Kayıt: Aug 03, 2006 Mesajlar: 29 Nereden: istanbul
Tarih: Cum Tem 20, 2007 1:55 pm Mesaj konusu: Demokrasi...
Demokrasi şüphesiz herkes tarafından tartışmasız kabul gören ve tartışılmayan bir kavram. Bir programda Emre KONGAR'ı dinlemiştim. Demokrasi hakkında ilginç bir tesbitte bulunmuştu.
-" Demokrasi aslında o kadar da büyülü birşey değil. Ülkemizde bir torba erzağa oyunu değiştiren insanlar var. Böyle düşünürsekte demokrasi tehlikeli de bir şey."
Biraz da günümüz seçim kampanyalarını hatırlatıyor değil mi?
Demokrasiden başka birşey düşünülemez bu kesin ama bazen de tartışmak gerektiğini düşünüyorum...Azınlığı yok saymanın da gereği yok diye düşünüyorum. Bilmem ne dersiniz.
Demokrasi bence gelişmiş bireylerin, adalet ilkesinin güdümünde, menfaatlerini vicdani güçle engelleyebildikleri bir rejimdir.
Yukarda ki tanımlama da sayılan özellikler dikkate alındığında Türkiye açısından şu durum çıkar: Türkiye'de demokrasi deyince "çoğunluk; azınlığa tahakküm etmek" sanır. "Azınlık ise; azınlık olma durumunu ayrıcalık yerine koydurup çoğunluğu bulduğu her yolla yıpratıp ondan kendi hanesine güç ve menfaat tırtıklamak" sanır.
Hal böyle olunca şu gün Türkiye bir seçim arefesinde ve ortada demokrasi ilkeleri değil, en küçük menfaatin bile boy attırılmasının kör döğüşü var. Herkes kendine güç vereceğini umduğu her zerreyi habbe edip halkın gözüne sokma yarışında. Sağolsun medya bu günleri çok sever. Medya için bugünler söz, nişan kesme ve evlenme günü veya bağlılığını ilan etme saatleridir.
Seçmen açısından durum ise, seçmen ülkeyi kimin daha iyi yöneteceği kaygısıyla işletmesi gereken demaokrasiyi kendi vicdanında çoktan çarmıha germiş, kişisel menfaati ve duygudaşlığının kulesinden gözetliyor ortalığı. Bilinçli seçmen hiç bir duyguya hele hele hamasete yaslanmadan akıl ölçüleri içerisinde muhakeme yapar ve ülke için memleketin geleceği için o gün en doğru bulduğuna reyini güç olarak söz hakkı olarak katar. Lakin Türkiye de siyaset değil siyasetsizlik temel olduğu için yoğun gündem bombardımanı altında seçmende dumura uğramaktan kendini kurtaramıyor. Medyanın danışıklı, sahnesi, dekorasyonu, oyuncuları önceden hazırlanmış oyunlarında figüran rölü oynamaktan bıkmıyor. Halbu ki demokraside başrol halk değil midir? Yahut yönetmen ki rolleri dağıtması gereken. Halk piramidin en dibidir dip kendini kenara çekmeyi siyasi hareket olarak bir refleks edebilse, Türkiye'de bunu bir denese en babayiğidi bile piramidin en üst ucundan yerin dibine batmaya düçar olmaz mı?
Kayıt: Aug 05, 2006 Mesajlar: 494 Nereden: baktığınız yerden
Tarih: Cum Tem 20, 2007 7:17 pm Mesaj konusu:
(Durduğum yer itibariyle)
Sudan çıktığımızı veya maymunla ortak bir şecereye sahip olduğumuzu var sayarsak demokrasiyi bir dereceye kadar mazur görebiliriz. Bu da diğer sistem ve yönetim şekillerine kıyasla tabi. Oysa ne sudan karaya vurduk ne de ağaç dallarında büyüdük.
Demokrasi kadar kaypak, bayağı, sığ, her türlü üç kağıda açık, omurgasız bir yönetim şekli yoktur. Radic olduğu tarihin hiç bir döneminde huzur getirmemiştir. Özünde öyle bir huzur gayesi de taşımaz zaten. Demokrasinin basit ve bayağı yönü ve asıl olumsuzlanması gereken tarafı yönetim iradesinin halk kitlelerine verilmiş olmasıdır. Halk kitlelerine öyle bir hakkın verilmesi bilgi ve birikimin sadece araba lastiği, kaldırım taşı, soba borusu, lollipop, permatik... gibi şeylerde somut bir şekilde işe yaradığını ve bu alanda ancak bir faydasının olacağı anlamına gelir. Halk en ufak bir mülki amiri bile seçmekten yoksundur ve seçemez de. Öyle bir hakkı halka vermenin faturasını 80 yıldır biz ödemekteyiz. Diğer insan topluluklarına da aynı şekilde bir fatura kesilmiştir. Demokrasiyle gidebileceğin en üç nokta neresi olabilir ki. Al sana avrupa. Hangi avrupa devleti gibi olmak istersin. Olsan ne. Halk yönetimden ne anlar? Bu basit soru bile demokrasiyi kökten çürütür. İşte seçim kapıda. Siyasetçiler kapımızda. Ve bu halk onlardan birisini başımıza dikecek. Bu memelekette yaşıyoruz. Şimdiden minnettarız sana ey halkım. Sen en iyisini seçersin. Sen bu işi biliyorsun çünkü.
Kayıt: Aug 05, 2006 Mesajlar: 494 Nereden: baktığınız yerden
Tarih: Cmt Tem 21, 2007 1:13 am Mesaj konusu:
Ben demokrasiyi, kendisine alternatif getirecek kadar ciddiye almıyorum.
Ben krallıktan yanayım. İnsanlığın başka da bir kurtuluş yolu yoktur. Bu vesileyle üstad Farâbî'yi saygıyla ve rahmetle anıyoruz. Farâbî'nin sunduğu ideal krallara kafa tutup yerden yere vuran ve bu arada Selçuklu sultanlarına göz kırpan İmam Gazâlî'ye teessüf ediyor bilâhare saygılarımızı sunuyoruz.
Bu çağda insanlara tek yönetilme biçiminin şaşmaz bir doğrulukla, dillere pelesenk edilerek, sorgu kaldırmayan algı ile demokrasinin dayatılmasını çok ilkel ve çağdışı buluyorum. Demokrasi halk, biz krallıkla yönetilmek istiyoruz, kral seçmek istiyoruz demesine izin vermiyorsa ki vermez demokrasi olabilir mi? Demokraside tüm sistemler gibi kendini işletmek üzere kurulmuş, sistemlerden bir sistemdir. Bu sistemi erki elinde bulunduranlar çk güzel yamultabildikleri, eteğinin altına istedikleri herşeyi tıkıştıra bildikleri için tutuyor, seviyor ve halkada dayatıyorlar. (örnek: 367 vakası) Bu etek altından çıkarılmış bir sürpizdir. Halkın vicdanı hariç her yere demokrasinin bir gereği olarak yedirilmiştir. Asıl söylemek istediğim şu ki; sistemlerin hepsinin pozitif ve negatif yanları vardır. Kral zalim olursa krallık kötü, yönetenler hırsız olursa demokrasi kötü, aristoklar aç olursa aristokrasi kötü olur bu liste uzar gider...
Önemli olan yürütülen sistem adı değil, sistemin nasıl yürütüldüğüdür. Bütün sistemler için vazgeçilmeyecek tek kavram ve halkında içinde huzur bulacağı tek ilke "adalet" tir. Adalet temelinde herkese çabası ve hak ettiği ölçüde pay verilirse kimse kendinde itiraz hakkı bulamaz, bulsa bile bu onun şahsi sorunu olur. Lakin ortada bir haksızlık varsa bu bir kişiye bile olsa toplumsal sorundur.
Bu bağlamda şu ortaya çıkıyor ki, sistemlerin adları üzerinde tartışırsak kimimiz iyi, kimimiz kötü yönünü görerek terazi gibi karşılıklı iner çıkarız . Bunun yerine sistemin nasıl olması gerektiğini tartışırsak aynı fikirde olacağımız noktalar daha fazla olur zannımca.
demokrasinin uluslararası sistemle bütünleşmek ve piyasa ekonomisi ile bu derece yapışık kardeşler olması ilginç gelmiyor mu size de.
ya da bir coğrafyaya el uzatan küresel güçlerin adeta bu işin amentüsü gibi demokrasi ve piyasa ekonomisi dayatmaları.
modern sömürge çağının enstrümanlarından biri gibi geliyor bana demokrasi. gerçekliğini yitirmiş içi boşaltılmış bir kavram.
benim ülkem umarım bir gün şunu anlar:
aydınlanma çağını ıskalayarak ve arkasından koşup yetişmek için çabaladığı halde hala din ile devlet işlerini birbirinden ayıramayan toplumlarda, ya da hala bunun tartışma konusu yapıldığı yerlerde.
sanayi devrimini ıskalayarak ve ardından yetişmek için dahi doğru dürüst çabalamayarak
sanayi devrimini ıskaladığı için, bunun getirdiği sosyal sınıflaşmaları ve
bu sınıf mücadelelerini siyasete yansıtamayan
2007 yılında dahi sosyal dokusunun önemli bir ağırlığını taşra yaşamı ve taşra yaşamının değer yargılarının oluşturduğu
ülkelerde demokrasi o-l-m-a-z !
çünkü demokratik ülkelerde küçük çocuklar kanalizasyon çukurlarına düşüp boğulmaz.
bizim gibi toplumlarda bir ülke topyekün kanalizasyon çukuruna düşer ve buradaki debelenmeler demokrasi mücadelesi sanılır.
Diaspora- Hedonistin" Demokrasi bence gelişmiş bireylerin, adalet ilkesinin güdümünde, menfaatlerini vicdani güçle engelleyebildikleri bir rejimdir. " cümlesi bana, Fransa'da iç karışıklıklardan faydalanıp arabaları yakarak sigortalardan para götürmeye çalışanları hatırlattı.
Hülasa voltaire'in dediği gibi "demorasi ayak takımının despotizmidir"
iyi ki de öyledir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız