Tarih: Sal Ksm 06, 2007 5:49 pm Mesaj konusu: YALNIZLIK
***“Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa yalnızlık olmaz” (Özdemir Asaf) Yalnızlık, paylaşmanın bittiği yerde başlar. Birbirlerine bir şeyler vermeyen, paylaşmayan insanların ilişkisi bir arada olmaktır, beraberlik değil. Ancak paylaşma ile ben ve diğeri arasındaki o sınır aşılır. Sınır, yabancılıktır, ayrı olmaktır.
***Her giden yalnız gider.. Kimi yalnızlığa gider, kimi yalnız bırakarak. Her gidiş bir ayrılıktır. Her ayrılık yalnızlığa, yabancılığa yazgılıdır. “Yollarımız burada ayrılıyor. Artık birbirimize iki yabancıyız” (Timur Selçuk)
***Yalnızlıkla “yabancı”lık kardeştir. Her yalnız bir yabancıdır, yabancı/laşır. Yaban orası demektir, uzaktaki öte yer. Yalnızlığımızda bizi bekleyen yer yabandır.
***“Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendi önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.” (Jung) Acı bir yalnızlık. Y.K Karaosmanoğlu’nun Yaban’ındaki yalnızlık, Galileo’nun, Kafka’nın yalnızlığı. İnsanlara rağmen, insanların arasındaki yalnızlık. Kaçınılmaz yalnızlık..
***“Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiçbir zaman ulaşamayacağını bilmektir.” (Marquez) Himeros, yani yakında olana karşı duyulan dayanılmaz istek, pathos, yani uzakta, erişilmez olana duyulan istekten beter. Çünkü yakında olanın erişilemezliği sadece acı verici değil, trajiktir de. Yakınken ayrılığı, beraberken yalnızlığı yaşamak, bildiğimiz ayrılıktan ve yalnızlıktan çok daha yıkıcıdır.
***“İnsan kendini yalnızca insanda tanır” (Goethe). Dünyada yaşayan tek insan olsaydık çıldırırdık. İnsan, varlığını, düşündüklerini, eylediklerini başka bir insan aracılığıyla olumlayamazsa kendini de olumlayamaz. İnsan, insan olduğunu başka bir insanla iletişimiyle doğrular. Bu yüzden, diyebiliriz ki mutlak olarak hiçbir insan yalnız değildir.
***Çinlilerin cehenneminde en büyük ceza unutulmakmış. Mutlak unutulma, mutlak yalnızlık. Doğası gereği toplumsal bir varlık olan insana verilecek en büyük ceza. Onu gören gözler yoksa bir insan da yoktur.
***Yalnız olan için iki durum söz konusudur: yalnız bırakılmışlık ve yalnız kalmışlık. Bazen beni aralarına almazlar, bazen ben aralarına giremem. Bazen ben gitmediğim için yalnız kalırım, bazen de kimse gelmediği için.
***Yalnızlıkta bir uzaklık durumu vardır. Ben ve diğerleri arasında. Ya diğerleri ötededir, onlara ulaşamam. Ya da ben berideyimdir, kimse bana ulaşamaz.
***Yalnızlık ne cezadır ne ödül. Ne kaçılacak bir şeydir ne de bir hedef. Yalnızımdır ya da değil… Yalnız olduğumu ya da olmadığımı düşünürüm. Yalnızlık bende başlar, bende biter.
***Her tutkulu aşkın mutlaka çarptığı duvar, yüzleştiği acı gerçek. Onunla “bir” olmanın düşlendiği sevgilinin ayrı “biri” olduğu gerçeğinin hayalkırıcı algılanması… En tutkulu aşklar bile aşıkların tekil yalnızlığını ortadan kaldıramaz.
*** “Yalnızım ... Bunca acı tek bir söze nasıl sığabiliyordu… Aldım bu sözü dudaklarınızdan, saplayıp kalbimi onunla parçaladım... Yalnızsınız ... Bilseniz ne kadar çaresizim buna çare olamadığım için... Oysa en çok, siz soluk alıp veriyorsunuz diye sevdim ben yaşamı... ” (Cezmi Ersöz) Aşkın yitimi; sevenlerin ayrılığı, yalnızlığın katmerlisi.. Benliğini, gönüllü olarak, isteyerek bir başkasının benliği içinde eritmeyi, onunla bütünleşmeyi, her şeyini ötekine açmayı ve onun her şeyiyle açtığı dünyasında yaşamayı yitirmek, cennetten dünyaya düşmek değil midir?
***(Antigone) “Ben benliğimi sevgiye adadım, nefrete değil”. Bu, yalnız kalsa bile, yalnızlığa da meydan okuyan bir çağrı değil mi? Sevgi, yalnızlığa karşı en büyük güç. Sevgiyle yalnızlığımın ve yalnızlığının yazgısını değiştirebilirim. Sevgisiz kurulan beraberlikler insanı yalnızlıktan değil, kimsesizlikten kurtarır.
***Yalnızlık bazen kaçınılmazdır, bazen de şanssızlık. Öyle ya, seni tanımamış olsaydım yalnız kalabilirdim, yalnızlığı seçebilirdim. Oysa beni şimdi yalnız kılan, sensizlik, sensiz olmak.
***“Yalnızlık kimine göre sayrı kişinin kaçışıdır, kimine göre de sayrı kişilerden kaçış.” (Nietzsche). Bir dervişin yalnızlığıyla bir seri katilin yalnızlığı. Her yalnızlık nedenleri ve sonuçlarıyla aynı değil..
***”Ne götürürsen o büyür yalnızlıkta. İçindeki hayvan da öyle. Bu yüzden bazılarına yalnızlık salık verilmez.” (Nietzsche) İnsanlara güvenemiyordu, yalnızlığına kaçtı, artık insanlara hiç güvenmiyor. Yalnızlığına giden, gönlünü arıtmalıdır…
***Herkesin yaşamında mutlak olarak yalnız kalacağı ortak bir an var:ölüm.. Paylaşılamayan tek şey ölümdür. İnsanlar bir arada yaşarlar ama tek başına ölürler. Ölümde yalnızlık bir olasılık, bir tercih değildir, gerçektir ve kaçınılmazdır. İntihar ise yaşayan herkesten kaçmanın en kolay ve trajik yoludur. Yalnızlığa da katlanamayanın kaçışıdır.
***Dünyanın yetiştirdiği en büyük beyinler ve yüreklerin bir kısmı yalnız yaşamış ve ölmüşler. Bugün onların eserleri bizi yalnızlığımızdan kurtarıyor. Çelişki mi, gecikmiş bir kavuşma mı?
***“Bir ufka vardık ki artık -Yalnız değiliz sevgilim. -Gerçi gece uzun, -Gece karanlık -ama bütün korkulardan uzak. -Bir sevdadır böylesine yaşamak, -Tek başına -Ölüme bir soluk kala, -Tek başına -Zindanda yatarken bile, -Asla yalnız kalmamak.”(Ahmet Arif) Kurbanların, kendini adamışların, inanç erlerinin, savaşçıların çözümü. Başkaları için yaşamak, yalnızlığı yener mi?
***“Bilmezler yalnız yaşamayanlar, -Nasıl korku verir sessizlik insana; -İnsan nasıl konuşur kendisiyle; -Nasıl koşar aynalara, -Bir cana hasret, -Bilmezler.” (Orhan Veli Kanık) Yalnızlık bilinemez, yaşanır. Yalnızlık acıdır, acıtır. Bu yüzden yalnızı incitmekten kaçınılmalıdır.
***Dünya küresel bir köymüş, iletişim çağındaymışız. Oysa yalnızlığın çağı bu çağ, bu sıkışmış, bir araya yoğunlaşmış kalabalıklar içinde yalnızlık diz boyu.
***Yalnızlık topluma göre bir uç durumdur, suçtur, bazen de cezadır. Toplum uyumu, birliği, standartları ister. Bu yüzden uyum sağlayamayanlar, standartlara uymayanlar yalnız bırakılır, tecrit edilir. Sürüden ayrılanı kurt kapar. Yalnızlığın yazgısı belli gibidir.
***Kahramanlar yalnızdır çünkü yığınlar kahraman değildirler. Yığınların içinden seyrek olarak ve bir anomali olarak çıkar kahramanlar. Yığınlar bu nedenle kahramanları ya kurban ederek ya da putlaştırarak uzaklaştırır, soyutlarlar. Topluma göre kahraman, rolü bitince sahneyi terk eden bir aktördür, sahne toplumun, öykü, toplumun öyküsü olmalıdır..
Yalnızlığımı tanıdım insanları tanıdıkça.Şükürler olsun Allahım, beni bana yaklaştırdın.Bilir miydim hiç kendimi ve insanları, yalnız kalmasaydım ?...mag
Yalnızlık basma kalıp bir rutindir edebiyatta. Kimi zaman gerçek ve olabildiğince ironik kimi zaman ise sahte ve olabildiğince abartılı yansıtılır. Benim yalnızlığım monologlarımla başbaşa kaldığım anlarda başlar. O anda yalnızlık olmaktan çıkıp adeta hürriyete dönüşür. "Yaşasın yalnızlık, yaşasın yalnızlığım" derim.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız