Tarih: Cmt Ağu 18, 2007 12:57 pm Mesaj konusu: Hayatın kısa tarihi
Evet vesaire... Hayatlarımızın hiç bir önemi yok. Hangi sala verildiğinde içimiz titredi ki? Hayat basittir. Canlılar doğar, büyür ve ölür. Bu kısa cümlededir hayat.
21. yüzyıldayız ve hayatlarımız gitgide kısalıyor. Matrix'te zikredilen makinaların kurduğu sistemin tarlalarındaki ürünleriz hepimiz. Ama o filmden farkı, makinalar metalden değil, canlı organizmalardan, yani bizlerden. Sistemin basit işleyişi budur: Kurban olmamak için en kısa zamanda cellat olmaya bakarsın.
İşsiz, hayat dolu ve hayata dair yığınla kutsal ideal beslemiş birisini düşünün. Bu genç adam, o ince düşüncelerinin aykırı olarak, daha fazla kurban olmanın acısını çekmekten usanmış bir şekilde, Don Kişot'un savaştığı devlerden mülhem, o dev bankaların personeli olmak için çaba sarfediyor. Cellat olamayan kurbanlara baltayı indirmekle görevlendiriliyor. Cellat olmanın yükünü hissederek ve kurbanın acısını duyarak.. Sistem ve insan arasındaki en büyük çelişki budur. Sisteme kimse itiraz edemez. İtiraz etse bile, kimse gereğini yerine getiremez.
Sistem için yetişmekten ve büyüklerin de bizi bu şekilde yetiştirmesinden başka bir yol yok bu basit hayatta. Biraz oynadıktan sonra okula yazılırsın, o kapıdan yirmibeşinde çıkarsın, bir yığın sınav denen engeli güç bela aşmış olarak. Biraz avare dolaştıktan sonra işlenirsin. Sonra emekli olursun ve biraz tavla oynadıktan sonra da toprağa gömülürsün. Gerisi ayrıntılardır; evlilik, çoluk çocuk ve onlar için yine aynı oyunu devreye sokma. Ama daha da ayrıntılar vardır. Ve ne kadar ayrıntılarla donatırsan hayatını, o kadar yaşamış olursun. O kadar başkaldırı sistem içinde, sisteme.
Hasılı, aslında kişisel tarihimiz yok denecek kadar kısadır. Yaşayan biz değil, sistemdir. Bizler sadece yaşadıklarını sanan canlı organizmalarız. Sistem içinde bir işe yaramadığımız müddetçe de hiç bir anlamımız ve önemimiz yok.
İsmet Özel, dünyanın kötü gidişatına çarenin ne olduğu sorusuna, "Kenara çekilip namaz kılmaktan başka yapacak bir şeyimiz yok" diyor. Ben bu cümleden, en azından kendini kurtarmaya çalışmakla mükellefliğimizi anlıyorum. Battı balık yan gider anlayışı, o sefih gafleti arzulamak çıkışımız olamaz yani. (Gene Matrix'ten bir örnek: İsteyen mavi hapı seçip, sefih köle olmayı da pekala kabül edebiliyordu. Hatta çoğu insan (sürü), bu durumun görünmez şekilde var olmasınının da yardımıyla, aynı olguyu sergilemiyor mu?
Ki, çoklukla öyledir zaten. Din de, felsefe de aynı şeyi buyurur. Önce kendini, sonra en yakınından başlayarak daireyi genişletmeni.. Bizler sadece seyirciyiz çoklukla. Ama farkımız bilinçli olup olmamakla konabilir. Bir magazin programına, bütün istencinle, özenerek, imrenerek, sulanarak ta baklabilirsin; yüzünü buruşturarak, tiksinerek, kaçamadığını bilerek ama yine de durumu kabüllenmeyerek te bakabilirsin.
Uyanık olmak bir şeyi değiştiriyor mu? Mesele bu. "Gerçeği öğren. Gerçek seni özgür kılacak." Bu söz İncil'de var. Ama ilahi, ama değil, çok doğru bir söz. İşte biz de bu öğrenme sorumluluğu yoluyla özgürleşmeyi hedefimizde tutmalıyız. Madem insan isek.
Bilmenin bir diğer yararı da şu: Bugün hiçbir şeye dokunamayan bir zavallı olabilirsin. Ama yarın ne gibi bir mevkii ve durumda olacağın bilinmez. Bugün bildiklerini yarın hayata geçirebilirsin. Bu da hayatın bir diğer kapısı: umut.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız