Allah vergisi yetenekler engel tanımıyor. Doğuştan görme engelli Eşref Armağan, dünyayı gönül gözüyle görüyor ve renkleri, şekilleriyle hiç görmediği nesnelerin birebir aynısını çiziyor.
“İtalya’ya götürdüler beni. Bir meydandı sanki bulunduğumuz yer. Bir sandalye bir masa. Önüme kartondan yapılmış bir nesne getirdiler. Yanında durduğumuz binanın maketiymiş. ‘Beş dakikan var. İnceledikten sonra çizmeye başla.’ dedi bir profesör. Önüme konan maketi elimle inceledim. Bir başka profesörün sesi duyuldu; ‘Bir kuşbakışı, bir önden görüntüsünü, son olarak da yanına gitmiş gibi düşünerek yukarıya doğru nasıl göründüğünü çiz.’ İlk iki resmi çizdim, hiç kimseden ses çıkmadı. Üçüncü resmi bitirdikten sonra profesörün ağlama sesiyle irkildim.” Yukarıdaki sözler doğuştan gözleri görmeyen ressam Eşref Armağan’a ait. Armağan’ın gözleri görmüyor, ama birbirinden güzel tabloları var. Üstelik eğitim de almamış. Okuma yazmayı sonradan öğrenmiş. Tüm dünyası elleri. ‘10 parmağım var, beşiyle bakıyor, beşiyle çiziyorum.’ diyor. Resimlerinde en ince ayrıntıları kaçırmıyor. Ressamların bile çizerken zorlandığı ‘üç kaçışlı perspektif’i başarıyla uyguluyor tablolarında. Tabii kendine göre yöntemleriyle. Öğrendiklerini kabartma olarak uyguluyor tuvale. Macun benzeri 15 dakikada donan bir maddeyle kabartma şekiller yapıyor, daha sonra resmini çiziyor. Kabartma çalışmasının nedenini şöyle açıklıyor: “Sergime görme engelli arkadaşlarım geliyor. Kabartma yaparsam, onlar da anlarlar.”
***
Onun mavisi soğuk, kırmızısı sıcak
Her ne kadar boya onun için çeşitli renkleri olan sıvıdan ibaret olsa da, sadece resimleri çizip bırakmıyor Eşref Armağan. Hangi rengi nerede ve nasıl kullanacağını da öğrenmiş. Sıcak onun için kırmızıyı ifade ediyor. Bir sobanın ateşi, mum ya da bir lamba... Soğuk ise maviyi temsil ediyor. Çalışırken tüm renkleri bir sıraya göre diziyor. Ya biri karıştırırsa! Bunu düşünmek bile istemiyor. Daha çok doğa resimleri çalışıyor. Nedenini sorduğumuzda, “Çiçekleri, kelebekleri, kuşları ve balıkları merak ediyorum.” diyor.
Eşref Armağan, diğer ressamların eserlerini fazla incelememiş kopya olur diye. Bir dönem Picasso’nun resimlerini kabartma olarak incelemiş ve çizmiş; ama hiç içine sinmemiş. Cisimleri öğrenmek için sürekli çalışıyor. Perspektifi öğrenmesi 10 yılını almış mesela. Küçük bir çiçeğin kocaman doğayı nasıl görünmez hale getirdiğine hâlâ şaşırıyor. Gözün önüne geldiği zaman kapatır demişler. Tüm bunları sorarak öğrenmiş.
En çok görmeyi istediği şeyi soruyoruz. “Çocuğumun ve eşimin yüzü. Sonra yaşadığım dünya.” diyor. Görmese de dünyanın pek çok güzelliğinden haberdar aslında Armağan. Çizdiği resimler, bunun en güzel örneği. Bu çalışmalarının altında yatanı ise şöyle açıklıyor: “Güzelliklerden haberdar olduğumu anlatmak, beş duyusu sağlam olup yaşadığı dünyayı fark etmeyenlere bir şeyler göstermek istiyorum. 48 yıldır, anadan doğma görmeyen birinin görselliğe dayalı bir sanatı nasıl başardığını ispat etmek amacım. Engelliler benim yaptıklarımı duysunlar ve hayata sarılsınlar. Hatta tüm duyuları yerinde olanlar, kendilerini sorgulasınlar.”
Dünyada adını duyurması onu mutlu etse de Türkiye’deki ilgisizlikten yakınıyor. “Belki bundan sonra olur.” diyecek kadar da hayata umutla bakıyor. Nedenini o da bilmiyor ilgisizliğin, ama kafasından geçenleri bizimle paylaşmadan da edemiyor: “Benim yaptığım görselliğe dayanan bir sanat. Böyle bir sanatı anadan doğma görmeyen birinin yapması, insanları şüphelendiriyor, altında başka şeyler var diye düşünüyorlar herhalde. Ama yabancılarda bu yok.” Ciddi görünümünün ardında şakacı bir kişiliği de var Armağan’ın. İlk yaptığı resimlerden biri Van canavarıymış. En rahat çalışmalarından biri olmuş. “Ne de olsa kimse gerçeğini görmedi.” diyor. Kültür Bakanlığı’nın kendisiyle irtibata geçmesini de isteyen Armağan, “Yurtdışından teklif geliyor ve dünyaya ülkemizi tanıtıyorum. Ama bazı etkinliklere katılamıyorum. Mesela İtalya’daki bir bienali kaçırdım.” şeklinde konuşuyor.
Sobacılıktan ressamlığa...
İstanbul’da dünyaya gelen Eşref Armağan, kendi kendine yazmayı öğrenir. Baca boruları keserek babasına yardım eden Armağan, 6 yaşındayken kalem ile çizmeye 18 yaşında yağlıboya resme başlar. 1994’te Joan Eröncel isimli Amerikalı bir hanım ile tanışan Armağan’ın hayatı tamamen değişir. Türk televizyonlarının dışında CNN ve BBC gibi yayın kuruluşları sayesinde pek çok ülkede adını duyurur. Discovery Channel tarafından belgeseli çekilir. Kendisi için bir de internet sitesi açılır. (www.armagan.com)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız