Korkardım ellerimden kayıp gitmenden. Bırakırsan yarım kalırdım, eksik ve tamamlanmamış bir yapboz olurum ve yerini bekleyen her bir parçam zamanla kaybolur sanırdım.
Kimse sevmedi beni senin kadar deyip, etini kanatırcasına batırırdım tırnaklarımı daha derinlerine…
Sımsıkı sarılmış köklerimizden hangisi senin, hangisi benim bilinmeyen iç içe geçmiş ağaçlardık.
Ben köknardım, sense portakal ağacı.
Seyrederdim yanımda açan portakal çiçeklerini, kokunu doldururdum ciğerlerimin en izbe köşesine…
Narindin sen, kimse dokunmamalıydı dallarına… Rüzgar bile değmemeliydi yapraklarına, kırılırdın. Her şeyden sakınırdım gölgeni bile…
Sonra portakallarının yenmediği için çürüdüğünden şikayet ettin, sevilmediğinden dem vurdun. Ama bak ben seviyorum seni hem de yok edercesine… Sense hiç anlamadın, hep sarmaladığım dikenli tellerden yakındın.
Madem yeni dünyalara açılmak istiyorsun, sıkıldın benim hapsimden; söküyorum işte tüm parmaklıkları…
Tırnaklarımı çekersem biliyorum kan kaybından öleceksin. Söküyorum tırnaklarımı etimden, tamam senle kalsınlar. Onca yaşanmış yılların bir hatırası olsunlar.
Kanayan parmaklarıma aldırmadan seni terk ediyorum. Gözlerimde turuncu çiçekler, burnumda portakal kokusu…
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız