Yazmak kolay mı zor mu? Yaşamak kolay mı? Bence burada tartışılması gereken sorular değiştirilmeli.
Soruyu iki şekilde yeniden sorduğumuzda cevap değişecektir. Turuncu ile dantel başka noktalardan bakmaktalar olaya. Sn dantel'in anlatmak istedikleri bu yüzden soruları yeniden sormayı gerektiriyor.
Yazdıklarınızı yaşayabilir miydiniz?
Yaşadıklarınızı yazabilir misiniz?
Sevgili dantel, yazanlar yazdıklarını yaşayamazlardı ve yaşayamamışlardır. Bu bağlamda yazmak daha kolay gelmiştir onlara.
Yaşadıklarını yazanlar vardır elbet ve bu da çok kaolay bir şey değildir.
Yaşamak; ölümün terkisine binme sıranı beklemek.
Yazmak; Ya zorunda kalmak, ya da hiç.
Yazmak zorunluluktur. Çünkü; içindeki yumru, tüy gibi yuvarlanır damarlarında ne zaman dışa vuracağını, nerden vuracağını sen bile bilmezsin. Tek bildiğin seni toprak sanmış bir kök salınır içine doğru. Kök; yaşadıklarındır, sende yaşananlardır, öldükleri halde senin yaşattıklarındır, olmadıkları halde sende yaşam bulanlardır, sana rağmen yaşayanlardır, yaşayanlarda senin şahit olduklarındır... İlle bir hengamede olmaz, bazen de ruhsal tıkırtıdır...
Bu kök kimde, kime ne verir, bu da bilinmez. Kiminde çekirdeklerinden anlam kanayan olgun bir meyve, kiminde belirsizliği kolaçan eden kekremsi bir tat, kiminde de ne yapsa ham ve acı bir kök tadı.
Yazmak hiçtir. Çünkü; her şeyi yaşamışsındır. Ancak, yaşadıklarını yaşarken yok ettiğin için yaşadıklarından eteğine hiç dökülmüştür. Sen yaşamın hazzını yaşarken aldığın için yaşamdan sana boşluk kalmıştır. Boşluk ise hiç bir kelimenin biçtiği anlamı gövdesine oturtacak kadar narin değildir. Böylesi bir halde merama karışan her cümle, daha dilde eriyen bir mana taşır. Sonra ruha ulaşamadan buharlaşır.
Abbasi şairi Ferezdak ile Sultan Harun Reşit arasındaki muhavere; Şair, bir kasidesinde nice dilberle düşüp kalktığını, onlarla (yasak) dostluklarını anlatıyormuş. Sultan huzuruna çağırmış ve kendisine had cezası uygulayacağını söylemiş. Şair, kellenin pahalı olduğunu anlayınca, sultana, eğer durumuna dair Kur’an’dan delil getirirse, kellesini kurtarıp kurtaramayacağını sormuş. Sultan da elbet Kur’an’da bu halin meşruiyetine bir delil varsa kendisini affedebileceğini söylemiş. Şairin şu delili gösterip kelleyi kurtarmış; demiş ki sultana: “Sultanım ben şairim. Kur’an demiyor mu ki ‘Şairler yapmadıklarını söylerler?’”
**
Evvelden beri böyle. Yazmak ve yaşamak bütün mesele burada veya burada değil.!
Bazen kendimi hırsız gibi hissetmem bundandır belki. Yaşadıklarımdan çok yaşayanları ve yaşadıklarını yazmak , onların duygularını kalemime uç etmek gibi geliyor yaptığım. Yaşanmışlık hırsızlığı gibi. Gene de seviyorum. Yazacak kadar yaşamadığımdan değil belki. Yazacak kadar yaşadığımdan. Yaşamak mı zor yazmak mı kolay? İkisi de zaman zaman zor, zaman zaman kolay. Zamansa hep zor.
Yazmak mı zor, yaşamak mı kolay?
Yazan insanlar, yaşadıkları çok derin izlerin sonucuyla mı ortaya çıkar diye yıllar önce düşünürken, zaman bu sorunun cevabını vermeye başlar.Neyin kaygısıyla edebiyata eğildiğini bilen yazarlar, yaşam idrakinde bir adım önde gibi geliyor bana.Her yaşayan da yazamayacağına göre, bir sırdır yazarlık, zorluk ipini göğüslemektir.Bakmayın yaşadıklarım asırlara sığmaz diyenlere.Yaşayan bulmazsa niye yaşadı ki zorlukları.
Vaktiyle adam yaşadığı her şeyi ezberler.Kendisine on beş yıl önce on üç şubatta ne yaptığı sorulduğunda....saat kaçı soruyorsunuz der...saatine kadar tüm hayatımı anlatırım der...Adamın tüm hayatını ezberleyecek ne mutluluğu olmuştur acaba diye düşünülebir.Hayat kendin olup,kendine yolculuğa çıkmayı, kendi ışığınla öğrenmeyi ve öğretmeyi öğretmiyorsa, boşa geçen bir ömrün hikayesidir...
Sırrın açıklığına ulaşanlara selam olsun...
Hem acıdır, hem de komiktir böyle olmak. Acı çünkü, yaşarken herşey burnundan fitil fitil gelir. Hiçbirşeyin acı ve sıkıntılarınızı dindiremeyeceğinize inanırsınız. Gerçekten de sağlam bir imandan başka hiçbirşey çare değildir. Ancak yazarken de yine o sıkıntıyla, acıyla oturursunuz. Aslında düşünmek bile hayattan kaçmaktır. Sonra insan yazarken acılarını ve sıkıntılarını iyileştiriyor bir nebze olsun. Ağlarken şiir yazmaya oturmuşsanız, bakıyorsunuz ki kelimeler gözyaşları olmuş; gözler ise artık kurudur.
Zaten edebiyatın birinci işlevi budur: Yazanı olgunlaştırmak; acılarını sağaltmak. Bu yüzden sanat olgusunda, ne sanat ne de toplum birinci öneme sahiptir. Birincisi yazanın kendisini inşa etme'dir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız