Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 58 Üye Adayı ve 3 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Filistin'de...


Filistin'de...

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Kısa Öyküler
Yazar Mesaj
Poe
Yazar


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 1969
Nereden: Çevre'den.

MesajTarih: Prş Eyl 20, 2007 4:43 pm    Mesaj konusu: Filistin'de... Alıntıyla Cevap Ver

Kare şeklinde, kabaca yapılmış bir masanın etrafında dizilmiş ve ortadaki kocaman şehir haritasına bakıyorduk. İçerisi oldukça loştu ve masanın üstüne sarkan tepe lambası siyah beyaz haritanın parıldamasına sebebiyet veriyordu. Kareli ve çevresi püsküllü poşusunu boynuna dolamış, tok bir vücuda sahip komutan, yanındakilere mini bir brifing veriyordu. Bir nöbetçi kapıda pür dikkat dışarıyı gözetliyordu. Pencereler de tutulmuştu. Bir helikopter veya uçak sesi bile yeterliydi dağılıp kaçmak için. Tok yüzlü, kaba bıyıklı komutan tombul parmaklarını haritanın üzerinde gezdiriyordu. Bazen işaretli bir yerde el duruyor, işaret parmağı haricindekiler kırılıyor ve o noktaya ik üç kere vuruyordu yalnız kalan işaret parmağıyla: "Burası kontrol noktası. Bir cip, bir tank, kum çuvalları ve bir düzine asker siperde." Sonra el yeniden harekete geçiyordu, başka bir noktada durmak için. Filistin yerleşim bölgeleri de yer alıyordu, kapalı çizgiler arasında. Bir devlet içinde devletçikler, deniz üstünde adacıklar gibi duruyordu. Aralarında yol katetmek, bir adadan diğerine geçebilmek oldukça zordu; zira düşmanın bir kurşunuyla meramını anlatamadan ölebilirdin. Karşılarına çıksan, meramını anlatmaya kalksan, binbir sual seni bekliyordu; niye oraya gidiyordun; izin kağıdın var mıydı, oradan bir talep oldu mu? Ayrıca hemen kimlik bilgilerine bakılıyor, direniş eylemlerinde bulunup bulnmadığın kontrol ediliyordu. İzin verildi diyelim; bu izin bir kaç gün sonrasında kullanmak içindi. En aşağı üç gün beklemek zorunda kalıyordun. Daimi olarak adalar arasında gezmek zorunda kalmışsan herhangi bir iş icabı, bir pasaport alıyordun. Pasaportlar da, İsrail devleti açısından güvenlik kaygısıyla sınıflara ayrılmıştı. En çok güvene sahip olanlar, A sınıfı bir pasaportla ödüllendiriliyordu. Hem adacıklar, hem de İsrail bölgelerinde seyahat edebiliyordun. Yine sıklıkla kontrol noktalarında durduruluyordun, ve hemen pasaport soruluyordu. Kısacası pasaportun ne kadar güvenlikliyse o kadar rahat gezebiliyordun. Ama başka bir ülkeye gitmeye gelince iş; o zaman aylar sürüyordu formaliteler. Bir yığın soruşturma, araştırma.. Kaçmak bile imkansız görünüyordu bu sefil yerden. Direnişçi olmaktan başka çıkar yol yoktu.

Komutan hızlı ve kesik konuşuyordu. Cümleyi yakalıyor, sonra onu kendi kendime tekrar ederek anlamaya çalışıyordum, cümleler arasındaki uzun aralıkta. Bir noktayı gösterdi; bir kontrol noktasının yakınlarında. Bu tünel çıkışıydı ve yeni bitirilmişti. Sıradaki eylem; bu tünelden kontrol bölgesine sızmak, el bombalarını atıp, otomatik tüfeklerle noktayı ateş altında tutmaktı. Ne kadar zarar ziyan verilirse o kadar faydalıydı. Geçen seferki İsrail baskınıında, esir düşen, şehit edilen kardeşlerin intikamı alınmalıydı. Eylemi sekiz kişi gerçekleştirecekti. Sabaha doğru, karanlıkta bölgeye sızılacak, iş hal olduktan sonra geri tünele giilecek ve başka bir buluşma noktasında buluşulacaktı. İçinde bulunduğumuz bu bina, iki katlı tali bir karagahtı ve tüm bu konuşmalar alt katta oluyordu. Ayrıca ağaç döşemede, ilk bakışta belli olmayan bir de kapı vardı, aşağıya açılıyordu. Saklanmak için pek iyi olmasa da, bir helikopter veya tank ateşinden korunmak için iyi bir korugan vazifesi görüyordu. Masanın başını sarmış, eskimiş ve yer yer sökülmüş tek bir haki renkteki üniformaları içinde gençler heyecanlıydı. Ellerinde tuttukları kaleşnikof, MG3 gibi silahları dik tutuyorlardı; kimisi ise omuzuna asmıştı. Heyecanlı ve dalgındılar.

Eylem için hazırlıklar yapmak gerekliydi ve onlar da çarçabuk ayrıldı. Kapı ve pencerelerden dışarısı kontrol edildi; uzaklara ve yüksek noktalara bakıldı ve çabuk adımlarla çıkıldı. Adını öğrenemediğim komutan harita üzerinde durmaya devam ediyordu. Artık yanında bir tek biz kalmıştık; rehberim ve ben. Bütün bir şehirdeki kontrol noktalarını, tünel çıkışlarını, karagahları gösterdi. Yaşamın ne denli zor olduğundan, ama yine de bu uğurda ölmekten mutlu olduğunu söyledi. Tek bir dünyası vardı onun, o da şu haritaydı. Harita ise bir savaş alanı. "Bunları da yaz" diyordu adacık halinde kalan konuşmalarının ardından. Biraz konuşuyor ve sanki unutmam yönünde derin bir şüphesi varmış gibi; "Bunları da yaz." diyordu. Brifingi bittiğinde, masayı bütünleyen ağaç sandalyeye oturdu. Yorgun, ama dirençli görünüyordu. Bundan istifade izin aldım, başarılar diledim ve henüz delikanlı yaşlarını sürmekte olan Nasrullah adlı rehberimle dışarı çıktım.

Çıkışta da, geldiğimizdeki gibi olağan bir serüven bizi bekliyordu. Kum rengi kerpiç barakaların, nadir betonarme apartmanların duvarlarına sine sine, gölgelerden taşmamaya özen göstererek, hızlı ve küçük adımlarla ve bolca etrafı kolaçan ederek yürüyorduk. Başka bir mini bir karargaha, bir mini brifinge. Evler gibi, bütün bir halk ta yarı virane halindeydi. Ayakları çıplak, döküntü elbiseleri içindeki çocuklar, balkonlardaki çamaşır yığınları arasından beliren çarçaflı kadınlar, düşünce ve duygularıyla savaşa katılmayı deneyen kendinden geçmiş hallerindeki yaşlılar; ki hiçbirşeyi umursamazca yürüyorlardı tenha sokaklarda, ve bir de çocuklardı fazla umursamayanlar; tüm bu çöl rengi manzara başka türlü bir düşü imkansız hale sokuyordu. Elime silah alıp, bu maceranın bir parçası olmayı fena halde istiyordum; zira bu yaşamın hakkı ancak bu şekilde verilebilirdi; ama arada bir duvar vardı; aşılmaz bir duvar. Onu görmüyor, ama hissediyordum.
Başa dön
YAZARIM
Yazar


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1182
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Prş Eyl 20, 2007 11:09 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Selam olsun topladığı taşlarla İNTİFADA' yı ateşleyen, yüreği kocaman o genç direnişçiye...

Direnenler çocuklarımıza, genç kızlarımıza, kadınlarımıza, erkelerimize, analarımıza, babalarımıza selam olsun. Allah sizinledir.
Başa dön
YAZARIM
Yazar


Kayıt: Mar 13, 2007
Mesajlar: 1182
Nereden: TAŞLITARLA

MesajTarih: Prş Eyl 20, 2007 11:27 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

''Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar/yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever''

(Es-Saff/4)
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Kısa Öyküler Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Hayat Filistin'de Saklıdır! ihvan Güncel Olaylar-insanlar 3 Cum Hzr 30, 2006 2:44 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke