Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 231 Üye Adayı ve 12 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Nevzat Çelik


Nevzat Çelik

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri
Yazar Mesaj
tiananmenian
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 26, 2006
Mesajlar: 1425
Nereden: gebze

MesajTarih: Sal Ksm 13, 2007 3:12 pm    Mesaj konusu: Nevzat Çelik Alıntıyla Cevap Ver

ELLERİN MÜEBBET

senin neden neden istediğini bilmezdim
çamaşır makinası der koyardın postanı
tersyüz eder ceplerini gösterirdi babam
bir el ıslatır çitiler bir el iplere dizer
rüzgâr savurur güneş kurutur sanırdım

ellerim ellerim ellerim derdin anne
tuzbuz olurdu evimizim tek aynasında sesin
binse sesim bir akça kuşun kanadına gitse
boy boy çamaşır leğenlerinde kaç müebbet
buluşuyor ellerim senin küçücek ellerinle

Ocak - Şubat 1985
Başa dön
tu_ce
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jan 15, 2006
Mesajlar: 933

MesajTarih: Sal Ksm 13, 2007 3:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Anımsamak Kuşları


I

çatıların üzerinde yürürdü serçeler
kanatlarından günışığı dökülürdü
ciğerleri sökülür giBi öksürürdü
yokuşa vurdukça erkenci işçiler

ekmeğinin yanına güneşi koyup
usulca Bakkaldan çıkan çocuk
Bir çift kanat açardı köşede
Ben dönerdim geceyarılarından
üstüm Başım çatışma içinde

sardunyaların arasında pencerede
sen taze bir Badem gibi dururdun
Beni her sabah Böyle vururdun
çekip gözlerine mahmur Bulutu

günaydın derken salt dudaktın
Biri seni mutlaka öpüyordu
Bana mı öyle geliyordu
sen mi çok ufaktın

saçlarında miniminnacık papatya
ardında çiçek Bahçesi
ayıp Bir söz giBi yürürdün
gözlerimi alıp götürürdün
körleme kalırdım

gidişini görüp de dönüşünü Beklememek olur mu
Beklerdim tahtaya gömülen çiviler giBi
Bluzunun altında kanatlanan çifte kumruyu
Biraz köylü Biraz burjuva
sanırım kalçalarından almıştı
o felaket huyu


II

kimdin neydin neciydin
Benim fikrim yoktu
senin yaşın ve korkun
kimi vakit konuğu olurdun
duvar diplerinde kalleş
ölümlerin kokladığı evimin

tomurcukları patlayan Bir dal gibi gülerdin
kahve içtiğimiz fincana
pencereye kilime duvara
taBakta dilimlenmiş elmaya
çın çın mavi saçılırdı
en olmadık yerde eteğin açılırdı
aklım karışırdı

ne mümkündü görmemek hissetmemek
incecik parmaklarında aşkla tüterdi
değer değmez dudaklarına
Bütün sigaralar erkekti


III

sen hep oralardaydın küçük hoş görüntülerinle
Ben yüzümü rüzgara verirdim
saçımın her telini uzak mavilere götüren
denize dönerdim sonra
sırtında dalgalar yürüten

terim soğurdu
bir köpek namlu ensekökümde dururdu
işkence şuradaydı cezaevi Burada
yürürlerdi Benimle yürüsem
uzansam yatarlardı yanıma
onlar Benim gölgelerimdi
Bir önüme düşerlerdi
Bir ardıma


IV

kapandı üstüme geceyarıları
polisler sürüklüyordu Beni
kent Boydanboya susuyordu
Bulvarda bir ağaç
gürültüyle kusuyordu

kapandı üstüme geceyarıları
sen yoktun
okul arkadaşlarımın adını
telefon numaralarını sinema kapılarını
öptüğüm ilk kız giBi
içtiğim ilk sigara ilk içki
çıktığım ilk afiş gecesi giBi aklımda tuttum
Bir senin adını
adını unuttum


................anımsamak kuşları

.....................Bıçak uçmaları
Başa dön
kkutkan
Yeni Üye


Kayıt: Jul 31, 2007
Mesajlar: 44

MesajTarih: Çrş Ksm 14, 2007 10:54 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

''bir sabah anne bir sabah'' hiçbirşey değişmiyor. sen yoksun ben yokluktayım.
Başa dön
tohum
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 01, 2006
Mesajlar: 553

MesajTarih: Prş Ksm 15, 2007 12:30 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İtirazın İki Şartı

çok olmadığımız kesin
çok olan tarafta değiliz
çok olan tarafta olmayacağız
türkiye'de kürt olacağız
kürtlerde ermeni
ermenilerde süryani
gidip almanya'da türk olacağız
hollanda'da surinamlı
fransa'da cezayirli
iran'da azeri
amerika'da zifiri zenci olacağız
çoğalan zencide mutlaka kızılderili
israil'de filistinli
köpeğin karşısında kedi
kedinin karşısında kuş olacağız
kuşun karşısında börtü böcek
hakemler hep karşı takımı tutacak
ve biz hep yedi kişiyle tamamlayacağız maçı
çiçeklerden kamelya olacağız
az kolumuzun tarafında solda olacağız

bu itirazın ilk şartı

solda da az olacağız
devrimi çoğaltırken
çünkü bir başka devrime
hızla azalacağız

bu da itirazın ikinci şartı
Başa dön
tu_ce
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jan 15, 2006
Mesajlar: 933

MesajTarih: Prş Ksm 15, 2007 1:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Bir yanda yangın vardı, Bir çağ yangını. herkese şu ya da Bu oranda Bir pay düşüyordu Bu yangından. kıyısında, köşesinde yananlar vardı. Bir de tam ortasında yananlar! Ben, yangının tam ortasında, hem de hiç yakınmadan yananları, etiyle kanıyla, özlemleri, kavgaları ve umutlarıyla duyurmak istedim."
Başa dön
tenedian
Yeni Üye


Kayıt: Aug 18, 2007
Mesajlar: 45

MesajTarih: Sal May 20, 2008 10:50 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

VIII

benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş
söyle ben türkü söylerken sıkı bassınlar yere
yağmurlu bulutları tepelerinde taşısınlar söyle
benim gecelerim tepeleme ısırganotu sevgilim
dur durak yok bana bu bahar akşamlarından
toprak deniz ve kadın kokularıyla dövüyor da kapımı
bir karası aşıyor duvarı kahrolası karanlık
kibriti çakılmış sigarayım nerede dudakların
barut dumanıyla islenmiş belki kararmış saçların
çekincesiz yıkanırsın deli çılgın akan sularda
sular hırçın sular arsız ben ellerimle yapayalnız
kovalanmışım çocukça düşlerimden taşa tutulmuşum
balıkları oltada bir deniz gibi ayağa kalkmışım
delikanlıyım yıldızsız gecelerde düşlerine kıran girmiş
sensiz kupkuru bir dalım güneşin gözüne batan
grevsiz işçiyim de ocağı tütmeyen evim
öğretmenim diline sözcük sözcük yasak vurulmuş
çocuğum elinde bir balon bulut bir dolu umut
benekli balonlarım sonra bir varmış bir yokmuş
benim türküm yangın yeri sevgilim sesli konuş

müebbet türküsü'nden
Başa dön
tenedian
Yeni Üye


Kayıt: Aug 18, 2007
Mesajlar: 45

MesajTarih: Sal May 20, 2008 11:14 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Şairlerin çekip kalbimizden vurduğu dizeleri var, kimisinin tek kelimeleri hatta. Nazım'ın "Açların Gözbebekleri", Orhan Veli'nin "Anlatamıyorum"u, Edip Cansever'in "Masa da Masaymış Ha"sı, Necip Fazıl'ın "Kaldırımlar"ı...

Nevzat Çelik gibi bir sihirbazda da; beni vuran "Yağmur Yağmasaydı" şiirindeki şu dizeler olmuştu. Okudum, sordum kendime:
- Bu mudur?
Cevapladım kendimi sonra:
- Evet budur!

...
kaç adam düşer balıkçı tezgahına

vurulup tezgahınıza düştüğüm bir akşamdı
kanımın balıkları boyadığı bir akşamdı


Şiirin tamamı da şöyledir.


YAĞMUR YAĞMASAYDI


önce yağmur vardı


adam içerden kekeme adımlarla çıktı
burnunun ucuna düşen gözlüğünü düzeltti
arkadan bağlı değildi kolları
ama o bunu farketmedi
baktı bir ufka yatıp bakar gibi bir ufka
görüşçülerin arasına karıştım
oysa ben değildim aradığı

sarıldılar boynuna adamın
sarılanları tanıyordum

çok iyi tanıyordum


adam öptü onları kokladı
adam birini aradı durmadan
ben değildim aradığı
sendin
usulca ellerimi tutan

seni yağmurların aldığını biliyordu
belki bilmiyordu
adam durmadan seni aradı
adını bağırdım

duymadı


beni benden başka kimse duymadı


barbaros kafe'nin balkonunda oturuyorduk
masada bir eylemin başlangıcı duruyordu
yağmurun altında akşam oluyordu

yağmur yağmasa akşam olmayacaktı
belki bunların hiçbiri olmayacaktı

şiirden ayrılan bir dize gibi kalktın
bir dizesi eksik şiir gibi kalktın

onsekiz yaşını alıp masadan


arabaya bindirdiler adamı
buğulu cama dayadı ıslak burnunu
kolları bağlı değildi farkına varmadı
seni yağmurların aldığını biliyordu
belki bilmiyordu
baktım arkasından koştum arkasından

aramızda sekiz yıl vardı

yağmur ve akşam


bağırdığımı duymadım ama bağırdığımı biliyorum
elini aradım elin yoktu
dehşetle girdim balıkçı pazarına
işte böyle yağmurlu bir akşamdı
sakalım ve kederim yoktu önceden
ve beşiktaş'ta balıklar
bu kadar pahalı
değildi

kaç adam düşer balıkçı tezgahına

vurulup tezgahınıza düştüğüm bir akşamdı
kanımın balıkları boyadığı bir akşamdı


seni yağmurların aldığı bir akşamdı


seni yağmurların aldığı bir akşamdı
karnından vurulmuştu o kalbini tuttu
alnından vurulmayı sevmiyordu


gül dese de şairler



kadavra gibi diktiler karnını
kalbini avuçlayarak kalktı adam
gözlüğünü aradı yüzünde
henüz gözlük kullanmıyordu bunu unuttu
bir leylak geçti önünden eflatun mu ak mı
kokusundan tanıdı bir leylak geçti önünden
baktı arkasından koştu arkasından
seni tanımıyordu bunu da unuttu

buğulu cama dayadı ıslak burnunu


yüzünün ıslaklığını yağmura yordular
belki cama dayamazdı burnunu
biryazgünü açılsaydı kapılar

biryazgünü açılsaydı kapılar
yağmur yağmasaydı
seni yağmurlar almasaydı
ıslığımla okşayacaktım
heybetinden yanına varılmaz
dağları

soluğum dağ
kurdun kuşun uğramadığı taze bir şeftali
bir fesleğen bir ıtır bir sardunya kokusu
koşacaktım sana


ihtimal ben kapıyı vurmadan açacaktın

ellerimi bulacaktın



yağmur yağmasaydı
seni yağmurlar almasaydı
nizamiye kapısında dururdun
güneş saçlarında dururdu
görüşçülerin gözlerinde
nöbetçinin kepinde dururdu


kimbilir ellerin nasıl dururdu


kiremit renkli aralık
beni içine alıyordu
sen yoktun
sözlerini bulamadığım
bir şarkının müziği vardı
küçük eski bir yara izi gibi
tüfeklerin dönüp baktığı
bir şarkının müziği vardı

sen yoktun


ben kederimi ellerinden tuttum


yağmur yağmasa akşam olmayacaktı
belki bunların hiçbiri olmayacaktı
yağmurda bütün ışıklar ölüyordu
sakallı bir karanlık yürüyordu
lalezar caddesi'nde çığırtkan sesleri
sinemalar tiyatrolar sönmüştü

yıldızlar dahil lalezar caddesi ölmüştü


cafe naderi'de oturuyorduk
cadde istanbul kararıyordu
tek tek ölüyordu ışıklar
ellerin ellerimde uyuyordu
gözlerin başka söylüyordu
birden çıkardın tokalarını
saçların omuzlarından aktı

masaya bıraktın



furuğ'la oturmuştuk soltanpur'la kalktın
sakallı karanlık üstümüze yürüyordu
yıldızlar dahil bütün ışıklar ölüyordu
furuğ'la oturmuştuk soltanpur'la kalktın
onsekiz yaşını alıp masadan gülüm
karanlığın üstüne bir şimşek gibi çaktın


ya merg ya azadi


tahran'da akşam oluyordu
geceye dönüyordu yağmur

yoktun


zendan-e evin'de bir şafak
belki astı seni bu kapkara devrim
belki yağmura karıştın

ne asılanların arasında adın
ne yağmurda kokun

olsa duyardım
gecenin yüzüne vururdu
cubların aynasına vururdu

kalbim dururdu


kimbilir ellerim nasıl dururdu



kimselere sormadım seni
cublara bakarak yürüdüm
suretini düşürmedi suya
alnı açık tek bir kadın

seni kimselere sormadım
onsekiz yaşını alıp kalktın
ısrarla uçtu saçların
bir pasdar gelip yapıştı
bir pasdar bir pasdar daha

üçünü de arkamda bıraktım


üç kurşun ıslığı çalıp



tahran'da akşam oluyordu
geceye dönüyordu yağmur
yoktun

yağmur da yoktu


ben kederimi ellerinden tuttum



ıslak burnunu cama dayadı adam
ben kederimi ellerinden tuttum
kolları bağlı değildi arkadan
benim kollarımdaydı bunu unuttum

baktım arkasından koştum arkasından


yanında sen yoktun


ranzamda
açlığın buza kesen ayazında yatıyordum
çiftleşen sıçanların üzerinde
gece huzursuz bir eşkiya gibi
kıpırdanıyordu

uyumuyordum
sıçanlar da uyumuyordu
nöbetçiler aç değildi
onlar da uyumuyordu



sen



sen de uyumuyordun
çünkü yoktun



çünkü yağmur yoktu



sıçanlar vardı
ve en iyi onlar bilirdi
açlık grevlerinde
ölüme yaklaşan insanı

askerlerden sonra çoğalıp
basıyorlardı koğuşu üçer beşer
kaç kez eğilip konuştum
kuşlarla anlaşamamak korkusu belki
belki sen yoktun
belki yağmur

kaç kez eğilip konuştum



ölüm istediği yerde istediği biçimde dursun
ben girerdim düşlerimin çatalağızlarına
çakşırları çatıları okşayan güvercinler
uzak mavileri çağıldayan kanatlarını açardı

biz çatakta oturur zeytin ekmek yerdik

haki mintanıma yapışan çamsakızları
senin uçurduğun rüzgarları toplardı
tüfeklerin patladığı yere koyardı
kalbimi alıp oraya koyardı


bir çaylak gölgesini koyardı


vururduk çelimsiz gövdelerimizi
çetelerin sırtlarını verdikleri dağlara
kurşunlar çıvardı da omuzverdiğimiz kayalardan
gidip çaylağın gölgesini vurmazdı

çünkü sen yoktun

çünkü yağmur yoktu



ben kederimi ellerinden tuttum


ellerin platin ve elmas kokuyor
bütün tarihin
üstün başın

bunu söyleyen ilk kadın
dokunduğum ilk beyaz
komünist kadın
sendin

çünkü alamazdı kokusunu platinin ve elmasın
platin ve elmas kokan bantu kadın

babama dedesinden geçmiş bu koku
dedesinin yüzünü avuçlarına alıp
özgürlük şarkılarını fısıldadığında kulağına
onun dedesi

her gece korkulu rüyalar doğurur
beyazların kapı mandalı

babana dedesinden geçmiş bu korku
bir elinde incili ötekinde silahı
zululu savaşçı dedemin dedesini
toprağımıza evimize girip öldürüldüğünde
boerli dedenin dedesi


plastik bir leğende
sabun ve su içinde
annesinin rengini az ovduğu
ben karaderili çocuk
bantu çocuk
senjenina mırıldanıyorum
petrol lambasında islenen
sesinden alıp annemin

biraz daha ov anneciğim
akarnan dört kara çocuk
korkmasın
bir küçük beyaz çocuktan
biraz daha ov anneciğim


biraz daha



her sabah çıkıp langatownship'ten
cilalı bir gece gibi gireyim kentlere
alnımda karaçalı'nın alnı
biraz daha ov anneciğim biraz daha
korkulu rüyalar doğursun güpegündüz

beyazların kapı mandalı


robben island'da
bir duvar ötemde
kayalara vurduğu yerde
yıllardır kalbimi bir fındık kabuğu gibi sallayan
dalgalar kadar yakın
dalgalar kadar uzaksın bana
seni kara tenimde yürüyen bulutlar gibi
seni özgürlük
seni kurtuluş gibi düşünüyorum


karda kalmış serçe gibi üşüyorum


üşüyorum



düşük bir satır gibi sırıtıyor nöbetçi
ustura gibi çekiyorum kendimi ranzadan

beynimde bir taşın unufak olma isteği



seni kimlere sormalı



seni
tınısına yenilgi düşürmeyen çığlıklara sormalı


nereden geldiği bilinmez bir uğultu
karanlıkların yediği
düşlerimin izdüşümünü karıştırıyordu

ağaçların dalları var mıydı yok muydu

hışırtılar dallarının olduğunu düşündürüyordu

ve aslında
karanlık bir korkunun dallara çıktığı
adımlarımızın kekelemesinden belliydi


yüreğimi ağzıma getiren kuş
baykuş demişti kırsal bir ses
mola verdiğimizde bacağını kıvırıp altına alan
başının silueti hepimizden yukarda olan

kurşunun ilk değeceği adam


yürüdük sonra
evet yürüdüğümüzü anımsıyorum


sen yoktun



sen hiç yoktun
gibi susuyordum
netleştirmek için

gövdemi


işkenceciyi çıldırtmış olabilir
geceye çalan sakallarımın
hep başka bir yönü göstermesi
yoksa ne diye yolmaya kalksın

olmayan sakallarımı



daha dün değil miydi
olmayan sakallarımın
gizli bir umut gibi

durması



daha dün değil miydi dediğinde
çocuk ellerimin taşladığı karga
güle güle kalkıyor bir ağaçtan
bir ağaca

o da kalkarsa



kaç paralık ömrün var ki kaç yıllık

ha ha ha ha ha ha


ama daha dün değil miydi
biz onsekiz ondokuz yaşındakilerin
uykularına basıldığında bir şafak
on yıl

yaşlanması

daha dün


anımsa


anımsıyorum

yapıişçilerinin kaldıkları oda topraktı ıslaktı
bekarevlerinin duvarlarına sümüklüböcekler haritalar çizer
biz toprağa çizmiştik istanbul'un bütün sokaklarını

sonra geceye yürüdük



sonra geceye yürüdüm o genç ve esmer dili konuşan işçilerle



iki işçi yazı yazmıştı duvarlara
ihtimal elleri kanamıştı
koyarken o duvarların harcını

taşını

eğri büğrü yazıyorlardı



ne güzel yazıyorlardı



sonra vuruldu biri
çamura bulandı
elindeki

fırçası


ya mızıkası


ya


mızıkası



bir işçinin koluna girip yürümek miydi
sözlerini bulamadığım o şarkı


tüfeklerin dönüp baktığı


tüfeklerin dönüp baktığı
kafiye tutmaz adını
kime sorsam
metruk yapılar gibi kapatıyor

kapısını


sic itur ad astra



evet ama
önce dağlara çıkar



buğulanmış camdan burnunu çekti adam
aynı anda kalktı içimden bir sürü vapur
vapur düdükleri sensiz martıları vurur
ne kent taşıyabilir kederini ne deniz
lodos yüzünde bir tokat gibi durur

adam yüzünü döndü istanbul'dan
manuel marcial federico bir de ben
bir gece gizlice kaçtık leon'dan



bizi kamp yerine götürecek olan campesino
yorulmak nedir bilmeyen bir deli
hay dinine yandığımın az yavaş yürüsen olmaz mı
bu campesino keçi soyundan be federico
kurşun sıksan yetişmez arkasından
seni beni bulursa kurşun kampa varmadan
companeroları bulmadan
dağadamı olmadan
federico
yazık olur bize


patria libre o morir


federico söyle
hangimizin yüzünde

ölüm


bugün yanında olan yarın ölür
omuz başında hayali yürür


tello'yu anımsıyor musun federico
kışa dönen bir akşam gibi asıktı suratı
çevik yırtıcı bir hayvandı ormanda
fena kurşun atardı düşmana
bu adam asla ölmez derdin

kurşundan önce bulur kötü haber adamı
dağa çıktığının ilk ayı dolmadan
terketmiş sevdiği kadın onu
federico açma şu kadın meselesini

ağlatma tello'yu


dağda bir ağaçtık suda balık ağaçta maymun
çorbasını yapıp içtiğimiz bir maymunduk biz
irileşti çenelerimiz dişlerimizi kenetlemekten
bir patika gibi tehlikeyle inceldi kaşlarımız
mümkünü yok tanıyamazdın
dağda ormanda birer hayvandık biz
buz gibi sulara girerdik sabahın köründe
iti atsan durmaz iki dakika
tek bir çıtırtı kaçmaz nöbette
ve üstelik biliriz bu neyin çıtırtısı
hangi ağacın dalı titredi
hangi hayvan hışırdattı yaprağı
dağda ormanda birer hayvandık biz



ve yalnızdık onlar kadar


subtiava'da bir kızılderili vardı
akrabandı senin iyi adamdı
adiac'ın torunları der saklardı bizi
onun kulubesinde başladı ilk
ellerimizin ve kalbimizin
büyük macerası

yıldızlara çıktık damdaki aralıktan

damdaki aralıktan

ayrılığa çıktık

ayrılık içimi macheteyle biçer
kalbimin kuytuları titredi de dağlarda


geçmedi senden tek bir haber



adı neydi o kızılderilinin
iyi adamdı akrabandı senin
atabalını alıp çıkardı barrioya
barangan-bangaran
bu akşam yedide meydanda

barangan-bangaran
bu akşam yedide meydanda



akşam gösterilerinde yaktığımız mumlar
çobanateşleri oldu barriolarda
her barrioda dağateşleri gülüm
sizinkiler yürüdü
adiac'ın torunları

bakır ve kalay madenleri yürüdü
kauçuk plantasyonları andlar
bütün latin amerika yürüdü

kalbimin kuytuları titredi de
geçmedi senden tek bir haber


devrim kentlere yürüdü


prio reis
yaşlı kurt
jesus christ'i dinletirdin bize
dipteki masada ikimiz
ağızağıza verir konuşurduk
asımsadın mı
bira parası değil
şiir verirmiş sana ruben dario
çok yıllar geçti reis
kaldı mı bilmem
dipteki masada

izimiz


sana dağı ve hapishaneyi getirdim
şiiri bir de
mutlaka gelmiştir
saçlarını kestiyse bir oğlan çocuğu gibi
kara bir gözlüğün ardına gizlediyse gözlerini
yürüyüşünü ne yapsın reis

gülüşünü



gülüşü bir rüzgardı
kuşların kanadına binip giden
kuşların uçma merakına
onun rüzgarları neden

bıçaklarımla keserim gürültüyü
eski plaklardan koy
üç de bira getir reis
sen
ben
bir de onun hayali

karşılıklı içeriz



kollarım bağlı
değildi
bunu
anladım

oyunhavaları
klarnet
darbuka


rakı


rakılı
uzun masalarda insan kendini eğri çakar


benim içimde zenci bir akşam vardı
pastoral bir ay utanmasız soyunuyordu
çobanköpekleri kalın havladı
kuşluk vakti sokuldum ranzama
oyunhavaları klarnet darbuka rakı
benim içimde zenci bir akşam vardı

çingeneler küstü


oyunhavaları
klarnet
darbuka



küstü



saksofona döndüm yüzümü



ipince girdi geceye soprano saksofon
öldürülenler ambrosia içer dedi
öldürülenlerin ölmediğini saksofon söyledi
o dere bu dere miydi diye sordum kızıl
dere miydi kalbimin ufkuna kıvrılarak yatmış
her kıvrımı bir başka türlü baruta batmış

allegro dedi içimdeki maystro

allegro be


bacaklarım uzadı da


sokaklara sığamadım


sokaklarda

sen



yoktun



ben kederimi ellerinden tuttum


arananlar listesinde afişe olmuş yüzün
şarkıların ve polisin bilmediği adını
kafiye düşmez adını
bağırsam




bağırsam


duvarlarda yüzün kalmış
gidip gördüm
kimseler görmedi

ellerimi yüzüme sürdüm


ellerim yüzümde geziyorum


yağmurlar yağmazdı eskiden böyle


günlerdir yüzümün ıslaklığını yağmura yordum


sen yoktun
belki yağmur


ben kederimi ellerinden tuttum


kalkıp oynayabildiğime göre despina'da
oyunhavaları da bilmem üstelik
kollarım bağlı değildi bunu anladım
çingeneler klarnet darbuka rakı
kalkıp oynayabildiğime göre despina'da
kollarım bağlı değildi

bunu anladım



yanımdaki kadın kimdi


sen değildin buna eminim
senin ellerinden elleri vardı
belki bu yüzden vardı
ve hatta gözlerinden gözleri vardı
belki bu yüzden vardı
ama sen değildin

buna eminim


gülüşün bir rüzgardı senin
kuşların kanadına binip giden
kuşların uçma merakına
senin rüzgarların neden


nerdesin








musluğu açan ellerinde
belli değil
su mu akardı

gümüş mü


nerdesin



yoruldu kalbim
kadınlarda
aramaktan
seni


tüketiyorum onları


kendimi



nerdesin



bir akşam vakti zifiri düşündüm


bir tuhaf dursa da kadifeler

hatmiler


cudi dağı'nın cayırtısına sarınıp yürüdüm



kolu kanadı kırık bir çıkrık gibi duruyor evin
az ötede suluboya bir dere akıyor gibi
akmıyor gibi
çocukların çite yaslanmış hayali bakıyor gibi
bakmıyor gibi



duvarlardaki kurşun oyuklarına batıyor
uzayan gölgeleri


fısıltılarımızın




baban
o dev gibi adam
varla yok
arası

kendi dilinde gizlice büyüyor küçük kardeşin
örüp çözüyor
çözüp örüyor saçlarını annen
gölgesi geceden kara
bir gülebilse
nar gibi saçılacak odaya


kahkahan



şilan
muhtar fena adam
ihbar edecek beni
korucu düdükleri
yırtıyor geceyi


korkudan


kalbimin haritaları karıştı
birbirine çıkmıyor yolları
ne izin var yırtılan gecede
ne kederimde tutunacak bir dal

hoşçakal şilan'ın annesi
babası kardeşi

ülkesi




hoşçakal



dedesi bırakmıyor yatmaya
martıları kanatsız düşünmek



gözümü açıyorum turuncudan kırmızıya




çünkü yakamozlar aklımı çeliyor



bu bağırmak ne ayışığı



Ocak 1988 - Mart 1990
Başa dön
tenedian
Yeni Üye


Kayıt: Aug 18, 2007
Mesajlar: 45

MesajTarih: Sal May 20, 2008 11:25 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

gül diyorum
yoksul acıların gölgesinde
gültenin solsun istemiyorum
ay diyorum sonra
ay n'olur
bir vaktinde gecenin
yaraların açsın istemiyorum

hangi sevda vurmuş seni
hangi delikanlı gönlüne
salvo bakışlarla...
soramam
zeytin karası gözlerini
yoluma yatırma
dayanamam.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok MURAT ÇELİK YAZARIM Yerli 10 Pzr Nis 08, 2007 4:57 pm
Yeni mesaj yok NEVZAT ÇELİK tohum Şairler ve Şiirleri 2 Çrş Ağu 16, 2006 10:23 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke