Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 238 Üye Adayı ve 13 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

DÜNYA GÖRÜŞÜM


DÜNYA GÖRÜŞÜM
Sayfa 1, 2  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel
Yazar Mesaj
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pzr Ekm 14, 2007 9:25 am    Mesaj konusu: DÜNYA GÖRÜŞÜM Alıntıyla Cevap Ver

Forumlarda dile getirdiğimiz düşünceler dünya görüşümüzle bağlantılı olduğu için özellikle siyasi konularda görüş ayrılıklarının, tartışmaların olması kaçınılmaz. Ancak bu tartışmaların çoğu zaman anlamak/anlatmak şeklinde değil suçlamak/mahkum etmek şeklinde yapıldığını görüyorum.
Açık olmayı savunuyorum ve bundan sonra söyleyeceklerime baz olmak üzere dünya görüşümü açıklıyorum. Söyleyeceklerimin bu temel üzerinde değerlendirileceğini umuyor ve bu temel üzerinde eleştirilere de açık olduğumu beyan ediyorum. Dileyenlerin de dünyaya bakışlarını bu açıklıkla anlatmalarını umuyor ve bundan sonraki tartışmaların artık tasavvur edilen değil deklare edilen somut kavramlar ve ilkeler üzerinden yürütülebileceğini düşünüyorum.
Ardından gideceğim bir ideoloji görmediğim (ya da farkında olmadığım) için belli temel konularda ne düşündüğümü söyleyerek dünya görüşümü anlatmayı deneyeceğim.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pzr Ekm 14, 2007 9:25 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

EKONOMİK DÜZEN:
Feodalizmin ve sosyalizmin artıklarını saysak bile dünyada egemen olan ekonomik düzen kapitalizmdir. Başlangıçta feodaliteye göre daha gelişmiş bir düzeni temsil eden kapitalizmin önemli ekonomik, toplumsal, kültürel getirileri olsa da artık yozlaştığını, sömürünün, eşitsizliğin, savaşların, adaletsizliğin, çürümenin ve türlü kötülüklerin sorumlusu olduğunu düşünüyorum. Sosyalizmin yenilmesi ile rakipsiz kalsa da er geç kapitalizme bir seçenek çıkacağını umuyor, çıkması gerektiğini düşünüyorum. Anti-kapitalistim.

LAİKLİK:
Dünyanın, yaşamın dini esaslara göre düzenlenmesine, bunun dayatılmasına karşıyım. Devletin tüm dinsel inançlar ve dine inançsızlık ile aynı mesafede olması, inanma ve inanmama özgürlüğünü tanıması ve koruması gerektiğine inanıyorum. Laiklik anlayışıma göre devlet kimseyi dini inançlarından dolayı kınayamaz, suçlayamaz, dini inanç ve kararlarını açıklamaya zorlayamaz. Devlet, insanların hiçbir inanca sahip olmama, bundan ötürü kınanma ve ayrıma tabi tutulmama ya da dini inancı olsa bile ibadete ve dinsel törenlere zorlanmama hakkını tanımalı ve korumalıdır. Devlet belli bir inancı ya da inançsızlığı aşılamaya çalışmamalıdır. İnananların dini ibadet ve törenleri kamu düzeni ile ilgili kısıtlamalar dışında engellenmemeli (hijyene aykırı kurban kesimi vs).

DEMOKRASİ:
Demokratım. Bireylerin kendi yaşamları üzerinde bir sınıfın, bir kastın, ilahi ya da dünyevi bir otorite iddiasındaki güçlerin değil kendisinin söz hakkı olması gerektiğine inanıyorum. Demokrasinin belli aralarla oy kullanmaktan ibaret olmaması gerektiğini savunuyorum. Tüm çıkar gruplarının, ekonomik, siyasi, toplumsal, kültürel tüm baskı gruplarının ve hatta bireylerin, bireysel veya grup çıkarlarının çoğunluğun özgürlüklerine dokunmadığı sürece gözetildiği, bireyler ve baskı gruplarının erki uyarma, etkileme ve erki paylaşma, değiştirme kanallarının açık olduğu ve güvence altına alındığı vs bir demokrasiyi savunuyorum.

İLERİCİLİK-TUTUCULUK:
İlericiyim, tutucu değilim. Kavramı klişeleşmiş ilerici-gerici jargonuyla kullanmıyorum. Her şeyin artık açıklanmış, bitmiş olduğu, yeni bir şeyler arama yerine var olanı, eskiyi muhafaza etmek anlamında tutucu değilim. Toplumsal bir varlık olarak insanın daha iyiyi, doğruyu bulma kapasitesine, gücüne sahip olduğu, eleştirel akıl yoluyla ilerleyen ve her şeyin değiştiği dünyada kendisinin de evrileceği ve ekonomik, toplumsal, kültürel ve düşünsel anlamda daha ileriye gideceğine inanç anlamında ilericiyim.

MİLLİYRTÇİLİK:
Ne olursa olsun ve ne pahasına olursa olsun vatanımı ve ulusumu seviyorum. Kendimi bu vatanın ve bu ulusun bir parçası olarak görüyorum. Vatanseverim. Bu kimlik içinde ulusumu herhangi bir ulustan üstün ya da aşağı görmüyorum. Ulusumdan gurur duymak ya da ulusumu sevmek için hayali ya da gerçek düşmanlara,
Tarihsel ve ezeli-ebedi bir misyona gerek olmadığını düşünüyorum. Ülke bütünlüğünün ve bağımsızlığının bana verilen en büyük emanetlerden olduğunu düşünüyorum.

BATICILIK:
Türkiye’nin esasen doğulu bir ülkedir ama doğulu olarak da kalmadı, kalamaz, kalmaması gerekir. Ne batı ne doğu tümüyle kötü ve reddedilmesi gereken değerler toplamı değildir. Batı ve doğu farklı tarihsel, ekonomik, siyasal, kültürel süreçler içinde evrimleşmiş bu nedenle farklı değerler, zenginlikler yaratmış iki kategoridir. Mutlak olarak birini seçme çabasının boş ve anlamsız olduğunu düşünüyorum. Doğunun ve batının bizi ileri götürecek ve bu topraklara uygun değerlerini sentezleyip kendimize bize özgü bir yol çizmemiz gerektiğini düşünüyorum. Batıyı tümüyle reddetmeye, geride bıraktığımız doğu kimliğine geri dönmeye olduğu kadar, batıyı taklit etmeye, körü körüne batıyı izlemeye örneğin ne pahasına olursa olsun AB’ne girmeye karşıyım.

DİN:
İnanan bir insanım. Tüm inananlara olduğu kadar inanmayanlara, bütün dinlere ve mezheplere saygılıyım. Hiç bir dini veya mezhebi düşman, sapkın olarak görmüyorum. Kimsenin inancı-inançsızlığı, dini görüşleri beni ilgilendirmiyor. Din Allah’la kul arasında özel ve kutsal bir ilişkidir ve ne amaçla ve nedenle olursa olsun kimse ya da hiçbir güç bu alana müdahale edemez. İnsanlar Allah karşısında bireysel olarak sorumludur ve tek yargı sahibi Allah’tır. Kimsenin başkasının dini inançlarını sorgulama, kınama, değiştirmeye zorlama, dini Saiklerle eleştirme, kınama, baskı yapma, zorlama, aşağılama hakkı yoktur.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pzr Ekm 14, 2007 2:39 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bazen... Saklanmamak da gölgede gizlenenlerirahatsız eder bazen.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pzr Ekm 14, 2007 11:35 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

eskiden nesajlarım imzasızdı. Kısa bir süre önce bu imzayı kullanmaya başladım. Sadece böyle sanal ortamlarda değil, gerçek yaşamda da insanların gerçek düşüncelerini "diyemedikleri"ni düşünüyorum. Bu imza bu anlamda yapılmış bir davetti. Başkalarının dedikleri üstünden ya da semboller aracılığıyla veya bir şeylere karşıtlık üzerinden konuşmak yerine kendi üzerinden ve kendi sesinle konuşmayı öneren bir davet.
İmzada birinci tekil şahısın kullanılmış olması, benim de söylediklerimin asıl diyeceklerim olmadığını düşündürür. Zekice bir tespit. Ama bu cansız sözcükler üzerinden yürütülen bir mantık. İğretilemede öznelerin kendisi de bir göndermedir. "Biz adam olmayız" derken, "benim" de aralarında bulunduğum "bizi" değil, bizim aramızda adam olmayan üçüncü şahısları anlatırız.
Gölgede kalanla sizi kast etmemiştim ki zaten gizlenmiyorsunuz. Rahatsızlık konusuna gelince, kaygılanmayın, rahatsız değilim, rahatsız olmam için bir neden yok.
Katkılarınız için teşekkürler.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr Ekm 28, 2007 3:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

1- Batı karşıtı değil, batılılaşma karşıtıyım. Çünkü batı evrensel bir ideal değildir. Bu yalnızca bir yanılsamadır. Ama bu yanılsama; ülkenin süper güç olamamasının, devlet-halk ayrılığının baş sebebidir.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr Ekm 28, 2007 3:58 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

2- Gelecekten umutvar olmanın adı ilericilik olamaz. Çünkü bu meyanda umutsuz insan, vatandaş yoktur. Ancak klasik anlamda ilericilik, zaten ilerlemiş tarih tarafından yalanlanmıştır. Maddecilik, bilimsel hurafeler hiçbir şeyi dindirmediği gibi, akan kan nehirken deniz oldu. Toplumu kün olarak ele alan bütün toptancı modernist yaklaşımlar duvara tosladı. Bugün, aşırı bireycilik karşısında şaşkınlar. Tümdengelim yerine tümevarım. Bireyden topluma.. halen en büyük mesele, kişinin inşası meselesidir. Son iki yüzyıldır batı'da ortaya çıkan reçeteler, bunalım, kan ve gözyaşı getirmekten başka bir işe yaramadı. Onlara bir dert değmez; çünkü halen hakim güçleri oluşturuyorlar.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pzr Ekm 28, 2007 5:38 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

1- Batılılaşma karşıtısın ve yanılmıyorsam muhafazakarsın. Yine yanılmıyorsam ülkemizdeki muhafazakar kesimler şu an AB'nin en büyük destekçileri (en başta da muhafazakar AKP hükümeti). Ben muhafazakarların AB taraftarlığını kendi görüşlerine ters görüyorum. Yanılıyor muyum? Sen AB konusunda (bir batılılaşma karşıtı olarak) ne düşünüyorsun?
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pzr Ekm 28, 2007 5:44 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

2-İlericilik hakkında söylediklerimi gelecekten umutkar olmaya nasıl indirgedin bilemiyorum. Gelecekten umutsuz bir insan ve vatandaş yoktur savının temeli nedir onu da bilemiyorum. Bu konudaki görüşlerimi tekrar hatırlatacağım.
"İlericiyim, tutucu değilim. Kavramı klişeleşmiş ilerici-gerici jargonuyla kullanmıyorum. Her şeyin artık açıklanmış, bitmiş olduğu, yeni bir şeyler arama yerine var olanı, eskiyi muhafaza etmek anlamında tutucu değilim. Toplumsal bir varlık olarak insanın daha iyiyi, doğruyu bulma kapasitesine, gücüne sahip olduğu, eleştirel akıl yoluyla ilerleyen ve her şeyin değiştiği dünyada kendisinin de evrileceği ve ekonomik, toplumsal, kültürel ve düşünsel anlamda daha ileriye gideceğine inanç anlamında ilericiyim. "
Bu bağlamda kendini ilerici mi, tutucu mu gördüğünü merak ediyorum. Ya da bu bağlamın dışına çıkıp senin ilericilik ve tutuculuk hakkındaki görüşlerini bilmek isterdim.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr Ekm 28, 2007 6:18 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İnsan batılılaşmacı olmaktan utanır. Batılılaşmak benim için onursuzluktur. Tekrar ediyorum; batı'nın bizzatihi kendisine karşı değilim. Onurluca bu dünya üzerinde herkese yer var.

Muhafazakarlık, uzun yıllar batı ile içerideki statükocu batılılaşmacılar arasında sıkışıp kalmıştı. Ancak statükonun daha beter baskıcı oluşu, daha önemlisi, en önce kendi durduğun yerdeki varoluş mücadelesi, batının hümanist söylemlerini arkaya alma gereksinimi doğurdu. Ancak, batı da statüko gibi bu işbirliğinden şüpheli. Batı'dan esen rüzgar, batı'ya rağmen geliyor. Onu da ekleyelim. Yani, çok ta mutlu değiller Türkiye'de muhafazakarlığı yeşermesinden. Yeni bir Osmanlı tehdidi görmeyi istemezler. (Osmanlı, statükonun kafasında gerici; batının kafasında büyük güç'tür. Laflarım batılı açıdan değerlendirilmeli.) Şunu da ekleyelim: Ülkede muhafazakarlığın yeşermesi, baskının halkın üzerinden görece kalkması yüzündendir. Demokratikleşmenin sonucu. Yoksa hükümetin kendiliğinden artı adımlar attığı pek söylenemez. Bir çok noktada ürkek davrandığı ortada. Aman mitingci tayfasını kızdırmayalım anlayışındalar. Korkulduğu üzere, halk kendiliğinden akacağı yeri biliyor; zaten bu yüzden statüko bir an bile ipleri gevşetmek istemiyor.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pts Ekm 29, 2007 12:03 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Çatışa çatışa yumuşama... Marksizm - vahşi kapitalizm gibi.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pts Ekm 29, 2007 12:38 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

sorduğum hiç bir soruya yanıt vermiyorsun. Başka şeyler söylüyorsun. Kendinle konuşuyorsun, benle değil. Ama,olsun. Wink
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pts Ekm 29, 2007 12:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Tekrar İlericilik.

Kendinizi klasik anlamda ilerici-tutucu diyalektiğinden soyutlayıp, yine ilericilikten yana tavrınızı koyarken; bana klasik ilericilik-tutuculuk seçimini sunuyorsunuz.

İlericilik bir fiyasko söylemdi. Sizin şu klasik ilericilikten kopuk diye iddia ettiğiniz ilericilik bile, kopuk değil; sadece yeni. Yani Neo- İlericilik. Yeni görüşler, her zaman için eskinin biraz daha geliştirilmiş, yenilenmiş halidir. Ama kopuş değildir. Yine o temeller üstünde yükselir.

Herşey açıklanmış, bitmiş olmayabilir. İnsanlık, bilim ve teknik yönünde ilerledikçe, yeni sorunlar doğar ve açıklanmayı bekler. Mesela şu ceza hukukumuz bile, yeni sorunlar karşısında eski kalabiliyor. Mesela bilişim suçları gibi. Ama, suç suçtur. Temel referanslar değişmez. Yeni olgu ve durumlarla karşılaşıldığında yeni çözümle(me)ler de ortaya çıkar akabinde. Ancak; bu eskinin birikiminden azade değildir. Kaldı ki nitel olguların ilerlemesi diye bir şey olmaz; veya çok çok sınırlıdır ilerleyişi. Mesela ahlak ilerlemez. İlk insan için de ahlaki ilkeler, bugün için de geçerli. Sadece yaygınlaşmasından bahsedilir ki, bu da ilerleyiş olarak adlandırılamaz. İlerleyen bilim ve tekniktir; yani nicel olgular. Bunların kendiliğinden niteli etkilemesi beklenemez. Nitekim geçmiş yüzyıllardaki o beklenti, milyonlarca insanın savaşlarda ölümüyle fos çıktı. Dehşetengiz fizik kuralları kullanılarak bir nükleer bomba ile kitleler yok ediliyor. İnsanlığın kendiliğinden ileride iyi olacağını ileri sürmek mümkün değil. Bu uğurda çabalar her zaman vardı; olacak ta. Ancak bu çabaları hiçleyen gelişmeler de oluyor ve olacak ta.

Ancak, biz ister kabül edelim, ister etmeyelim; tarih, son noktada doğal halde ilerleyişini sürdürüyor. Senin istediğini başkası istemeyebilir ve çatışma da bundan doğar. İlkel zamanda su kaynağına hakim olma savaşı vardı; bir kaç yıl sonra yine bu savaş olacak. Veya iyi bir otlağın paylaşılamaması yüzünden savaş veriliyordu; şimdi ise enerjinin paylaşılamaması savaşı veriliyor. Savaş bu dünyanın yazgısıdır. İstememezlik onu engellemez. Bakalım; Ortadoğu'da biz Türkiye'nin bir savaşın içinde olmasını şiddetle istemiyoruz; veya büyük güçlerin Ortadoğu'daki halkları birbirine kırdırması oyununu görüyoruz; ama oyun o kadar büyük ki, biz de büyük bir savaşın içine savruluyoruz.

İlerisi için iyiyi herkes arzu eder.

"Toplumsal bir varlık olarak insanın daha iyiyi, doğruyu bulma kapasitesine, gücüne sahip olduğu, eleştirel akıl yoluyla ilerleyen ve her şeyin değiştiği dünyada kendisinin de evrileceği ve ekonomik, toplumsal, kültürel ve düşünsel anlamda daha ileriye gideceğine inanç anlamında ilericiyim. "

Evet, bu söylediğinizle siz bir ilericisiniz; ama böyle söylemekle de ilerlemiş olmazsınız. İnsan eleştirel aklını kötü amaçlar için de kullanabilir. Nitekim bir yığın böyle analist, uzman, teorisyen vardır ki; güçlerini kendi tarafını tuttuğu bir akım yada fikrin yada devletin, medeniyetin hakimiyeti için harcar. Aslında bu bile kötü amaç değildir nesnel olarak bakılacak olursa. Çünkü o da inandığı ideale efor sarfediyor. George Soros kendince demokrasiyi yayıyor mesela; ama bu sizin demokrasi anlayışınızla uyuşmadığında düşman olabiliyor. Peki dolar milyarderi Soros, idiot biri mi? Şu forumda olsaydı; eminim kendince bir yığın söyleyecek lafı vardı. Zaten kitap ta yazmış birisi. Okuyan, entelektüel birisi. Bunları övgü için söylemiyorum; ama işte salt eleştirel aklın kendiliğinden kutsal olduğu iddiasının altının boş olduğunu iddia ediyorum. Böyle olunca da, ilerleme mümkün olmaz.

İlericilik, kendinizin de ifade ettiği üzere, bir fikir değil, bir inanç.

Ben de nacizane diyorum ki... Varsa bir ilerleme, onu zaten yaşıyoruz ve yaşayacağız. Ama nicelden öte bir ilerleme yoktur. Bazı kof beyinlerin iddia ettiğinin aksine temel önermeler, üzerinden yüzyıllar geçtiği için eskiyip çürümez. Yeni önermeler ortaya çıkabilir; ama bu bile eskinin üzerinde yükselir. İnsanlık birikimdir; insanlığın kendisi bir gelenektir bu yüzden; bu yüzden her önerme eskiden beslenir. Ama eskiyi yanlışlayan bir önerme; sadece iddia etmekle kalmıştır. Murat Belge'nin dediği üzere, on yıllar boyunca yapılan ataist propagnadaya rağmen, Sovyetler yıkılır yıkılmaz insanlar günah çıkarmak için Kilise'ye koşmuşlardır. Özellikle de yaşlıları.

İlericilik, kesin inanç içeren bir söylem. Peki tutuculuk öyle mi? Mesela, siz rahatlıkla "ben ilericiyim" diyorsunuz; ama ben "tutucuyum" diyebiliyor muyum? Demem, diyemem; çünkü tutuculuk, insanın kendisi için kullandığı bir vasıf olamaz hiçbir zaman. Bu daha çok, ilerici söylemin, negatifi olarak gördüğü taraf için antitezini gösterdiği bir kavram. Yani ilericilik pozitif; tutuculuk ta negatif oluyor. Kavramların içeriğinden bu açıkça anlaşılıyor. Hatta biraz dile eğilirsek, şunu görürüz; ilerleme ve tutucu olma; herkesin beyninde aynı çağrışımla yüklüdür:İlki pozitif, ikincisi negatif değerli.

İçerik olarak ta baktığımızda, ilericiliğin kolayca bir ideal olarak tanımlanabilmesine rağmen, tutuculuğun tanımının pek olmadığı görülür. Ama geleneğe sahip çıkma; yeniliğe huzuru ve düzeni bozacağı kaygısıyla mesafeli yaklaşımın da adı tutuculuk olamaz. Çünkü, o da kendisini iyi bir sebeple sebeplendirmektedir. İlerici, yeniliği iyi diye sunarken; o yeniliği kötü olarak savlamaktadır. Bunda haksız da değildir kendince. Eleştirel akıl sahibi Henry Thoreau'ya bakalım mesela. Üç yıl inzivaya çekiliyor, modern aygıtları yanına almaksızın. O sırada modern yaşamın insanın doğasına ne denli aykırı düştüğünü savlayan kitabını yazıyor. Bugün gerçekten de iletişim kölelğinden, tv.'nun bizi esir almasından bahsetmiyor muyuz?

Değil tutuculuk, muhafazakarlığın kendisi bile aslında herşeyi körü körüne tutma peşinde değildir. En azından savunucuları bunu savlamamışlardır. Öyle görünmesi, tamamen parlak ilerici idealistlerin olumsuz imaj yüklemelerinden kaynaklanmaktadır. Bu meyanda, mesela modern hayat, artık red edilemez bir olgudur. Amerika'da Amish'ler dışında, bilinçlice bunun aksini seçen pek nadir topluluk vardır. Ama insanlar ilerici olmadıkları için geriyi yaşıyor diye bir ifade de bir iddiadan öteye geçmez. Çünkü en önce batı ilericiydi, ve iki kere dünyayı savaşa sürükledi. Sonra bizim gibi bilim teknik alanında geri kalmış ülkelere, yerli misyoner aydınlar vasıtasıyla pompalandı. Ki bizim gibi batı ile yüzleşmiş ülkelerde çatışkının temeli budur. İlerlemecilere baktığımızda, hepsinin batı'nın temellerine sahip çıktığı görülür. Peki batı'nın temelleri kötü müdür diye sorulacak olursa; bir kısmının iyi, bir kısmının kötü olduğunu savlayabiliriz. Topyekün iyi diye bir nitelendirme doğuştan sakattır. Formula'da yarışan bir Türk kızını reklam edenin, "Türkiye'nin Avrupa'ya dönük yüzü" diye sunması; başlıbaşına böyle bir ilerlemeci inancın içine düştüğü aşağılık kompleksini yansıtır; başka bir şeyi değil.

Ahlaki anlamda tutuculuk var bir de. Ona sonra değinirim.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Pts Ekm 29, 2007 2:37 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İlericilik bir fiyasko söylemdi.
Ben buna katılmıyorum. Bunu iddia etmek demek, ilericiliğin insanlığın toplumsal-ekonomik-kültürel vs her alanında (eskiye göre) hiç bir ilerleme, düzelme göstermemiş olmasını, buna baştan yazgılı olduğu anlamına gelir ki, yaşamın kendisi bunu yalanlamaktadır. Bugün insanlığın ulaştığı ekonomik, teknolojik, kültürel, toplumsal kazanımları ilerlemeci düşünceye borçluyuz. Her şeyin halıhazırda sunulmuş olduğu , daha iyisinin olamayacağı düşüncesi olsaydı tüm bu kazanımlar olmazdı. Zaten siz de ilerleme düşüncesini bir veri olarak gerçek kabul ediyorsunuz. İlerleme düşüncesiyle insanlığın ulaştığı bu aşamada insanlığın aleyhine, zararına gelişmelerin olduğu da doğrudur. Ama bu, insan aklının, duygularının, zaaflarının bir sonucudur. Hatta bundan öte kapitalizmin doğal sonuçlarıdır. Aklın mutlaklaştırılmasını eleştirirseniz buna katılırım. Rasyonalitenin çoğu zaman ve yerde irrasyonalleştiğini görüyoruz. Bu, ciddi bir sorundur. Ama bu gibi nedenlerle ilerleme düşüncesini tümüyle mahkum etmek bana yanlış geliyor. Örneğin aklın mutlaklaştırılmasına karşı çıkmak bence daha tutarlı bir duruş.

Temel referanslar değişmez... Mesela ahlak ilerlemez. İlk insan için de ahlaki ilkeler, bugün için de geçerli.
Ahlak ne ilk ve son insan için ne tüm zamanlar ne de tüm toplumlar için aynıdır. İnsan olma bilincinin getirdiği ortak paydalar olsa bile ahlak her toplumda, her toplumsal düzende, farklı çağlarda değişik olacaktır. Peygamberimiz devrinde kölelerin olması bugün kabul bile etmeyeceğimiz bir olgudur. Ortaçağda derebeylerin ilk gece hakkını bugün kimse savunamaz. Değişik dinlerin,toplumların kendilerine özgü farklı ahlakları vardır. Cinayet hemen her kültürde yasaktır ama örneğin Cihad, savaş vb durumlarda, silahlı mücadele koşullarında iyi olarak görünür. Hırsızlık özel mülkiyetin ortaya çıkmasıyla kötü bir eylem olarak nitelenmiştir vs. Evrensel ve ezeli-ebedi bir ahlaktan söz edilemeyeceği kanısındayım, dünya da zaten bunun kanıtlıyor.

Ancak, biz ister kabül edelim, ister etmeyelim; tarih, son noktada doğal halde ilerleyişini sürdürüyor.
Demek ki bir ilerlemeden bahsetmek yanlış değil. Sorun ilerlemenin ne anlama geldiğini, yönünün ne olması gerektiğine, insanoğlu için neyin daha iyi olduğuna karar vermede. Değişimden kaçmak mümkün değildir. “Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz”. Değişimin iyi ya da kötü yönde olması önemlidir. İnsanlık için daha iyiyi sunan her gelişme ilerlemedir. İlerleme adı altında sunulan her şey ise iyi olmayabilir.

Evet, bu söylediğinizle siz bir ilericisiniz; ama böyle söylemekle de ilerlemiş olmazsınız. İnsan eleştirel aklını kötü amaçlar için de kullanabilir.
Elbette bir şeyleri söylemek, onu eylemek değildir. Söylenen şeylerin genel olarak insan, toplum ve dünya için daha güzel, iyi bir aşamayı önerdiğinin, buna götürdüğünün kanıtlanması gerekir. İnsanın eleştirel aklını kötü amaçlar için kullanması başka şeydir, insanın eleştirel aklıyla daha ileri bir ekonomik-toplumsal-kültürel-ahlaksal aşamaya ilerleyebileceğini düşünmek ayrı. Düşüncenin kendisini eleştirmek gerekir, o düşünce adına konuşanları değil. Çünkü her din adına, her ideoloji adına yanlış söyleyenlerden yola çıkarak tüm dinleri ya da ideolojileri mahkum etmek mümkündür.


Varsa bir ilerleme, onu zaten yaşıyoruz ve yaşayacağız. Ama nicelden öte bir ilerleme yoktur.
Dedikleriniz birbiriyle çelişiyor. İlerlemenin kendisi nicel değil nitel bir soyutlamadır. Yani ilerlemenin var olduğunu kabul etmek nitel olarak bir değişmenin var olduğunu da kabul etmektir. Nicelden öte bir ilerleme olmadığını iddia etmek tarihin bittiğini, gelişmenin, ilerlemenin, değişmenin olmayacağını, kültürün sadece biriktiğini ama aynı kaldığını, donduğunu iddia etmektir. Elbette her ilerleme devinimin eskiden alır. Her şey, değişim potansiyelini kendi içinde taşır. Yeni olan hiçbir şey eskiden bağımsız, uzaydan dünyaya inmez. Ama her şey değişir. Temel önermelerden kastınız dini paradigmalar ise, dinin insanın toplumsal, bireysel yaşamındaki yeri ve önemi ve eskiliği tartışılamaz bir gerçek. Dini önermeler eleştirilebilir ama eskiyip çürümediği zaten ortadadır. Ama dinin yorumlanışının ve yaşanmasının da değiştiği de bir gerçektir. Ne Müslümanlar Asr-ı Saadet’in Müslümanları ne Hristiyanlar İsa’nın havarileridir. İlerleme düşüncesinin dinlerin varlığıyla çelişmediğini düşünüyorum. Dinlerin de ilerlemeye karşı olmadığını. Ama din adına ilerlemeye karşıtlık, tutuculuk, ilerleme adın da dine karşıtlık olmuştur ve olabilir.




Bu meyanda, mesela modern hayat, artık red edilemez bir olgudur.
Bu saptamada bir teslimiyet seziyorum. Modernliğin (artık post-modern aşamasını yaşıyoruz) başat yaşama tarzı olduğu görünmekte. Ama modernliğin artık pek çok kötü, yanlış şeyi de beraberinde getirdiği de açık. En başta kapitalizm, savaşlar vs. Modernitenin sıkı bir eleştiriye, modernist düşüncenin reforme edilmesine ya da karşısına, daha iyisini vaad eden bir düşünceyle çıkılmasına ihtiyaç vardır. Bir şeye kötü demek onu iyi yapmıyor, seçeneğini sunmak, yoksa arayıp bulmak lazım.

batı'nın temelleri kötü müdür diye sorulacak olursa; bir kısmının iyi, bir kısmının kötü olduğunu savlayabiliriz. Topyekün iyi diye bir nitelendirme doğuştan sakattır..
Katılırım. Zaten sorun da burada; iyiye tutunma, kötüyü bertaraf etmede. Neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar vermede. Topyekun Batı’ya karşı çıkanlar Batının iyi yöanlarından yoksun kalacağı gibi, onu topyekun alanlar da kötü yanlarını da ithal etmiş olacaktır.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2128
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Çrş Ekm 31, 2007 10:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İyi savunmaydı. Tebrik ederim. Lakin yazının tahlili çok saat gerektiriyor.

İlerlemenin kazanımlarına değinmeden edemeyeceğim: Kazanımlar kişiden kişiye göre değişir. Satın alabildiği alet erdavatla, yani eşyayla bir zenginin hayatı daha da lüks hale gelebilir. Mesela plazma tv izleyebildiği için bunu nimet olarak görür ve yapana dua edebilir. Bununla beraber artık bu tv karşısında kaybettiği vakti arttırabilir ve aldığı haz, yaşamından giden dakikalarla dengelenir, hatta kaybı daha fazla olur. Bu durumda plazma tv'nin getirdiği bir insanlık ilerlemesinden bahsedilebilirmi? Birkere insanlık nedir? Salt bir "teknolojik hayvan" mı? İnsanın maddi refahı artmıştır, bu doğru. Ama insanlığı daha fazla ölmüştür, bu da doğru.

Evet, ilim ve teknikte gelişmeler olmuştur. Doğrudur da; bu ilerleme anlayışı altında cereyan etmiştir. Bir yığın hastalığın tedavisi ortaya çıkmıştır ve zaman içinde gitgide daha az insan ölmektedir. Eğer böyle olmasaydı, yani ölenler ile doğanlar arasında birbirine nerdeyse denk durum olmasaydı, milyarlarca insan daha önce dünyayı işgal ederdi. Amas sorun şu: İlerleme fikri yokken de dünya ilerlemiyor muydu? Muhtemelen evet diyeceksiniz. Ama yavaş ilerliyordu. Batı kendisini herşeyin üstünde gördüğü için bütün icat ve gelişmeleri kendisine mal etmiştir. Bunu da biliyoruz. Mesela mikrobu Akşemseddin birkaç yüzyıl önce bulmuştu. Mesela dünyanıun yuvarlıklığı haritalarla ortaya konmuştu, Piri Reis tarafından da. Vs vs.. Ama ilerleme fikri batı'da bir hastalık olarak ortaya çıkmıştı ve bu uğurda sürekli bir faaliyet vardı. Onun sonucunda da bilim ve teknik alanındaki gelişmeler. Zaten biz de buna nicel gelişmeler diyerek kabüllendiğimizi söyledik. Ama ilerlemeciliğin gerçek vaadi olan nitellik yoktur ve gerçekleşmemiştir. Dünya, iki üç yüzyıl önceki vaadlerin tersine hiç te cennet olmamıştır. Hatta cehennemliliği daha da artmıştır. Sadece savaşlar değil. Sırf şu modern topluluk içinde yaşamanın bile insan psikolojisi üzerinde yığınla tahribatı olmuştur. Kendisinin habersiz olduğu yaşamı boşa geçirmesinden de bahsetmiyorum. İletişim köleliğinden de. Çok daha somut ve aşırı farkındalığın kurbanı olma durumlarından. Mesela yaygın panik atak hastalığı bu çağa aittir. Mesela görüntünün insan üzerindeki hakimiyeti, görsel medya ve iletişim sayesinde mutlaklaşmıştır.

Bir olgu, siz onu kabül etmezseniz bile, bir kere oluşmuşsa, siz onu yadsıyamazsınız. Modernite durumu gibi. Modernite, bir iklimdi. İlerleme fikri de dahil hemen her türlü algı ve düşünce, her ne kadar öykündüğü cenneti vaadedemese de, dünyanın gidişatını değiştirmiştir. Diyelim modern devlet. Modern devlet sadece sınırların belli edilmesinden, artık haritaların ortaya çıkmasından ibaret değildi. Devlet- fert arasındaki ilişkileri düzenliyordu. Peki modern devlet olgusu olmasaydı, yine ortaya çıkmayacak mıydı bu türden ilişkiler? İnsanlar kalabalıklaştıkça, kimlik ve aidiyat daha büyük sorun oldukça yine çıkardı. Ancak daha uzun yıllar sürerdi bu. Modern devlet olgusunun iyiliği kötülüğü bir yana, o artık fiili durum olarak vardır ve sizin onu dışlamanız bir şeyi değiştirmez. Demek istediğim, elbetteki ilerleme fikri hayatı ve dünyayı değiştirmiştir, ama bu ilerleyiş demek değildir. İnsan babından ele alacak olursak, belli sınırlar içine mecburi hapislik kendisi için daha kötü olmuştur. İstediğiniz zaman bu sınırları geçemiyorsunuz. Oysa eskiden... Ancak bu artık bir veridir ve insan da sevmese bile, bunu kabüllenmek ve hayatını buna göre düzenlemek mecburiyetindedir. Yine, eğer artık dünyada sınırlar konuşuyorsa, siz de sınırınızı çizmek ve onu savunmak zorundasınızdır. Yani artık herşey değişmiştir ve değişime uyum sağlamak zorundasınızdır. Ama bu uyum teslimiyet değildir.Onun ruhunu deoldurmak yine size kalıyor.

İlerleme ve ekonomi arasındaki ilişki de ayrıca etüde değer. Nicel ilerlemenin vagonu batıydı (bilimi nitel olarak ele almıyorum.) ve batı yaptığı bu yüksek Ar-Ge harcamalarını, dünyayı sömürerek finanse ediyordu. Hem dışarısını, hem de içerisini. Bu sistem kapitalizmdi ve eleştirenler daha çok içerdeki sömürüye kafayı taktı. Oysa batı bunun önlemini de aldı ve içeriyi düzenlerken, dışarıya karşı sömürü düzenini hep muhafaza etti. Belki yollar yöntemler incelmiştir ama batı'nın niceldeki üstünlüğü halen sömürüsünden kaynaklanmaktadır. Mesela Amerika'ya bakalım; bu süper güce. Bir vampir gibi dünyanın bütün kafalı adamlarını emiyor ve gücüne güç katıyor. Kurbanlar ise vampirin bu şatosuna, iyi ağırlanacağını düşündüğü için gidiyor. Gerçekte de maddi refah ile bilgisini Amerika'ya satıyor. Ama eskiz amanda kurulmuş saat tıkır tıkır işliyor. Bilimsel gelişmelerin çoğu halen o taraflardan.

İlerleyiş fikri olmuştur ve bu uğurdaki faaliyetler, dünyayı artık geri dönülemez bir biçimde değiştirmiştir ama bunun adı ilerlemek değildir. Değişimin adı ilerleyiş olamaz. Kaldı ki, bu iddianın sonu, en mümkün şekilde, bir üçüncü dünya savaşı ile sonuçlanabilir. Atılacak nükleer bombalar neticesinde insanlık 500 'lü yıllara geri dönebilir ve sabanla tarım yapmak tekrar gündeme gelebilir. Ki, ,gidişat ta daha çok buna yakındır. Bir gökdelenin en tepesine tırmanıp, oradan atlamak ilerlemek değildir. Salt gökdeleni inşa etmek te ilerlemek değildir. Çünkü gerçekten de, maddi hayatın yükselişine rağmen, tinsel hayat (maneviyattan daha kapsamlı anlamıyla tinsel), başaşağı gitmektedir.

İlericilik, kıyameti iple daha hızla çekmekten başka birşey değil bana göre.

"Evet, bu söylediğinizle siz bir ilericisiniz; ama böyle söylemekle de ilerlemiş olmazsınız." Burada, dile vurgu yapmıştım, kişi eleştirisine değil. Yani ilericilik ideasına sahip olan, ilerlemiş olmaz. Nasıl ki imandan bahsedenin, salt bahsetmekle imanlı olamayacağı gibi. Ne olursa olsun, kavram ile kişi arasında uçurum vardır. İlerlemecilerin ilericilik söylemleri bu yüzden, felsefik manada yani, baştan ölüdür. Ki, kavramın kişideki aksine baktığımızda bile, bunun yanlışlığı daha ayan beyan ortadadır. yani ilericilik, aynı zamanda bir takım ideolojilerin malzemesidir de ve genel itibariyle bu ideolojik arkaplanına sahip olarak bahsedilir. Bu yüzdendi, gelecekten umutvar olmanın adı ilericilik olamaz deyişim. Çünkü kişinin toplum üzerine hep iyimser planları olur. Benim halen süper güç Türkiye hayalini kurmakla da kalmayıp, elden geldiğince bunun uğrunda çaba harcamam gibi. (Süpergüç Türkiye hedefi somuttur ve soyut insanlık hedefi gütmez. En fazla, geleneğimizde olan adil yönetim anlayışını çevreye kabül ettirmek olabilir.)

Gelenek, birikim demektir. Birikime sahip çıkmak ise gelenekselci tutum. Bunun adı gericilik asla değildir ve bunlar da içi boş kavramlardır. Sadece ideolojik etiketlerdir.

Ahlak, ezeli ve ebedi olarak aynıdır ve evrenseldir. Yalan söylemek her yerde kötüdür. Vicdandan kaynaklandığı gibi, bizzatihi insana öğretilmiştir de. (Aha bilime başkaldırdım. Yaratılışa yöneldim.) Savaşta öldürmenin meşruiyeti her yerde aynıdır. Farklı ahlaki ilkeler yoktur, sadece bir şekilde toplumda yaygınlık kazanmışlardır. Ona kutsallık atfetmek ahlaka maledilemez. Mesela kan davaları gibi.

Değişim iyi yönde ise ilerleme, kötü yönde ise, gerileme vardır. Peki bunun ölçütü nedir? Ben bu çağı gerilemiş ilan ediyorum, siz ise ileri? İkimizin de temel referansları farklı. İkimiz de eeleştirel akılla düşünüyoruz ve ilerleme için olmazsa olmaz kabül edilen eleştirlen akıl, ilericiliği eleştiriyor. Bu da mı ilericiliğin gücüne güç katıyor yoksa? Kuş bakışı ile bu da ilerleyişe hizmet ediyor olabilir; ama bence tartışmaktan başka birşey değil. Sistem, kendi görünmez hücreleriyle, tümeleştirilere rağmen gayet yerinde gidiyor.

Bir kavram olarak ilerleme ile bir kelime olarak ilerlemeyi de ayırt etmeliyiz. Zaman ilerler, o ilerler, tarih ilerler, su ilerler, insan ilerler, hayvan ilerler; ama insanlık ilerler mi? Bunun ölçütü, halen onun iç, tinsel, manevi değerleriyle ilgilidir ve ilericilik bunu öngörmez. Çünkü o seküler, modern çağın üretimi bir kavramdır ve babasına da sadıktır.
Başa dön
kukulkan
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Aug 20, 2007
Mesajlar: 941

MesajTarih: Çrş Ekm 31, 2007 10:33 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Poe, iyi bir savunmaydı demişsin ama ben savunma konumunda değilim (elbette sen de). Sana en büyük eleştirim şu: seçenek koymuyosun. Bana de ki "ilricilik, ilerleme vs kötü, aptalca, akim, ama x şu nedenlerle daha doğru, iyi vs". bana de ki, insanlığı ancak şu, şu nedenlerden ötürü, şöyle kurtarır. Bunu tartışalım. Aklın yolu bir, senin iyi niyetine inanıyorum, sen de benimkine. Ama seçenek sunmuyorsun yalnızca yoğun ve topyekun bir karşı çıkış. Bu, sorunu çözmez.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Genel Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2  Sonraki
1. sayfa (Toplam 2 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok MUHTEŞEM DÜNYA! kukulkan Genel 56 Çrş Şub 13, 2008 6:30 pm
Yeni mesaj yok DÜNYA DAVOS'TA PEKİ GERİ KALANLAR...? sabandal Güncel Olaylar-insanlar 3 Çrş Oca 23, 2008 8:35 pm
Yeni mesaj yok 2010 Dünya Kupası Grup Eşleşmeleri 08parpali Güncel Olaylar-insanlar 6 Pts Ksm 26, 2007 10:02 am
Yeni mesaj yok Karanlıktan Görünen Dünya Poe Genel 2 Pzr Ksm 11, 2007 1:38 pm
Yeni mesaj yok Düttürü Dünya ANLAM-SIZ Yerli Filmler 2 Cum Ekm 05, 2007 1:28 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke