Bilmem şu anlatacaklarımdan dolayı bana “dilini eşek arısı soksun!” der misiniz?
Hammamizade İhsan Bey Trabzon’un lokal Nasrettin Hocası sayılır. Hamsiname (hamsi kitabı) adlı bir eseri vardır. Hamsiname çıktığı sıralarda falanca şehirden bir yazar kendisine,
--Üstad, demiş, siz Hamsiname yazdınız, ben de bir eşekname yazmak istiyorum, ne dersiniz?
--Pekâlâ yazarsınız azizim. Benim öz yurdumdan çok hamsi çıkar, yazdım. Sizinkinden de eşek çıkıyorsa neden yazmayasınız!
***
Ferid Kam, Süleymaniye Medresesi’nde kelâm, felsefe ve tasavvuf derslerine girdiği yıllarda öğrencilerden birisi onun daha önce teferruatıyla anlattığı bir konuda, biraz maksatlı olarak bir soru sorar:
--Üstadım, zikir esnasında Mevlevîlerin tef ve ney gibi çalgıların sesiyle dönmelerinin caiz olup olmadığı konusunda tereddütlerim var. Ne buyurursunuz?
Rahmetli bu sorunun üzerine kürsüden iner, baş ve salavat parmağını yeleğinin sağ cebine götürür ve bir müddetçik düşündükten sonra, “yazınız!” deyip şu kıt’ayı inşat eder:
Sırr-ı nây u semâyı anlamayan
Kafana dümbelek desem yeridir
Aynı müşkilde şâkk idi sûfî
Sana ondan eşek desem yeridir
Sonra da “Eşek, şek kelimesinin şeddelisi, şâkk da şüpheci demektir” diye ilave eder.
***
Üsküdarlı Aziz Efendi hazırcevaplık ve nüktedanlıkla şöhret bulmuş zatlardandır. Bir gün eşeğine binmiş, köşkünden çarşıya doğru gelirken Doğancılar’da şair Kâzım Paşa ile karşılaşmışlar. Aziz Efendi her zamanki gibi lâtife yapmak istemiş ve eşeğine hitapla,
--Öp bakalım paşa babanın elini, deyivermiş. Kâzım Paşa elini derhal eşeğin burnuna doğru uzatarak cevabı yapıştırmış:
--Aziz ol evlâdım, aziz ol!
***
Ahmet Midhat Efendi çok yazdığı için kendi zamanında yazı makinesi diye anılırmış. Ahmet Rasim bir gün daha da ileri gidip, “on iki beygir gücünde bir yazı makinesi” demiş. Ahmet Midhat bu nükteye pek gülmüş ve sonra adları Ahmet olan dört kişiyi sayarak şu cevabı vermiş:
--Beygir gerçekten de insanlara faydalı bir hayvandır. Onun dört eşek gücünde dört ayağı vardır. Eğer bunlara birer ad takmak gerekseydi, Ahmet Cevdet, Ahmet Rasim, Ahmet İhsan ve Ahmet Şuayb derdim.
***
Çok partili döneme geçilen yıllarda milletvekillerinden biri Meclis kürsüsünden, ünlü “Âsiyâb-ı devleti bir har da olsa döndürür” (devlet denen değirmeni bir eşek de olsa döndürür) mısraını okurmuş. Ertesi gün Meclis başkanının önüne, bu milletvekilinin, milli sırrı açığa vurduğu iddiası ile bir gensoru önergesi gelmiş.
***
Bu da eşekli şiir:
Bed-asla necâbet mi verir hîç üniforma
Zerdûz palan ursan eşek yine eşektir.
Ziya Paşa
(mayası bozuk olanlara üniforma –yüksek makam görevi- asalet verir mi hiç? Altın ile yapılmış palan da vursanız, eşek yine eşektir.)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız