Tarih: Pzr Oca 20, 2008 1:03 pm Mesaj konusu: epik tiyatronun bir kadın oyuncusu üstüne ikili söyleşi
oyuncu: epik tiyatro konusundaki yazılarınızı okudum. ispanya iç savaşını ele alan küçük oyununuzu seyrettim. bu yeni tekniğin harikulade kadın sanatçısının baş rol üstlendiği oyun karşısında, ne yalan söyliyeyim, hayrete kapılmadan duramadım. bunun gerçek anlamda tiyatro niteliği taşıması şaşırttı beni.
brecht: ya?
oyuncu: yeni oyunculuk tekniği üstüne yazdıklarınızı okuduktan sonra çok kuru, soyut, kısaca didaktik bir oyun beklemem şaşırttı mı sizi?
brecht: pek öyle sayılmaz. öğrenmenin adı kötüye çıkmış bir kez, ne yaparsın.
oyuncu: öğrenme için kuşkusuz, zevk vericidir, denemez. ama bende tiyatroyla alıp vereceği bulunmayan bir oyun görmeye kendimi hazırlamam gerektiği gibi bir düşünce doğduysa, nedeni, sizin gibi tiyatroya öğreticilik görevini yüklemeniz değildi yalnız. sizi, tiyatroyu tiyatro yapan bazı öğeleri tiyatrodan kapı dışarı etmek isteyen biri gibi görmemin de bunda payı vardı.
brecht: örneğin hangi öğeleri?
oyuncu: yanılsama, gerilim, özdeşleşme
brecht: peki oyunu seyrederken bir gerilime sürüklendiniz, bir meraka kapıldınız mı?
oyuncu: evet
brecht: bir özdeşleşme söz konusu oldu mu sizin için?
oyuncu: pek değil
brecht: bir yanılsama durumu yaşadınız mı?
oyuncu: doğrusu hayır
brecht: ama yine de gerçek bir oyun diye benimsediniz seyrettiniz oyunu.
oyuncu: evet, öyle. zaten hayrete kapılmama yolaçan neden de buydu. ama durun, vaktinden önce sevinmeyin. seyrettiğim gerçek bir oyundu, oyundu ama, yazılarınızı okuduktan sonra beklediğim kadar da yeni bir şey görünmedi gözüme.
brecht: gerçek bir oyun niteliği filan taşımasa, beklediğiniz kadar güzel olabilirdi, bunu mu demek istiyorsunuz?
oyuncu: demek istediğim şu yalnız: sahnede böyle bir oyun sergilemek, sizin sözünü ettiğiniz kadar güç değil. başrolde weigel'i çıktık mı, geriye kalanların hepsi amatör oyuncular, şimdiye dek sahneye hiç ayak atmamış sıradan işçiler. ayrıca, weigel'in kendisi de, sizin öylelesine kötüleyip durduğunuz geleneksel tiyatroda yetişmiş teknik gücü büyük bir oyuncu kuşkusuz.
brecht: görüşünüze katılıyorum. bu yeni oyunculuk sanatıyla doğru dürüst oyunlar sahnelenebilir. söz konusu teknik, belli koşullar altında oyunlar sergilemek olanağını verebilir amatörlere; yeter ki, bunlar eski tiyatronun oyunculuk tekniğini henüz bütünüyle öğrenmemiş olsunlar. ve yine aynı teknik, eski tiyatronun oyunculuk tekniğini kısmen unutmuş oyuncuların başarıyla oyun çıkarmalarını sağlayabilir.
oyuncu: aman ne diyorsunuz! bana kalırsa, weigel gereğinden az ya da gereğince değil, gereğinden çok teknik sergiledi.
brecht: oysa ben yalnız teknik değil, generaller karşısında bir balıkçı karısının davranışını da sergilediğini düşünüyordum.
oyuncu: orası öyle, yaptı bunu. ama teknik de sergiledi. demek istiyorum ki, balıkçının karısı değildi sahnede, yalnızca onu oynayan biriydi.
brecht: ama gerçekten de balıkçının karısı değil. gerçekten de balıkçının karısını oynayan biri. bu kesinlikle ortada bir kez.
oyuncu: elbet, bir oyuncu weigel. ama bir balıkçı karısını mı oynuyor, bunu seyirciye unutturmak zorunda. hani bir balıkçı karısındaki dikkate değer tüm özellikleri gösterdi sahnede, ama bu gösterme eylemini de ayrıca bir gösteri konusu yaptı.
brecht: anlıyorum. seyircide gerçekten bir balıkçı kaarısı olduğu yanılsamasını uyandırmadı.
oyuncu: bir balıkçı karısındaki dikkati çeken özelliklerin neler olduğunu fazlasıyla iyi bilen biri gibi davranıyordu. bunu bildiği görülüyordu halinden. bunu bildiğini düpedüz ortaya koymaktaydı. ama gerçek bir balıkçı karısı kuşkusuz farkında değildir bunun kendisindeki dikkati çeken özelliklerin bilincinde değildir. dolayısıyla, sahnede bunun bilincinde olan birini mi görüyorsunuz, gördüğünüz kimse için balıkçının karısıdır diyemezsiniz.
brecht: tersine bir oyuncudur dersiniz, anlıyorum.
oyuncu: oyunun belli yerlerinde weigel'in "bakın, görüyor musunuz,ben nasıl biriyim?" diye sorar gibi bakması eksikti bir. seyircide bu duyguyu, oynadığı kişi olmadığı duygusunu sürekli canlı tutmak için teknik bakımdan baş vurmadığı çare kalmadı.
oyuncu: ancak her defasında; "bunun üzerine balıkçının karısı dedi ki" dşüncesini zihninden geçirmiş olmalı ki, üç aşağı beş yukarı ağzından çıkan cümleler gibi cümleleri konuşabilsin. konuştuğu cümlelerde, bana sorarsınız, açıkca bir başka kadının cümleleriymiş gibi bir eda vardı.
brecht: doğru. peki neden "bunun üzerine dedi ki" gibi bir cümleyi zihninden geçirebileceğine ihtimal veriyorsunuz? neden böyle bir cümle zaman bakımından geçmişte bulunuyor.
oyuncu: çünkü weigel, besbelli öyle oynuyordu ki, sanki geçmişe karışmış bir olayı seyirciye sunar gibiydi. yani olay sanki şimdi gerçekleşmiyormuş, bir kopya karşısında değil de, asıl olayın gerçekleşmesinde hazır bulunuyormuş gibi bir yanılsamaya kendini kaptırmıyordu seyirci.
brecht: hani gerçekten de seyircinin bir olayın orijinaline tanık olduğu söylenemez; gerçketen de ispanya'da falan değil, tiyatroda bulunuyor seyirci.
oyuncu: ama oyunun konusu ispanya'da geçiyorsa, seyirci ispanya'daymış yanılsamasına kapılmak için gider tiyatroya. yoksa niye yapsın bunu?
brecht: bir ünlem mi, yoksa bir soru mu bu? oyunun konusu ispanya'da geçiyorsa, ispanya'da bulunduğu yanılsamasına kapılmak istediğini gönlünde yaşatmaksızın, seyirci kalkıp pekala tiyatroya gidebilir bence.
oyuncu: ispanya'da değil de, burada, kopenhag'da bulunulmak isteniyorsa, tiyatroya gidip ispanya'da geçen bir oyunu seyretmenin gereği yok.
brecht: insan kopenhag'da bulunuyorsa, tiyatroya gidip kopenhag'da geçen bir oyunu seyretmesinin gereği yok da diyebilirdiniz, öyle değil mi?
oyuncu: tiyatroda evindekinden değişik bir yaşantıyla karşılaşmayacaksa, insan doğrusu ne diye kalkıp tiyatroya gitsin?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız