insanlara anlatmak isteyip de vazgeçtiğim o kadar çok şey var ki… yer altında herkesin sırrı olan bir su gibi oyuklarımı ve yataklarımı kendim yaratarak aktım. dışardan dar ve katıydım, anlaşılmaz ve güç... ama konuştuğu zaman kelimeleri harelendiren, yüreklerde ve kulaklarda dalga dalga genişletendim… içe ferahlık verir, kendime sıkıntılar alırdım insanların omuzlarından. Çok sonraydı... ömrümün hazana ilk adımlarında, halbu ki gençtim, cevelandım...
***
bana "dar" olduğumu söyledin kendimi kısıtladığımı. nerden bilecektin benim tüm hayatı dar bir boşluktan kucakladığımı... benim genişliğim sendin. ben tüm alemi terk etmiştim. senden habersiz… ki habersizliğin incinmemen içindi. senin ruhunda düzlükler yarattım çarşaf çarşaf. Yolumu kaybedeceğim, zirvelere yılankavi tırmanan, uçurumlara yanak süren tümsekler yaptım. dehlizler açtım özsuyuma akak. geçitler oydum, sadece sevaplarımın sığacağı... ben sende koca evreni inşa ettim... sen bile bilmeden...
***
artık geldim. burdayım. yani son durakta. sen istedin ki ben başkalarının yüzünde senin yüzünü kaybedeyim... çünkü sen hayata böyle talimliydin, her yeni yüzü alıyor eskitip başka yeni yüzlerde yitiriyordun... belki aralarından bazılarını zamana karşı sınayıp, kazıyarak beyin oylumlarına kaldırıyordun... lüzumunda alınmak üzre... ben bunu yapamıyorum. senin yüzünü başka yüzlerde yitiremediğim gibi tüm yüzlerde seni arayıp, en şekilsizini bile sana benzetiyorum... sana vermem gerekeni başkalarına dağıtıp, paylayıp yok etmek yerine, başkalarında olanları da toplayıp sana adıyorum...tıpkı sol yanım gibi...
***
karşında hayat tarafından incitilmiş, cildi alabildiğince incelmiş, kaleme el sürdüğünde tüyleri ürperen, haşin ama ürkek, katı ama içli, ukala ama derin, garip ama zengin... biri vardı. kimseler bilmedi hayatın içinden ben geçtim...benim içimden sen... ama artık son geldi galiba... bunu sesimin sendeki sedasızlığından anlıyorum... ayak uçlarına basarak yaptığın, usul kaçışlarından.
***
ve ukala bir adama yakışır gibi bitiriyorum gündüz saatinin bu çırpınmasını; ismet, sezai, nurettin, niçe ne idiyse bende o'yum. samimiyetime Allah'a inanır gibi inanıyorum. yolum aynı olduğuna göre sonum da aynı olmalı değil mi ? ismet'ten ukalalık, sezai'den yalnızlık, nurettin'den içlilik aldım, niçe'de aykırılığını ve isyanını doladı boynuma…
hep,
düşünürken filozof
konuşurken ozan
susunca derviş olmak istedim.
ve bunlara en çok seninle yaklaştım.
***
sen yeryüzünün ışıma sebebi, Güneşin toprağa merhametisin…
şimdi ben; kirpiklerinde bulut gezdiren adam.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız