İnsan hep, daha yaşayacağını düşünür. Her bir an, gün, yıl tüketilir, geride kalır. Yaşamak demek, hep bir şeyleri geride bırakmak demektir, en başta da yaşam hep kendisini geride bırakır. Geride bıraktığımız sadece bir yıl değildir. Ölen bir yakınımızı geride bırakmışızdır, doğduğumuz şehri, sevgilimizi, kimi hayallerimizi… Geçmiş denilen kara delikte kaybolur onlar. Geçmişimiz ertelediğimiz şeylerle doludur, oysa ertelenen yalnızca yaşamdır. Yaşamak bir yönüyle yitirmektir, yaşam bir yitikler mezarlığıdır. Dün sokaklarında dolaştığımız şehir sıladır artık, kucakladığımız sevgili buruk bir anıdır, içimizi ısıtan hayaller birer hayal kırıklığıdır. Geride kalanlar bazen de geride kalmasını istediğimiz şeylerdir. Bizi tatmin etmeyen bir mesleği, artık zarar veren ve yürümeyen bir işi, ilişkiyi, düşlerimizi gerçekleştiremeyeceğimiz kenti, bir hastalığı. Kurtuluştur, mutluluktur, yeni bir başlangıçtır bazen bir şeyleri terk etmek.
Siz geride neler bıraktınız? Sorunlarınızı mı, memleketinizi mi, hastalığınızı mı, aşkınızı mı, hatalarınızı, yenilgilerinizi mi, sevdiğiniz mi yoksa unutmak istediğiniz birini mi, umutlarınızı mı, hayallerinizi mi yoksa hayal kırıklığınızı mı, ailenizi mi, acınızı mı, güzel günleri mi yoksa kötü anıları mı?
Kalan sağları alıp sağ kalmak bizimkisi. Bütün kırıntıları sokaklara fırlattık. Kimi zaman kelimeler olup yazıldılar böyle, bazen şarkı olup dillere savurduk. Bazen öyle acıdı ki ses bile çıkarmalarına izin vermedik. Ve kaldılar. Oysa tüm acılar yaşar.
Geride üç on yıl bıraktım... Böyle söylemesi daha kolay...
İlk on yılda; çocukluğumu yani günahsızlığı, meleklere yakınlığı, masumiyeti, huzuru, sebepsiz mutluluğu...
ikinci on yılda; hafızamı...
üçüncü on yılda; yaşayabileceğim iyi kötü ne varsa , anlatmak istediğim-istemediğim, kaydı tutulan ve kaydını tuttuğum -sağımda solumda-
çok fazla hâli, türlü çeşit insanı, soğuk bir şehri, yalnızlığı, umutsuzluğu, kaybettiğim kıymetlimi...
...geride bıraktım...
Ama biliyorum ki, arkama dönüp bakmam için çok fazla sebebim var... Bırakılanların bir kısmı geri dönüp tarafımdan alınmayı bekliyor çünkü.
biz'den önce uyumuş, biz'den önce uyanmış gene, bu yaşamak yaratığı.. ömür dediğimiz parazit, yamanıyor yaşamağa.. biz uyurken bile.. onlar hallerinden memnun, gibiler.. giren çıkan biz'e oluyor herhalde.. bitirdiğimiz dün o, başladığımız bugün gene o.. ugh!. Elimizde avucumuzda ne varsa düş'ümüzden tırnağımızdan ne artırıyorsak, hevesle o'na veriyoruz.. biz besliyoruz bu yaşamak yaratığı'nı.. diğer yaşamak sakinleri, biz'im egemenliğimiz altında.. öyle sanıyoruz.. maddeye, maneviyata yön tayin edebilmemiz her şeyi bildiğimiz anlamına gelmiyor.. aklımız var ve bu nedenle dünyanın en tedirgin sakinleriyiz.. biz de bu yaşamak yaratığının bir tür kölesi'yiz işte.. o'nun yemleriyiz, çerezleriyiz, oyuncaklarıyız, abaküsleriyiz.. böbürlenmemiz yemlerin, çerezlerin, oyuncakların, abaküslerin böbürlenmesi kadar tuhaf ve insani işte.. ugh!
met üst
Alıntı:
ayşegül tatilde, değil henüz... cin ali, hep savaşıyor... ayşegül, asker yolu gözlüyor... cin ali geliyor, ayşegül ile evleniyorlar... üç tane çocukları oluyor... ve onlara hamlet, don kişot, adolf hitler adlarını koyuyorlar... sonra üç tane de düşükleri oluyor... pinokyo, polyanna ve gorbaçov adını koyuyorlar bu düşüklere de... haber bültenimiz yayına hazırlandığı sırada, hayat ve uygarlık devam ediyor, oluyor
met üst
Alıntı:
hepimiz mecburi bir yurttan sesler korosu'ndayız işte.. kimi iyi ekmek pişiriyor.. kimi, hoy ıslık çalıyor.. ama ne olursa olsun aklı yüreklemeli ve yüreği de akıllandırmalı.. sonda da kalbin ritmini dinlemeli.. akıl arkada, vokal tutmalı.. ömrü, kalbe vakfetmeli ve aklı da yeri geldiğince oynatmalı.. aklı, kalple tamamlamalı.. kalbi, ikiye katlamamalı.. hayatı akıllamalı, kalplemeli.. ömrümüz iç ritmimize göre fıkır fıkır dans etmeli.. asıl mesele belki de bu.. temel mesele belki de bu.. un var, yağ var, şeker var, her şey var.. bizim helvamız olması için de bizim ritmimizle pişmeli.. because biz, biraz da o her daim bangır bangır inleyen fon müziğimiziz.. içimizdeki ritim, yani şu müthiş sahici ve samimi, acılı, coşkulu, kırılgan öfkeli, sakar, cahil ve narin dalga.. merhaba che guevera!
met üst
Alıntı:
Hiçbir maddi karşılık beklemeden, tüm insanlara, yeryüzüne ve tüm evrene Latin harfli işaretler, fiskeler fırlatmak.. beyninden, yüreğinden akan o garip billur şeyi beyaz kâğıda damıtmak.. ama daktilo, bilgisayar gibi soğuk aletler kullanmadan.. illa ki kurşun kalemle.. ya teksir kâğıdına.. ya da beyaz dosya kağıdına.. tıpkı okuldaki gibi.. ve ürkmeden, ve çekinmeden, ve çırılçıplak.. sonra.. sonrası kendiliğinden geliyor zaten.. sen yeter ki alabildiğince beyaz ve kendin olarak, ak o beyaz kâğıda.. ve harflerin, ve sözcüklerin bedelli askeri ol.. yaz, yaz, yaz.. sonrası.. sonrası geliyor zaten.. mektup olarak, faks olarak, telefon olarak, imza günlerinde öpücük olarak.. sen yeter ki yaz.. hayatın eski ve numunelik bir kardeşi olarak.. boyuna, hayata oyalanma, dayanma metinleri sun.. sen yeter ki yaz.. ne güzelsin bak yazarken, okurken de güzellerdir değil mi.. güzeliz güzeliz.
Geride kalan hep kendini hatırlatmak ister nedense. Yaşanılmakta olanın içinde bir yer açar ve emer durmadan geleceğin yaşam damarlarını. Yok saymak, geçti demek ölü kılmıyor işte yaşanılanı.
Bugün, dünün omuzlarında yükselirken yarın için tüketir ne var ne yoksa. Hep geç kalırız anı yakalamakta, hep içimizde olanla çatışırız bu yüzden.
Ben bugün tam bu noktada geçmişe dönüyorum yüzümü, mutlu bir çocukluğun dışında hep nasır hep nasır…
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız