Tarih: Cmt Arl 01, 2007 1:41 am Mesaj konusu: turuncu ile söyleşi
mıh ve saat
şimdi bana sor niçin aşk?
bu sisi götür benden, ormana bırak
iyi bir dal bul, çırılçıplak
yaz kirazları için ağzından öpecek
sevdiğim adamla yürüdün
uyuduğum kadınla uyandın
hangi köprüyü çizsem
gövdeme ulaşmayan bir ruh bıraktın
ayıptır diğer seferlere
bu sefer de sen git
bana artık sorma, bir niçin daha
bir mıh bir aşkı ne kadar tutar?
saatlerin asıldığı duvarda.
ağlasam çocuksun gülsem çocuksun
susar mı saçların, çığlığına dokunsam
ağlasam çocuksun gülsem çocuksun
dilimde sen ve yirmidokuz harf olsun
turuncu ile söyleşi...
Şiirin neresinde duruyorsunuz? Bir şiirinizde “anlamıyorum/ kendimi de/ sizi de” diyorsunuz? O halde “Karşı duvara ne çizilir?” sorusu hangi derdin uzantısı?
Sadece müzik dinleyip, kelimelerin kelebek gibi kafamda uçuşmalarını seyrettim uzun süre. En çok K harfi. Kesici biraz. En çok K harfi çıkacak bir yer aradı beynimde. Piyano çalmayı çok istemiştim. Kısmet olmadı. Klavyeyi kullanmaya başladığım zaman… Parmaklarımı tutamadım… Kulağım dolmadan yazamam. Bunun için yazdıklarıma şiir demekten utandım hep. Onlar uçuşan harfler. Müziğin turuncu lisanı. Kızgınlığım, nefretim ve çaresizliğim bir de anlatamadığım şeyler. Asla sadece kişisel duygularım olmadı. Kendimden başlayıp, kendimden geçtiğim haller. Ne hissettiğimi bir beni yaratan bilir, bir de benim yarattığım bilir. Mutlu olduğumda tek satır yazmam. Yazmamak için de genelde mutlu olmaya çalışırım. Bu durumda şiirin hem içinde hem dışındayım diyebilirim.
“Karşı duvara ne çizilir…“ Ne çizileceğini düşünmek/hayal etmek, çizmekten daha cazip geliyor. Dertsizim.
Bana bir şiir yaz masumu şiirinizde; ”tutunmaktır mısraya takılmak” diyorsunuz. Şiir bir şeylere, mesela yaşama tutunmak mıdır? Buradan yola çıkarak bize şiir anlayışınızı tanımlar mısınız?
Benim için uçuruma salınan birer ip mısralar. Uçurumda tutunacak bir şeyler ararsınız. Ama eliniz kolunuz bağlıysa, ipi boynunuza takıyorsunuz kimi zaman. Düşmemek için boğulmayı göze alabilir miyim? Dibi gördüğümde, geç kalmamışsam bunun cevabini verebilirim.
Şiir benim kendimi savucunum, cambazım, cellâdım, kölem, maskem… Dolanan ruhlar... Benim kalbim bal, nerde karasinek görse oraya yapışır. Sonra vızıldar şiir… Kurtulmak ister baldan, karasinek.
Yurtdışında, yen'i dar gelen yerli gömlekleriniz değişti mi? Yerli ve yabancı gömlekleri, (dünya şiiri ve Türk şiirini) nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şiirle 3-4 yıllık bir geçmişimiz var. Ama ilişkimiz kötüye gidiyor, büyük ihtimal ayrılacağız. Onun dünyasında çok acemi, kendi dünyamda oldukça cambazım.
İki taraftan da okuduğum (dünya şiiri ve Türk şiiri) yedi sekiz şair var. Bunlarla, yani bu kadarcık bilgiyle ciddi bir değerlendirme yapamam. Şiirdeki akımlardan, duraklamalardan, çeşitliliklerden ziyade, “Sana ne oluyorsa bana da o oldu“ hissini yakaladığım şairlere takıldım.
Bulunduğum yerin avantajı, kendinizi dinlemeniz için size bir fırsat veriyor. Bir kez sesinizi duyduğunuzda bir daha kulaklarınızı tıkayamıyorsunuz.
Samimi olmak gerekirse, şiire yakın değil uzak durmaya çalışıyorum genelde. Bir nehrin ekinlere zarar vereceğini gördüğünüzde, yağmur duasına çıkmazsınız.
Karakutu niçindir? (Karakutu’yu niçin tercih ettiniz? Karakutu niçin var sizce? Ve Karakutu neyin karakutusudur?)
Karakutu kendisi içindir. İlk harfinden son harfine kadar kendisi içindir.
Ruh üflenmiş kelimeler dünyası, orası. Ben de bu kelimelerin Tanrılarını seviyorum, bu yüzden ordayım.
bana bir şiir yaz masumu
karanlıkta
takvim günlerini yakarken sigaran
düşlerin ve c'est la vie
fısıldar eylül kadınına
beni kalbimden sars
biliyorum
güzel yüzün sormadığımdan solgun
yoksa nasıl görülürsün
ölmeden gömüldüğün yerden
bak işte yanmış birkaç harf
sararmış s, bozguncu e
saçlarımız kadar ıslanıyoruz eylülde
düşlerin ve c'est la vie
bana bir şiir yaz masumu
tutunmaktır mısraya takılmak
belki de
kendini eylülde aklamaktır
sana şiir yazsam
eylülden kısa olacaktı
yazmasam
ömrümden uzun
yine de sen
beni kalbimden sars
Biraz önce dindi yagmur. Heyecansiz, usul usul yagdi. Düstügü yerden kendini toparlayamamis olacak ki yakaladim birikmisligini.Islanmis yaprak kirintilari, izmarit, kagit -tas kirintilari, gecen insanlar, araba sesleri... sessiz sehrin büyük gürültüsü arasinda kendine yer bulmus bir avuc su birikintisi...
Yansimalar sayin zeran.O bir avuc suyun icine sigan koca bina agac ve nice sey.Isik oyunlari, gölge oyunlari, kirilmalar.Semboller.Imgeler.Kacis.
Benim de hep baskalari yansidi ruhuma.Cöplük icinde olsa dahi bir su damlasi, bazen cenneti yansitir.Nereye baktigi önemli.Oraya bakmaya calistim. Bulundugum yer -mekan -zaman ve kendim disinda (ki bazen kendiligimiz de cöplük halini aliyor) o Cennete bakmaya calistim.
Az egilsem belki kendimi görecegim. Ama bu, müthis bir korkudur...
Geçmesi dilenen sıkıntıya adanan şiirleriniz acaba başkalarına ferahlık ve huzur verirken, fırtınalarınızı yansıttığınızı şiirleriniz ve huzur, hüzün kokan fotoğraflarınız size ne zaman bir nefes aldıracak?
intihara hazirliyorum beynimi ,
son soruya bagladigim pimi cektigim an,
düsüncelerim param parca dagilacak sehrin sokaklarina
sari gazetelerin en fiyakali yerlerinde
alayci ünlemimden taniyacaksin beni
ardimdan zafer isareti;
iki kopuk parmak
sucu ortada, savunma!
onlar kalem tutar(di)
Hayat güzel diyorlar, herseye ragmen...
herseyin birseyinden habersiz kargalar
ve korkuluktan korktukca, girmeyin bu tarlaya
gak gak fikirlerinizi , yüksek agaclara birakin
belki rüzgar eser...
yada agac gelir dize...
sesinizi tasidikca,illaki bir yilan alir kokunuzu.
dost elinden düşman diline
gül ile güllenin farkı ne ki ?
cesedim kadar, kalbim kadar
sağ elimi kaldırıp yemin veriyorum şimale
değilse de bir çift zeytin kadar
bazen de cesaret kokan yeminlerle şahlanıyor yürekler, acaba turuncu tüm bunlar Habeşistan'a ulaşmaya çalışan sevdalı bir yüreğin hicretinin izlerini mi taşıyor?
Ve şahsım adına yüreğime kondurduğunuz pazar çadırları için sonsuz teşekkürler....
Forumlarda karşılıklı konuştuğum insanları daha iyi tanıyorum. Turuncu daha kapalı benim için. Ama şiirlerinden, yazdıklarından çok duyarlı, birikimli, damıtılmış bir estetik zevke sahip, sevecen, kendiyle barışık biri olduğunu düşünüyorum. Şiirlerini çok seviyorum. Sözcüklerle dans etmesini. Sözcükler onun elinde birer nota gibi, her seferinde farklı ve güzel bir ezginin bir parçası olmak için can atan.Dünyayı de bir şiir gibi yaşadığını düşünüyorum ya da öyle temenni ederim. Çünkü bu dünyaya katlanabilmek için onu değiştirmek lazım; şiirle, aşkla, kavgayla...
turuncu; gizem ile şiirin, sevgili ile aşkın derin yansımalarını sunmakta bize.Sanatına kendini katmadığı inancındayım.Yansımaları aksettirebilmek gerçek ustaların işidir.Artık turuncu renkte görüyorum şiirleri desem yalan olmaz.Şiirdeki saflığın, yazılarınızda da olduğunu hissediyorum.Siz gelişen,yenilenen birisiniz belki de ondan...
ağlasam çocuksun gülsem çocuksun
susar mı saçların, çığlığına dokunsam
ağlasam çocuksun gülsem çocuksun
dilimde sen ve yirmidokuz harf olsun
Şiirlerindeki samimiyet eminim yüreğinin saflığından geliyordur.
Turuncu,sarı renkten sonra ışık veren renk olarak tanımlanır. Diğer renklere nazaran insanın içinde canlılığını farkettirmeyi becerebilmiş, sakin bir yapıyı oluşturabilecek renktir. Sanırım ismine uygun tonda sakinleştirici, emin ve samimisin şiirlerindeki gibi.
Teşekkür ederim kendi adıma bu samimi şirlerini güzel tatlar alarak okuttuğun için...
"Şiirle 3-4 yıllık bir geçmişimiz var. Ama ilişkimiz kötüye gidiyor, büyük ihtimal ayrılacağız. Onun dünyasında çok acemi, kendi dünyamda oldukça cambazım."
Ayrılmak mı? Sakın ha derim haddimi aşarak. Kendinizi özgürleştirmek adına okuyucuları tutsak etmek hakkınız kalmamıştır artık. Değilmi ki dizeleriniz bizle buluştu.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız