Tarih: Cum Ksm 30, 2007 3:09 am Mesaj konusu: Bu yazı anlayana!..
‘Önümüzdeki 2 ay içinde alınacak ve uygulamaya sokulacak kararlar bu ülkeyi 10 yıl içinde son derece kanlı bir iç savaşın içine sokacak kadar vahim...’
Bu cümle geçen akşam bir araya gelip uzun uzadıya süreci irdelediğim bir siyasetçiye ait...
O genelde eleştirisini AK Parti üzerine kurdu.
AK Parti’yi; Başbakan’ı eleştirdi...
Ben ise bu kapsamlı eleştirilerin bir kısmına “kısmen” katılmakla birlikte çok başka bir açıdan meselelere dair düşüncemi söyledim...
Ben AK Parti’yi eleştirmiyorum. Bir parça geri çekilip tarihe bakınca sonuç şayet ilk paragraftaki kadar vahim bir sona gidiyorsa bunun müsebbibinin “emaneti” kötü yöneten kadrolar olduğunu düşünüyorum.
Benim temel eleştirim ise askere daha doğrusu TSK’nın komuta kademesine.
Açık açık konuşalım.
2. AK Parti dönemi 2.Cumhuriyettir.
AK Parti iktidarı Fethullah Gülen’in test sürüşüdür.
1989’dan bu yana ve 11 Eylül’den bu yana olan bitenleri değerlendirdiğinizde; Fethullah Gülen hareketinin nereden ve neden desteklendiğini anladığınızda, 28 Şubat süreciyle beraber, bugüne baktığınızda sonuç budur.
Jakoben Kemalistler başaramadılar.
Bu gerçeği de itiraf edin artık.
Devlet yani mülkiye ve harbiye ilk sorumludur.
Mülkiye ve harbiye 1950’den beri Atatürk’ün mirasını kötü yönetmiştir. (Aslında İsmet Paşa’yı milat almak daha doğru...)
İkinci sorumlu ise siyaset-tarikat-mafya üçgenidir. (Son döneme medyayı da eklemek şarttır.)
Müteahhit kafalı sağ zihniyetler bu ülkeyi yağmalatmıştır.
Eğitim, sağlık ve adalet göçmüştür.
Özal’la başlayan süreç ise mutlak teslimiyettir.
Kimse kendini kandırmasın. Derviş’le başlayan süreç AK Parti tarafından milim sapma olmadan “başarı” ile sürdürülmektedir.
22 Temmuz günü ise ılımlı İslam artık iktidarını ilan etmiştir.
Tandoğan’ı ve ardından birçok meydanı dolduran o milyonlara da, naçizane, bir önerim var...
Aklınızdan geçen o cümleyi ben dahil herkes biliyor. Kendini Atatürkçü ve laik olarak niteleyen o “yüreği incinmiş” kitle son zamanlarda hep şu minvalde konuşuyor:
“Özkök de bunlardan biriydi, Büyükanıt gelecek her şey bitecek. Hay Allah, galiba o da olmadı sıra Başbuğ’da...”
Bu hastalıklı düşünceleri bir yana bırakın ve uyanın..!
İddia ve tespitim şu: E-muhtıra’nın verildiği günden bu yana, bu ülkede en çok yıpranan kurum TSK’dır.
Bunun müsebbibi de bizzat komuta kademesidir.
Durun! Hemen hiddetlenmeyin... Biz daha öfkeliyiz.
Neden mi? Şundan:
5 Kasım süreciyle ortaya çıktı; 2. Cumhuriyetin ilk büyük adımı atılmakta ve başka ellerin kurdurduğu ve orta vadede bize açık bir tehdit olacak şoven milliyetçi bir Kürdistan’a “olur” verilmektedir.
Diğer adımları da 2008 ortasına kadar göreceğiz. Tahmin etmek zor değil...
Elbette bu bir tercihtir. Siyasi bir tercihtir... Demokratik bir tercihtir.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin karakterini değiştirecek nitelikte bu tercihi tercih etmeyen yığınların endişelerini ifade ettiğini düşündükleri samimi ve güvenilir bir siyasi kadro yoktur.
AK Parti ise kendi içinden empatik bir Cumhuriyetçi anlayış çıkarma dinamiğinden maalesef mahrumdur.
Bu onun kaçınılmaz sonu olacaktır. Ama endişe veren mesele bu sonun aynı zamanda Cumhuriyetin de sonu olmasıdır.
Burada durun ve bir zahmet Atatürk’ün gençliğe hitabesini okuyun... (Yok gerçekten okuyun...)
Bu metni , bir kariyer için, ezbeleyenlere ve ezberletenlere değil...
Anlayıp, her ne pahasına olursa olsun, uygulayacaklara ihtiyaç duyulan günlerdeyiz.
Atatürk, o hitabeyi de kalkıp ne askeri-sivil bürokratlara ne de siyasilere yazdı...
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 572 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Sal Arl 04, 2007 9:33 am Mesaj konusu:
Bu ikinci cumhuriyet olamaz olsa olsa 4-5 cumhuriyet olur.
İkinci Cumhuriyet merhum İsmet İnönü ile kurulmuştur. İlk cumhuriyet ile merhum İsmet İnönü cumhuriyeti arasında büyük farkları bakarsanız farkedeceksiniz.
Üçüncü cumhuriyet ise 60 ihtilâllı ile kurulmuştu. Neden mi? Bugün bile en özgürlükçü Anayasa atıflarını buna yapmaz mıyız? Anayasa büyük fark oluşturmaz mı?
Dördüncü cumhuriyet ise Sayın Kenan Evren ile kurulmuştu. Bunun hâlâ acısını çekmekteyiz.
Beşinci cumhuriyet merhum Turgut Özal ile başladı, hâlâ devam etmekte.
İkinci, üçüncü ve dördüncü cumhuriyetle beşinci cumhuriyetin arasında bir fark var! Ne mi dersin? Tek sivil olan cumhuriyet derim. Beşincisiyle başlayanda Halk var, diğerlerin de halk yok.
Hep şu söyleniyor : ''Cumhuriyetin Temel Değerleri'' , doğru bu üçünde de değişmeyen bazı şeyler vardı. Ama göz ardı edilir, ''Cumhuriyetin Temel İnsanları'', doğru onlar zaten yoktu.
Kimin rızasını alarak kuruldukları belli. İçinde halk olsa ne olur olmasa ne olur. Şimdi Anayasa yapılıyor, sivil olanından. Farklı bir şeyler mi oluyor demek bu? Bu sefer kimsenin rızası alınmadı mı demek? Halk istedi öyle mi? Hiç sanmıyorum.
Hepsi aynı Cumhuriyet. Sadece nemalananlar değişiyor o kadar.
Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 572 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Sal Arl 04, 2007 10:00 am Mesaj konusu:
Nemalananların değişmesine katılırım, hemde sonuna kadar. Zaten dünya nemalanma üzerine kurulu değil mi? İnsanlığın amacı nemalanma olmasa bile...
Ama bazıları halka rağmen yapılmıştır. Benim vurgumda bunadır.
Şimdilerde bunu yaparken halkın rızasını nasıl alacaklarını da biliyorlar maalesef. Ya da halk bazı şeyleri artık dert etmiyor. Şu da olabilir; halk her şeyi çözmüştür, kemik ortadadır artık ve bu sefer halkın kendisi kemiğe talip olmuştur.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız