Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 142 Üye Adayı ve 14 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Okuma Sanatı Üzerine Düşünceler


Okuma Sanatı Üzerine Düşünceler

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Okur Adayları İçin
Yazar Mesaj
aliozturk1
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Aug 24, 2005
Mesajlar: 8
Nereden: istanbul

MesajTarih: Sal Tem 24, 2007 6:09 pm    Mesaj konusu: Okuma Sanatı Üzerine Düşünceler Alıntıyla Cevap Ver

Okuma Sanatı Üzerine Düşünceler

Yazmaya niyet etmişseniz, öncelikle okumanız gerektiğine de kanaat getirin. Okumadan yazılmaz. Yazılır ama o yazı bir yandan eksik kalmaya mahkumdur. Çok okuyan çok iyi yazar önermesi de doğru değildir. Okuma üzerine yazılmış denemeleri okudunuz mu? Hepsinde bir ders var. Yazarların kendi deneyimlerinden belli ki sancılı yazma denemelerinden süzülmüş, bin bir bedelle elde edilmişlerdir. Dikkatlice okunmalılar. Ancak bu da yeterli olmayacaktır yazmanıza. Bir eksik hep olacaktır. Ancak siz de yazarak bu eksikliğin tamamlanmasına katkıda bulunacağınızı unutmayın. Yaşanmadan yazılmayacağı gibi okunmadan da yazılmaz.

İyi ama ne okuyacağız ? Kimlerin yazdıklarını okuyacağız ? Ve bu kadar çok seçenek içerisinde bu seçimi yapmak için kimleri ve neleri rehber olarak kabul edeceğiz ? Bu soruların pek çok cevapları vardır. Şu yazar kazandığı başarılardan ötürü, diğeri özgünlüğünden, bir başkası felsefi derinliğinden.... okunmalıdır. Peki ama bu kadar vakti nasıl bulacağız ?

Nelerin öncelikle ve mutlaka okunması gerektiğine yönelik bir takım temel yaklaşımlar vardır. Bu anlayışların birini kabul edebilir veya kendinize özgü bir sentez gerçekleştirebilirsiniz. Bu pek çok şeyin netleşmesini sağlayacaktır. Burada bir analoji kurmak istiyorum. Şöyle ki; okuma eylemi düşünen beynin temel besin maddesini sağlamasına olanak verir. Nasıl ki temel besin maddelerine öncelikle gereksinim duyuyorsak temel okumaları da aynı sebeple yapmak durumundayız. Öncelikle aklımıza klasikler gelecektir. Klasikler önemlidir. Ancak metabolizmanın temel ihtiyaçlarının sağlanmış olması beslenme sürecinde nasıl ki yeterli kabul edilmemekte ise okuma için de aynısı geçerli kabul edilebilir. Bu işin de ‘gurme’liği vardır. Farklı ağız tatları vardır. Egzotik tatlar aranır kimi zaman. İştahlısı vardır, oburu vardır. Tek yönlü besleneni, metabolizması hızlı çalışanı, zayıf çalışanı, şekeri, tansiyonu olanı, vs. böyle bir analoji kurduktan sonra çeşitlendirmek kolay.

Doğru beslenmenin önemini hepimiz biliyoruz. Özellikle son dönemde başımıza kakılıyor neredeyse. Olay sağlıklı yaşam boyutundan mutlak bir estetiğe doğru ve ticari amaçların belirleyiciliğinde olduğu durumlarda itici. Çok satan kitapların da bu anlamda algılanması mümkün. Çok satan bir kitabın bir kitapevinden alınmasının yarattığı bu tarz bir estetik hazzın var olduğunu düşünüyorum. Yalnızca alıcı olmak ve satın almak ile sonlanan bir haz bu. Sentetik gıdaları tüketmek gibi. Burada besleyicilik hiçbir planda önemli değildir. Tüketmiş olmak temeldir.

Seçimlerin bünyeye göre yapılması önemlidir. Çok okuyan çok bilmez. Çok okuyan nitelikli okur olmayabilir. Çok okumak abur cubur tüketmekle eşleştirilebilir. Çok tat almak, doygunluk yaşamak, sağlıklı olmak yerine karın ağrısı sahibi olabilirsiniz. Tek yanlı beslenmenin raşitizm, kansızlık, vb. sonuçları gibi, benzer sonuçları yaşayabilirsiniz. Bunu yazıya dönüştürmeye kalktığınızda ise sağlıklı bir ürün elde ediyor olmayacak ve yalnızca karın ağrınızı geçici olarak ortadan kaldırmaya yarayacak kadar kusmuş olacaksınız.

Ben yazacağım diyen bir kimsenin öncelikle sağlıklı beslenmesi gerekir. Bunun nasıl olacağına dair reçete yazmayacağız. Bunu kendimiz bulmalıyız. Ancak bir düşüncemi belirtmek istiyorum. Eğer bir yazarı okuduğunuzda, bundan daha iyisini yazmam imkansız, işte bu ! düşüncesi geçerse aklınızdan, doğru bir örnekle karşı karşıyasınız demektir. Yolunuz o olsun, doğru yoldasınız.

Ali Öztürk
Başa dön
aliozturk1
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Aug 24, 2005
Mesajlar: 8
Nereden: istanbul

MesajTarih: Cum Ağu 24, 2007 8:18 pm    Mesaj konusu: Edebiyat- Eleştiri (1) Alıntıyla Cevap Ver

Edebiyat -Eleştiri (1)



Robinson Cruseo romanı hakkında bir metin hazırlamanız gerekiyor. Yapmanız gereken şey ıssız bir adada kalan bir kişinin bu zor şartlar ve kısıtlı imkanlar dahilinde yaşamını nasıl idame edebileceği hakkında bilgi edinmek olmayacaktır. Çünkü siz yazarın oluşturduğu olaylar örgüsünü, romanın kurgusunu bu anlamda irdelemeyeceksiniz. Bu açıdan da eksikler olabilir, mantıksal tutarsızlıklar içerebilir roman. Bunları ortaya koymak başka bir araştırma alanında anlamlı da kılınabilir. Ancak edebiyat eleştirisi adına yapılacak iş bundan oldukça farklı olmalıdır.

Adı geçen eser bir edebiyat klasiğidir. Eseri klasik yapan unsurlar da araştırılabilir. Issız ada temasını kullanan ilk eser olmadığını düşünürsek yanılmış olmayız. Öncesinde ve sonrasında benzer örnekler vardır. Ancak diğerlerinin değil de neden onun klasik olarak kabul edildiğinin cevabı, girişte belirttiğimiz, edebiyat eleştirisi alanında ya da edebiyat eleştirisi adına nelere öncelikle bakmamamız gerektiğine dair tespitlerimizle yakınlık gösterecektir. Bir ıssız adada hayatı idame kılavuzu yazarsanız eğer, bu metnin mükemmel teknik bilgiler taşıyor olması onu bir edebiyat klasiği yapmaya yetmez. Muhtemelen amacına uygun kullanımını test edebilmemizi de garanti etmeyecektir.

Klasik tanımlaması bir değer ifade ediyorsa eğer, biriciklik de anıştırmaktadır bu değerde. Tarihsel olarak doğrulanma vardır, çağının tanıklığıdır, pekinlik, yetkinlik anlamında. Çeşitli disiplinler penceresinden bakılabilir ve bu bütünselliği parça parça tanımlayabiliriz. Ama eser tüm eksik, noksan, hatalı sayılacak yönleri ile birlikte ortaya koyduğu bütünselliği ile klasiktir yine de.

Bir çocuğun gözünde ıssız adada geçen macera dozu yüksek bir romandır. Batı emperyal zihniyetinin kendi dışındakileri ötekileştirmesinin Batılı dilinden üstelik itirafı, belgesi, somut delilidir.... Farklı gözler, farklı okumalar yapabilir. Anlamlar farklılaşır, farklı anlamlar yüklenir ve tüm bunlar gereklidir de üstelik. Bir çocuk romanıdır bu deyip bir kenara atmadan önce bir kere daha düşünmemiz gerekir elbette. Buradan ileri gidemiyorsak bir adım bile, belki de birkaç adım daha geriye gidip başka okumalar da yapmamız gerekebilir. Epeyce üstelik...

Şimdi Defoe’ ya yazarlık öğretemeyiz. Bu imkansız. Öyle değil de böyle yazsaydın deme şansımız yok. Bu yaklaşım bizi kavramın tam manasıyla kullanılmasının verdiği tatminle anakronik olarak yargılar ve mahkum eder. Üstelik ağırlaştırılmış bir müebbette.






Ali Öztürk
Başa dön
aliozturk1
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Aug 24, 2005
Mesajlar: 8
Nereden: istanbul

MesajTarih: Cum Ağu 24, 2007 8:24 pm    Mesaj konusu: Edebiyat- Eleştiri (2) Alıntıyla Cevap Ver

Edebiyat- Eleştiri (2)

Eleştiri yapmak en azından edebiyatta ürün vermek kadar ciddi bir iş. Bir edebi çalışma alanı. Ciddiye alınmalı. Eleştiri yapmak isteyen kişinin öncelikle ciddiye alınır olması da gerekir ayrıca. Elbette ki eleştiri yaptığı alanda. Bu çok önemli, çünkü tanımayanlar yapılan işin ciddiyetine bakıp yapanı da ciddiye alabilirler. Bu yanıltıcı olabilir kimi zaman.

Eleştiri çok yönlü bir uğraş. Eleştiriye konu ürün, üreten, eleştirmen ve onun ürünü olarak da eleştiri, ilk anda akla gelenler. Eleştiri, demek ki en son çıktı. Ve genel olarak ürün hakkında fikrimizi etkileyecek olması da onu en önemli yere oturtuyor çoğu zaman. Tercihlerimizi belirlediği gibi, bize bir bakış açısı kazandırıyor, yani uzun erimli bir etkileme kabiliyetine sahip. Bu süreç sağlıklı işlerse çok olumlu bir işlevi var eleştirinin, dolayısıyla eleştirmeni de önemli, saygın kılan bu.

Buraya kadar yazdıklarımızdan anlaşılan bu işin ciddi olduğudur sanırım. Öyleyse nelere dikkat edilmesi gerektiğini de kısaca ele almaya çalışalım. Eleştirmen; ele aldığı konu hakkında bir fikre sahip olmalı. Bu konudan anlıyor olmalı öncelikle. Bihaber olmayacak. Gelişine yazıp çizmeyecek yani. Bu işin bir diploması, ruhsatı ya da ehliyeti yok bildiğim kadarıyla. Edebiyatçı olamayan eleştirmen olur derler. Kedi ve ciğer ilişkisinden mülhem. Tabi ki böyle bir açıklama yanlış. Eleştirmen öncelikle çok iyi edebiyatçı olmalı. Çok iyi edebiyatçıdan ne kastediyoruz? Bunu biraz açalım. Olumsuz bir eleştiri karşısında şunu diyemeyiz elbet: hadi kardeşim sen daha iyisini yap da görelim ! Eleştirmen eleştiri yapacak, onun edebi çalışma alanı bu. Diğerini de yapar, onlar da eleştirilir. Ancak kendi ürünlerini kerteriz alarak eleştiri de yapılmaz. Burada nesnel olamama durumu en önemli etken. Belli ölçülere vurulabilir elbette edebi ürünler. Bilimsel olarak tanımlanmış, sınıflandırılmış dolayısıyla da sınırlandırılmış teknik bakış açısıyla yaklaşılır. Elimizde örnekler vardır, karşılaştırırız. Kuramlar vardır, bunların çerçevesinde değerlendirmeler yaparız. Eleştirinin çeşitli cepheleridir bunlar da. Edebiyatın kendine özgü bir yanı var, ve iyi ki de var bu yan. Belli alanlarda daha belirgin. Eleştirmenin nitelikleri üzerinden buna devam edelim. Edebiyat tarih gibi, sosyoloji gibi, psikoloji gibi bir çalışma alanı değil. Tasnif ve evrensellik edebiyat bilimi açısından söz konusu edilebilir. Eleştirmenin işini zorlaştıran ve önemli kılan bunun ötesinde. Hepsini hesaba katacak ve buradan kendinde bulunan niteliklerle bir sonuca varacak. Edebiyat nasıl ki tarihsel, sosyolojik, psikolojik vb. olan bilgilerin sezgisel olarak alımlanmasını sağlıyorsa, eleştirmen de sezgilerini kullanmak durumunda.

Bu alımlanmayı biraz netleştirmek gerekiyor sanırım. Tüm bu bilgileri bilimlerin kendi disiplinleri içinde öğretmek işi imkansız. Genel okuyucunun tüm bu disiplinlerde asgari bir eğitim sürecini geçirmeleri gerekecek en azından, diğer zorluklardan bahsetmeyelim. Bu bilgiler ancak toplumsal bilinçte etkili olarak varlığını sürdürmektedir. Hayatın içinden çıkmış bilgiler işlenmiş ve belli bir bakış açısı ile aktarılmıştır. Bunu yapan edebiyattır daha çoğun, sözlü ya da yazılı.

Eleştirmen bunu kavrayacak birikimde ya da bu kavrayışı sağlayacak bilinç düzeyinde olmalı. Tek bir kuramın takipçisi, tek bir edebiyat anlayışının, dar bir ideoloji penceresinin mahkumu eleştirmen olamaz. Yaptığı iş bizim anladığımız anlamda eleştiri olamaz. O yalnızca, yanlış olarak kavradığı bir kalıba tüm insanlığın ortak üretimini sıkıştırmağa çalışan bir idraksiz olarak kalır. Bunun ilacı yok.


Ali Öztürk
Başa dön
nurfigen
Okur


Kayıt: Aug 09, 2007
Mesajlar: 80

MesajTarih: Çrş Ağu 29, 2007 11:14 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

"Kaliteli okumak" demişti bir yazarımız. Yine başka bir yazar da, okuyup çok beğendiğim yazarların, hangi yazarları okuduğunu bulup, onların kitaplarını okuyorum demişti.

Adalet Ağaoğlu' nun denemelerini okurken, özellikle Geçerken çok güzel bir el kitabı yazan için, kitapta değindiği yazarları okumaya başladım. Kısa bilgiler vermişti okuduğu ve onu etkileyen kitaplardan ve bana çok güzel bir yol gösterici oldu. Klasikler dışındaki okuma yolculuğu için, bu tür bir yöntem de izlenebiliyor diye düşünüyorum kendimce.

Çok keyifli bir çalışmaydı, teşekkürler Ali Bey.
Başa dön
aliozturk1
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Aug 24, 2005
Mesajlar: 8
Nereden: istanbul

MesajTarih: Sal Eyl 11, 2007 12:11 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Katılırım. Ben de size teşekkür ederim.
Başa dön
aliozturk1
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Aug 24, 2005
Mesajlar: 8
Nereden: istanbul

MesajTarih: Sal Eyl 11, 2007 12:14 am    Mesaj konusu: Edebi Üretim ve Kutsallık Algısı Alıntıyla Cevap Ver

Bir edebi metinle iki yönlü ilişki kurulabilmektedir. Birincisi elbette metnin yazarı olarak, diğeri ise ondan daha az önemli olmayan, okuru olarak. İki ilişkide de taraf olan yazar ve okur belli sorunlarla karşılaşır. Bu sorunların temel sayılanlarından birine değinmeye çalışacağız.

Ele alacağımız temel sorun metne bir kutsiyet atfetmektir. Tarihsel kökenleri olan ve muhtemelen psikolojik olarak izahı da bulunan bir yaklaşımdır bu. Anlaşılabilir bir tutum. Ancak bu tutum ve davranışın aşılması, özellikle entelektüel üretim açısından zorunludur. Entelektüel üretime olumlu anlamlar yüklüyoruz. Eleştirel okumalar, yeni bakış açıları, insanlığın tüm kültürel kazanımlarının sentezini ortaya koyma, kültürel üretimi sağlama ... vb.

Yazarın kendi ürettiği metne kutsallık atfetmesi öncelikle yaratım düşüncesinden ileri gelmektedir. Sanatsal yaratımdan eğretileme ile böyle bir yaklaşım ortaya çıkmaktadır. Yaratım kavramı güçlü bir ifade. Muhtemelen metnin kabulünü ve belli noksanlarını örtmeye de yarıyor. Üretim kavramı bu kadar güçlü değil. Üretim özellikle edebi değeri olduğunu varsaydığımız metinlerde arzulanan anlamı karşılamakta yeterli görülmüyor. Sanatta yaratıcılığın önemli olduğunu biliyoruz. Burada özgünlük vurgulanmaktadır elbette. Biriciklik mutlaka önemlidir. Sanatçıyı sanatçı kılan özelliklerden olmazsa olmazıdır. Sanat eserinin değerini öncelikle buradan yola çıkarak belirlemekteyiz. Bunlarda sorun yok aslında. Yani bu kavramlar çerçevesinde ele aldığımız eserlerin değeri hepimiz için belirgindir.

Hem yaratım düşüncesi hem de metin bir kez ortaya çıktıktan sonra yazarından bağımsız geliştirdiği kimliği çerçevesinde bu kutsallık algısına hazır bir ortamı da “yaratıyor”. Yazar kendi eseri karşısında böyle bir etkilenme yaşayabilir. Okur bu eserden etkilenerek tanımlayamayacağımız, kendine özgü etkilenmeler ve güdülenmelerle belli metinlere bu tarz yaklaşımlarda bulunabilir. Bunları anlamak mümkündür. Elbette insanlığın ortaya koyduğu kültürel üretimin içinde değerlendirilmesi gereken sanat eserlerine bu tip yaklaşımların çeşitli sebepleri vardır. Bu sebeplerden bir kısmının tüm estetik kaygılardan münezzeh olduğuna da şüphe yoktur. Bu yaklaşımların tarihsel, sosyolojik hatta psikolojik sebeplerle izah edilebilir olanları da vardır mutlaka.

Edebiyat alanında amatör uğraşı içinde bulunanlar için herhalde en önemli tehlikelerden biri de budur. Profesyoneller için bir pazarlama artısı olarak kabul edilebilecek bu algının amatörler için boş bir sırt sıvazlamasından ileri bir değeri olmayacaktır. Halusinasyon sanatsal üretim için ilham perisi işlevini görmüştür kimi yazarlar için, çeşitli kimyasallarla bu durumu yaratanlar olmuştur.

Edebi üretimde halusinasyonu üretim aşamasında aşmak ve ortaya çıkan ürünün tüm gerçekliği ile yüzleşmek elzemdir. Ne yaptığımıza verdiğimiz önemle eş olarak ne yapmayı istiyorsak ona dair çabamızı geliştirebilmemiz için de bu aynı şekilde gereklidir.



Ali Öztürk
Başa dön
aliozturk1
Sadece Okur Adayı Bölümüne Yazabilir


Kayıt: Aug 24, 2005
Mesajlar: 8
Nereden: istanbul

MesajTarih: Cmt Eyl 29, 2007 8:05 pm    Mesaj konusu: Yazın Alıntıyla Cevap Ver

Yazı, insanlığın en önemli icatlarından biri. En önemlisi sayılmayı dahi hak ediyor. Sesleri bir takım işaretlerle göstermek, basit gibi duruyor. Kolomb’un yumurtası gibi. Bu basit işlem tarihin başlangıcı olarak kabul edilmekte. En önemli kilometre taşı bu. Tarih Sümer’de başlar denmekte. Yazıyı ilk kullanan onlar. Tarih yazıyla başlıyor. Tarih öncesinin de tarihi var elbette, ancak o başka bilim disiplinleri içinde ele alınmakta. Ya da yazısız toplumlar var Sümerler sonrasında da, onlar da başka bir araştırma alanı içinde değerlendirilmekte. Modern bilim bu şekilde sınıflandırmakta toplumları. Yazısız toplumlar var, ancak yazı toplum olmadan mümkün değil. Toplumsal yaşam içinde var oluyor, toplumsal üretim neticesinde ortaya çıkıyor. Sosyolojik bir olgu. Bu önemli.

Yazılı belgeler bırakıyorlar, yazıyı kullanan toplumlar. Bu belgelerin varlığı, insanlığın o dönemini ele alırken araştırmacılara büyük kolaylıklar sağlamaktadır mutlaka. O toplumun tarih içindeki yerini, niteliklerini bu belgelerin tanıklığı üzerinden anlayabilirmişiz gibi gelmekte, özellikle bizim gibi dışardan bakanlar için. Pek çok zorluğun bu sebeple ortaya çıktığını da düşünmek gerekir mutlaka. Yazı bir kalıt, mutlak bir kanıt değil. Tarihsel bir topluluğun tarihte bir an’ı tutanağa geçirmesi olarak ele alınabilir. Geleceğe bırakılan bir delil. Bunu bırakan, olayları, olguları oldukları gibi anlatamayacağına göre zorunlu olarak bir süzgeçten geçiriyor. Gördüğünü göründüğü gibi olduğu kadar ve daha çok da kendisi tarafından görüldüğü kadarıyla anlatacak. Belki de yalnızca görmek istediği kadarıyla, belki de göstermek istediği biçimde. Bunların hepsi mümkün. Zorluk bunların içinden neyin ne olduğunu ayıklamakta.

Yazınsal kalıtlara, çağdaş ürünlere ihtiyatla yaklaşmak gerekiyor. Bu tarz yaklaşım ele alınanı malul kılmayacak elbette. Bütünsellik içinde işgal ettiği yeri doğru anlamamız için bu ihtiyat. İnsan düşüncesi bu tarzda gelişiyor, eleştirellik biraz da bu ihtiyatı gerekli kılıyor. Kayda geçmiş kültürel üretimin bu kalıtları her çağda bu tarz ele alışlarla zenginleşiyor, çoğalıyor. Yeniden üretim olanağına kavuşuyor.

Sözünü ettiğimiz üretimin önünde bazı engeller olmuştur. Bunlar çok uzun tarihsel dönemler olarak sürdürülmüştür. Bunun aracı, referansını insan düşüncesi dışında sayan kültürel ürünler yapılmıştır. Uzun uyku dönemlerine de girmiş olsa tarih boyunca insan düşüncesi kendini hep üretme olanağı bulmuştur. Aydınlanma bunun en önemli kanıtıdır. 20.yy. toplumunun, modern toplumun temellerinin atıldığı dönem.

Bu dönem insan düşüncesine en çok önem verildiği dönem bence tarihte. Antik Yunan’dan bile daha önemli olduğunu düşünüyorum, bu yanıyla. İnsanlığın en önemli düşünsel birikiminin pratiği ile birlikte büyük bir senteze ulaştığı dönem. Doğal durumdan tamamıyla kurtulup kendi düşüncesi ile şekillendirebileceğine mutlak inancı ile yeni toplumu inşa etmiştir. Önce zihninde elbette. Ve bunu pratiğe geçirmek yolunda azımsanmayacak tecrübelere sahip olmuştur.

Yazına böyle bir önem yükledikten sonra şunu söyleyebiliriz ki, hiçbir alan bize yabancı değildir. İnsanı ilgilendiren ne varsa ele alma çabası içinde olmalıyız. Onu kazanmanın ve yeniden üretmenin ilk ve olmazsa olmaz şartı bu gibi duruyor. Referanslarımız kültür ürünlerinin tamamı olmalı. Referansımız insani olmalı.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Okur Adayları İçin Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Bu başlık kilitlenmiştir, cevap yazamaz ya da mesajları değiştiremezsiniz Mutfak Üzerine neclabolat Genel 19 Prş Tem 17, 2008 8:59 am
Yeni mesaj yok Divan edebiyatı üzerine konuşalım greenstone Divan Edebiyatı 4 Cum Hzr 27, 2008 2:23 pm
Yeni mesaj yok Çağdaş Şiir Üzerine Poe Şairler ve Şiirleri 0 Pts Ağu 27, 2007 9:59 pm
Yeni mesaj yok Geçen zamanda yitirilenler üzerine... incibir Şairler ve Şiirleri 0 Çrş Ağu 22, 2007 1:50 am
Yeni mesaj yok Ölüm ve Modern Tıp Üzerine angmar Denemeleriniz 0 Sal Tem 31, 2007 4:05 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke