buçuk saat sürdü yol. Hıyarın tekinin Yeni Sahra'da arabası bozulmuş kalmış yolda, beş kilometre geriden trafik sıkışmış tampon tampon ilerliyoruz. Allahtan minibüsçü arkadaş gençten biri, radyoydu, sohbetti ne derken vakit geçti bitti. Nihayet hastanenin altında inip yukarı çıktım. Tam karşıya geçeceğim, İstanbul belediyesi sağolsun ışıklarla yetinmemiş, sesli uyarı sistemi geliştirmiş. Yahu yol bomboş, dijital göstergenin alta inen sayılarına bakılırsa kırmızıya kırk dokuz saniye var, ama beş saniye arayla gelen "Lütfen bekleyiniz!" uyarısı üzerimde mahalle baskısı oluşturdu, tam yerim ulan baskısını maskısını deyip yola atılacağım tuttu, bu seferde trafik hızla akmaya başladı derken. Bekledik tabi. Henüz İstanbul'un yol kalabılığı ile haşır neşiriz, az sonra yine tıklım tıklım dolu dolmuş marifetiyle köyüme indiğim de bu sefer insan kalabalığı ile tanışacağımı tecrübelerim kulağıma fısıldıyor ama bu kadarını da beklemiyordum doğrusu. Hava da inadına güzel, Kadıköy coşmuş. Balonu gözüme kestiriyorum, o civardalar ama yeri tam olarak bilmiyorum, dışarda takıldıklarını biliyorum sadece. Otobüs durakları, tiyatro binası, beşiktaş iskelesi ne derken balona geliyorum. Az sonra, Ceve, Amentü ve Kertenkele ile karşılaşacağım nasılsa. İnsanı bir tuhaf his kaplasa da alışkınım ben bu hallere deyip telefona dokunuyorum. Az ilerde denize sıfır bir köşede bir adam konuşmaya başlıyor ve üçü de dönüp giriş kısmına bakıyorlar. Telefonu kapatıp giriyorum içeri...
Herşey Ceve'nin telefonuyla başladı, olayın organizesi de kendisine aittir...
Tian, daha önce bu forumun İstanbul buluşması organizasyonlarını hatırlıyorum da yukarıdaki cümleni okuduğumda hayatımdaki belki de ilk organizsayon girişimim olmasına rağmen Ahmet San'a rakip mi olsam diye düşünüyorum ha. Organizasyon denemez. Herşey çok hızlı gerçekleşti. Her ne kadar herkese toplanmak için ters bir zaman olsa da, tek telefon yetti. Hepinize ayrı ayrı 16 kere (4x4) teşekkür etmek isterim.
Kertenkele "İstanbul'da uzak veya yakın akrabası olmayan belki de tek kişi benim dediğimde" "biz varız ya olm" dedin ya. Sen benim kuzenim ol. Kız kaçırdığımda sana geleceğim.
Yalnız benim gözlemime göre toplantıda 67 sigara içilmedi. Amentu sigarayı içiyor mu, yoksa yiyor mu diye şüphe duydum. Kardeş, nikotini damardan alsan bence daha pratik olur:)
Devamı gelir inşallah.
Ani oldu, benim normalde telaşlı bir işim yok, ama her an (genelde kıytırık) iş yerimle ilgili işler çıkabiliyor. Yarın için, hatta akşam için bir söz edemiyorum. Cumartesi-pazar çalışmıyorum normalde ama bu her an çıkabilecek kıytırıklıklar hala bir söz etmeme mani.
Ceve sağolsun durumu haber etti, şu saate kadıköydeyiz diye. İnşallah dedim.
Ve peşine bir kıytırıklık yine yapıştı yakama. 13:30 da capitolün orada olmam lazım gerekti. Buluşma 13:00 de. Dedim 12:00 de çıksam 1 gibi kadıköyde olurum, bir yarım saat muhabbete katılırım, 15 dakikada(esneme payı var) geç gidiveririm capitole.
Derken cumartesi geldi, benim plan tıkır tıkır işliyor, 1 civarı Kadıköydeyim. Ceve'nin telefonu var, aradım, tiyatronun önünde siyah deri montlu Ceve'yi arıyor gözlerim ama o gördü beni. İlk tanışma ve ayaküstü iki muhabbet derken beş-on dakika sonra Kertenkele'yi gördük. Yine sıcak bir an. Bu arada benim gözler saate bakıyor ara ara. Bizim plan, hıyarın tekinin Yeni Sahra'da bozulan arabasına ve beş-on dakka gibi kısa zaman dilimleriyle birlikte güme gitti bile. Ama devam, 15 dakinanın esneme payısı biraz daha esnetelim durumu.
Balonun kenarına oturduk, öyle inceden başlıyacak muhabbet belli. Daha ilk çaylarımız gelmeden üç kişi dönüp Tian'ın gelişine bakıyoruz.
Ben 48 çayın 2'sini içebildim, sigaranında birazını. Bizim esneme payı esnedi de esnedi. Plan zaten güm. Daha tam tadını alacakken kalkmak durumunda kaldım. 14:40-45 geçe capitolün önüne gelebildim.
Koca cumartesiden geriye yarım saatelik güzel bir ara kaldı. Geriye kıytırıklıklar silsilesi.
Birşey anlayamadım, ama güzel bir yarım saatti.
Devamı gelir inşallah.
Ceve, ben yemiyeyimde kim yesin bu sigarayı : )
Çay bahçesine adım atar atmaz, ekibin yaş ortalamasını bir iki basmak yukarı çektim öncelikle. Hiç şaşırmadım kimin kim olduğuna dair. Ceve zaten telefona cevap vermekle ilk işareti vermişti. İçlerinde en yakışıklı olanı Kertenkele idi tabi. Amentü harbiden sigaraya sıkı asılıyordu ve Kertenkele uzun Parliament'i bile ağızlıkla içiyordu. İliştik masanın bir kenarına ve ufak ufak başladı muhabbet. Elbette ortak bileşenimiz Karakutu olduğu için ordan burdan demlenerek devam etti sonrası. Amentü, Capitol'e gidecek ama bir beş dakika daha ne derken epeyce gecikti ve gruptan ilk ayrılanımız da o oldu. Sonra biz çaya verdik kendimizi. Çok fiyakalı bir fotoğraf çektirmekti niyetimiz ama garsonun "Ne istersiniz?" sorusuna "Dayak yemek istiyorum..." diyerek ortama espri katan Kartenkele'ye gıcık olan garson sırf kıllığından istediğimiz ayarda fotoğrafımızı çekemedi. Üstteki ile yetinmek zorunda kaldık. Epeyce takıldıktan sonra, hesapta ben üç gibi döneceğim ya; "Ya baba ben gidem artık, Pascal da acıkmıştır hem..." mazeretlerim birer ikişer savuşturuldu ve oradan çıkıp Kadıköy'de içerde oturacağımız bir mekan aramaya başladık. Benim bildiğim eski yerlerin hemen hemen tümü birahaneye dönüştürüldüğünden epeyce bir yukarı çıkmak zorunda kaldık. İçki muhabbetine ara veren ben, bıyık altından gülen Kertenkele sayesinde yine töhmet altında kaldım. Ceve, sağolsun imdadıma yetişti de, köyüm diye hava attığım Kadıköy'de mekan aramaktan kurtuldum. Her taraf değişmiş birader, topu topu altı ey gelmedik, sokak itleri bile yabancılaşmış diyecektim ama ortalık sokak iti bile kalmamış. Girdik mekandan içeri ve bizi yukarı kata aldılar. Muhabbet tam gaz devam ne derken, artık açılmaya başladık. İsimlerimizi öğrenmemize rağmen, tian, ceve, kertenkele hitaplarıyla epeyce güzel bir iki saat geçirdik. Nihayet kalktığımızda saat beşi gösteriyordu ve kilisenin önündeki meydanda garip heykeller ve altına mermer döşenmiş yazı dikkatimi çekti. Işık doğudan yükselir yazıyordu ayak altında sürünen mermer üzerinde. İyi de şimdi ne ki bu diye dertlenirken, modern sanat ellaham deyip konuyu bağladım ve minibüs duraklarında Kertenkele'yi yolcu edip Haydarpaşa istikametine kendimizi vurduk Ceve ile birlikte. Bu tren istasyonundan Sivas'a veya Gebze'ye elli kere gitmişliğim vardır ama ilk defa biri beni yolcu etmeye geliyordu. Tam köşeyi döndük derken, kucağında bir çocukla dilenci bir kadına rastgeldik. Kadın başka biri ile konuşuyordu ki, bizi gördü ve ses tonu birden bire değişti ve acınası bir hal aldı ve bizden para talep etmeye başladı. Ceve'ye değişimi farkettin mi diye sordum. Gülümsedik beraber falan ama on yedi beş treni ni kaçırmışız o ara. Sonra on yedi yirmi trenine bindim ve iki saat sürecek Gebze yolculuğum başladı böylece.
Dedikodu yaptık mı? Elbette. Fadim'in kulaklarını çınlattık mı? Hemi de nasıl. Bir daha buluşmaya karar verdik mi? Allah izin ederse. Ben dudaklarımda gülümseme ve bir sigara tellendirerek, tadı damağımda kaldı diyorum sadece...
Niyetiniz bizi çatlatmaksa boş yere uğraşmayın. Karakutunun 4x4 müstesna üyesi bir araya gelecek ve çay içip sigara yiyecekler... Oldu mu bu? Bizim Ankara buluşmamızda ziyafet vardı valla. İnanmayan sn fadim'e sorsun.
Kertenkelenin dediği gibi planlanmamış bir görüşmeydi. Ben sadece geçiyordum, uğradım. Uğramışken yüklü miktardaki çay borcumu tahsil edeyim dedim kertenkele'den. Tabii folyodaki hesabı bildiğinden yanaşmadı buna. O sırada msn'de Amentu göründü. Görüşmeye gelmesini ve gelince de kertenkeleye karşı bana destek çıkmasını teklif ettim. Ancak cumartesi net cevap verebileceğini söyleyince biz de çıkar yol olarak kertenkele ile beraber hesabı boynuna vuracağımız Tian'ı gözümüze kestirdik. Ehl-i keyf olana üçtür kaide demeden vurduk çayın, sigaranın vede muhabbetin gözüne. Hemi de İstanbul'da. Bu şehr-i Sitanbul ki bir misl ü behâdır .Yek çayına tüm Ankara fedadır.
"hayır
kazanamayız mümkün değil
kazanamayacağımıza karar verdik
bi an için kazanabileceğimizi sanmıştık
ama sadece bi an için
şimdi biliyoruz ki kazanamayız
hareketsiz dursak da kazanamayız
koşsak da!
doğru davransak kazanamayız
hata yapsak kazanamayız
başka biri kazanacak!
o yüzden başka biri orada
ve biz de buradayız..."
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız