Tarih: Cum Şub 08, 2008 9:40 pm Mesaj konusu: Birkaç şey...
Size bir kaç şeyden bahsetmek istiyorum.
bir kaç anıdan...
bir kaç unutulmak istenip unutulamayandan...
bir kaç unutmamaya çalışırken unuttuklarımdan...
bir kaç başağrısından...
bir kaç tel saçtan...
bir kaç söylenmemiş sözden...
bir kaç söylenilmiş sözden...
bir kaç cesaretten...
bir kaç korkudan...
bir kaç uyanmak istemediğim sabahtan...
bir kaç hayalkırıklığımdan...
bir kaç söylemesi güç tekerlemeden...
bir kaç tekrarımdan...
bir kaç savaşımdan...
bir kaç sulhtan...
bir kaç arkadaşımdan...
bir kaç damla yaştan...
bir kaç sinir krizinden...
bir kaç sakin halden...
bir kaç kapalı kapıdan...
bir kaç kırık anahtardan...
bir kaç yenilgiden...
bir kaç...
Size bir kaç şeyden bahsedeceğim bu akşam. Sakin sakin dinleyin, kılıçlarınız kınınızda kalsın lütfen.
Size bir kaç şeyden bahsedeceğim sadece , ne bir savunma, ne de bir iddia peşindeyim...
Size şu sıralar her yerde karşıma çıkan, her seferinde yolumu değiştirdiğim, görmezden geldiğim ama her daim içinde olduğum bir şeyden bahsedeceğim. Hak vermenizi beklemeden... Hak aramadan... Hesap sormadan...
Siz de hak vermeyin, hak aramayın, hesap sormayın lütfen...
...
Devlet malına zarar verilmemesi gerektiğini devlet memuru babasından öğrenmişti. Taaa küçükken. Bu yüzden okul sıralarına bile isim kazımayan, çizik atmayan haşarılıktan uzak bir çocuktu. Öğretmeninin kutsal olduğunu öğrendiği gün vazgeçti onu üzmekten, indi duvar tepelerinden. Size o ümitli azimli uslu kızdan bahsedeceğim...
O uslu kız çocuğunun, kampüsün geniş alanlarında elinde pankartlarla nasıl basbas bağırdığından... Sırasına çizik atmadığı okulun kapısından aşağılanarak geri çevrildiğinde, koca okulu yakmayı nasıl istediğinden. Kutsal saydığı öğretmenlerine bir bakışları yüzünden nasıl kinlendiğinden. Okulunu aksattığı için suratına bile bakmayan babasından. En kalitelisinden bir perukla gelip, 'bari bunu kullan' diyen annesiyle kavga edişinden. En büyük pişmanlığın anne- babayı üzmek olduğundan... Bahsedeceğim... Sakin sakin dinleyin lütfen...
Okul kapısının önüne özenle seçilmiş, kinli güvenlik görevlisinden... Mimleyip, resmini güvenlik görevlisinin hafızasına kazıyan rektörlükten... Okul meydanına yığılan sert bakışlı çevik ayşelerden... Giremediği kantinden, yemekhaneden, kütüphaneden, üzerinde çatı olan tüm kapalı alanlardan... Kapı önlerinden, duvar diplerinden, karda üşümekten, yağmurda ıslanmaktan, dışarıda kalmaktan... Bahsedeceğim...
vazgeçmemekten, seçim önleri inanmak isteyip yalan olduğunu bildiği vaadlerden... Okula ara vermekten... Ümidin bittiği yerlerde sınır ötelerini beklemekten, gitmek isteyip gidememekten... Lanet olası acayip peruklardan, kazınmış saçlardan... Unutkanlık yapan antidepresan ilaçlardan... Uyku bozukluklarından... Bağıra bağıra ağlamaktan... Herkesin gözü önünde, kapı önünde başındakini ilk sıyırışında düştüğü kuyudan... Yenilgiden... Bahsedeceğim...
Sıra arkadaşı dindar(!) erkeklerin, tuzu kuruların, haddini bilmez suçlayıcı bakışlarından... Zafer çığlıkları atanlardan... İçi soğumayan, sözlü sınavları kabusa çeviren hocalardan... Yıldırılmaktan, bıktırılmaktan... Şuculardan, buculardan, imgelerden, simgelerden... hepsine nasıl dışarıdan bakılacağından, tek kişilik cemaatlerden... Tek başına yaşanan kutsal ayinlerden... Başını açarken, örttüğü kalbinden, kalbe batırılan başörtüsü iğnelerinden... Bahsedeceğim...
Vazgeçmekten, alışıp kalabalığa karışmaktan, kalabalıklara zor alışmaktan... Hatırlamaktan... Tekrarlamaktan... Gündemden düşenlerden, gündeme oturanlardan, çok konuşanlardan, çok susanlardan... Bindokuzyüzdoksandokuzun bıraktığı miraslardan... Bahsedeceğim...
...
Şimdilerde, o uslu kız çocuğu sakinleşti... Tek başına onardı yaralarını, tek başına çıktı düştüğü kuyudan, çözümsüzlüğü mezar etmedi kendine... Kızgınlığının ateşi kimseye dokunmadı, içgörüsünü kaybetmedi hiçbir zaman... Şimdilerde memleketinin doğusunda batısında memleketinin insanına hizmet ediyor, memleketinin insanına sırtını çevirmeden, küsmeden, darılmadan...Şimdilerde, memleketinin meydanlarında yasak kalkıyor diye ağlayan, gözyaşı dökenleri izliyor sessizce... Ağlayan ve yasak kalkmasın diye bağırıp çağıranlara değil, endişe pompalayanlara kinleniyor yeniden... Şimdilerde hastalarına eşit muamele eden adaletli bir doktor, adaletin uğramadığı kişisel yolculuğuna inat... Şimdilerde, adaleti ve yarına dair ümitleri ötelere, seccade başlarına, yorgun avuçlarına, kutsal mekanlara kuş olup uçuruyor... İnsanların kalplerine dair ümitler besleyebilmek hala ne kadar güzel... Ve duaların bir sahibi olduğunu bilmek ne kadar serin ...
...
Dün gece, üniversite öğrencilerinin konuştuğu(!), bir program izledim, izlemez olaydım... Başörtüsü yasağının kalkması konusunda ciddi endişeler edindim... İçimden yasak kalsın, kalkmasın deyiverdim dehşet içinde... Ne kadar vahşi ve ne kadar hoşgörüsüz hale gelmiş/ getirilmiş/ henüz hayatı adımlamaya başlamamış, hala baba parası yiyen gençler... Üniversite öğrencileri... Yarının doktorları avukatları öğretmenleri... İzlerken o kadar yoruldum ki... Taraflar, 'sizler' 'bizler' bilmemne derneği temsilcileri, bilmemneciler, ilericiler ve gericiler... Yüksek perdeden, hoşgörüsüz, nefret dolu sesler... Sadece kendi seslerini duyan gençler... Sağır gençler... Birbirini anlamayan gençler... Koca adamlardan, koca kadınlardan hiçbir beklentim yok, ama genç öğrencilerin o sevimsiz halleri beni o kadar üzdü ki... Üzüldüm ve birkaç şeyden bahsetmek istedim sadece. Belki karşıdan bakan bir kişi dahi an-lar diye... Karşıdan bakan bir kişiyi anlamak niyetiyle...
...
Ben bir kaç şeyden bahsetmeye hazırım, sen beni dinlemeye hazır mısın?
Ben seni anlamaya niyetliyim, sen beni anlamaya niyetli misin?
O zaman buyur, bir kaç şeyden bahset bana... Ama kalbime konuş, kalbine konuşayım...
Meclis oylamalarından, tüm siyasilerden, derneklerden, cemaatlerden, sağdan, soldan, yasaklardan, irandan, şeriatten, simgelerden sıyırıp beynimizdekileri , berraklaşıp, 'konuşabilir miyiz' merak ediyorum... En azından birbirini anlamaya çaba gösteren insanların hala var olduğuna inanmak istiyorum... Hepimizin kalplerine dair ümitler beslemek istiyorum... Buna ihtiyacım var...
Yara aldığım bir konuda kapılarımı bu kadar araladığıma pişman olmam umarım... Ama biliyorum ki karnından konuşanların sesi anlaşılmaz... Buzlu camın önündeyim ve taşın altına kalbimi koyuyorum... Dahası yok...
Bu kuklaların kukla olmadığı besbelli
Ne söyledilerse tıpıtıpına gerçek besbelli
Altın saçlarını yana atışı yok mu Lilinin
Lilinin yağdan kıl çekercesine inanışı
Lilinin yağdan kıl çekercesine yaşayışı yok mu
Kuklalar titremesin ne yapsın
Adam konuşmasını bilmezse ne yapsın
Kuklaların kukla olmadığı besbelli
Lilinin çekip gideceği besbelli
Lilinin dönüp geleceği besbelli
Lilinin güneşin altında duruşu yok mu
Perdeleri sıyırıp çirkin adamı burnundan yakalayışı yok mu
Eline bavulunu alışı yollara koyuluşu yok mu
Çirkin adamın güzel adam oluşu yok mu
Yaklaşıp onu saçlarından yakalayışı
Uzaklaşıp yollarda yol oluşu yok mu
Lilinin bir tavşan gibi koşuşu
Keklik gibi dönüp bakışı ve yıldırım gibi koşuşu yok mu
Adam da tam o zaman kapıdan çıkmaz mı dışarı
Lilinin adamın boynuna çocukça ve çılgınca atılışı yok mu
Ben konuşmasını bilmem Lili...
Sezai KARAKOÇ
benim de suskunlugum dökülür bir gün
citkirildi dilimden...
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır!"
Hz Muhammet
Işıklar Sönmesin filminden bir replik;
"Bu korkuyu yüreğimize kim saldı lo?"
"Sen mi?"
"Yoksa sen mi lo?"
Oturmuşlar masa başlarına, klavyenin arkasından kimin ne giyip giymediğine karar verecekler, hadi ordan, siz kimsiniz lo? Bu hakkı nereden aldınız bir söyleyin hele?..
Türban siyasal simgeymiş, İran'da da bu işler böyle başlamış, asıl mesele kamusal alana sızmakmış, mış, miş, kıl, tüy vesaire...
Özgürlük istiyoruz kardeşim, sağır mısınız bu kadar? Bu isteğe bu denli karşı çıkışınız neden deyin bakalım bir hele? Hem bu cesaret nereden geliyor? Sizin istediğiniz gibi giyinmeye mecbur muyuz, giyinmiyorsak okuma hakkını alma gaddarlığınızın kaynağı nedir? Şimdi kapitalizm diyeyim ağız dolusu küfredersiniz, sizin yaptığınız despotizm ve en hasından faşizm diyeyim bu sefer aynı küfürleri bana savurursunuz, sıkıysa ona da yeltenin...
Çok da tın, üsteki yazıyı okudunuz elbette. İçinizde hiç mi fırtına kopmadı lo?
Ya hu, kimisi gerçekten samimi, sırf inancına binaen başörtüsünü takmak istiyor diye aklınıza gelmedi mi sizin? La nereden aklınıza geldi de efeleniyorsunuz başımızı örterek size şeriatı getireceğiz diye? Bu korkunuz nerenizden kavrayıp da bu şekilde çığırtkan yapıyor sizleri? Siz benim ablamın saçının telini görmeyi neden bu kadar arzuluyorsunuz hele bir deyin bakalım? Kimsiniz siz? Kanunlarınız sayesinde kamu da çalışmıyor çok şükür, el emeğiyle geçiniyor, kamu çok iyi mi oldu şimdi böyle olunca deyin bakalım bir?
Bi ..kim olmadı lo? Asla rüşvet yemeyecek, kılı kırk yararak sadece görevini ifa edecek dürüst bir çalışanından yoksun devam ediyor hayatına sadece. Herneyse Allah Kerim...
Kemalizme saygı duruşu yaptı dernekleriniz dün Ankara'da, adamcağızın bir kere daha kemikleri sızladı yattığı yerde haberiniz olsun. Türkiye'nin aydınlık geleceğini karartıyormuş benim ablamın türbanı, la bir tübana kaldıysa eğer Türkiye'nin geleceğinin aydınlık yolları, sizden önce ben tutar çekerdim o türbanın ucunu. Ama kimse kimseyi kandırmasın lo! Türk Silahlı Kuvvetleri de bu halkın askeri gücü olduğunun ayrımına varsın öncelikle. Bu halkın inancına saygı istiyoruz, bu halkın istediği gibi giyinmesini, örtünmesini, kıçını başını açmak istiyorsa da istediği gibi açmasını istiyoruz, hala anlamıyor musunuz lo? Diyelim ki İran'da olsa idik başı açık gezme özgürlüğünün savunucusu olacaktık, bu kadar kör müsünüz lo?
Başörütüsü sadece şehit cenazelerinde var neden? Kişi öldürüldüğü zaman akla gelen hoşgörü, sağlığında aynı adamın eşini ve annesini askeri tesise sokmuyor bunun izahını hangi aklıselim cevaplıyabiliyor? Bu kadar mı acizsiniz ve ikiyüzlüsünüz bir deyin hele?
ve ölmek zamanı geldiğinde
bencil olma
masrafsız olduğunu düşün
ve gittiğin
yeri
ne utanç izi olsun ne başarısızlık
hüzün çağrısı
patlarken rüzgar denizden
akıp
gider zaman
yumuşak huzurla yıkayarak
kemiklerini
charles hank bukowski
Bu şiir sana ne anlatıyor lo?
Bu dünyanın rüzgarı sen göçüp gittiğinde ve ben göçüp gitttiğim de aynı sertlikte esmeye devam edecek, bu kadar mıydı alıp verdiğin nefesin hesabı? Aynı yere gidiyoruz lo...
De hade rahat uyu bu gece, hayat devam ediyor nasılsa!
Özgürlük ihtiyacı, herkes için var, bu gece rüyana girsin bu, bir de bunu düşün olur mu?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız