Tarih: Sal Ksm 27, 2007 3:56 am Mesaj konusu: yüzleşme
Bu başlığı kendimle yüzleşmek ve de kendisi ile yüzleşme ihtiyacı hissedenler için, pislikten ve kokuşmuşluktan biraz olsun uzak kalmak adına açıyorum.
Bunun için karakutu’dan daha uygun bir yer olamazdı. Kendimle barışmak için, ruhumu kurtarmak için, ızdıraplarıma bir çare olur niyetine; ruhumun kara kutusunu aramak adına, kendimle ve herkesle yüzleşmeye karar verdim.
Beni buna iten en büyük sebep: Dünya üzerinde hızla yayılmaya başlamış olan "bir pisliğin parçası olmamak, kirlenmemek ve bir başkasını, merkezden muhite, kirletmemek" ile insanlık için üzerimize düşeni yapmış olacağımız tüyosunun önüme serilmiş olmasıdır.
Bu kararda ikinci bir sebep daha vardır ki, o da hemen birincisi kadar önem arz etmektedir. Geç kalmış bir şekilde tanıdığım, uzun süreli bir görüşememişliğin adından bulduğum kardeşimi hayal kırıklığına uğratmış olmamın verdiği ızdıraptır.
İnşallah, ruhumu kokutan, beni pisliğe yaklaştıran, bataklığa itecek olan ne varsa yazacağım buraya. Bileceğim pis olanı.
Bu başlık biraz pis kokacak arkadaşlar. Çevreye vereceğim rahatsızlıktan ötürü herkesten özür dilerim...
Daha az maske, daha az yalan, daha çok kendim
Katırlık en büyük hayal kırıklığım
‘Kendimi şikayet edebilir miyim’ başlığına yazmak istediklerimi yazamadım bir türlü. Tek bir adım bile atamadım kendimle hesaplaşmak adına. Huysuzluğum yine gösterdi kirli yüzünü. Kabullenmemişlik devam etti. Gerçeklerle yüzleşmenin zorluğu ve sancısı geri adım atmama sebep oldu. Belki de sevilmeyeceğim ya da istenmeyeceğim korkusuna kapıldım. Bilemiyorum. Ancak fazla sürmedi, yalan ve savunmuşluk ızdıraptan başka bir şey vermiyordu. Asıl garip olan da, hemen hemen çevremdeki herkes parmakla gösteriyordu beni. Toplumun rızasını kazanmayı öğretmişlerdi küçük yaşta demek. Yoksa bu imkansız bir şey. Onların pisliklerinden de rahatsız olmadığımın bir göstergesi. En azından bunu yapmış olsam, ekşitsem yüzümü kovalanmama yetecek bir şey de yapmış olacağım. Sürüleceğim, herkes yüz çevirecek benden. Ama ben yapamadım bunu. Kimsenin kokuşmuşluğu rahatsız etmedi ruhumu. Her bir temas ruhumun kokuşmasını biraz daha hızlandırdı.
Çevremdeki insanları memnun etmek adına neleri görmezden geldiğimi bilemezsiniz. Bir insan bu kadar düşer mi? Düştüm. Sakın insanlık hikayesi falan okumasın kimse. Kabul edecek değilim. Ne yaptıysam kendi katırlığımdan(katır mevzusunu İ. Özel’in Kalın Türk kitabından okuyunuz lütfen) yaptım. Ve bu katırlık en büyük hayal kırıklığım.
"Bir günce tutabilmek için onu hak etmek gerek. Gide ya da T. H. Lawrence gibi. Günce kaynayan şurubun üstüne bağlanan incecik dantel. Köpürmek, evet ama boş sahanların üstünü tutmaz köpük. İyi yaşadıysam, iyi öldüysem, dolanıp durduğum yer sağlam zemin olabildiyse, bayılarak yediğim kendi kendine acıma jölesi olmadıysa, köpük de tutar; söylenmeden kalan şeyler sözcüklere dökülebilir, köpük artıkları, kavgadan artakalanlar."
Ama her dalganın çarpışında da birbirine benzeyen, hiç de aynı olmayan köpüklerle boğuşuruz. Katılıyorum sayın "dantel" kaybolsun da zaten. Unutmaya da ihtiyacımız var.
Kayıt: Oct 24, 2007 Mesajlar: 222 Nereden: Denizin Kıyısından
Tarih: Sal Ksm 27, 2007 3:40 pm Mesaj konusu:
Peki ya dalgalarımız durulmaz ise dantel? Hep dalgalanırsak? İşte o zaman köpüklerinde sonu gelmez...
Şuanda o kadar çok köpürüğüm var ki 1 hafta dalgalanmasa bile denizim ancak kayıp olurlar...
Kısa bir çözümüm var aslında dalgakıran yapıyım diyorum ileriyi göremem böylece ve dalgalarımın da sonunu getirmiş olurum nereden eserse rüzgar oraya giderim… ama dalgakıran ne kadar doğru acaba? Ne kadar doğru birilerine uymak, düşünmeden…
Ne kadar doğru ileriyi görmemeye çalışmak ne kadar doğru rüzgarın çektiği yere gitmek?
Dalgalanmak güzel... açık denizlerde yeni fikirlere yelken açmak...
Karadeniz’in karalığı renginden değil. Denizlere bu şekilde isim verilmesi yönlerle alakalı bir şey. Kuzey, kara ile tanımlanmış. O yüzden Karadeniz denilmiş buraya. Eğer bu doğruysa Karadeniz bundan çok etkilenmiş olmalı. Kararmış çünkü. Koyu mavi falan değil, resmen kararmış deniz. Gökyüzünün rengi denize aksetmiş belkide. Kapkara bir gün işte...
Yazı yazmak ile kendim arasında nasıl bir ilişki olduğunu/olabileceğini sorguluyorum kaç gündür. Yüzüm karardı en sonunda, Karadeniz’den daha kara bir hal aldı. Etrafımda bu karalığı görecek kararda yazı yazan yok ya, bir ben farkındayım bu kararmışlığın. Yüzümün karalığını kimse hatırlatmıyor. Neden kara yüzlü olduğumu soran yok. Sorsalar söyleyeceğim. Emin olun söyleyeceğim. Saklamayacağım daha fazla. Bir sebebi de yazı yazmaya yeltenmemdir bu karalığın demekten imtina etmeyeceğim. Çaldığım her bir kelimenin gölgesidir o gördüğünüz karalık diyip, sıyrılmayacağım işin içinden. Bir bir anlatacağım her şeyi. Bana sır diye açılanları nasıl da yazıverdiğimi bir çırpıda mesela. Kim olduklarını dahi bilmediklerimle paylaştığımı böylece. Haykırmakla susmak arasında tereddütte kalanın ben olduğunu ama susanın ben olmadığını. Beni dost bilenlerin duygu yüklü konuşmalarını kendime mal ederek nasıl yazdığımı. Yazarken kaç fikirden alıntı yaptığımı. Daha sonra bu alıntıların vermiş olduğu tiksintinin hiçbir şeyi değiştirmediğini...
Soran olsa söyleyeceğim. Emin olun söyleyeceğim Karadeniz’in benim yüzümden karardığını. Gökyüzünün hiçbir suçunun olmadığını. Kendimle yüzleştikçe daha da kararacağını denizin. Siz sormasanız da dostlar ben, yüzümün karasını denize çalmaya devam edeceğim.
Bu arada denizde hiç dalga yok mhmt. Sadece karalık var. Henüz dalgakıranlar pusuda ve bekliyorlar öylece. Bir işe yarayacakları zannıyla. Dalgakıranlar, denizin dışındakileri denizin o hırçın, o kara dalgalarından korumaktan başka ne işe yaralar ki. Onlar bana karşı şimdi. Ben onlara düşman...
En son ANLAM-SIZ tarafından Çrş Ksm 28, 2007 3:06 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Kayıt: Oct 24, 2007 Mesajlar: 222 Nereden: Denizin Kıyısından
Tarih: Çrş Ksm 28, 2007 12:24 pm Mesaj konusu:
Sn.dantel dalga kıran benim değil! yanlış anlaşılmaya meydan verecek bir yazı yazdım.Özür dilerim.
dalgakıran çok gördüm şuanda da var odamın camından görüyorum 2 tane dalgakıranlar hazır beton küpleridir, bu küplerden de çok var lafın özü şu, bulayım bu küplerden koyayım dalgalarımın önüne demek istedim küpte çok var Allah için o kadar çok ki nasıl imal ettiler, yada ithal edildiler bu kadar küp! bilemiyorum...
Hazırda bekliyorlar dalgakıranlar hazırda bekliyorlar yazanlar haklısınız ama beklesinler biz zamanı gelince onlara da boşa beklediklerini artık bekledikleri yerde kış! bizim olduğumuz yerde bahar olduğunu gösteririz.
ANLAM-SIZ evet bugün dalga olmayabilir... ama yarında olmayacak değildir bu. Bugün karartı yarın fırtına, yarın dalga, yarın köpük hepsine eyvallah... ama dalgakıranlara,beton küplerine,yazarlara hayır!
Açık denizler ne kadar açılabiliriz bilemiyorum, açık denizlerde yol alanlara bakıyorum da hiç biri sizin gibi sağdan soldan alıntılamamış ANLAM-SIZ! hepsi düşünmüş,hepsi çalışmış,hiç biri uyumamış 3 saat bile... Size düşünmüyorsunuz demiyorum düşünce tembelisiniz hiç demiyorum ama biraz daha düşünebilirsiniz diyorum…
Sn.dantel çok güzel söylediniz gidemiyorsunuz uzaya bende gidemiyorum uzaya gidenlere baktım da... gidenler almış başını gitmiş bize de yaptıklarını taklit, yaptıklarını kopyalamak kırıntıları kalmış...
Yalnızlık senin tercihin olduğu zaman güzeldir. Yalnızlığa itildiğin zamansa içten içe çürür ve bitersin...
İnsanın ayırt edici özelliği onun karakteridir. Kişi karakteri ile diğerlerinden ayrılır. Karakter(seciye, ıra) dediğimiz şey; bireylerin, toplumların, milletlerin ana özelliğidir. Davranış biçimlerini etkileyen en temel niteliktir. Özdür.
Dayanma gücü de karakterden bağımsız bir şey değildir. İnsanın sıkıştırıldığı zaman konuşup konuşmayacağının göstergesidir. Dayanma gücü çok fazla değilse ağzında bakla ıslanmayanlar safında yer bulur kişi, eteğinde ne varsa döker. Oysa, ağzındakine de eteğindekilere de sahip çıkmasını bilmelidir.
Dayanma gücü bir defa kazanıldığında sabit kalan bir şey de değildir, her zaman taze tutulmalıdır. Sürekli idmanlı olması gerekir insanın. Üzerine hep bir şeyler koymak lüzum eder. Yoksa ilk fırsatta safını değişmiş bulur insan. Küçük menfaatler uğruna dahi harcayıverir en büyük sırlarını. Sonrası muhtemeldir ki büyük bir yalnızlık...
Yalnızlık, bazen aranan, istenilen bir şeydir. Bir çok sebebi olabilir bunun. Böyle zamanlarda çok da güzeldir. Ancak, her zaman böyle olmayabilir. insan istemediği halde de yalnız kalabilir. Bu, bazen yalnızlığa itilmeyle, bazen de bireylerin kendi karakterine uygun, yakın birilerinin bulunmayışıyla olur. Zaten bu yalnızlığa itilme mevzusu, karakterlerin birbirinden bir an olsun uzak düşmesi sonucu meydan gelen bir durumdur. Yani, karakter türdeşlerini bulup ta, sonra onlar tarafından dışarıya itilme durumu. İşte bana kalırsa en kötü, en acı, insanın yüreğini en çok yakan yalnızlık ta, yalnızlığın bu türüdür. Herkes için korkulacak bir durum değildir. Zira bu tür bir yalnızlık herkesin başına gelmez. Yani, herkes içten içe çürüyemez. Karakterin buna müsait olması gereklidir. Dahası, koskoca bir çınar içten içe çürüyebilir ancak.
Etrafımda onca insan varken yapayalnız oluşum nedendir acaba? Vücudumda bir zehrin dolaştığını hissetmiyor değilim. Bu, dostlarımı yaralamış olmamla alakalı bir durum. Sanırım yalnızlığımda bir itilmişlik söz konusu. Ve şimdi, sıkıştığımda söylediklerim yüzünden, sıkışmadığım halde cenderede yalnız kalma peşindeyim.
Bu başlığı kendimle yüzleşmek ve de kendisi ile yüzleşme ihtiyacı hissedenler için, pislikten ve kokuşmuşluktan biraz olsun uzak kalmak adına açıyorum.
Bunun için karakutu’dan daha uygun bir yer olamazdı. Kendimle barışmak için, ruhumu kurtarmak için, ızdıraplarıma bir çare olur niyetine; ruhumun kara kutusunu aramak adına, kendimle ve herkesle yüzleşmeye karar verdim.
İki de sebep göstermişsiniz, eyvallah, karışık ama yine de daha sonra açıklanacağına dair işeretler var içerisinde...
İnşallah, ruhumu kokutan, beni pisliğe yaklaştıran, bataklığa itecek olan ne varsa yazacağım buraya. Bileceğim pis olanı.
Bu başlık biraz pis kokacak arkadaşlar. Çevreye vereceğim rahatsızlıktan ötürü herkesten özür dilerim...
Bu da iyi, hazırlandık ezcümle, burunlarımızı hazırladık bir yandan da...
Kendimi şikayet edebilir miyim’ başlığına yazmak istediklerimi yazamadım bir türlü. Tek bir adım bile atamadım kendimle hesaplaşmak adına. Huysuzluğum yine gösterdi kirli yüzünü. Kabullenmemişlik devam etti. Gerçeklerle yüzleşmenin zorluğu ve sancısı geri adım atmama sebep oldu. Belki de sevilmeyeceğim ya da istenmeyeceğim korkusuna kapıldım.
Çevremdeki insanları memnun etmek adına neleri görmezden geldiğimi bilemezsiniz. Bir insan bu kadar düşer mi? Düştüm.
Konu derinliğine ve aslına vakıf oluyor artık diye düşündük sonradan...
Bakalım nasıl köpükler bağlayacaksınız?
Artık kendinizi bırakıp diğerlerine yöneldiniz, olabilir, açılmak için gereklidir bazen...
Yazı yazmak ile kendim arasında nasıl bir ilişki olduğunu/olabileceğini sorguluyorum kaç gündür. Yüzüm karardı en sonunda, Karadeniz’den daha kara bir hal aldı. Etrafımda bu karalığı görecek kararda yazı yazan yok ya, bir ben farkındayım bu kararmışlığın. Yüzümün karalığını kimse hatırlatmıyor. Neden kara yüzlü olduğumu soran yok. Sorsalar söyleyeceğim. Emin olun söyleyeceğim. Saklamayacağım daha fazla.
Soran olsa söyleyeceğim. Emin olun söyleyeceğim Karadeniz’in benim yüzümden karardığını. Gökyüzünün hiçbir suçunun olmadığını. Kendimle yüzleştikçe daha da kararacağını denizin. Siz sormasanız da dostlar ben, yüzümün karasını denize çalmaya devam edeceğim.
Ümitlendik tekrar, soru sormaya niyet edecektik az daha...
Yalnızlık senin tercihin olduğu zaman güzeldir. Yalnızlığa itildiğin zamansa içten içe çürür ve bitersin...
Etrafımda onca insan varken yapayalnız oluşum nedendir acaba? Vücudumda bir zehrin dolaştığını hissetmiyor değilim. Bu, dostlarımı yaralamış olmamla alakalı bir durum. Sanırım yalnızlığımda bir itilmişlik söz konusu. Ve şimdi, sıkıştığımda söylediklerim yüzünden, sıkışmadığım halde cenderede yalnız kalma peşindeyim.
Ve yalnızlığın tarifine ve şu aralar kendinizi yalnız hissettiğinize geldi sıra, ama hala ortada ne yüzleşme ne bir pis koku ne de şöyle esaslı bir izahat mevcut, samimiyetime inanın lütfen, bu yazdılarınız yüzleşme falan değil, başlangıç iyiniyetli ancak sonrası uzun soluklu bir kaçıştan ibaret. Düşüncelerimi açıklamak istedim sadece ve devamını getirmeniz dileğiyle...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız