Bugün kafamın içi; Türkiye kardeşim.
Her şeyim var ama hiç bir şeyim yok. Kuşatma altındayım ama asıl kendimi kuşatan benim. Yer altından ve üstünden sesler geliyor ama seslerden geriye ancak açlığın karın gurultusu yada tokluğundan kıç gürültüsü kalıyor. Bir zamanlar, belki bazı konularda kullanırım diye bir köşeye atadığım fikirlerim, seçme ve süzme fikirlerime bürokratik zorbalıkla hükmetmeye çalışıyor. Kayıplarım kazançlarımdan çok olmaya başlayınca kendime kayıplarımdan kazanç heykelleri yontma sanatı peyda ettim. Eskiden her yaptığım tarih oluyor yazıyordu kardeşim. Şimdi her yaptığımla tarih yazıyorum ama tarih beni yazmıyor kardeşim.
Vel hasıl bugün kafamın içi Türkiye gibi kardeşim. Hoş, biz bu ülkede kafasının içi Amerika, İran, Avrupa, Irak gibi olanları da görmüştük. Birde karşımıza kafasının içi ancak kendi mahallesi kadar olanlar çıktı. Adamların aklı diğer mahallenin muhtarlık levhasına bile tahammül edemiyor. Onlar muhtarsız, azasız yaşasın, ölsün istiyor. Mahalle çeperinden çıkamayanlar ulustan bahsedip, evrensellik satıyor.
Burada sizinkiler ve de bizimkiler var, benim kafamın içinde de ötekiler ve berikiler. Bir de bunların arasında kalmış; bir zavallı hakikat.
Herkes hakikati kendine yontuyor, hakikatin kabuğu ince olunca, az yontulunca cılızlaşıyor. Hakikat takatten düşüyor ama sizinkilerle bizimkilerin nefesindeki yontma iştahı bir milim düşmüyor. Nihayet cılızlayan hakikat, kimsenin içine yaramıyor. Hakikat, fikirlerden güçlü olunca hakikat, yoksa kaldır at. Herkesin derdi; hakikati yok et, kendine yeni hakikat yarat. Hakikati cılızlatanın hakikatten yana olduğuna kim şahit. Herkesin hakikati kendine olunca; al sana karmaşa. Millet hakikatten çalıyor, hakikatte (aslında) hakikatten değil, kendinden çalıyor.
(Yukarıda açıklama; anlayışı havas olana.
Aşağıda misal; anlayışı avam olana.
Biçimde fark çok, özde hiç yok.)
Burada hakikatin değeri de kaderi de kaldırım yosmasından öte gitmez kardeşim. Burada hakikat, konu açılınca yol güzergahında bekleyen kaldırım yosması gibidir. Herkes hakikatin, halkın ortak malı olduğunu bildiği için; gücü yeten koyuna alır, gücü yetmeyende sarkıntılık eder, ağzın suyun akıtır. Karşı olanlarda gündüz kendi meşrebi içinde küfreder, gece hakikati, koynunda düşler. E herkesçe döllenen ve ellenen hakikatte sonunda yoldan çıkar. Devlet eliyle vesika alır. Devletin vesika verdiği hakikat, vergilendirilmiş kazanç kutsaldır ilkesiyle taçlanır, devletin öksesinden kurtulan hakikat taşlanır. Herkesin yonttuğu hakikat, ancak kendiyle yatar, tüm toplumla batar. Hakikatin bir kişiyle bol pozisyonlu yatma yolu çok, toplumla batma yolu tek. Yatarken bir, batarken bin. Herkes hakikati döller, hakikatin piçleri her yere ayrı bir haber yollar. Sonra hakikat satmak moda olur, herkes asıl hakikat bende diye sıtmaya tutulur. Herkes mezhebince bir hakikat alır kendine, kutsar koyar böğrüne. Şiraze bozulur, çıkar düzeni kurulur.
Toplum ilk hakikati orospu etmeseydi kucağındaki son hakikatte piç olmayacaktı.
Kafamın öteleri ve berileri arasında, sizinkileri ve bizimkileri düşünürken, Heraklit geldi aklıma. Heraklit haklı diyor, aklımın beri yanı; Ne demişti Usta: “Savaş her şeyin babasıdır. Ateş (insanın menfaat ateşi sanırım) her şeyi yakar, yıkar, dönüştürür.” Bak, bir menfaat başka bir menfaate nasıl dönüştürülüyor izle de ibret al.
Sizinkiler ak deyince; bizimkiler kara diyor mevziye yatıyor. Bizimkiler ak deyince; sizinkiler siktir çekip, oyundan kaçıyor.
Sonra Heraklit haksız diye tutturuyor aklımın öte yanı; Ne demişti Usta: “ Bir ırmakta iki kez yıkanılmaz.” Burada insanlar aynı ırmakta ne ikisi bilmem kaçıncı kez yıkanıyor. Biçim ırmağında seksen küsur yıldır yıkanıyoruz, öz ırmağında siftahımız yok. Biçimi aşıp, şekil alıp bir türlü özümüzü yakalayamadık. Zaten özümüzü alamadığımızdan kendimize şekil bulamadık.
Dünyanın tüm filozoflarını topla, inceden inceye bir teori kur, aklın en sağlam temelleri üzerinde güzelim fikir figürlerini gergef gibi işle sonra Türk’ün ortaya atacağı pis bir gerçekle nasıl yıkılacağını izle. En güzel teori, Türk’ün pratiğine uğramamış teoridir kardeşim.
Vel hasıl iyi değilim kardeşim.
Kendimi düşünüyorum; benliğimden kaçasım, ülkemi düşünüyorum; gidesim, dünyayı düşünüyorum; ölesim geliyor.
Size yemin ederim ki ben bu yazıya başlarken başörtüsü kuyusuna taş atmaktı emelim. Kaleme uyan kelam, zihin örtüsüne kaydı.
Zihnin örtülü iken; ha başın açık ha örtük.
Zihnin açık iken; ha başın örtük ha açık.
Bildiğim bir şey var; tarafsız olmak.
Daha da iyi bildiğim bir şey var; her konuda (haksızlık konusunda) tarafsız olmamak.
Şerefsizim tarafsızım.
Tarafsızım; şerefsizim.
Hem tarafım
hem şerefim.
Bir diyeceğin mi var lan pezevenk!
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız