Yağmur dinmek üzereyken, ufak yeşil bir tırtıl, kısa bacaklarıyla sürüklenircesine ilerleyerek kendini balkon kapısının altına ancak
atabilmişti. Bu, iki santimlik semiz bedenli bir tırtıldı. Taze erik ağacı yapraklarından birisini keyifle kemirirken, ilk yağmur tanelerinden irice bir damla, kemirdiği yaprağa düşmüş ve onun hemen yaprağın altına serili bulunan evin balkonuna
düşmesine neden olmuştu. Hızla yağan yağmur balkonu bir anda su içerisinde bırakmış, tırtıl da selahiyeti hafif aralık bırakılmış demir balkon kapısının halen kuru kalan altına girmekte bulmuştu.
Tırtıl kapıdan içeriye yavaşça süzüldü. Burası
Sedat Bey'în iyi döşenmiş oturma odasıydı. Yerlerdeki pahalı halılar, halis İtalyan işi mobilyalar, koltuk ve kanape takımları ile burası da evin diğer bölümleri gibi tam takırdı. Ayrıca saten renkli duvarlardaki orta mal yağlı ve guaj boyalı tablolar bu
evin ince ve oturaklı zevk sahibi bir kişiye ait olduğu izlenimini kolayca veriyordu. Sedat Bey ve eşi yıllarca kariyer sahibi bir memur olarak para biriktirmişler, ve pek te zorluk çekmeden iyi semtte edinilmiş bu iki katlı güzel yuvaya konmuşlardı.
Oturma odasında bu yeşil, semiz tırtıldan başkaları da vardı. Sedat Bey ve üç samimi arkadaşı eskiden beri tanışık olan ve aynı zamanda hepsi iyi mevkilerde bulunan bürokratlardandı. İş çıkışı Sedat Bey'in evinde sohbetli bir toplantı
gerçekleştirmek istemişler ve şimdi buraya yığılmışlardı. Böylesi bir toplantıyı her hafta herhangi bir günde iş çıkışı muhakkak gerçekleştirmeye çalışlardı. Hepsi koltuklarına yayılmışlar kimi ellerinde ağızlıklı sigarasını tüttürüyor, kimisi de eline bir
kadeh almış pahalı içkileri yağmalıyordu.
Çeşitli bakanlık kadrolarında çalışan bu elit kadro, tırtılın geldiği sırada hareretli bir tartışmanın ortasındaydılar.
Atıf Bey hırsla lafına kaldığı yerden devam etti:
- Olmaz!... Buna müsade
etmemeliyiz!. Efendim, ne demek diğer kadrolarla aynı statüye sahip olmak! Biliyorsunuz ki bizim yerimiz ayrıcalıklıdır, statümüz yüksektir. Aynı derecede olsak ta, aynı maaşlara sahip olsak ta aramızda fark vardır.
Elli yaşını henüz devirmiş
olan kıvırcık, ak saçlı Serhat Bey onu destekler tarzda konuştu:
- Dün caka sattığımız adamlar, yarın ensemize tokat vuracaklar. Bu tasarı bizi sürklase edecek, emin olabilrsiniz.
Sedat Bey viskisinden bir yudum daha çekip dudaklarını
yaladıktan sonra, bacaklarını sehpanın üzerine uzatarak lafa girdi:
- Öyle ise daha fazla direnmeliyiz. Etkili kişilerimize sus payı verilerek onları by-pass ediyorlar. Hakkımızı savunmak sadece bize düşüyor. Sen ne düşünüyorsun Nazmi?
İçlerindeki en genç olanı kırkını ortalamış Nazmi Bey'di. İnce yüzlü kara kuru bir adamdı. Sigarasını, doldurmuş olduğu kül tablasına bastıktan sonra derince nefeslendi:
- Bence abartıyorsunuz arkadaşlar. Sonuçta devletimiz bundan karlı
çıkacaksa ben fedakarlık yapmaya hazırım. Kaldı ki bizden kesinti yapılıp, diğer memurlara mı verilecek? Yapılan onlarla statüce eşitlenmek. Üst paydada eşitlenmek belki sizleri rahatsız edebilir ama ben aynı fikirde değilim.
- Sen olayı
anlamamışsın, dedi Atıf Bey. Bu resmen bizim altımızın oyulması. Hem bak, sosyal güvenlik reformuymuş, emeklilik kesenekleriymiş, yok zartmış, yok zurtmuş maaşlarımızı kırpıp duruyorlar. Rüşvete muhtaç bırakırlarsa karışmam.
Nazmi:
- Fakat yan ödemelerimizin kuvvetli olduğunu biliyorsun Atıf Bey. Asgari ücretlilerle işyerlerinin dolu olduğu bir memlekette bizim yüksek meblağlarla dansetmemiz zaten doğru değil.
Pantolon askılarını göbeği rahat etsin diye bolartan
Serhat Bey müdahale etti:
- Buralara gelmek için az mı ömrünü törpüledin Nazmi? Yaşın otuzu bulmuştu. Senin şu ahlakçılığın beni öldürecek!
Nazmi Bey dudaklarını gerip kafasını salladı
- Doğru olanı savunuyorum ben. Çıkarlarıma
ters düşse bile.
-Sakin olalım beyler, diye ortalığı yatıştırıcı bir müdahalede bulundu Sedat Bey. Şu var ki, bu işten devlet daha çok zarar görecek. Bir çok kişi özel sektöre geçecek. En iyi yetişmiş elemanlar olacak bu kişiler.
-Özelde işi
olan varsa gidebilir. Ben kıpırdamayacağım yerimden. Belki gülebilirsiniz ama idealistim ben.
Serhat Bey gevrekçe güldü
-Aç ve idealist.
- Ve aç ve onurlu, dedi Sedat Bey.
Atıf Bey gerginlikle oturduğu yerinden ansızın kalkıp az
ötedeki natürmort tabloya doğru yürüdü. Tabloyu yakından bir müddet inceledi. Heyecanla diğer arkadaşlarına seslendi:
- Hey millet! Bakın burda ne var? Bir şişko tırtıl üzümleri götürmeye çalışıyor.
Hepsi bu komik anı görebilmek için
tabloya doğru hücum ettiler. Hakikaten az önceki yeşil, semiz bedenli tırtıl, guaj boyayla yapılmış bu natürmort tablodaki resmedilen bir tabak dolu meyveye dadanmıştı. Yumuşak bir yer arıyormuşcasına meyveler üzerinde dönüp duruyor fakat
gölgelik olarak resmedilen yere dönüyordu tekrar.
Atıf Bey takıldı
- Sedat! Tablonu delecek bu tırtıl.
Serhat Bey gülerek karşılık verdi:
- Yok yok... Mahluk görüntüyü yemeye çalışıyor.
Nazmi, ellerini pantolunun cebine soktu. Az
biraz düşündükten sonra teorisini açıkladı
- Galiba resmedilen meyvelerin parlaklığı onu buraya çekmiş olmalı. Mor ötesi ışınlarla eşyayı gördüklerini izlediğim bir belgeselden hatılıyorum. Kelebekler ve bir çok böcek parlak kumaş yada kağıt
parçalarına sırf bu nedenden dolayı konuyorlar. Yoksa bir hayvan en azından kokusundan dolayı sahteliği anlayabilir.
Serhat Bey sarımtırak dişlerini iyice sererek:
- Belki haklısın Nazmi. Ama baksana üzerinde dönüp duruyor. Biz olmasak
bu hayvan bu tabloyu kemirir.
-Korkmuştur, ondan saklanmaya çalışıyordur, diye karşılık verdi Nazmi.
Arkasına dönüp balkon kapısına baktı.
- Bakın, kapı aralığından içeri girmiş olmalı. Yağmurdan kaçmış galiba.
-Neyse, şunu
ortadan kaldıralım dedi Sedat Bey. Ezersem ya tablo kirlenir ya da halılar, veya döşeme tahtaları. Hay Allah, ne yapsak?
Nazmi cebinden bir kağıt mendili çıkardı. Herkes ne yapacağını anlar gibiydi. Kağıt mendille tırtılı kavrayıp doğruca
balkon kapısına ilerledi.
Serhat Bey elleri ile göbeğine vurdu:
- Sanırım Nazmi akşam yemeğini yiyecek.
Ardından bu espriye bütün güçleriyle güldüler.
Nazmi onları umursamadan kapıya çıktı. Elindeki mendili halen kuru olan
balkonun altındaki toprağa silkelerken söylendi:
- Garip...
"Hakikaten az önceki yeşil, semiz bedenli tırtıl, guaj boyayla yapılmış bu natürmort tablodaki resmedilen bir tabak dolu
meyveye dadanmıştı. "
bizimde o tırtıldan pek farkımız yok sanırım.Parlaklığı çekiyordur dünyanın ve kokusundan (gerçekle-olmayanı)ayıramıyacak kadar açız! Herkes birşeylere..
açız ,
açıktayız,
yağmur yağar,
korkar,ıslanırız.
bir tabloya konsak, suçlanırız.
birkaç insan vardır,
görürler,yaman halimiz.
'garip'
garibiz,
ya alim ya zalimin dilinde;
illaki
kuru bir yer ararız.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız