Tarih: Cmt Arl 01, 2007 10:50 pm Mesaj konusu: ADI VAR; KÖY - KENDİ YOK;YAYLA
ADI VAR; KÖY - KENDİ YOK;YAYLA
Köy, kendine bekçilik eden dağın mehabetine tutunmuş, gücenik bir insan yüzüydü sanki. Kitabesi silinmiş bir mezar taşı gibi sahipli, ama kimliksiz duruyordu. Belli ki bu köy, kekeme diliyle yalnızlığa hu çekiyordu.
Köyde hayat, baştan aşağı tabiatın ses etmeden sır aşikar eden lisanına ayarlı. Doğa hangi esvabını çekerse yorulmayan gövdesine, köylülerde o kıvama koyarlar kendilerini. Zira köyde hayat; tabiat, tabiatta; hayattır. Köylülerin ömrü tabiatın gizil yerlerinden süzülmüş, aktıkça ağaran bir sudur. Köylülerin sırrı; köydür, köyün sırrı; ruhları eriyik maden gibi mücerret akan, çocuklar. En güzel köy, bir çocuğun kömür karası gözlerinde yaratıp göğe doğru uzattığı köydür. Çünkü o çocuğun aklınca; köyünü saran dağların arkasında değil hayat, mekan bile yoktur.
Kış, köye beyaz kalın sarığıyla davetsiz gelen bilge bir ihtiyardır. Ayaza gömülü yüzünde taşıdığı bin yıllık sırlarını ihtiyarların ayak uçlarına, çocukların gözbebeklerine eker. Kar, kızların al kuşakla tutturulmuş, gelinlik düşü gibi düşer toprağa. Evlerin sıcağını sevmeyen bilge ihtiyarın köşe bucak serilmiş kalın döşeğidir. Yağdıkça esir alır köyü. Köyde artık hayat kapana (eve) kısılmıştır. Karın akı, dağlarla köyün ayak ucunda ölü gibi uzanan ovayı mündemiç kılar. Köyde kışın eteği uzundur, toplaması uzun sürer. Köylü şehirli gibi doğadan kendine uğrayan nimeti musibete döndürmemek için sabırlı bir ev sahibi gibi davranır. Bu ona dedesinden tevarüs yazgısıdır. Köylünün gözünde, yazgısına ihanet edilmiş hayat; kötürümdür. Karın suyu sızar toprağa. Toprağın damarlarına can girmiştir. Bin bir baştan hareket başlar.
Hareket evirilir, bahara döner. Bahar elvanlı entarisidir doğanın. Kıpırtı kıpırtı gövdelere girer hayat. Yerin altında ne varsa uzanır körpe gövdesiyle. Kapana kısılmış, yuvasında kendini uykuya vermiş, hayattan yarım kalan muradına talip kim varsa uzatır başını, güneşin sarı saçlarından dökülen zümrüt ışıklara. Güneşi sadece köylüler mahmur yakalar, çünkü sadece köylüler uyandırır güneşi.
Güneş, işareti verince yayla hevesi düşer köyün bahtına. Sabahın siyah ipliği daha ağarmadan, düzülürler hayvanlarının arkasından önceden talim edilmiş bir sabırla, dağın sancılı böğründe dolanmaktan yorulmayan, yılankavi yayla yollarına. Kuş cıvıltısı, börtü böcek hışırtısı, yılan tıslaması eşliğinde şenlik yolculuğu, öğleye varmadan tüm bilinçlerde yerini iç yolculuğa bırakır. Sessizlik herkesin elini tutar. Her yolcu, kalabalığın içinde yalnızlığını çul gibi üstüne çekerek, iç coğrafyasındaki kendi yaylasını arar. -Burası amorf bilgi yığınlarının en has biçimini aldığı, kendini istifleyerek duruladığı yerdir. Herkes günbe gün yonttuğu tayf heykelinin freskini yansıtır ruhunun perdesine. -İnsanın en huzurlu, asıl yurdu burasıdır çünkü.
Akşamüzeri ayaklar yük gibi olunca gövdeye bu yorgunluğun mükafatı olarak gözükür yayla. Herkesin çadır yeri, kendinden kalan kokusunu taşır. O yüzden herkes kendi kokusunu miras alır, kıl çadırlar yükselir. Çadırlar herkese ait meydanın birer üyesidir. Bütün çadırların yüzü birbirine dönüktür. Her çadır diğerinin varlığına şahit, yaptıklarına kefil diye kavi kurulur.
Dağların alnından, son demine ermiş, bitkin düşlere, akşamın alaca esmerliği vurur. Koyu bir gece, tüm sakinlerini usulca sarmalar. Yaylada gece kusursuzdur. Gözlerinden ışık fışkırtması için boğazına sarılacak hoyrat bir elden, kaşını gözünü yaracak sarkıntılıklardan uzaktır. Yaylada insanlar ve dağlar belki bu yüzden dingin uyanır.
Düş;
Çocuk uykuda arada kendini yoklardı. Şöyle bilincini hafif uyandırdı bir baktı ki aklında kımıldayan, bilincini sağa sola çekiştiren bir düş var. Biraz önce düş görmüş, huzur, içinde bağdaş kurmuş, oturmuş. Yatakta doğruldu, düşü başa sardı ve zihninde milim milim iz sürdü; Yaylanın en sarp yerinden bir su fışkırmış. Köyde kalmış, şehre göçmüş, ahrete yol tutmuş, köy nüfusuna kayıtlı kim varsa suyun başına toplanmış. Su, topraktan başını yılların beklemişliği ile delişmen çıkarmış, yerinden doğruluşu; şuura işliyormuş. Herkes diyormuş ki; yıllardır ilk defa böyle bir şey oldu, bu köyün dağlarından ilk kez böyle bir su fışkırdı. Herkeste sevinç ile birlikte bir beklenti varmış. Öyle ya bu su nereye akacak, hangi toprağın damarını kutsayarak yolunu doğrultacak? Su, yolunu almaya başlamış, herkes hızlıca köye inmiş. Tüm gözler, su ile aynı hizada aşağı doğru süzülüyormuş. Su, dağın en dik yamacına gelince durmuş, soluğunu tutmuş, yumak yumak duran toplu saçlarını bir çırpınmayla çözerek çavlana dönmüş ve köyün baş ucuna düşmüş. Su, köye kendini değil, cenneti getirmiş. Köylüde heyecan artmış, su köyün neresini yarıp geçecek, kıyısının güzelliğini hangi evlere bahşedecek? Suyun sabah çağıltısı, kimin düşlerine karışacak, ıslak çalan tazelenmiş dudaklarıyla kimin duvarına buse konduracak?
Su köyün altına inmiş. Tüm evler yukarıda kalmış. Hiçbir ev, yıllanmış umutların ayak uçlarından düşen “su muradı”na dokunamamış . Çocuğun evi, köye sonradan sokuşturulduğu için aşağıda imiş. Su, birden toprağın belinde yılanvari bir kavis çizerek çocuğun evine sokulmuş. Herkes eyvah! su evin üstüne binecek, ev altında kalacak diye düşünürken, tam kapının önünden geçmiş. Bu sefer toprak duvar nem kapacak zamanla ev yıkılacak (bu su nimet değil, musibet) diye düşünülürken, aşağı inip evin önüne bir bakmışlar ki evin önüne sıra sıra taşlardan kavi bir duvar örülmüş.
…
O gün yaylada en erken çocuk kalktı. Kömür gözleriyle mahmur mahmur yaylanın döşüne baktı. Doğruca düşünde suyun fışkırdığı yere koştu. Bir kayanın ağladığını gördü ve kayanın ağladığını kimseye söyle(ye)medi.
Ve hayret etti; Aşağıdan (köyden) bakınca iğne ucu denli duran bu zirve, sınırsız düzlüğünde daha hangi bakir sırlara gebe?
Artık orası yayla değil, cılız ayaklarına güvenip çıkanların uçan halısı.
Üstad, anlatmak istediğinizi anlatırken seçmiş olduğunuz kelimeler, gelip tam boğazına çöküyor yazının ve istediği anlamı almadıkça da bir milim olsun gevşemiyor. Böylelikle okur sizi okumaya aynı zamanda okuduğundan haz duymaya başlıyor ama o sırada yazı anlatmak istediğini en açık bir şekilde verip son buluyor, can veriyor. Bu çok ürpertici.
Sayın met,
yorumununuzda ne demek istediğinizi tam anlayamadım. o yüzden net bir cevap yazamayacağım. yazdıklarımız her ne olursa olsun, birbirimizi anlama çabamızdan daha değerli olamaz. anlamaya çalışmak; değer atfetmektir.
saygılarımla.
Saygılar benden.
İşte tam bunu anlatmaya çalışmıştım: Yazılarınızın netliğini. Zihninizdeki karmaşayı yazılarınıza yansıtmıyorsunuz. Güzel,çıplak anlatımlar bunlar. Sanki ne anlatamama ne de anlaşılamama gibi bir kaygısı var. Öylece akıyor. Hep istediği kıvamda veriyor manayı. Her neyse çalışmalarınızda başarılar dilerim.
Bir yazı için okunma isteği inkar götürmez bir hakikattir. Beslendiği damarlardan biridir. Her yazanda da okunma isteği vardır ama bu okunma kaygısına dönüşmemelidir, diye düşünüyorum.
Güzel ifadeleriniz ve başarı dilekleriniz için teşekkür ederim.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız