Tarih: Pzr Tem 22, 2007 5:58 pm Mesaj konusu: TETİKÇİLER VE ÖZEL HARP AĞINDA TÜRKİYE
Kimsenin kabul etmek istemediği ama sistematik bir hakikat, 1950'lerden bu yana Türkiye'nin bünyesinde taşıdığı bir habis tümör gibi umumiyetle sinsice ve yeraltından, bazen de ele yüze bulaştırılmış acemice operasyonlarla, kısmen su üstünde kendini göstermiş, aziz milletimizi hayal kırıklığı içerisinde devletine küskün ve güvensiz bir mecraya sürüklemiştir. Bu acı gerçeğin ve yönlendiricinin adını halkımız bugün 'Derin Devlet' olarak biliyor.
17 Haziran 2006 tarihinde Bugün gazetesine, ‘Türkiye bir Özel Harp içinde’ teşhisini yaptığımızda, hadisenin boyutlarını o zaman ne medya ve ne de halkımız layıkıyla kavrayamamıştı. Ne zaman ki ortaya bugün medyada afişe edilen ‘çeteler’ çıkınca, medya organları ‘özel harp’ mefhumunu mercek altına alma temayülü gösterdiler.
Tüm tecrübelerim ve tetkiklerim ile yılların Savcısı ve araştırmacısı olarak kuşkusuzca söylemeliyim ki; Bu güç, inandığı ve kendini teşekkül ettiren dinamikler istikametinde fikri ve operasyonel(eylemli) olarak çalışırken, merhamet, insan hakları, demokrasi, hukuk gibi moral değerleri zerrece dikkate almaz, kanunlarla da muhatap olmaz. Mutlaka adalete bir kurban verilecekse en niteliksiz ve sade olan unsur feda edilir. Amaç kendilerince belirlenen hedeflerin hangi vasıtayla ve ne pahasına olursa olsun gerçekleştirilmesidir. Onlar kendi misyonlarınca, Milli İrade'nin 'görünmez-gerçek-rakip kabul etmez' temsilcileridir. Ülkenin vatanperverliği söz götürmez tetikçileridir. Bu illegal sistemin kuruluşunu ve işleyişini, hele son zamanlardaki rakipsiz saltanat ve popülaritesini tetkike geçmeden önce söyleyelim ki: bu sistemin faaliyetlerine teknik olarak 'Özel Harp' adı verilir.
Görev yaparken bir bakarsınız ki, Savcı olarak suç işlediğini gördüğünüz ve gözaltı-yakalama emri verdiğiniz kişiler, bazen istihbarat mensubu bazen de 'istihbarat birimlerince kullanılan yardımcı şahıslar' olarak karşınıza çıktığında, hareketin encamını idrak etmek zorundasınızdır. Adalet oyununu kuralına göre oynamanın zorluğu burada başlar. Yani yol ayrımındasınızdır. Savcı olarak adaleti mi seçeceksiniz yoksa boyut ve hakkaniyetini bilemediğiniz vuzuhsuz bir devlet menfaatini mi? Ortada bir ceset vardır, sizin yetki bölgenize atar giderler. Soruşturunca bir resmi kişiye-kişilere ulaşırsınız. Bir uyuşturucu-silah operasyonunda asli fail olarak karşınıza bir devlet görevlisi çıktığında Savcı olarak neyi seçmelisiniz? Adaleti mi, yoksa size söylenen ve encamını bilmediğiniz devlet menfaatini mi? Bir yanda 'Savcı amca, babamı öldürdüler, canı çok yandı' diye size sarılan bir sabinin gözyaşları…İşte adalet mülahazasının yeşermesi gereken mecra. Böyle durumlarda kuşandığınız adaletin kılıcını kınından çıkarmazsanız, mazlumların gözyaşları bir gün sel olup ülkeyi basar, kurtulamazsınız.
Suç işleyen devlet adamlarını cezalandırmayan devletler çökmeye mahkumdurlar. İdarede 'kaht-ı rical' sarsıcı, ama adalette 'kaht-ı rical' ise yok edicidir. Bugünkü halimizin teşhisi…Türkiye, vatanperver geçinenlerin öldürmeye çalıştıkları bir hasta. Dış güçler bu hastayı sistematik bir siyanür enjeksiyonu ile zamanla öldürmeye çalışırken, 'vatanperver' geçinenler siyanürden 250 milyar kez daha tehlikeli polonyum 210 ile derhal öldürmek çılgınlığındalar. Ülkeyi kendi irfanına teslim etmektense, buhrana veya dış güçlere teslim etmeyi tercih etme patolojisi…
İşte metastaz olma yolundaki kanserin haritası…
Asker etrafında şekillenen Operasyonel Devlet
Karar alıcılar(Derin Devlet) ve Tatbikatçılar(Operasyonel Derin Devlet--Özel Harp anlayışıyla çalışan resmi ve sivil ekipler) olmak üzere iki kısımdır.
Karar alıcılar, umumiyetle bilinemez. Tatbikatçılar ise Özel Harp anlayışıyla çalışan yerüstü ve yer altı birimlerinden oluşur. Yerüstü birimleri subay ve komandolardan, yer altı birimleri ise 'Vatansever' sivillerden oluşur.
Derin Devlet oluşumları her devlette farklı güçler etrafında vücut bulmuştur. Burada o devlete hakim öncelikli unsurlar önem kazanmaktadır. Mesela ABD'de bu illegal yapı, küresel sermaye etrafında şekillenmiştir. Çünkü ABD'de hakim güçler küresel sermayedarlardır. Bugün ABD'nin bir Merkez Bankası bile yoktur. Doların üzerinde "Federal Reserve Note" yazmaktadır. Federal Rezerv alındısı demek olan bu ibare ile aslında bu doların karşılığının bulunmadığı görülmektedir. Federal Rezerv denen yapının sahipleri ise küresel sermayedarlar olan elit ve çok zengin bankerlerdir. İlk kez ABD Başkanı J.F.Kennedy bunların egemenliğine son vermek istemiş ve gümüş karşılığı 4.5 Trilyon Dolar "United Reserve Note" yazılı paraları bastırıp bu elitlerin tekelini kırmıştır. Ama kısa bir süre sonra öldürülmüştür. Federal Rezerv yine işlevini devam ettirmiştir.
Rusya'da Derin Devlet görünümü istihbarat yelpazesi etrafında şekillenmiştir. Yıllarca efsane istihbarat servisi KGB ile yaşayan Rus toplumu bir istihbarat toplumu ve devleti halini almıştır. Vladimir Putin ve önceki başbakan Yevgeniy Primakov yine pek çok Rus Devlet Başkanı istihbarat(KGB) menşelidir.
İsrail'de de derin oluşumlar istihbarat yelpazesi etrafında şekillenmiştir. Ehud Barak, İzak Rabin, Menahem Begin, Benyamin Netenyahu… gibi liderler MOSSAD'dan yetişmedir.
Türkiye'de ise Derin Devlet hakim ve oligarşik zümre olan askeri yelpaze etrafında vücut bulmuştur. Karar alıcılar merkez olarak askeri yapı etrafında ve liderliğinde oluşmuşsa da, yapının içinde istihbarat, medya, mafya. sermaye ve bürokrasi'den unsurlar mevcuttur. Tatbikatçılar ise görünür-yerüstü birimi Özel Kuvvetler Komutanlığı, yer altı birimleri ise 'vatansever siviller'den müteşekkildir. Yani bugün türeyen ‘vatansever’ler… Eski CIA Başkanı William Colby, 1998 yılında yaptığı açıklamada "NATO üyesi olması dolayısıyla Türkiye'de de benzeri bir kurumun (Gladio muadili) varlığı ihtimalinin bulunduğunu" ve "Türkiye'nin komünistlerin eline düşmemesi için CIA'in anti komünist kuruluşlara destek vermiş olması ihtimali bulunduğunu" 'en azından' ifade etmiştir.
Belirtilen formül ve doneler istikametinde, Türkiye'deki derin devlet yapısı içinde öncelikle askeri yapılanma ve ardından, medya-mafya-sermaye-bürokrasi ilişkisi bu oligarşik yapının temellerini oluşturmaktadır. Kullandıkları paradigmalar ise, tenkit kabul etmez bir Kemalist Nihilizm, Seküler esvaplı Lâiklik, militarist bir Cumhuriyetçiliktir. Bu paradigmalar toplumun önemli bir bölümünü dışlayıcı ve reddedici bir üslupla kullanılır. Bu psikolojik savaş yöntemi, 1994 ve 95'de brifinglerle yapıldı. Bu brifinglerde işlenen konu şudur; "Türkiye'deki irticaî faaliyetler öyle arttı ki, böyle giderse 2005 yılında ülke irticanın eline geçecek"ti.
Dikkat edilirse kimse "irtica" kelimesini tanımlamamaktadır. Bu da şuurlu olarak yapılıyordu. İrtica'yı tanımlamak bu mihrakların stratejisiyle uyuşmaz. Bunun içinde "Kitlesel İş Tehdidi"ni kullanıyorlardı. Bu ise faşizmin bir yöntemidir. Derin devletin trendi ve kompartımanları vardır. Bunun içinde hukukçusu, üniversite öğretim üyesi, gazetecisi, işadamı, mafyası ve tetikçisi bulunmaktadır. Hepsi de ani bir refleksle birbirleriyle dayanışma içine girebilmektedirler. Mesela Abdullah Çatlı uyuşturucu iddiasıyla Fransa'da yakalandığında, avukatlık işi için hapishanede ilk 12 Mart döneminin sol liderlerinden Sarp Kuray'ı aramıştı. Derin devletin sol unsurları da, sağ unsurları da vardı. Yapının bütün unsurları bütünleşmiştir. Yani o sağcı, ben solcuyum; ben Türkçüyüm, o Kürtçü diye bir ayrım yapılmaz. Bu operasyonlar, Susurluk ve sonrasında iç çatışmalara sebep oldu. Bugün bu illegal yapılanmanın içinde sağ ve sol paradigma farkının olmadığını sanırım nihayet açıkça görmektesiniz.
Bu devasa yapı Türkiye'de operasyonel eylemler yapmıştır, yapmaktadır ve tasfiyeye tevessül olmadığı için belli ki yapmaya devam edecektir. Bugün ortaya çıkan ‘özel harp’ figürlü çetelerin, aysbergin sadece görünen küçük yüzü olduğu, bunda Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığının ciddi bir başarısı olduğu, ama bu çetelerin sadece bu inisiyatifle ortadan kaldırılamayacağının bilinmesi gerekir. Militarist motorlu Derin Devlet yapısı; hedeflerinden biri olan AB konusundan dolayı açmak mecburiyetinde kaldığı kapıyı, kontrolünden çıkan seçimler sonucu ortaya çıkan AKP iktidarına, bugüne kadar olduğu gibi istediği şekilde yönlendirebilme şartlarının uygulanabileceğini düşünerek açık tutmuştur. Aslında CHP-DYP-MHP iktidarını düşünmüşlerdir; seçimlerde DYP ve MHP baraj dışında kalınca fevkalade şaşırmışlardır. Derin devlet unsurları, 11 Eylül ile gelişen sürecin kendisi lehine gelişeceğini düşünerek direncini bugüne kadar sürdürmüş ve bugün de aynı şartların oluşabileceğini, yani bölgede askeri çözümlerin ön plana çıkabileceğini, dolayısıyla kendisine ihtiyaç duyulabileceğini hesap etmektedirler.
Özel Harp metodu olarak halka karşı psikolojik harekât yapmak, 12 Eylül askeri darbesinin getirisi oldu, MGK Genel Sekreterliği'nin Toplumla İlişkiler Başkanlığının göreviydi... Dünyada ve ülkemizde belirlenen iç ve dış tehditleri belirleyen İsrail ve ABD'ydi.... Soğuk Savaş dönemimde tehdit ' Kızıllar' iken 1990'ların başında eski İngiltere Başbakanı Margaret Teacher'ın ifadesi ve Ronald Reagan'ın tekrar etmesiyle tehdit yeni dünya düzeninde "Yeşil Tehlike"ydi.....Amerikan emperyalizminin kontrgerilla faaliyetlerinin en temel unsurlarından birisi, her zaman, "psikolojik harekât" olmuştur.
Pek çok "gazeteci", "köşe yazarı"nın, uzun yıllar MGK Genel Sekreterliği'ne bağlı "Toplumla İlişkiler Başkanlığı"yla ve Askeri İstihbarat yelpazesiyle kol kola çalıştıkları ve hatta MİT'in "psikolojik harekât"larında bizzat görev aldıkları önemli bir hakikattir. CIA bu konuda (dirsek teması yapacak basın mensubu) özel bir gayret içine girerken, ülkemizde maalesef bu konuda sıkıntı çekilmez. Gönüllü sıkıntısı asla yoktur. Bu sistematik işleyiş, istihbarat ve psikolojik harekat gereği şimdi de aynen devam etmektedir. Yani Özel Harp anlayışı ve eylem sistematiği, silsiledeki –kadrosuz- medya yazarları, akademisyenler ve bürokratlar desteği halen devam etmektedir. Özel Harp neticesi dökülen kan, onlar için de kutsaldır.
Tabii ki akademisyenler de bu gruptadır, hata yapanın kalemi kırılır. Banka hortumlamalarının çoğu derin devletin bilgisi dahilinde olmuştur.
Operasyonel Derin Devlet'in süratle hareketlenmesi, belirleyici aktör ve mekanizma haline gelmesi için ilk şart: Politik istikrarsızlıktır. Birbiriyle anlaşamayan koalisyon hükümetleri, bir türlü kurulamayan hükümetler ve birbiriyle kavga eden liderler görünümü fevkalade uygun bir panoramadır. Bu ortam Derin Devletçileri harekete geçirmeye yetmektedir. Bazen, tek başına iktidar olmasına rağmen (Tansu Çiller dönemindeki gibi) siyasi kararları askere bırakan (PKK terörü ile mücadele ve Kuzey Irak'taki politikaların tespiti) liderler de, Derin Devlet'in hakimiyetinde rol oynamışlardır.
Operasyonel Derin Devlet'i gelişmelere hakim hale getiren ve canlandıran ikinci önemli sebep ise: Laik sistemi tehlikeye sürükleyebilecek gelişmelerdir. Fakat, bu "gelişmelerin" ne olduğu hiçbir zaman net değildir. Bazen din konusunu bayrak yapan bir parti de hedef olabilir, bazen bir koalisyon ortağının beyanları da kafi gerekçe sayılabilir. Sözü edilen "tehlikenin" sınırları tabii olarak bulanıktır.
Evet, ifade ettiğimiz gibi Türkiye açısından Derin Devlet'in ve Operasyonel kısmının en önde görünen temsilcileri askerlerdir. Kendi tayin ettikleri zamanda harekete geçer, düğmeye basar ve sonunda yönetime el koyarlar. Kendi içindeki denetimsiz ve bağımsız (sivil makamlardan) örgütlenmesi, istihbarat servisleri, sahip olduğu silah gücü ve en önemlisi kamuoyundaki prestiji sayesinde, daima "kurtarması gereken" ve alkışlanan kurumdur. Fakat, askeri bürokrasi yalnız değildir. Sisteme entegre olan(Özel Harp sistemine) askeri bürokrasi, hem olaya müdahale zeminini hazırlar, hem de diğer muhtelif kurumlardan gelen sinyallere dikkat ederek hareket eder. Askeri yelpaze, kendini laik Cumhuriyetin tek koruyucusu, tek sahibi, tek yöneticisi ve tek kurucusu olarak görür ve siyasi kadrolara (millet iradesi olsalar da) güvenmez. Gerektiğinde hepsini bir kenara itip, duruma müdahale hakkı olduğuna inanır. Malesef, bu kanaat ve ordunun bu konumu kemiyetinden büyük keyfiyeti olan, toplumun bir bölümü tarafından da kabul edilir. Müdahale etmez veya zamanlama hatası yaparsa, Derin Devletçiler tarafından tenkit edilir.
Türkiye açısından "Derin Devlet'in" gönüllü fikir savaşçıları ise hem askeri tahrik ederler, hem de askerden gelen yönlendirmeler istikametinde eylemler düzenlerler.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız