Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 200 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Louis ARAGON


Louis ARAGON
Sayfa 1, 2, 3  Sonraki
 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri
Yazar Mesaj
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 10:43 pm    Mesaj konusu: Louis ARAGON Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
Alıntı:
Louis ARAGON

(1897-1983)


Türk ve Dünya Ünlüleri
Cilt:1 / Kişiler/Dönemler/Akımlar/Yapıtlar






Fransız şair, romancı. Gerçeküstücülük hareketinin kurucularından ve Fransız toplumcu edebiyatının önde gelen temsilcilerindendir.

3 Ekim 1897’de Paris’te doğdu. Annesi ile babası ayrıydı; annesi babasının varlığını sakladığı gibi kendisini de ablası olarak tanıtmıştı. Aile 1904’te Neuilly’ye taşındı, 1908’ de Saint- Pierre Lisesi’ne giren Aragon, çok başarılı bir öğrenciydi. 1914’te tıp eğitimine başladı. Üç yıl sonra, 1. Dünya Savaşı’nın son yılında askere alındı, kendisi gibi tıp öğrencisi olan Andre Breton’la tanıştı.

1918’de cephede gösterdiği yararlıklardan ötürü madalya aldı. Paul Eluard ve Philippe Soupault ile tanıştı. Terhis olduktan sonra yeniden başladığı tıp öğrenimini 1921’de yarım bıraktı ve kütüphaneci olarak çalışmaya başladı. 1923 ‘te Giverny’ye yerleşti, üç yıl önce katıldığı Dadaizm hareketinden kopmaya başlamıştı. Ertesi yıl Breton’ un yayımladığı “Sürrealizm Manifestosu” ve Revolutian Sürrealist dergisi doğrultusundaki görüşlere katıldı. Ancak 1928’den sonra estetik ve politik görüşlerinde büyük bir değişim başladı. Aynı yıl evlendiği romancı Elsa Triolet ile SSCB’ye gidip bir yıl orada kaldı. 1930’da Harkov’da toplanan Devrimci Yazarlar Kongresi’ne katıldı. 1932’de artık Breton’dan ve Gerçeküstücülük hareketinden bütünüyle kopmuştu. Fransız Komünist Partisi’nin (FKP) yayın organı l’Humanité’de çalışmaya başladı. Ertesi yıl Birinci Sovyet Yazarlar Birliği Kongresi’ne katıldı.

1935’te Paris’te toplanan Kültürün Savunulması İçin Dünya Yazarları Kongresi’ne katıldı. Ertesi yıl Ce soir gazetesinin yönetimini ele aldı. 1939’da çıktığı New York gezisinden döndüğünde yeniden askere alındı. Nazi işgaline karşı örgütlenen Fransız direniş hareketine, değişik bir kimlikle gittiği Güney Fransa’da katılan Aragon, gizlice basılıp dağıtılan şiirleriyle büyük ün kazandı.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra Paris’e dönüp çeşitli sol dergilerin yönetimini üstlendi. 1950’de FKP Merkez Komitesi üyeliğine seçildi. 1968 Mayıs olaylarında öğrencilerin gösteri ve toplantılarında konuşmalar yaptı. 1969’da Goncourt Akademisi’ne girdiyse de, kısa bir süre sonra buradan ayrıldı. 1970’te eşi ve politika arkadaşı Elsa Triolet’nin ölümü Aragon’u çok sarstı. 1977’de Ekim Devrimi’nin altmışıncı yıldönümünü kutlama törenlerine resmi Fransız temsilcisi olarak katılan Aragon, son yıllarda yalnızca eski yapıtlarının yeni basımlarını hazırlıyor, kimi konferans ve TV konuşmalarına katılıyordu.

Ocak 1983’te, Paris’te öldü.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 10:52 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Aragon ilk yazı denemelerine çok küçük yaşlarda başlamıştı. Şiir konusundaki görüşlerini cephede tanıştığı Breton’la birlikte geliştirdi. İlk şiirlerini 1918’de Nord-Sud dergisinde yayımladı. Bu şiirler Tristan Tzara’nın öncülük ettiği Dadaizm akımının etkisi altındaydı. Toplum kurallarına, savaşa ve geleneklere karşı oldukları kadar, şiirin o güne değin süregelmiş olan kurallarına da karşı olduklarını belirten Dadacılar, bu karşı çıkışlarını anlamsızlığa dek vardırıyorlardı. Aragon’un 1920’de ilk şiir kitabı Le Feu de Joie “Kıvanç Ateşi” ve bir yıl sonra da romanı Anicet au le Panorama (Anicet) yayımlandığında büyük yankılar uyandırdı, dönemin usta yazarlarından olumlu eleştiriler aldı.

Aragon, 1924’te Dadaizm’den ayrılarak, Breton’la birlikte Revolution Surrealist dergisinde, Gerçeküstücü akımın öncülüğünü yapmaya başladı. 1925’te yayımlanan Le Paysan de Paris (“Parisli Köylü”), bu akımın başyapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir.

1928 yılı Aragon’un yaşamında bir dönüm noktası olmuştur. Mayakovski ve sevgilisi Lili Brik’in kızkardeşi romancı Elsa Triolet ile tanışması, şairin tüm yaşamını dolduracak bir sevginin ve bundan sonraki şiir serüvenini belirleyecek olan dünya görüşünün oluşumunu başlattı.

Aragon Marxist düşünceyle daha önceleri de ilgilenmişti; ancak 1928’den sonra bu öğreti yaşamını yönlendirmeye başladı. Gerçeküstücüler’le ilişkisini kesen şair, şiirinde geleneksel lirik biçimlere yöneldi. Bu dönem şiirleri üç ana tema etrafında toplanır: Bir toplum biçimi olarak sosyalizmi öven şiirleri; özellikle savaş ve direniş günlerinin yurtseverlik şiirleri; eşi Elsa’da somutlanmakla birlikte, dünyaya, yaşama, doğaya yönelik sevgi şiirleri.

Le Monde Réel (“Gerçek Dünya”) başlığı altında yazdığı bir dizi romanda ise Avrupa burjuvazisinin içten içe çürüyüşünü, işçi sınıfının yaşam koşullarını ve isteklerini dile getirdi. Bunlar arasında en başarılısı sayılan La semaine sainte (“Kutsal Hafta”) adlı romanında, 1810’lar Fransası’nı Marxist bir bakış açısıyla sergiledi. Yazdığı çok sayıda makale ve deneme yazısında ise klasik yazarları yeniden değerlendirdi; Sovyet edebiyatçılarını Fransız okurlarına tanıttı.

Louis Aragon Avrupa’nın çarpıcı değişimler geçirdiği, birbirini izleyen kuşakların değişik sanatsal ve siyasal arayışlar içinde olduğu uzun bir dönem boyunca, çok yönlü kişiliği ve güçlü kalemiyle, değişik sanatsal eğilimlerden hem etkilendi, hem de başkalarını etkiledi. Aragon gençliğinin bireysel başkaldırısını “otomatik yazı” denilen gerçeküstücü teknikle dışavururken akılcı ve devrimci, en politik şiirlerini yazarken özgün ve duyarlı olmayı başarmıştır.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 10:54 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

MUTLU AŞK YOKTUR


İnsan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur

Hayatı bu silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları hayatım
Ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur

Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur

Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur

Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin

Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da


Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 10:56 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ELSA'NIN GÖZLERİ


Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
Orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm
Öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde

Uçsuz bir denizdir bulanır kuş gölgelerinde
Sonra birden güneş çıkar o bulanıklık geçer
Yaz meleklerinin eteklerinden bulutlar biçer
Göklerin en mavisi buğdayların üzerinde

Karanlık bulutları boşuna dağıtır rüzgâr
Göklerden aydındır gözlerin bir yaş belirince
Camın karılan yerindeki maviliğini de
Yağmur sonu semalarını da kıskandırırlar.

...............

Ben bu radiumu bir pekbilent taşından çıkardım
Benim de yandı parmaklarım memnu ateşinde
Bulup bulup yeniden kaybettiğim cennet ülke
Gözlerin Peru'mdur benim Golkond'um Hindistan'ım

Kâinat param parça oldu bir akşam üzeri
Her kurtulan ateş yaktı üstünde bir kayanın
Gördüm denizin üzerinde parlarken Elsa'nın
Gözleri Elsa'nın gözleri Elsa'nın gözleri.


Orhan Veli KANIK
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 11:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
Alıntı:
ARAGON

Pierre Gamarra ve Charles Dobzynsky
Europe Komitesi Adına / Çev: Metin Cengiz


Broy / Aylık Şiir Dergisi / Sayı:15




Bizi noel günü terk etti. İlk kar, otuz yıl önce Eluard icin yağmış olduğu gibi Paris’in üstünde tozutmuştu. Son saygı günü Colonel Fabien meydanında, bu son eylül gününde, tuhaf bir sabah güneşi, Niemer’in cam yüzünü, Aragon’un bayrağa çarpan portresini ve onun sessiz kalabalığa çevrili, her biri kendisi için mırıldanan şarkısının sözleri gibi gülücüklerini ve bakışlarını aydınlatıyordu.

Ayrılık günü, bize olduğu gibi, Avrupa’ya, -Jean-Richard Bloch’la güçlenen 1946’daki dirilişine ve ona zorunlu olan Avrupa’ya- da gelmişti. Hemen hemen içimizden hiç kimse, Saint-André-des arts Caddesi’nden Richelieu Caddesi’ne ve bizim Faubourg-Poissonnerie’deki büromuzda şaşırtıcı sözleriyle bir o yana bir bu yana giden, öfke ve bu en uçtaki duygu ve sezgi adamını, bu sazlık inceliğini, bu civadan varlığı unutmayacaktır.

Son yıllarda bile imgesi aramızda dolaşıyor. Öyle ki, büyülenmiş bir şekilde, artık onun bize söylediği ile düşlediği şey arasındaki sınırın ne olduğunu bilmiyoruz. Ondan söz edildiğinde, her birimizde değişik olan, ama aynı ışıkla aydınlatılmış anılar dalga dalga yayılıyor. Bu adamda bir çokseslilik vardı. Deha diye çağırdıkları bu sonsuz büyüklük onda çekicilik, çılgınlık, derinlik ve sözün olağanüstü kullanımıyla en son noktasındaydı.

Çalışma yaptığı bütün alanlarda: şiirde, düzyazıda, sanat eleştirisinde, politik yansımada ve felsefi düşünmede ... Aragon’un dehasını, parıltısını ve yaygınlığını sınırlamak kolay değildir. Çağımızın edebiyatı, her biri, onu yeniden tanıyarak ondan silinmez izler taşıyor.

Zenginliği ve özgünlüğüyle karşılaştırılamayan trajedileri ve aşklarıyla günümüzün bütün yankılarında çınlayan bir yapıttır bu. Ve sürrealizm ve dadaizm hareketlerinden bu yana, şairlerin onuru olan direniş hareketine ve nihayet çok yenilikçi keşiflerine ve Elsa’nın Mecnunu’nda, yazıya büyüsel bir biçimde konmuş hikâyedeki lirizmde olduğu gibi çağdaş yapıntısına kadar hiçbir şeyle, hatta kendi hareketi ile bile karşılaştırılamaz.

Fransız dili Aragon’la kıpırdadı değişti artık. Bugün bu dil, o Paysan de Paris’den, La Semaine Saint’e, Aurelien’den La Mise a la Mort’a, Le Mouvement Perpetuel’den Créve-Coeur’e, imgeleme gücünün ve canlı bir geleneğin ikili gelişmesinin canlı simgesi olan bu yazından sonra aynı değil artık. O, Birinci Dünya Savaşının kıyımına karşı isyan içinde, sürrealist itirazla, öncülerinden biri olan Arthur Rimbaud gibi yaşamı değiştirmek isteyen yazarlardandı. Öncelikle edebiyatı değiştirmek gerekirdi.

Aragon, Breton, Soupalt, Tzara ve Eluard’la kendisine vergi olan bu nobranlık ve meydan okumayla edebiyata katkıda bulundu. Ancak bu isyan onu başka ufuklara, Ekim 1917 Devrimi ve nitekim Cumhuriyetçi İspanya’nınki gibi değişik ufuklara götürdü. Düşünce özgürlüğü ve barış için çalışacağı Europe’ta kendini Jean-Richard Bloch gibi yazarların yanı başında buldu. Bu yaşamın sürekliliği içerisinde, Aragon’un çok kesin ve eşsiz sesi, daha o zaman, işgalin kara günleri boyunca kurtarıcı bir kavganın ve onuru kırılan bir ülkenin acısının yankısı olacaktı.

Eylem adamı ve yazar, onda derin birliklerini buldular. Aragon, yeniden dirilişin buluş ve anlama alanının olduğu kadar, Ulusal Yazarlar Komite’sinin, Yasadışı Fransız Edebiyatı’nın, daha sonra Birleşmiş Fransız Yayımcılarından biri olarak yöneteceği Fransız Kitaplığının yaratıcılarından birisiydi de.

Bu tanık, çağının bu aktörü, orda yüceliklere ve çelişkilere, gençliğinin politik seçimlerine bağlılığıyla, umutlar gibi hatalara kendini verdi ve saptadı. Direnç ve tutkuyla, kültür adamı ve eylem adamı niteliğini, bu ikili eğilimi üstlendi. Ancak o, sözcüklerin gücüne, en yaşlı dönemine kadar, Tiyatro-Roman’la yepyeni buluşların alanı olan bu avant-garde yapıtla ortaya koyduğu sanatına var gücüyle inanıyordu. Kendi genişliği ve karşıtlığı içinde Aragon’un şarkısı unutulmadan kalacaktır hep. O, Fransız şiirine yeni bir anlam ve kan verdi. Şiir, Hugo’dan bu yana asla halktan gelen çınlayışı duymadı. Ve hiç kimse, gelecek kuşaklarda, onun sevdiği gençliğin dudaklarında bu yankının sürüp gideceğinden kuşkulanamaz.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 11:05 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ELSA SEVDASI


KORKUNÇ KORKULAR YAŞIYORUM

1


Korkunç korkular yaşıyorum
Yazdığı o üç satır yüzünden
Eldivenleri masanın üzerinde
Bir karakedi yolumdan geçen

Kuş, yıldız ya da merdiven
Her şey buz gibi kötü bir işaret bana
İnsana korku veren bir dille
Ondan söz eder bütün bir dünya

Cuma’nın bana bıraktığı bu
Cumartesi O’nunla ne yapacak kimbilir
Çekinirim bir sözcük O’nu incitir diye
Söylenen her şey bana korku getirir

Hem öyle niçin sessizliğe bürünmek
Yandaki odada durup dururken
Bir sırdır Onun bu suskunluğu
Benim için farkı yok işkenceden

Korkunç bir korkuyla çekinirim ben
Var olabilen hemen her şeyden
Yanlış anlaşılabilen bir cümleden
Kaldırım taşlarından kiremitlerden

O uyuyor bense ölmüş sanıyorum
İşte bir önseziş daha
Kalbim bir kapı gibi çarpar


Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 11:08 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver



2

YAĞMUR
DAMLALARINI
KISKANIRIM



Yağmur damlalarını kıskanırım
Öpücüklere fazla benzediğinden
Her parlak şeyin gözleri
Kıskanmak için haklı bir neden

Kıskanırım kıskanırım
Arıların sokmalarını bile
Kıskanırım unutkanlığı ve belleği
Uykuyu ve terkedilişi de

Seçmiş olduğu kaldırımı
Rüzgârın okşayan ellerini
Benim o diri kıskançlığım
Düş görürken uyandırır beni

Kıskanırım bir şarkıyı bir sitemi
Bir nefesi ve bir sızlanmayı
Kıskanırım kıskanırım sümbülleri
Hoş bir kokuyu bir anıyı

Kıskanırım kıskanırım heykelleri
Boş ve fettan bakışlarını
Kıskanırım susmaya görsün
Kıskanırım önündeki boş kağıdı

Bir gülüşü ya da bir övgüyü
Bir ürperişi kış gelince
Değiştirdiği elbiseyi


Bir an için dışarıya çıkınca

Kömür tozlarıyla dolu bu dünya
At tekme atar ısırır köpek
Sen deli misin Giyiniyorsun
Sokağa çıkacaksın demek

Sokağa çıkacaksın ne serüven
Hem de bensiz kötü bir oyun bu
Öylesine korkarım arabalardan
Ateş kadar korku verir bana su

Günlerimin tümü O’nunla dolu
Evren ise O’nun yansımasıdır
Kırlangıçların hemen ardında
Gökyüzü olduğu gibi kalır

Cezayir menekşelerinin sapıklığı
Parmaklarının arasındadır gözleri
Elleriyle soğuktan bembeyaz olmuş
Damların üstündeki karlar gibi


Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 11:12 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

4

SENİN İÇİN



Hatırlarım bir zindanı
Hiç bir şeye benzemeyen
Bir mezarlık hatırlarım
Farkı yoktur memleketten
Biraz kan o meydanda
Geçenlerin ayağında
Hatırlarım ben bu garı
Orda üstleri aranan
Şaşkın düşmüş insanları
Askerleri kül renginde
Paris’in güzel çölünde
Hatırlarım binlerce şey
Bir ölüyü uyur gibi
Yolcular acele etti
Tren devrilmişti sanki
Akşam yakılan bu köyden
Kapkara bir tablo çıktı
Acınası o üç mezar
Hatırlarım hatırlarım
Tekrarlamak bir şey değil
Kulak verilen radyoyu
Yolda bir adımı dostu
Yalancı mıdır anılar
Her şey basit mi o kadar
Alev bilir ancak külün
Eskiden ne olduğunu
Elsa senin için işte
Söylemekteyim bunları
Bu yangın anılarını


Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 11:21 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

SÜREKLİ RANDEVU


Daha büyük bir rüzgâra karşı yazıyorum ve kızmasınlar
Sadece şişirilmiş yelken olanlar
Bu rüzgâr daha güçlü eser ve daha kırmızıdır kor

Tarih ve aşkım hep aynı adımlarla yol alıyor
Daha büyük bir rüzgâra karşı yazıyorum hem ne gerek bana
Okumayanlardan buğdayların kumrallığında

Geleceğin ekmeğini ve bana ne gülenlerden benim için her kapı
Senin geçitin olsun ve her gök senin gözlerin
Giden bir tramvay hep bir şeyler götürür senden

Daha büyük bir rüzgâra karşı bulutlu bir havada
İstediğim gibi yazıyorum hem ne yapılabilir sağırlara
Kötü bir oyunda hile gibiyse şarkı söylemek onlar için

Hiç bir aşk yok ki bizim aşkımız gibi olsun
Bana yol göstermekte adımlarının izi
Güneş değil sensin ısıtan beni

Ellerinin renginden anlıyorum güneşi
Aşksız güneş rastlantısal bir ömür
Aşksız güneş bu yarın’sız bir dündür

Ayrılıklar varsa çekip giden hep sensin
Hep bizim aşkımız var ağlayan her bir gözde
Hep bizim aşkımızdır yolu şaşırılmış sokak

Bu bizim aşkımızdır yol kapanınca sensin
Sensin sızlayan yürek hareket edince tren
Sensin tek eldivene eş olacak eldiven

İnsanı solduran her bir düşünce sensin
Uzun uzun sallanan mendiller de sen
Sensin gemilerin güvertesinde giden

Susan hıçkırıklar sen agucuklar sen
Ve akşam eşikteki sessiz itiraflar
Ağızdan kaçan bir fısıltı uykuda söylenen sözler

Yakalanmış bir gülücük uçuşan perde
Bir okul avlusunda uzaktan yankılanışı seslerin
Bir iki üç diye sayan çocuklar ebe sırası kimde

Geceleyin damlar üzerinde güvercinlerin sesi
Hapishanelerin iniltisi dalgıçların incisi
Şarkı söyleten ve susturan her şey sensin

Ve söylediğim şarkı da sen o büyük rüzgâr İLE

1947

Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 11:27 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
LEYLÂKLAR VE GÜLLER ÜSTÜNE

Alıntı:
JOHN W. KNELLER
Çeviren: Gün Anadol




1897’de doğan Louis Aragon’un yazın dünyasına girişi, Birinci Dünya Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıklardan dolayı madalyaya lâyık görüldüğü döneme rastlar. Aragon, Dada hareketinin öncülerinden biri olarak tanınır. Bütün yazınsal değerlerin yeniden gözden geçirilip duygusal, sözbilimsel ve yapay «yazın»a bir başkaldırı olan Dada hareketi aydınlar arasında benimsenmekle birlikte kısa ömürlü oldu. Aragon 1922 yılında Andre Breton ile birlikte gerçeküstücülük akımını başlattı. O günlerde yazdığı ilk gerçeküstücü şiirlerinde yoğun bir şekilde gözlenen gizemli havanın yanı sıra, bu şiirler aynı zamanda insanı içindeki «sonsuz» ile yeni bir ilişkiye davet ederek merak ve şaşkınlık duygularını kamçılayan, böylece insanı değiştirmeye yönelen gayretkeş çabalarının bir ürünüydü.

Qui est la? Ah tres bien- faites entrer l’infini “Kim var orada? Oh, çok iyi, sonsuz’u içeri buyur edin!».

Aragon’un ünü, düzyazı yazarı olarak tanındığı gerçeküstücü döneminde doruğa ulaştı. Siyasal ve toplumsal bir yenilenme ümid ederek Komünist Parti’ye katılması da aynı yıllara rastlar. 1926 yılında yazdığı Le Paysan de Paris (Paris Köylüsü) günümüzün aşırı akılcı modern yaşantısına duyuları ve düş gücünü katmanın gerekliliğini savunan güzel bir öyküdür.

Aragon şiirsel bir dille toplumsal içerikli romanlar da yazmıştır: Les claches de Bâle (1934, Basel’in Çanları), Les beaux quartiers (1936, Kibar Semtler). Nostalji kokan Aurélien (1944) adlı eseri ise kendi gençliğinin yarı-otobiyografik öyküsüdür.

1939-1940 yıllarında bir kez daha askerliğe özenen Aragon, Fransız ordusunun 1940 yılı mayıs ve haziran aylarında Belçika’dan Loire Irmağı’na doğru geri çekilişini bizzat yaşamıştır. Bu arada işgal altındaki Fransa gazetelerinde yayımlanan pek çok şiiri ile yenik ve acılı Fransız halkının duygularını harekete geçirmiştir.

Le créve-coeur (1940, Yürek Yarası), Les yeux d’Elsa (1942, Elsa’nın Gözleri) ve öfkeli bir dille Vichy rejimini alaya aldığı Musée Grévin (1943) bu şiirlerden bazılarıdır.

Louis Aragon, çağdaş Fransız yazınında en çok tartışılan şairlerden biridir.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 11:31 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Siyasal konular bir yana bırakılırsa, yazınsal konularda bile eleştirmenler arasında bir tartışma kaynağıdır. Bazıları onu çağının en yetenekli yazarlarından biri olarak görürken, bazıları da zarif bir «fiyasko» olarak niteler ve kendine özgü nedenlerle kendine en çok uyan şiir türünü yazmaya yanaşmadığını savunurlar.

«Leylaklar ve Güller» işte bu tür çelişkili görüşlere yol açabilecek bir şiirdir.

Aragon bu şiiri 1940 yılı Temmuzunda Fransa’nın Almanlar tarafından işgalinden bir ay sonra yazmıştır.

Aragon’un şiirinde Victor Hugo’dan bir şeyler vardır: echo sonore, ya da halkın sesi sık sık duyulur. Bu amaçla Ortaçağ’da, ağızdan ağıza anlatılan kısa şiir tarzını çok kullanmıştır. İnsanlara kendileri hakkında birbirlerine anlatabilecekleri şiirler armağan etmekte ne denli başarılı olduğunun kanıtı, işgal altındaki Fransa’ya ait öykülerde olduğu kadar, bu şiirin yayımlandığı Le créve-coeur’ün başarısında da gözlenebilir.

«Leylâklar ve Güller»de birbirine benzer ritm ve uyakların kullanılması, biçimsel olarak simetriye önem veren şairin birbirine benzeyen görüntüler yaratma çabasının sonucudur. Başlangıçtaki ve sonuçtaki dörtlükler, diğer sekiz dizelik bölümlerin içerdiği değişik imgelere bir çeşit çerçeve oluşturur.

«Leylaklar ve Güller» de konu, biçim ile dikkâte değer bir ölçüde uyum içindedir. En baştaki dört dizede şiirin teması açıkça belirtilir: güneşli bir Mayıs’ın çiçekleri olan leylâklar, boş bir ümitle Albert Kanalı’na doğru karşı hücuma geçen ordu kuvvetlerini Fransız halkının yanlış bir iyimserlik içinde coşkuyla selâmlayışını simgeler.

Güller ise, Haziran ayının o korku dolu günlerini, Fransız halkının korkunç yanılgısını «ülkenin sırtından bıçaklanışını» ve askerlerin yenilgisini simgeler.

Başlangıçtaki bu dizeleri izleyen imgelerde kolay anlaşılabilir bir düzen vardır. Diğer üç bölüm ise mutlak bir uyum içindedir. Birincisinde «trajik yanılgı», mayıs ayı ve leylaklarla ilgili imgeler görülür: tören alayı; kalabalık; sevgi yüklü tanklar (muhtemelen askerleri öpmek için tanklara tırmanan genç kızları anlatmaktadır); Belçika’lılar tarafından verilen hediyeler; arıların vızıltısı; yanaklardaki ruj izleri (9-10); tankların zırhlı kuleciklerinde leylaklar arasında ayakta duran tankçılar hep aynı olayı anlatır.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 11:35 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İkinci bölüm geçiş bölümüdür; yanlış anlaşılan işaretlerin trajik ironisi gözler önüne serilir: kargaşa, ürpertici sessizlik; «korkunun kanatlarında» koşan askerler; çılgınca bir panik içinde bisikletliler; ateş etmek yerine düşmanın önünden kaçan etkisiz ve gülünç toplar; Paris’ten kaçan, ancak geceyi geçirmek için bir çadır bile bulamayan halkın zavallılığı dile getirilir. Bu üç uzun bölümün sonuncusunda bir film şeridi gibi gözler önünden geçen görüntüler aniden 14 Haziran 1940’ta Paris’in düştüğü gece Normandiya’da Evreux yakınındaki küçük bir köyde, Saint-Marthe’da durur. En son dörtlük, birinci dörtlüğün özetini verirken, uzun bölümlerin canlandırdığı görüntüler, daha önce belirlenen çerçeve içinde kısa bölümlerin sunduğu sembolizme temel oluşturur.

Okuyucuya pek de yabancı olmayan bütün bu imgeler arasında bazıları da tamamıyla anlaşılamaz. Örneğin, nasıl olur da, bahçeler tarihsel din kitaplarını andırır? Acaba düzenli, rengarenk bahçeler, Şair’e Ortaçağ’a ait yazıları ya da parlak ciltli dua kitaplarını mı anımsatmıştır?

28. dizedeki «iki sevda» kimi ve neyi hatırlatır? Bunlar yoksa Aragon’un sık sık söz ettiği iki tutkuyu, vatanı ve karısı Elsa Triolet için duyduğu aşkı mı dile getirir? Şiirin içeriğinden bunun böyle olmadığı anlaşılır. Belki popüler bir şarkının ilk dizeleridir bunlar:

J’ai deux amorus,/ Mon pays et Paris (İki aşkım var, Vatanım ve Paris). Yoksa şair iki çiçek ile simgelenen yitik hayallerini mi anlatmaktadır? Bu yorum diğerlerine oranla daha anlamlıdır: leylaklar, zaferin yanlış müjdecisi, güller ise yenilginin sahte yorumcuları olabilir.

Son dörtlükteki «Flanders leylakları» anlaşılabilir bir imgedir, zira Mayıs birlikleri, Almanların bir kanadını çevirmek için harekete geçtiğinde, o bölgeden ilerlemişti. Fakat «Anjou güllerinin anlamı nedir? Aragon hiç şüphesiz bu isimle anılan bir gül türünden söz etmemektedir. Mütareke, Paris’in kuzeydoğusunda Compiegne’de imzalanmıştı. Şair ise bu şiiri yazdığında Dordogne’de, Javerlhac’da bulunmaktaydı. O halde Batı Fransa’daki eski bir dükalıktan söz edilmemektedir. Bu belki de Şair’in diğerlerine uyak olsun diye seçtiği Normandiya’daki geri çekilme hattının dışında kalan tek bir bölgenin adıdır. Sonuç olarak, bazı önemsiz biçem kusurları dikkate alınmazsa, «Leylaklar ve Güller»in biçimsel güzelliği, ona çağımızın en anlamlı savaş şiirlerinden biri olma özelliğini kazandırır. Öyle ki, savaşı yaşamamış olanlar bile uzun süre bu şiirin etkisinden kurtulamayacaktır.
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Çrş Ağu 01, 2007 11:38 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

LEYLAKLAR VE GÜLLER


Ey çiçek açma ayı ey değişimler ayı
Sen ey bulutsuz Mayıs bıçaklanmış Haziran
Hiçbir zaman unutmayacağım ne gülleri ne leylakları
Ne de ilkbaharın bağrında sakladıklarını hiçbir zaman

Hiçbir zaman unutmayacağım o acı görüntüyü
Tören alayını çığlıkları kalabalığı ve güneşi
Aşkla yüklü tankları Belçika’nın hediyelerini
Titreşen havayı ve arıların vızıltısı ile dolu yolu
Savaştan önce kazanılan erken zaferi
Öpücük kırmızısının önceden haber verdiği kanı
Ve coşkun bir halkın çepeçevre leylaklarla donattığı
Tankların zırhlı kuleciğinde dimdik ölüme gidenleri

Hiçbir zaman unutmayacağım Fransa’nın bahçelerini
Yok olmuş yüzyılların ayin kitapları gibi
Ne de akşamların şaşkınlığını sessizliğin esrarını
Geçtiğimiz yol boyunca uzanan gülleri

Çiçeklerin karşı koymasını bozgun rüzgârına
Korkunun kanadında geçen askerlere
Alaycı toplara çıldırmış bisikletlere
Acemi kampçıların zavallı giysilerine

Ama nedendir bilmem bu imgeler tufanı
Hep aynı durağa geri götürür beni
Sainte-Marthe’a Bir general Kara cıvıltılar
Bir Normandia villası ormanın kenarında
Çıt yok Düşman dinleniyor karanlıkta
Paris’in düştüğünü söylediler bize bu akşam
Hiçbir zaman unutmayacağım ne leylakları ne de gülleri
Ve ne de kaybettiğimiz iki sevdayı hiçbir zaman

Ölümle günün demetleri leylakları Flanders leylakları
Ölümle yanakları süslenen gölgenin tatlılığı
Ve siz bozgun demetleri narin güller
Uzaklarda yangın rengine çalan Anjon gülleri


Çev: Gertrude Durusoy / Ahmet Necdet
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Prş Ağu 02, 2007 11:07 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Alıntı:
ARAGON / ELSA’YA ŞİİRLER'den

Çev: Sait Maden



SANA
BÜYÜK
BİR SIR
SÖYLEYECEĞİM



Sana büyük bir sır söyleyeceğim Zaman sensin
Zaman kadındır İster ki
Hep okşansın diz çökülsün hep
Çözülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
Bir taranmış
Bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
Zaman sensin uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu mavi çanaklarda kan gibi durdurulmuş zamanın işkencesi
Buysa daha beterdir giderilmemiş istekten bitmez tükenmezcesine

Göz susuzluğundan sen yürürken odada
Ve bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler Asıl demek istediğim bu
Hazzın ötesinde sevgim dokunurluğun erimi dışında bugün sevgim

Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum soluk alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın

Sana büyük bir sır söyleyeceğim Her söz
Dudağımda bir dilenen zavallı
Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında

İşte bunun için diyorum ikide bir seni seviyorum diye
Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali
Kaba konuşmamdan gücenme benim Bu konuşma
Ateşte şu tatsız gürültüyü çıkaran sudur o kadar

Sana büyük bir sır söyleyeceğim Bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayı
Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Ve bilek söner yeni ağırlığından gözyaşlarının

Sana büyük bir sır söyleyeceğim
Korkuyorum senden
Korkuyorum yanınsıra gidenden pencerelere doğru akşam üzeri

El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan korkuyorum senden
Sana büyük bir sır söyleyeceğim Kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim
Başa dön
gunfrfd
Hiç


Kayıt: Oct 14, 2006
Mesajlar: 4186

MesajTarih: Prş Ağu 02, 2007 11:14 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İNANMAK
İSTEMİYORLAR
BANA



İnanmak istemiyorlar bana Boş yere
Yazdım bunu kanımla dizelerim kemanlarımla
Ve nasıl da bilinmiyor artık söz açmak kayık küreklerinin eski dilinden

Asılı sular üzerinde
Kadınla erkeğin kara lehçesinden konuşmak
İki el birbirini kavrar gibi konuşmak
Mutluluktan çıldırır gibi
Öpüşe benzemeyen bütün sözcükleri yitiren ağız gibi
Buna inanmayıp inlemek gibi


Taşacak hale gelip geri çevirmek gibi
Sözlerin ötesinde ey en yetkin söz
Şarkının yükseltisi çığlığın ses uyumu
Bir an gelir ki iştilmedik. bölgelere ulaşır nota
Kulak duymaz artık öyle yüksek müziği,
İstemiyorlar inanmak istemiyorlar bana, Boş yere
Söylüyorum orglarla baharla bunu
Göğün bütün heceleriyle bunu
Sıradan şeylerin eşsiz orkestrası
Ve bayağılığıyle sağır aleksandrenlerin
Boş yere söylüyorum bunu yaban çalgılarıyle
Boş yere söylüyorum bunu duvarlar içre yumrukla
Boş yere söylüyorum bunu beylik ormanlar tutuşturur gibi
Boş yere söylüyorum bunu bir savaş açar gibi
Üstüpü yiyiciden çıkan cehennem gibi

İnanmak istemiyorlar bana Benden
Bir surat uydurdular belki kendi suratlarına
Kendi fazlalarıyle giydiriyorlar beni
Yanlarında gezdiriyorlar beni ve şiirlerimi okumayacak kadar ileri gidiyorlar
Öyle yarıyor ki işlerine
Sevimli şarkılar oluyor şiirlerim onlara
Alım-satımıyım biraz onların
Bir sokak olmayı beklerken
Okul kitaplarında
Sözlüklerdeyim
Rezalet yasak bana

Boş yere bağırıyorum sana tapıyorum diye
Âşıkından başka neyim ki
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Şairler ve Şiirleri Tüm saatler GMT +2 Saat
Sayfa 1, 2, 3  Sonraki
1. sayfa (Toplam 3 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Louis Althusser tohum Felsefe 1 Prş Ağu 17, 2006 1:09 am

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke