Tarih: Pzr Ekm 07, 2007 10:52 am Mesaj konusu: ÜÇ BACI/Biri Üvey İkisi Öz
Geçen gün aklımı kurcalıyordum, içinden bayağı bir çöp çıktı. Ayıklayayım dedim:
Bizim mahallenin “mahalle baskısı” diye “mahalle dedikodusu” yapan Zürriyet ve Zilliyet isimli iki gazetesi vardı. pardon! Çağrışım yaptı. Gazete değil yahu! Bunlar aşüfte iki kızdı. Bazen yanlarına babalarının metresinden olma Tatan adlı yosmayı da alır, kırıtmak için mahallede gezmeye çıkarlardı. Tatan ben bağımsızım der, mahalleye free takılıyorum cakası satardı. Ama tüm mahalle bilirdi yaygara ailesine göbekten bağlı olduğunu. Çünkü her gece oynaşlarının arabasından sırça plazanın önünde iner, orada ki yatağına girer, sabah o baskıyla kalkardı.
Bu üçü sabah mahalleye salınmaya çıkınca erkek, kadın herkesin gözü bunlarda olurdu. Bunlarda, bunu bildikleri için her gün yeni bir esvap giyer, dünden oynamamış ne kadar yerleri varsa ertesi gün oynatırlardı. Bunlar herkesle nişanlanırlar, ama nikaha asla yanaşmazlardı. Çünkü bugünün yeni yetmesi bir delikanlı yarın gürbüz bir beyefendi olabilirdi, ne gerek vardı. Nikahı vermektense, nefsinden murat alana kadar oynaşmak en zevkli ve en güzel çıkar yol(uy)du. Bunlarla yatan bir muhtardan duymuştum. Bunların muamelesi, hayvani şehvetleri geçene kadar, insanlık arama diyordu. Başka biri de bunlar kadar şirret üç bacı görmedim. Ailesine en ufak yan bakanı yedi düvele resmeder, adamın kıçına mercekli projektör sokup aleme “Canlı Canlı” “Smart” larlar valla diyordu. Bilgisayar bağımlısı biride şey demişti, çok “Smile” olmalarına bakma oda yeni palazlanan ve soluğu cepte almaya çalışan bir kablo çeşidi.
Mahallenin ses ayarı bunlardan sorulurdu. Kimin sesi sayha edilip kulağa zorla sokulacak, kimin sesi kısım kısım kısılacak bunlar karar verirdi. Mahallenin tufanı da, süt limanı da bunların pençesindeydi. Dedikodunun doğduğu, battığı ve de yattığı yer bunların sırça plazasıydı. Ahlaki kayıtlarda tek cürümleri vardı: Kullan, at!
Ey insan eline düşmüş İlahi ko-medya!
Allah altına düşürmüş, bari eline düşürmesin.
Hele ne zaman sokacağı belli olmayan yılan diline hiç düşürmesin.
Bin yıllık bir şehrin ahalisi dar bir geçitten çıkmaya çalışıyorlardı.
Karşılarına it sürüsü çıktı. İçlerinden biri yanındakine,
- Bir adamın an fazla kaç köpeği olabilir ki, dedi.
Diğeri de,
- Adamın kaç gazetesi olduğuna bağlı dedi.
Öbürünün kafası karıştı. Saymaya da erindi. Salladı geçti.
Doktora gitmişti.
- Şikayetin ne, dedi.
- Dilime küfür yapıştı, dedi.
- Medyayı çok okuyorsun o zaman, aldırma salladıkça geçer,
Çekinme, içine Doğan kim olursa bol bol salla
yoksa başka şekilde çıkmaz dedi.
Geçenlerde diplomasız bir profesöre rastladım (zaten diplomalılarla aram iyi değil rastlasam da işim olmaz) son zamanlarda dikkatini çeken en manidar gelişme neydi, dedim.
On sene önce bir galerici vardı, onun kerimesinin Lordlar Kulübüne mir olmasıydı. Amacı, savaşa kendi adına yeni bir saldırı cephesi eklemekti. Ses yüksek rakımlı yerlerden aşağı daha gür iner. O bunu iyi bilir. Zaten memleketin tüm hoparlörlerinden onun tellallarının sesi çıkar, dedi.
Zihnimi yokladım. Hakikaten bu Kulüpten bahsedince memleketin eski bilindik zenginleri gelirdi akla. Bunun babası daha dün galerici değil miydi? Diye düşünmüştüm ki aklıma Balzac’ın Vadideki Zambak romanından şu cümle düştü: Maymun ağaca tırmanırken herkes maharetine hayran kalır. Ama maymun ağacın tepesine ulaştığında aşağıdan sadece ayıp yeri görünür. -Aşağıda olan çokta bakıp gören yok.-
Geçenlerde Engin Ardıç’a rastladım.
Abi,
Memleket meselelerinin en hassas yerlerini tuşlayıp fikir ezmesi servisi yapan ellerinden öperim dedim.
Abartma lan kerata !
Beni anlamamak için “diplomalı elit öküz” olmak gerek dedi.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız