termadon Yeni Üye

Kayıt: Dec 23, 2007 Mesajlar: 72
|
Tarih: Cum Şub 08, 2008 11:02 pm Mesaj konusu: BAĞIMSIZ YAYINCILIĞIN SONU MU? |
|
|
BAĞIMSIZ YAYINCILIĞIN SONU MU?
Biz bağımsız yayıncılar tarafından kaleme alınan bu metin bir bildiri
değildir, bir dayatma asla değil… Bu yazıda amaçlanan şey; bir siyasi
duruşun, bir siyasal görüşün propagandasını benimsetmek, yaymak; bir
partinin program takdimini yapmak, dünyaya bakışını sunmak değildir. Burada
siyaset yapılmamaktadır. Aşağıda imzası olan farklı çizgideki biz
yayıncılara tek tek bakılınca, bunun böyle anlaşılması gerektiği çok net bir
şekilde görülecektir. Ve şu da görülecektir ki, aşağıda imzası olan
yayıncıların ortak özelliği başına buyruk olmaktır, kimsenin onayına,
kimsenin iznine gereksinim duymadan, dilediği davranışı sergileyen ve zaman
zaman mucize sonuçlar da alabilen bir yapıda olmamızdır. Bunun kısaca tanımı
ise şudur: Bağımsız bir duruş sergilemek.
İşte şimdi tam da bu noktada, bu bağımsız duruşun bedeli bize -dolayısı
ile siz okurlara- ödettirilmek isteniyor.
Biz ve bizim gibi bağımsız yayıncılar her taraftan sıkıştırıldık, her
yandan kuşatıldık. Ortalıktan çekilmek, yok olmak tehlikesi ile karşı
karşıyayız, mevcudu kalmayan nesneye dönüşmek, yok pahasına gitmek üzereyiz.
Bir yanımızdan holding, banka, medya yayıncılığı, bir yanımızdan korsan
yayın ve diğer başka bir yanımızdan da tek tipleşmiş bir Millî Eğitim
Bakanlığı, Kültür Bakanlığı ve belediyeler, bize cehennem azabının ne
olduğunu göstermişlerdir.
Bizlerin yayınladığı eserler, yazılı ve görsel medyada yer
bulamamaktadır. Basının adına medya denmiş, bu sözsel değişimle birlikte
birtakım yeni anlayışlar hâkim olmaya başlamıştır. Ve artık içinde
bulunduğumuz dönemde ise medya adı da geçmişte kalmış, evrim geçirip tekelci
medyaya dönüşmüştür. Artık esas olarak, kapalı devre bir tanıtım, kapalı
devre bir sunum yapılmaktadır. Tanıtım ve sunumlarda, bol reklâm veren ve
bol reklâm alan boyutunun gerektirdiği her türden ilişki, kapalı devre
paslaşmalar ile gelişmektedir. Her türden sunum ve tanıtımda eser
niteliğinin, okunur olup olmamasının, kalıcılığının, edebî değerinin vb.
hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur. Artık söz konusu olan; iyilik, güzellik,
kötülük, çirkinlik, ilericilik, gericilik dışında bir şeydir. Mesele tamamen
piyasadır. Eser artık eserlikten çıkmış, sadece bir maldır o. O artık piyasa
koşullarında pazarlanacak bir metadır. Pazara sürekli mallar sunulur,
içinden kimi tutar, kimi tutmaz. Holding kâr zarar hesabını salt yayınevi
boyutunda yapmaz, yayın ile hiçbir ilgisi olmayan alanlardaki -elektrik,
inşaat, otomotiv, beyaz eşya, kara eşya, para, pul vb.- diğer şirketler de
bu boyutun içerisindedir. Piyasalarda iş külliyen değerlendirilir. Holding
olarak değerlendirilir, tek tek şirketler olarak değil. Holdingler bazen
zarar eden şirketlerini kapatmazlar. Kaldı ki bu şirket salt kâr zarar
hesabı gözetilerek kurulmamış da olabilir. Asıl mesele reklâm olabilir,
marka olabilir, imaj olabilir, şu ya da bu ilişki olabilir, her şey
olabilir.
Tekelci medyanın bugün ulaştığı durum, biz bağımsız yayıncılar açısından
içler acısıdır. Tekelci medya, devredeki bir akımı kesebilmekte veya yeniden
bir akım yaratabilmektedir. Tasarımlayıp, piyasayı sanal yıldızlar ile
doldurabileceği gibi, gerçek olanların, sahicilerin üstünü çizebilmektedir.
Değerli okur; lütfen yazılanları, çizilenleri, söyleşileri, röportajları,
çok satanları vb. şöylesine bir düşününüz ve etkilenip aldığınız kitapların
bazılarını da bu düşüncenizin yanına ekleyip, bir bütün olarak yeniden
düşününüz. Düşünmek her zaman iyidir. Düşünmek var olmak demektir.
Şimdi biraz da işimizin dağıtıcı ve kitapçı boyutuna gidelim. Masanın
üstündeki bir bölüme onları yatıralım.
Bizi kitapçıya, dolayısıyla okura ulaştıran ve bize benzeyen, bizim
çapımızdaki dağıtım şirketlerinin önemli bir bölümü ya batmış ya da ticari
işletmesinin yönünü başka bir alana yönlendirmiştir. Hâlâ ayakta kalma
becerisi gösteren dağıtım şirketleri ise, yukarıda söz konusu edilen bizim
dışımızdaki holding yayınevlerinin kitap servisi ile ağırlıklı olarak
ilgilenmek zorunda kalmakta, bizler ise bu dağıtım şirketlerinde konu
mankenliğimizi sürdürmeye devam etmekteyiz. Holdingler onlara kurallarını
dayatmakta, bizler ise, hâlâ inatla bizleri izleyen okurlar sayesinde bazı
raflarda yer bulabilmekteyiz.
Dergi yayıncılığı yapmakta olanlar ise, tekel durumundaki dağıtım
şirketlerine kapak fiyatlarının % 50 ile % 80'i arasında pay vermeden
dergilerini bayilere verememektedir. Örneğin YAYSAT 3.000 adet dergiyi
dağıtmak için 2.950 YTL., satılan her dergi için % 18 ve %50 oranının
üstünde iade alınan her dergi için 0,40 YTL. talep etmektedir. Bu koşullar,
geçtiğimiz yılın son ayında, mevcut sözleşmelerin süresi bile dikkate
alınmaksızın, tüm Yaysat tedarikçisi dergilere bildirilmiştir.
Yayın ile okur arasında köprü olan birçok kitapçı dükkânı ise, Milli
Eğitim Bakanlığının yanlış uygulamaları sonucu, önce birer birer, son
bir-iki yıl içinde ise kitlesel olarak ya kapanmışlar ya da kitabın dışına
çıkarak kırtasiyeye yönelmişler, başka işler yapar hâle gelmişlerdir. Oysa
Milli Eğitim Bakanlığı, ders kitaplarını gene öğrenciye ücretsiz olarak
ulaştırabilirdi, bu iş için de gene kitapçı dükkânlarını kullanabilirdi. Bu
iş, tekniğin ulaştığı bu çağda çok da basit bir uygulama ile
gerçekleştirilebilirdi. Ders kitabı ücreti, işçi ve memur devlette çalışıyor
ise maaşlarına ilave edilebilir, özel sektörde; vergi dairesini, Bağ-Kur'u,
SSK'yı, işsizlik söz konusu ise Yeşil Kart'ı kullanarak bir çözüme
ulaşılır, bu kurumlarda kitap tutarı ölçüsünde gerekli ödemeler, indirimler
ile gene kitapçı kanalı kullanılabilirdi. Böylece, kitabı hem okuyup, hem
satan, yaptığı işten keyif alan kitapçıların sayısı büyük ölçüde azalmamış
olurdu. Şimdi o klasik kitapçıların da yerini; medya, holding, banka ve son
beş yıl içinde de milyar dolarları telaffuz eder hâle gelmiş oluşumların dev
kitapevi zincirleri almış ve bu alana çöreklenmişlerdir.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, neredeyse iktidarın tüm belediyeleri, türlü
ilişkiler ve irtibatlar ile kendilerine bağımlı yandaş yayınevlerinin tırlar
dolusu kitabını ilçelerindeki kütüphanelere, onlar da yetmez ise depolarına
doldurmuşlardır. Kültür Bakanlığı da, gene aynı şekilde, bu iş için ayrılan
fonu, hem kitap hem de dergi alımında siyasal yanı, ilişki boyutunu
gözeterek kullanmaktadır. Korsanı engellemek için -tabii ki korsan
engellenememiş ve hatta bandrol sonrasında daha da artmıştır- icat edilen
bandrole bizlerin yaptığı ödemeler de bu fona dâhil edilmektedir.
Sadece işin ekonomik boyutu değil, düşünce ve ifade özgürlüğünü
engelleyen hukuki düzenlemeler ve uygulamalar da yayınevlerini hedef alıyor.
Sonuç olarak; biz bağımsız yayıncılar -küçük, orta boy, büyük- ortadan
silinince, kitap ve dergi yayıncılığı gene sürecektir. Gene 16 sayfaya bir
forma denecek, gene kitaplara kapak takılacak, o kapaklar üzerinde gene
yazar adları, eser adları olacak. Gene önünüze çeşit çeşit, tür tür kitaplar
konacak. İmza günleri, söyleşiler gene sürecek. Ama bir fark olacak, yavaş
yavaş seçiminize sunulan kitaplar birbirine benzemeye başlayacak, bazı canlı
türlerinin hızla tükenmesi gibi, bir kültürel tükeniş ile karşı karşıya
kaldığınızı gördüğünüzde iş işten geçmiş olacak. Çünkü artık bir zamanların
kültürel çeşitliliğini, farklılıklarını yeniden yaratmak mümkün olmayacak.
Not: 23.01.2008 tarihli toplantıya kadar bu metni, yayınlanması için
imzalayan yayınevlerinin adı aşağıdadır. Bu bildiri, Şubat 2008 tarihli
Evrensel Kültür, Varlık ve Virgül dergilerinde yayınevlerinin imzası ile
yayımlanacaktır. Aşağıda imzası olmayan diğer yayıncı arkadaşlarımızın da,
adı anılan dergiler yayın aşamasına geçmeden, kendilerini listeye
ekletmeleri önemle duyurulur.
Metni imzalayan yayınevleri alfabetik olarak:
Belge Yayınları, Bulut Yayınları, Ceylan Yayınları, Dharma Yayıncılık,
Evrensel Basım Yayın, Gelecek Atölyesi, Güncel Yayıncılık, Günizi Yayınları,
Ozan Yayıncılık, Özgür Yayınları, Pencere Yayınları, Peri Yayınları, Pusula
Yayıncılık, Tekin Yayınevi, Varlık Yayınları, Yalçın Yayınları
Şubat 2008 |
|