Moderniteye dahil, pozitivist bir yaklaşım daha. Ki bu, en önemli toplumsal düşünce yaklaşımlarından başı çeker. Aydınlanma çağı'nın ana desturlarındandır. Zaten Kant'a göre, "Ergenlik çağına girişi" idi insanlığın aydınlanma dönemi. Yani, Kant'ın dahi ilerlemeci tarih anlayışına sahip olduğu çıkarsanabilir.
Gelgelelim, sosyolojinin kurucu babalarından olan Comte de, Durkheim da, ilerlemeci tarih anlayışını savunur. İnsanlık tarihi, dönemlere ayrılmıştır ve ilkellikten dünya cennetine doğru gidiş halindedir. Tabiki bilim herşeyi halledecek ve cehalet ve hurafelerden kaynaklanan savaşlara gerek kalmayacaktır. Bilimsel ruhban sınıfını da önermiş olan Comte, tam da azılı bir ilermeci tarihi benimsemişti.
Ve canım Pitirim Sorokin. Dünyanın büyük savaşlara gittiğini ölümünden önce görmüş, insanlık tarihinin ilerlemeci değil, döngüsel olduğunu ispatlamaya çalışmış bir dahi. Gerkirse hakkında çıkan yazıları da kopyalarız, nitekim bu forum da ben de bir kaç kırıntı dillendirmiştim. Sorokin, insanlık tarihini üç döneme ayırıyordu ve iki uçta, uhreviyatın ve hazcılığın olduğu, oratada ise en güzeli olan orta yol bir devrin dünyaya sırayla hakim olduğunu belirtiyordu. Mesela Yunan ve Roma döbnemleri aşırı seküler ve hazcı dönem, Ortaçağ ise Uhreviyat dönemi idi.
Aydınlanma düşünürlerinin batı'dan çıktıkları bilindiğine göre, bu düşünürlerin yaptıkları tüm analizlerin kendi tarihleri için öncelikle geçerli olduğunu hatırlatmakta fayda var. Zira bunu kafası basmazlar familyası, halen dünya tarihine mal ederler ve batının kendi geçmişi için tanımladığı ortaçağ karanlığını, bizim kültür ve medeniyetimize de dayatırlar. Ve söylediğim üzere, batı bile ortaçağ karanlığına artık kocaman bir soru işareti dikmiştir.
İlerlemeci tarih anlayışı, ideolojiler çağı denilen 19. yy.'ın temel teziydi ve hatta bir ön kabül haline gelmişti. Ama tarih nedir, insanlık nedir? neye göre ilerleme? gibi sorular gücünü gün geçtikçe duyurmuş ve bu tez, artık sadece kendi taraftarlarını toplayan sıradan bir teze dönüşmüştür.
Bilim ve teknikteki ilerlemeler, insanlığın gerçekten yararına mı olmuştur? En kanlı savaşların, en çok cinayetlerin, kitle imhalarının geçen ve bu yüzyılda, yani tekniğin son gaz gittiği bu zamanlarda olması bir çelişki midir, yoksa sonuç mudur? Batı'nın vadettiği dünya cennetine, neden sadece kendileri ulaşmıştır, ki onu da dünyayı kana boğarak sağlamışlardı. Ve, bu sahte cennetleri, geçmişin büyük sömürü düzeninin daha ince yollardan örtük hale gelmesiyle süregittiği bilinebiliyor mu?
Zaman ilerler, ama insanlık ilerler mi? Sadece bir insan için düşündüğümüzde, zamanın onu mükemmel yapacağını düşünebilir miyiz? Aynen bunun gibi, ilerleyen zamanın, sırf bilim ve teknikteki gelişimeler ilerliyor diye, toplumu ahlaklı, erdemli, güzel ve iyi kıldığını söylenebilir mi? İncelen söylemler, terimler, kavramlar dünyasında halen en temel sorun insanın yeryüzündeki bozgunculuğu değil mi?
İlerlemeci tarih anlayışı, bilimin her sorunu çözeceğine inanan eski zaman düşünürlerinin bir fantazisi idi; ancak onları bizzatihi ilerleyen bilim yalanladı. Bununla beraber, bu reformist söylem, karşısındakileri ezmek için sıklıkla kullanıldı. Gerçi reformistler inançlı insanlardı, ilerlemenin herşeyi çözeceğine kati iman etmişlerdi; mesela "çuf çuf çuf çuf" gibi mekanik seslerden şiir düzecek kadar sersemlemişler, bunu insanlığa bir çıkış olarak sunmuşlardı.
Bu yüzdendir ki 19. yüzyılın bütün ideolojileri, 20. yüzyılda yalanlanmıştır.
Gelecek zamanın, kendiliğinden geçmişe karşılık bir üstünlüğü yoktur.
Poe, ben de izninle birkaç noktaya karşı çıkacağım, kızmayacağını biliyorum
Pitirim Sorokin’in yanıldığını sanıyorum. Onun sandığı gibi eski Yunan ve Roma hazcı ve seküler değildi. Eski Yunanda ve Romada gündelik yaşamın her alanını (üstelik Tek Tanrı değil) sayısız tanrılar yönetiyordu. Hatta eski Roma’da her evin bile koruyucu bir tanrısı vardı. Bakma sen Epiküros’un hazcılığına, O’nun önerdiği mistik bir dindi. Heraklit, Demokritos, Leukippos gibileri seküler olmaktan çok, tek Tanrı düşüncesine yaklaşan, öncülleyen dehalardır. Ortaçağı bir uhreviyat ya da bağnaz bir din çağı olarak görmek de pek doğru değil, ne de olsa Reformun tohumları o çağda atılmıştır.
İlerleme düşüncesinin artık sıradan bir düşünce olduğunu kabul etmek de mümkün değil, ilerlemenin savlarını, içeriğini teknolojik gelişmelere indirgemek de.
Ayrıca sana göre ilerleme düşüncesinin alternatifi yok gibi (çünkü bahsetmemişsin). İpuçlarına bakılırsa, yani ilerleme düşüncesinin Batı’nın ürünü olduğunu söyleyerek, Doğu’da bir seçenek olma olasılığı var. Ama Doğu, ilerleme düşüncesine bir alternatif üretebilmiş gibi görünmüyor. Varsa da sözünü etmemişsin.
Şunu da açıklamamışsın; ilerleme düşüncesinin idealleri nedir, bunlar yanlış mıdır yoksa belli nedenlerden ötürü bu hedeflere ulaşamamış mıdır, ulaşması mümkün değil midir? Elbette bunun ardından şu soru da yanıtlanmalı: o zaman ne yapılmalı?
Belki böyle, yanıtların bulunması kolay olur düşüncesiyle yazdım.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız