Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 226 Üye Adayı ve 11 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

tiananmenian ile söyleşi


tiananmenian ile söyleşi
Sayfa 1, 2, 3, 4  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar
Yazar Mesaj
kertenkele
Üye


Kayıt: Aug 17, 2004
Mesajlar: 169

MesajTarih: Cmt Arl 01, 2007 9:16 pm    Mesaj konusu: tiananmenian ile söyleşi Alıntıyla Cevap Ver

----------------------------------çünkü yazı yazılmak ister----------------------------------






tiananmenian, yazmadan duramıyorum, sürekli akıyor, demiştin. Gürül gürül akan yazma ediminin kaynağı nedir?


Bir ressam tanımıştım yıllar evvel, evi ve hayatı darmadağınıktı o zamanlar, görüşmüyoruz artık, sanırım aynen kaldığı yerden devam ediyordur. San’at falan umurunda değildi adamın, günü kurtarmak ve ekmek parası kazanmak uğruna, bildiği tek şeyi yapıyordu sadece. Bir akşam, “Neden?” diye sordum. “Daha çocuktum, elime verdiler kâğıt kalemi, ne harflerle ilgilendim ne de başka bir şeyle ondan sonra, sadece çizdim beyaz kâğıda” diye cevapladı beni. Okulu yarı yolda bırakmıştı, ilerleyen yıllarda da geri kalan her şeyi yarı yolda bırakmıştı. On dakika da on manzara resmi çıkartırdı, otomatiğe bağlamıştı öyle.

Nereden kaynaklanıyor çok fazla üzerinde düşünmedim. On dört yaşından beri yazıyorum bir şeyler, yırtıp attıklarım kayda geçtiklerimden çok daha fazladır. Bir tür ifade biçimi ve sadece yazdığım zaman kendini gerçekleştiriyor. Öyle yüce, asil, yukarıdan aşağıya, ilahi bir güç olduğunu da düşünmüyorum. Biraz zahmetli ve hele benim durumumda olan biri için biraz da sıkıntılı bir eylem. Çünkü cümlemin başında, ortasında, sonunda yaptığım iş nedeniyle diğerleri tarafından kesintiye uğrama ihtimaliyle birlikte yazmak zorundayım. Bazen kopukluk hissediyorsam da kendi çapında bir tarza sahip sanırım. Yazmak, yazı hakkında düşünmekten daha iyi. Geri kalan her şey onun peşinden gelir. Her ne iş yaparsam yapayım, asıl işimin yazmak olduğunu hissediyorum derinlerde. Bir hedefim de yok, hiçbir amaca varmak için dokunmuyorum tuşlara. Çalakalem ve doludizgin yazmayı seviyorum, ne frene basıyorum ne de ayar yapıyorum öyle zamanlar. Bazen üç beş sayfa çöplük kelimeler dizesi gerekiyor bir tane adam akıllı cümle kurabilmek için. Sonrası beni ilgilendirmiyor çok fazla, nadiren tekrar eğiliyorum üzerine, fark edebildiğim dil ve imla hatalarını düzeltmek üzere, fakat yeni bir şey yazmak, eskisi ile uğraşmaktan çok daha zevkli.

Sorunuzun asıl karşılığına verebilecek çok da net bir cevabım yok. Doğumumdan itibaren sürüklediğim hayat, okuduğum kitaplar, yirmi yıllık eğitim sürecim, gezdiğim, gördüğüm, yerler, konuştuğum, tanıştığım herkesin bu kaynakta bir parça da olsa yeri var gibi geliyor bana, geri kalanı yazma eyleminin devam edeceği üzerinedir sadece ve asıl önemli olan da budur zaten…


Deneme, düşünme biçimleri için fazlasıyla esnek bir alan. Bu yüzden olsa gerek alıntıladığınız epizotlar sert + sıradan: Şaşırtıcı! “Yeraltında” çok sıkı dostların var. Yukarıdakilerden ümitli misin? (Değilsen neden vazgeçtin, ümidini koruyorsan bunu diri tutan ne?)


“Kuyunun dibindeki kurbağalar dünyayı kuyu ve kuyunun ağzı kadar sanırlar!” Benim halim de aynen bu atasözünde anlatıldığı gibidir. Yazı hayatımın iki dönemi var; Bukowski’den öncesi ve sonrası olmak üzere. Leman Dergisi'nin sıkı bir mizah dergisi olduğu dönemlerde ufak tefek alıntılarına rastlardım derginin kıyısında köşesinde. 1993 yılında Bukowski’nin “Ekmek Arası” kitabı ile tanıştım ilk. Doğru bir seçimdi, hedefi tam ortasından vurmuştum. Elimden bırakamadım ondan sonra, Türkçe yayınlanan tüm düz yazılarını okudum, şimdi şiirleri ile ilgileniyorum. Kendisi; süslemeden, anlatmak istediğini en kısa yoldan, saçma sapan oyunlara gerek duymadan, sadece yazmak adına ve içten geldiği gibi saf ve berrak yazmanın mümkün olabileceğinin en önemli ispatıdır. Edebiyat âlemi bir nev’i helvadan yapılmış putların birbirlerinin önünde el pençe durup saygı duruşunda bekleyerek, mideye hazımsızlık veren, ıkınarak ve acı vererek yazılan ve haliyle okurken de yoran, sıkan, bıktıran metinler topluluğudur ülkemizde. Eş, dost, akraba, dostlar alışverişte görsün türünden kendi aralarında takılır giderler. Bukowski sadece iyi yazmadı bana göre, edebiyat totemlerine çağın en büyük darbesini indirerek gözlerimizi açtı yazma eylemi adına. Yazarlar ve şairler insanüstü varlıklar değil, .oklarında boncuk yok, üstelik kanları da kırmızı, gerçeğiydi bu. Aslında hafife alınmasını sağlayacak pek çok yazısının yanında çok daha derinlerde bir yerlerden seslendiğini anladım okudukça. Çok yanlış tanınıyor bu yüzden, içki, kadınlar, serserilik, argo, Amerikan tarzı yaşam, maçoluk, barlar, seks üzerine yazdığı ve durmadan kendini tekrarlayıp durduğu düşünülüyor daha çok fakat öyle yerde öylesine derin çözümlemeler sunuyor ki, durduk yere suratınızın ortasına sıkı bir yumruk almış gibi kalıyorsunuz. Mektuplarını, söyleşilerini ve üzerine Howard Sounes tarafından yazılmış kapsamlı biyografi kitabını da araya katıp okumak gerekir. Çizdiği çarpık görüntünün ve etkili kelimelerinin arkasında saklanan, yazdıklarından daha gerçek, çarpıcı ve derin Bukowski görülebilir böylece. Derdi edebiyat olan birinin ciddi biçimde üzerine eğilmesi gereken bir kişiliktir ve kendisi yeraltındaysa eğer, seviyorum ben orada olmayı.

Yerüstünden umudum yok açıkçası. Her Türk genci gibi edebiyat zevkim, eğitim sürecinde ortaya konan yarım yamalak öğretilerle, sağdan ve soldan politik akınların hercümerç ettiği bir ortamda var olan edebiyat dünyasını takip ederek, el yordamıyla sürüne sürüne gelişti. Ahmet Hamdi Tanpınar, Cemil Meriç ve Oğuz Atay ilk ciddi kilometre taşlarımdır. Yaşayanlardan ise Alev Alatlı ve Nihat Genç isimlerini verebilirim. Alev Hanım “Orda kimse var mı?” serisiyle müthiş bir atak başlatmıştır kanımca, ancak gerisi gelmedi henüz, şimdilerde farklı şeylerle ilgileniyor, Nihat Genç kalemini bıraktı ve başka bir alana kaydı, uyanmasını diliyoruz yattığı uykudan. Şiir, her ne kadar uzak kaldığım ve üzerinde pek de durmadığım bir alansa da İsmet Özel ve Sezai Karakoç, çakıp çakıp kaybolan yıldızlar gibi ara sıra da olsa önümüzü aydınlatıyor.

Geri kalanlar içerisinde beni heyecanlandıran hiç kimse yok. Tutku yok bir kere ve kimse kumar oynamıyor, hayatını ortaya koymuyor, risk almıyorlar. Başka tür sebeplerle yazı yazılıyor ve olan onları edebiyat sanan yeni yetmelere oluyor. Nasıl çıkılır bu cendereden hiçbir fikrim yok.

Ben de size sorayım o halde; sizi uykunuzu bölüp sabahlatabilecek kadar etkileyen kitap hangisiydi en son Türk edebiyatı adına? Bu sorunun cevabını yerüstünden birkaç kitap adı ile birlikte verirseniz, umut en azından sizin için var demektir. Ben artık kitap okurken irkilmiyorum, şaşırmıyorum da. Kelimeleri eğip büküp tırmalıyorlar düşüncelerini. Sonra ortaya konan şey allanıp pullanıp büyük reklâm kampanyaları ile piyasaya sürülüyor. İşin içine para girince yazı önemsizleşip televizyon dizileri gibi rahat ve sakin, seyredilebilir ve tüketilebilir bir çerçeveye bürünüyor, bunu da yadsımamak gerekir.

Kim bilir belki tümüyle benim okuma zevkimle alakalıdır ama ben halk türkülerini başta Neşet Ertaş olmak üzere halk ozanlarının sözlerini daha çok önemsiyorum. Kafamı gözümü yaracak şekilde etkili kelimeleriyle karşılaştığım vakit kalemimi kırıp gidip kapılarında ayaklarına elimi yüzümü süreyim istiyorum.

Ateş yakmalı yazı ya da savurmalı beni uzaklara, içine çekmeli ve ayağımı kesmeli yerden. Çok şey istiyorum farkındayım ama geldiğim nokta bu. “İmkânsız ama umutsuz değil!” der bir İrlanda atasözü…


“ve” asla sadece bir bağlaç değilse N’dir?


Karakutu’ya ilk başta “okur adayları” kısmında “Osk-1” başlığı altında yazmaya başladım. Daha sonra oradaki yazıların bütünlüğünü korumak adına başka bir başlık açma gereği hâsıl oldu ve “denemeler” bölümüne “de get Bayburt de get sende nem kaldı” başlığı altında farklı şeyler yazdım. Bir sabah baktım ki yerinde yeller esiyor, kimin sildiği önemli değil, neden sildiği ve açıklama yapmaması da, ama sadece orada yer alan birkaç yazım kaybolup gitti siber âlemde, ona üzüldüm. Biraz da kırgınlıkla, yazdığım her şeyi silip ayrılmayı düşündüm, hatta faaliyete de geçtim, ancak sonra elim varmadı, kopamadım Karakutu’dan. Çünkü yazı yazılmak istiyordu ve doğru yerde olduğuma inancım tamdı daha o zamandan.

Ve biraz zaman geçtikten sonra “Ve” diye bir ayraç koyduk denemeler bölümüne, ama bu kez “ve” asla sadece bir bağlaç olmayacaktı. Kimi zaman köprü kuracaktı kimi zaman da en sağlam yerinden kopacaktı, bu biraz da yazıların savruk, rüzgârın estiği yönden, gelişigüzel ve asla tek yönlü olmamasına bir atıftı böylece. Ama durmadan kapılar açacak, birbirlerine eklemlenecek, her telden çalacak, yolunda ilerleyecekti. Sanırım hedefe doğru da epeyce yol aldı. Bazen bir tür günceye dönüşüyor, bazen geçmişin izlerini sürüyor, kimi zaman da dostlarımızı endişelendiriyor içeriğinde yer alan yazılardan dolayı ve ben seviyorum bu başlık altında yazmayı.


Karakutu niçindir?
(Karakutu’yu niçin tercih ettiniz? Karakutu niçin var sizce? Ve Karakutu neyin karakutusudur?)



Asıl manasından ayrı tutmamak gerek. Her ne olursa olsun, ileriye uzanacak bir kayıt bırakma maksadını seziyorum. Kuranların amacı hakkında çok da fazla bilgiye sahip değilim, sadece var, iyi ki var.

Karakutu’yu tercih etme sebebimi ikiye ayırıp ele almakta fayda var. İlki bilinçsizce arayışların içerisinde var olduğum bir dönemde, Karakutu’ya rastladığım ve yazılarımla kendime yer açmaya çalıştığım süreçtir. Her yeni üye gibi neyin nerede olduğunu bilmeden ve yazılanlardan çok yazdıklarımın önemli olduğu düşünerek. Ancak bunun sebeplerinden biri tanesi de internet kafeler aracılığı ile iletişim kurma gereğidir. İçeriğini kapsamlı bir şekilde inceleyemedim doğru dürüst, yazmak ya da yazdıklarımı göndermek tüm vaktimi alıyordu işin gerçeği. İkinci kısımda artık Karakutu benim için sadece yazılacak değil, dikkatle takip edilecek bir edebiyat ve kültür sitesi haline geldi ve bağımlılık yaptı arkasından. Pek çok site var ve her biri oldukça iddialı cümlelerle yola çıkmış ve kendi çapında bir izleyici kitlesine hitap ediyor ancak Karakutu gibi kapsamlı, nitelikli ve dikkate değer yazarlara sahip olanına rastlamadım henüz. Yılların getirdiği deneyimle oturmuş, kurallarını ortaya koymuş, edebi âlemde yer edinmiş oturaklı bir site. Çoğalmak, kalabalıklaşmak, popüler olmak, bir numara olmak iddiası yok bir kere. Benim gibi yeraltı edebiyatı müritlerinin sığınabileceği, kendini ifade edebileceği ve yolu üzerinde ilerlerken çok şey öğrenebileceği bir okul adeta.

Hiçbir yazınızın kıyıya köşeye atılmayacağı, okunulacağı, tepki verileceği, üzerinde düşünüleceği ve gerektiği zaman düzeltme yapılması adına uyarılacağınız, bazen bir askerin eline kâğıt olarak tutunup, yüreğinizin ısınacağı, bazen bir annenin gözyaşlarını elinin tersiyle sileceği bir tutam hüzün olup sigara dumanı eşliğinde dalıp gideceğiniz bir yer olduğu için ve bu paylaşımları yaşatması nedeniyle de önemli bana göre Karakutu.

Karakutu neyin Karakutusudur? Oraya yazan herkesin…

Karakutu niçin var sorusunu fikir edinmek adına hanıma sordum, aynen şöyle söyledi; “Ruhlarımızdaki enkazın hasar tespitini yapmak için,” üstüne ekleyecek tek kelime bulamadım sonrasında…



------------------------------------------senin sen olman-------------------------------------------
----------------------------------asla bir daha olmayacak---------------------------------c.b.

Başa dön
fadim
Forum Admin


Kayıt: May 27, 2006
Mesajlar: 2816

MesajTarih: Cmt Arl 01, 2007 10:30 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Su gibi gürül gürül coşkuyla akıyor satırlar, cümleler. Bu coşku her gün sürüyor. O kadar samimi o kadar yakın ve o kadar hesapsız, kitapsız. Beni yormuyor belki de Sizi yoran hayat. Penceremden seyrediyorum geçip gidenleri. Sadece bazen kendimi meraklı komşular gibi hissediyorum ama bakıyorum tüm komşular pencereden başlarını uzatmışlar ve Sizin geçmenizi bekliyorlar Tian.
Başa dön
tu_ce
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jan 15, 2006
Mesajlar: 933

MesajTarih: Cmt Arl 01, 2007 11:36 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

hayata sözcüklerle Başkaldırışınızı; o meydanda, tanklara göğsünü geren o adama Bakar giBi heyecanla, ama illa ki sevgiyle, sadece okumuyor, hissediyorum.
Başa dön
ANLAM-SIZ
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Dec 14, 2005
Mesajlar: 852

MesajTarih: Cmt Arl 01, 2007 11:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
“İmkânsız ama umutsuz değil!”


ümitle bekliyoruz yazılarınızı.

Yazılarınızın beklendiği hissine kapıldınız mı hiç?

Bazen geciktim diye düşündüğünüz oluyor mu?
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1425
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 12:02 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu gece başka bir gece,
Hislendim ben öylesine!
Ağlayacağım neredeyse...
Başa dön
ANLAM-SIZ
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Dec 14, 2005
Mesajlar: 852

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 12:08 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Evet bu gece başka bir gece.

Hem gece'de burada değil mi.

Cevaplar lütfen...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1425
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 12:11 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hiçbir sey gözünüzden kaçmıyor doğrusu,
cevaplar ve geri kalan herşey yarın...

Bana bu mutluluğu yaşattığınız için sonsuz teşekkürler Karakutu ailesi, sizi seviyorum ben...
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 12:56 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Çağıl çağıl bir anlatımla / sabırla yazdınız… yüreğinizdeki ağırlığın bir parçasını koydunuz / gittiniz…

Siz yaşamı gözleyip / izdüşümlerini aktarırken ben sözcüklerinizden / diziliminden sizi keşfetme peşindeydim… Merakla ve sessizce…

Sonra baktım yalnız değilim… Bu gece ne çok okunduğunuzun / sevildiğinizin somutlaşması gibi …



Alıntı:
Öyle yüce, asil, yukarıdan aşağıya, ilahi bir güç olduğunu da düşünmüyorum.


Her türlü eziyetine rağmen bir ses “yazmalısın” diyorsa / yazmak / yukarıdan aşağıya ilahî bir güçle gerçekleşiyordur...


İyi ki yazıyorsunuz… teşekkürler…
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 9:16 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tiananmenian denince görmüş-geçirmiş, sakin, içten,yalın, iyimser, dürüst,sıcak bir yürek,adam gibi bir adam geliyor aklıma. Herkes öykü yazabilir ama öyküyü yazan da önemli benim için. Hem böyle öyküleri ancak sen yazabilirdin. Gebzeye yolum düşerse cebime çerez doldurup soğuk biranı içmeye gelmek isterim (ısmarlarsın değil mi?).
Yüzünü bile görmediğim bir dostum var, bir öykü kahramanı... Ne güzel...
Başa dön
LEV_TOLSTOY
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Dec 24, 2006
Mesajlar: 671
Nereden: İstanbul

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 11:08 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tiananmenian'ı okumak bazen kendini okumaktır.Bu iyi, güzel olanı da.Sadece yazmakla(sadece yazmak istiyorum diyorsun) senin tıkanacağını düşünüyorum.Hedef belirlemiyorsun.Hayal, hayalgücü hangi derecede sende doğrusu merak ediyorum.Denizden ulaşmak istediğin bir limanın olduğunu da düşünüyorum...Hiçbir gemi denizde sürekli kalmamıştır.Ya batmıştır ya da limanına ulaşmıştır...
Başa dön
gece
Forum Yöneticisi


Kayıt: Nov 05, 2005
Mesajlar: 1435

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 1:19 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bazı sıfatları bazı isimlere eşlik etmesini istemem. Örnek olarak lezzet kelimesi daha gıda ile ilişkili bir halde ancak sizin yazılarınız gıda anlamı taşıyor bazen, hani bira ile başlayan cümleleler bile alıntıladığım büyüğümüz kusura bakmasın abdestli bir haz veriyor okuyana. Bir sokak kedisini hayatımıza soktuğunuz pencerelerimizi biz bile fark edememişken siz ne güzel fark etmişsiniz. Güzel yanı sizi okumanın yazınız bittiğinde yüzümüzdeki gülümseme ve resimdir, harflerle çizdiğiniz. Sorum şu nereye kadar yazı? Korkuyorum yazı ile mesafe koymanızdan aranıza...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1425
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 1:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Sevgili Fadim, Tu_ce ve Gunfrfd ( inanamıyorum, tek seferde ve bakmadan yazdım bu sefer); sizin pencerenizin önünde olmak, sadece yazı ile kurduğumuz ve onun sayesinde taçlandırdığımız tebessümle yola devam etmek ne denli güzel bir bilseniz, mahcup oluyorum sonrasında, ne yazsam bana yaşattığınız mutluluğun karşılığını veremeyeceğimi düşünüyorum hep...

Sevgili Kukulkan; Kertenkele'ye nargile, Gece'ye kahve, Anlam-sız'a sucuklu yumurta sözüm var. Bizim oraların bir lafı vardır o aklıma geldi yazınızı görünce, "Bira, senin itin köpeğin olur!" Beklerim hocam, yüzünü bile görmediğim bir dostum var benim de...

Geçelim sorulara;

Yazılarınızın beklendiği hissine kapıldınız mı hiç?
Bazen geciktim diye düşündüğünüz oluyor mu?


Böyle giderse beklendiği hissine kapılacağım gibime geliyor... İşin şakası bir yana, çok da kafama takmamaya gayret gösteriyorum okunup okunmadığına dair, bir tür mahalle baskısına dönüşmesi ve beklentilere binaen yazı yazmak düşüncesi beni endişeye sevk ediyor ara sıra. Hatta eşimle bir anlşmaya vardık zaman içerisinde, yazılarıma karışmayacak kendisi, okur, sıkı da yorum yapar ama neden yazdığım ve ne yazmam gerektiği konusuna girmez hiç. Serbest hissetmeliyim kendimi. Hatta üzerimde herhangi bir baskı hissettiğimde daha sert yazdığım oluyor, hatta gerçekten öyle birşeyin olmasına bile gerek yok, içten gelen mesnetsiz bir his de olabilir bu...

Çok uzun zaman yazılarımı hiç kimse görmedi, bu nedenle biraz daha esnek ve korkusuz kalem oynatmaya başladım zaman içerisinde, bunu olduğu gibi devam ettirme niyetim var. "Yazı yazarını kendi seçer" gibi bir düstur var, daha şiirsel ama ona yatkın duruyorum. Benim sorunum sadece yazma işine ayıracağım vaktin kesintiye uğraması. İnteraktif bir yazım tekniği geliştirdim diyebilirim, hikaye bazen kendi ayağıyla dükkana geliyor, sonra harf harf dökülüyor kağıda, hatta o sırada başka bir hikaye ile haşir neşir olma ihtimalim bile var. Ama işim bir hobi, yazmak uğruna giriştiğim deneysel bir zorundalık falan değil, bunu da peşinen eklemek gerek. Evime ekmek götürmem, kimseye muhtaç olmadan çarkı döndermem gerek. Ama sonrasında görüyorum ki yaşantım yazıya, yazı yaşantıma eklemleniyor, durmuyorum önünde, bırakıyorum sadece.

Geciktiğimi hiç düşünmedim, zaman zaman ara verdiğim olmuştur, üzerine gitmem. Şu anda iki tane proje var yarım kalan, uzun soluklu yazıların böylesi bir sorunu var, sırf bilgisayar da meydana gelen bir kaç arıza yüzünden son eklediğim yazıların kaybolması sonucu birine yanaşamıyorum bile, ama zaten almış yükünü, sadece iyi bir günümde ele alınmayı bekliyor ve o gün bugün değil...

Tiananmenian'ı okumak bazen kendini okumaktır.Bu iyi, güzel olanı da.Sadece yazmakla(sadece yazmak istiyorum diyorsun) senin tıkanacağını düşünüyorum.Hedef belirlemiyorsun.Hayal, hayalgücü hangi derecede sende doğrusu merak ediyorum.Denizden ulaşmak istediğin bir limanın olduğunu da düşünüyorum...Hiçbir gemi denizde sürekli kalmamıştır.Ya batmıştır ya da limanına ulaşmıştır...

Evet sadece yazmak istiyorum, tıkanma olası ama şu an benim sorunum değil, tıkanırsam da dertlenmem doğrusu, buraya kadarmış der başımın çaresine bakarım, gelecekte var olabilecek şeyler üzerine kurgu yapmam pek...

Ve hedef belirlemedim, sadece edebiyat yolunun bir zerre de olsa parçası olabilirsem bu beni mutlu eder, ama o da şart değil. İlk yazmaya başladığım anda da böyleydi. Doksan beş yılında henüz öğrenciyken ve kaçak elektrik kullanarak ısınmaya çalışırken bir yandan, diğer yazdığım herşeyden sıkılıp "Ölü Sperm Kuşları'na" başladım, üç beş seneye yayıldı ama, çünkü bu arada askere gidip gelmek ve iş bulup çalışmam gerekiyordu bir yandan. Yalnız ve intihar eden bir adamın yirmi saniyesini, herşeyi birbirine katarak ve sadece kendinin gördüğü üç hayal ürünü arkadaşı ile birlikte gerçek ve hayali birleştirip anlatmaya çalıştım. Ben intihara teşebbüs bile etmedim, uzaktan tanıdığım bir kaç kişi haricinde ve üzerine yazılmış bir kaç kitap haricinde hayatımda yeri yok. Hayal gücü nerede işe karıştı nerede başladı nerede bitti inanın bilmiyorum. Başladığı anda kurgusu da yoktu zaten, sonra değişti, gelişti, şekillendi ve bitti. "Troyka" geçmişin şimdi ile harmanlanarak yazıya dökülmesi sonucu ortaya çıktı ve biraz da bilgisayar edinmem sayesinde hızla ve çoşkuyla yazıldı. Zaten yazı da akma eyleminin farkına ve zevkine o zaman vardım. Sabah işe gidiyordum, gün boyu koyu kadife perdelerle camları sıkı sıkıya kapatılmış ve karaltılmış bir odada ekranın başında hisse senedi alıp satıyordum ve işim canıma okuyordu o sıralar. İşten çıktıktan sonra bir saat yürümeden kendime gelemezdim ve arkadaşlarla oyalanırdım biraz. Eve gelince de yemek ve çay faslından sonra odama çekilir geçerdim ekranın başına. Sadece bana ait olan bu temiz saatlerde yazıldı ve bitti üç ay içerisinde. Şimdi ben nereden bileyim hayalgücü nerede başladı nerede bitti, saat kaçta gelir, gelince kapıyı çalar mı? Böylesi sınıflandırmalar ve derece ölçümleri bana göre değil sevgili Lev_Tolstoy.

Denizde olmak fikri güzel ve şiirsel bir benzetme, limana yanaşmalı mı deniz de mi devam etmeli? Edebi olarak bir yolculuk olduğu kesin, ama nereye varacağını Allah biliyor sadece. Ben merak ta etmiyorum, acelem yok, şu anda Karakutu diye bir liman var ve yeterince iyi ağırlıyorlar geleni...
Başa dön
drsitare
Yazar


Kayıt: Nov 24, 2007
Mesajlar: 248

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 2:24 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Geçtiğimiz hafta foruma ilk girdiğim günlerdi. Serseri mayın gibi o başlıktan bu başlığa dolaşıyordum. Sitedeki forum yazarlarını pek tanımıyorum. İlk sizinle tanıştım, denemeleriniz çelme taktı ayağıma ,düştüm, epeyce bir zaman çıkamadım- 've' asla sadece bir bağlaç değildir- adlı kuyudan.
Başladığım yazıyı bitirmeden başından kalkamadığımı anladığımda , önce yazının uzunluğuna bakıp , sonra okumaya başladım.Gözlerimde yanma ve batma oluşana kadar okudum. Bu yüzden uzunca yazdığınız bir kaç yazı okunmayı bekliyor.

Kuvvet diliyorum...
Başa dön
LEV_TOLSTOY
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Dec 24, 2006
Mesajlar: 671
Nereden: İstanbul

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 3:32 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Değerli tiananmenian,senin yazdıklarında şu saklı ki;hissediyorum.Edebiyata katkını ve saygını sonuna dek sürdüreceksin.Edebiyat ve sen bunu hakediyorsunuz...
Başa dön
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1425
Nereden: gebze

MesajTarih: Pzr Arl 02, 2007 9:51 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Lev_Tolstoy, katkıyı bilmem ama saygıyı sonuna kadar sürdüreceğimi hissediyorum,
Drsitare okumaya değer bulduğunuz için asıl ben size teşekkür ederim...

Ve sevgili Gece;
Sorunuzu ben diğer cevabı hazırlarken göndermişsisiniz. Bir gün karşılıklı kahve içmek umuduyla, sonsuz teşekkürler, herşey için...

Nereye kadar yazı? Korkuyorum yazı ile mesafe koymanızdan aranıza...

Gittiği yere kadar diyerek başlığı koyalım öncelikle. Geçmişimde kopukluklar yaşadığım devirlerim olmuştur, ama bir şekilde yeniden döndüm ve bu sefer de biriktirdiklerimi kağıda dökmeye başladım. Geleceğe dönük söylenebilecek çok fazla sözüm yok aslında. Allah ne takdir ederse o. Ancak şu yolun yarısını devirdiğim zamanlardan geriye dönüp baktığımda devam edeceğime dair işaretler görüyorum. Aslında belli olmaması da ayrı bir güzellik, böylesi bir ihtimal var evet, ama o gün bugün değil deyip devam ediyoruz ardından...
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Güncel Olaylar-insanlar Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3, 4  Sonraki
1. sayfa (Toplam 4 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok epik tiyatronun bir kadın oyuncusu üs... eylem Sahne Sanatları 0 Pzr Oca 20, 2008 1:03 pm
Yeni mesaj yok Poe ile söyleşi Poe Güncel Olaylar-insanlar 27 Cum Arl 07, 2007 11:51 pm
Yeni mesaj yok turuncu ile söyleşi kertenkele Güncel Olaylar-insanlar 31 Cmt Arl 01, 2007 1:41 am
Yeni mesaj yok Timur Selçuk ile Söyleşi samilmurat insanlar 0 Pts Ağu 28, 2006 1:57 pm
Yeni mesaj yok Kartal Tibet ile Söyleşi erdemolmez insanlar 1 Pts Ağu 21, 2006 9:37 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke