Tarih: Pzr Tem 15, 2007 9:28 am Mesaj konusu: Time dergisi
Türban TİME'a kapak oldu
Daha önce Atatürk, İsmet İnönü ve Adnan Menderes gibi Türkiye'nin kaderini etkileyen isimlere yer veren dergi, bu kez başörtülü bir Türk kızını kapağına taşıdı.
Kapakta yer alan Karakaş, "Beni kapak yapacaklarını bilsem TIME'a röportaj vermezdim." diyor. Yayınlanan haberin kendisini mutlu etmediğini söyleyen Karakaş, derginin, mağduriyetini yansıtamadığını düşünüyor.
Genç kız, yayınlanan makalenin seçimlerden bir hafta önce laik-antilaik tartışmalarına malzeme edilmesinden ise büyük üzüntü duyuyor. Sohbet havasında verdiği mülakatın büyük bir kısmının yayınlanmadığını dile getiren Karakaş, röportajı başörtülüleri temsilen verdiğini belirtiyor. Karakaş, "Bir sabah kalktım ve TIME'a kapak olduğumu gördüm. Ama anlattıklarım tam nakledilmemiş. Sözlerim tam olarak yansıtılsaydı bir şeyleri değiştiremese bile yaşadığımız soruna ayna tutabilirdi." ifadelerini kullanıyor.
Başörtüsü sorunu yüzünden, kazandığı Niğde Basın Yayın Yüksekokulu'na devam edemeyince, ABD'ye okumaya giden Mine Karakaş, 11 Eylül'den sonra çok büyük sıkıntılar çekmiş. Bebek bakıcılığı yaparak masraflarını karşılayan genç kız, 11 Eylül sonrasında 10 gün sokağa çıkamamış. Ortaokul ve liseyi dışarıdan bitirme sınavlarıyla geçen Karakaş, bugün üniversiteyi okuyamamasına çok üzülmüyor. Karakaş, 6 aydır İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı'nın (İHH) İstanbul şubesinde çalışıyor.
Nergihan Çelen-Zaman
Bu arkadaş acaba Time dergisinden ne bekliyordu? Sanki gerçekten onun mağduriyetini yazacaklarının mı sanmış? Bizlere kimseden hayır yok.Bunu unutmayalım.
Haber bu şekilde verilmiş yazını içeriğiyle alakalı yalnızca röportaj yapan kızın söylediği kada bilgi var.Ama içeriğini bulursam bunuda yazarım.
Samimiyet konusuna gelince bu olayları ancak yaşayanlar bilirler.Yani onun samimiyetini bu şekilde ölçemeyiz! Bence çok safiyane bir şekilde bu röportajı yapmış...
Madem mağduriyetini yansıtmıyor ve madem Time a kağak olacağını bilmiyordun? Öyleyse güzel bir manevi tazminat davası açarak güzel bir kazanç elde edebilir,böylelikle mağduriyetini de bir nebze olsun giderirsin !
Sayın 6x, bu yönden hiç düşünmemiştim. Teşekkürler.
Saçımız uzun diye bize şeytana tapanlara benzetenlere inat, laf atmalara, kavgalara inat ne kestirdik ne de kızdık inasanlara. Aklıma bu olayların çıktı zamanlar Caravan' a beyaz gömlek ve kumaş pantolonla gelen rockerlar geldi.(yazılışı doğrumu) Hey gidi günler hey!
Hem mağdur ediliyorlar. Hem de ağızlarını açtıkları an mağduriyetlerini reklam aracı olarak kullanmakla suçlanıyorlar. Susmaları isteniyor. Aman kol kırılır yen içinde kalır. Dünya onlara yaptığımız bu insanlık dışı zulmü duymasın. Dur bakalım inancından mı örtünüyor dimi ama. Sanki ruhlarını okuyup, inançlarından örtündüklerine emin olsalar üniversiteye girmelerine izin verecekler.
Konuşmasınlar, okumasınlar, hatta mümkünse yok olsunlar.
Arkadaşlar bunu yaşamayan bilemez.Bunu yapanlar bir de insan hakları ihlal etmediklerini söyler. Bu ihlal değil midir? Bu şekilde onların mağdur edilişi? Hepimiz bu ülkede yaşıyoruz herkes istediği gibi her yere girer ama başörtülü olduğunda engeller çıkar!!!!!
Bu mağduriyeti, kendi istediği herşeyi giyinip (hatta bazen giyinmeyip) elini kolunu sallayarak içeri girerken, kalbini, kampüsün bahçe kapısından içeri alınmayıp, ama yine de başı dik duvar önünde bekleyen arkadaşlarında (hiç tanışmasak bile) bırakmayan biri anlayamaz.
Yıl 1998. Üniversite kampsüne güneşin başını her sabah nazlı bir gelin gibi uzatıp, ışık huzmelerini suratlarımıza savurduğu saçlarıyla dokundurduğu bahar ayları. Yazın başlangıcı, oklun sonu yani. Bir haber şaiya olmuş, kulakları uğundurup içimize ayrık otu tohumları serpiyor. Aramızdan bazıları, yarasa gözüne sahip olanlar tarafından, görünürde olan bir ayıplarından (başörtüsü) dolayı tecrit edilecekmiş. Ya da görünürdeki bu ayıplarını kaldıracaklarmış.
Hocalarımız sınıfa girdiğinde bu haberi kimi gözüne yere dikerek (ki bu başörtülü arkadaşlarımızdan kendini kaçırmak oluyor, her ne kadar göz bebeklerini kaçırsada bedenini kaçıramadığı için üzgün) kısık sesle resmi dilin haşmetli harfleri ile buyurulan bu fermanını kısık sesiyle boğduğunu vehmederek, gizli bir öç duygusu yaşıyor için için. Bazı hocalarımızda ya zaten ben bunu hep söylemek istiyordum bu kızlara. Hiç şık değilsiniz ne bu çağda bu umacı silüeti, hiç yakışmıyor, farkında değilsiniz ama göz tırmalıyorsunuz. Oh! şimdi oldu işte bak. Arkamda sığınakta yarattı devlet artık bunu içine modernlik angaje ettiğimiz kelimelerimizle kulaklarınızın desibelini zorlayarak buyurabiliriz, tavrıyla dikildi sınıfa.
Bizler hep devletin elini sıcak diye düşlerken, buz gibi soğuk parmaklarını mahremimize uzatırken bulduk. Herkesin başında kedere bulaşık bir şaşkınlık kol gezmeye başladı. Ne yani! Şimdi hep örtlülü gördüğümüz bu arkadaşlarımız artık sınıfa açık mı gelecekti! İyi de devlet burda başı açık oturan kızlardan ne kazanacaktı? Burası üniversite ise eğer burda varlık bedenen mi zihnen mi olmalıydı? Kiminin bedeninin nasıl oldğunun ne önemi olabilirdi? Tabi bunlar çocukça suallerdi ve çocuk sualleri büyükler için hep basit, düz, ama cevabı zor olurdu. Ve cevapsız bırakılırdı. Bunlarda öyle oldu.
Evet şaka değildi, bir yasak çıkmıştı ve uygulanacaktı. Oysa biz şaka olması için günlerce uykuya daldık, uayndığımızda bizi şakanın hükmü kaldırıldı diyen bir dünya kucaklasın diye. Ferman çıkmış, hüküm verilmişti biz ne yapacaktık ve en önemlisi başı örtülü arkadaşlar bu dışlanma paniğini yenip ne yapmayı düşünüyorlardı. Yoksa... yoksa bu hepimizin alnında bir leke olarak mı kalacaktı.
...
Bir haber geldi. Yarından itibaren okulda baş örtüsü eylemi yapmayı düşünüyoruz. Bunu tartışacağımız bir toplantı var katılır mısınız? Elbette. (haksızlık karşısında susan şeytandır).
...
Ne toplantıymış ama! aramızda bir yasağa karşı çıkan hocalarımız eksik. Herkes sırayla söz alıyor, konuşuyor. İzliyorum hançerelerinden hangi kelime iç dünyalarındaki hangi dağları aşıp, hangi ovalardan süzülüp, hangi vadileri yırtarak dökülüyor ortamımıza. Herkesi çok yiğit ve çok fedekar buldum. Öyle konuştular ki sandım bunların başı örtülü. Herşeye kendi açılarından bakıyorlar. İçinde başı örtülü kızların olmadığı bir baş örtüsü eylemi hareketi. Her ne kadar samimi olsalarda, hal böyle olunca, tüm fikirler; rüzgara yakalandığı için havada uçmaya hüküm giymiş, yer çeiminden uzak tüy gibi. Peki dedim: her şey güzelde tüm bu hareketin içinde baş örtülü arkadaşlar nerde? Onlar bizim bu fikirlerimize ne diyecek? Onlar bizden ne bekliyor, nerden biliyorsunuz? Bence onlarla görüşülmesi ne yapılacaksa birlikte karar verilmesi gerekir. Biz her zaman onlardan yana olalım fakat asıl güç onların omuzunda olmalı. Yitiğini kaybedenden daha iyi kim arayabilir?
...
Kalabalık toplantılar bitti. Aklıma bir kıymık girdi örseleyip duruyor içimi: her nefiste öne çıkma, kendini ispatlama gayreti. Sonumuz hayr olsun. Sonra baş örtülü arkadaşlarla bizim çocuklar bu vesilerle yakınlaştılar. konuştular, tanıştılar. Bazılarının yüzünde şunu okudum; ya aslında bir yandan iyi mi olmuştu ne? Herkese göre bir iyilik başını uzattı; meğer kızlardan aile baskısıyla örtünenler varmış, yasak fırsat olmuş. Bazıları o kızla konuşmak istermiş, oh! bahane çıktı! Yarabim ne kadar aç yanlarımız varmış, herkesten bir şey hortlamaya başladı. Eylemlerin o sol yanımızı gökyüzüne karıştıran yiğit coşkusu gitti. Üstümüzde bir hantallık, sanki ayaklarımızda bukağı var. Yoksa...yoksa kirlenmeye mi başladık biz. Oysa bir mücadele yolu, insanı tıpkı aktıkça ağartan bir ırmak olmalı değil miydi? Ve her şeye rağmen bilincimin altına sokuşturduğum hüküm kendini ispatladı bana; eylemlerde yan yana slogan atarken, karşımızda ihanetn kalesi (rektörlük binası) dururken biz hıyanet edenlerin gözlerini yakalamak ve gözlerimizle hesap sormak yerine, yan taraftaki zevce adayımıza kilitli bakışlara gark olmuş idik. Bedenen devam eden eylemlerimizi zihnen tamamlamış olduk. Hükmü verdim: hukuken haklı olmak yetmiyor. Ahlaken de erdemli olmak lazım. Haklılığa erdemi libas gibi giydirmek gerek. Haklılık erdemsiz kalınca her çıplak şey gibi ayıpla mağlup. Arzularının kılcal damarlarından sokulan eritici sıcaklığın etkisiyle eksildiler, gevşediler. Meydana artık toplanıp slogan atmaya değil orda bulunan, geriye tortu gibi kalmış arkadaşlarımıza siz burda otururken bizim sizden uzak olmamız vicdanımızı çarmıha germek gibi geliyor bize, hiç bir şey yap(a)masakta bedenen burdayız. biliyoruz bu "hiç" ama... olsun vicdanımıza rüşvet sayın.
...
Çözülmek, bir yerde yıkılmadır. O ilk gün bütün eller birleşip dev bir el gibi havaya kalkmıştık. Tüm gözlerimizi birbirine çatıp devasa bir ayna gibi yarasa bakışlara tutup yüzleşin kendinizle çağın kaderini elinde tuttuğunu sanan kof gövdeler demiştik. Sonra kol kol, bacak bacak, ilik ilik çözüldük. Dağıldık. Galiba, zaten inanmıyorduk, başaracağımıza ama bunu birbirimize itiraf etmek yada ilk itiraf eden olmak istemiyorduk. Bende yanılmıştım zaten bu mücadelede kızların erkeklere dayanmaya bile gerek duymadan o kadın yıkıcılığı ile duvarları yıkıp, kör bilinçleri oyacağını sanmıştım. Gördüm ki üç beş kişi dışında yiğitlenip dikilmek yerine sızlanıyorlar. Sızlanmak benim sözlüğümde acz tarafına düşer. İnsan en çok haksızlığa uğrayınca yiğitlenmeli değil mi?
...
Sonra baş örtüsü çözüldü; kimi çekti, çıktı gitti. Onlardan geriye kampüse gömülü düş ölüleri kaldı. Başlarını siyah örtüleri ile bağladılar. Kaybetmenin haklı onurunu omuzladılar. Ve giderken bizim yüzümüze utançtan koca bir çukur açtılar. Kimileri ya içten(kendi) ya dıştan(aile, çevre) baskılara boyunlarını, iklimsiz bir coğrafyada hayata tutuşuan bir bitki gibi eğip kaldılar. Kimi peruk aldı başörtüsünün üstüne geçirdi. (yarasalar bunu örtülü baştan daha şık buldu, çünkü ses etmediler ordan anladım). Kimi de bunu kendine yakıştırmadı sanırım, kapıya kadar getirdiği örtüsünü, eşikte titrek elinin ucuyla herkesin kendisini izlediği vehmiyle sıyırdı, ve mezara gömer gibi çantasına gömdü. Akşam olup eve gidince gündüz başında olmayan örtüsünü sevip, koklayıp, koynuna alıp ahirete burdan uzattığı bir bağ gibi sarılıp uyudu. Kimide gündüzüne keffaret olsun diye gece başını sımsıkı örttü. Kimide gayet memnun oh be! hayat varmış dedi, hayatına yeni bir renk ekledi.
...
Dışarda ki herkes ise ateş düştüğü yeri yakarken, izledi. En dokunaklı yanı da dışardakilerden bazıları bu mağduriyeti sahiplenirken yüzüne oturttuğu hüznü, dudak kıvrımlarında ele vererek, siyasete bir sömürü ekledi.
İnanç ve imanla ilğili olan türban(tesettür) konusunu her fırsatda bir magduriyet malzemesi olarak kullanan ve bunu reklam aracı yapan insanları anlamakta zorlanıyorum,kimse insanlara türban takmaya zorlamıyor sende egerki imanından kaynaklanan bir gerekçeyle türban takınıyorsan niye aglayıp sızlanıyorsun niye bunu reklam malzemesi yapıyorsun.
Siz ne diyorsun böyle arkadaşım?Ne biliyor da ne söylüyorsunuz ?
Ne yapalım yani şikayet etmeyelim mi, kabul ettik ( zorla ) susalım mı , neden, kim olduğu umursanmadan yaşayan insanlardan farklı alarak ödemek zorunda kaldığımız ama zorundaymışız gibi gösterilen bir bedelin muhattabıyız diye sormayalım mı ?İnançlarımız için örtünmüyoruz da ne için örtünüyoruz sizce? Hem bu arkadaşım neyin reklamını yapmış olabilir, ne geliyor aklınıza merak ettim. Bizim kırık , dışlanmış ama inatla vatan sevgisiyle çarpan ( başakları gibi hadi yıkalım bu rejişmi keyfimizce bi
r rejim getirelimlerin peşinde olmayan ) SAMİMİ kalplerimizin feryadı ne güzel yansıyormuş kulaklarıınızda ...
Az bile yapıyorlar bize.
Sevgili Tu-ce haklısın" Konuşmayalım, okumayalım, hatta mümkünse yok olalım." Bize yakıştırılan buymuş meğer ?
Farazi sorunların çözümünü halk yapamaz. Tepeden inen bu ve benzeri sorunları çözmek için bize pas atmışlar. Ondan sonra onur, şahsiyet, adalet, ölelim vs.
Bu ve diğer farazi sorunları kafamıza kimler taktıysa onlar çözsün.
Sizler değilmisiniz demokrasi, çoğunluk, idare, vs. Hadi çözdürün bakalım bu meseleleri. YÖK' üde yerlebir edin. Gülerler size, konuşmayın böyle. Rejim, tehlike, darbe gibi kavramları çıkarın artık kelime hazinenizden.
Çözüm bulalım çözüm.
Şikayetle, tehlikeyle birşey çözülemez.
Kim memnun ki halinden?
İnsanlığını hızla yitirmiş bir toplumun dişleri arasında sıkışmışız, suçluyu nerde arıyoruz.
inancımı yaşayamıyorum mağdur oluyorum diyenlerin, mağduriyetlerinin giderilmesi taleplerindeki haklılık kadar, tercih ettikleri yaşam tarzının sadece kendi dünyaları ile sınırlı kalacağı konusunda da toplumu inandırmak gibi bir sorumlulukları vardır. mesele sadece başörtüsü meselesi değil. mesele başörtüsü üzerinden yürütülen bir iktidar meselesidir. mesele din inancının toplum hayatındaki yeri meselesidir.
mesele biraz da "kanlı mı olur kansız mı olur" meselesidir, "laikliğin tarifinin yeniden yapılması" meselesidir, "çoklu hukuk talepleri" meselesidir, "çocuk bayramında ille de 19 yaşında imam hatipli konuştırma" meselesidir, "kutlu doğum haftalarının ille de 23 nisan a denk getirilmesi ve minik kız çocuklarına ille de başörtüsü" meselesidir.
taşları bağlayıp köpekleri salmayın üstümüze.
samimiyet, biraz samimiyet
el insaf !
Nerde tutsam elimde kalır meseleyi. Ama şuna cevap vereyim: Kutlu Doğum haftası, Hicri takvime göre kutlanır. O da her yıl 11 gün geriye atar. Yani her yıl 23 Nisan'a denk gelmez, siz rahat olun.
İkincisi.. Çoğunluğun azgın azınlığın kaygılarını gidermek için yapabileceği hiçbir şey yoktur. Madem aydıncılık oynuyorlar. Biraz da aydınlansınlar gerçek hakkında. Kendi dar pencerelerinden Irak'ı izler gibi sokağa bakmasınlar.
Ki mesele gerçekte budur. Yerli oryantalizm, köksüzlük.
Sayın akrebingözleri bana , "kendinizle ilgili birşeyi" inandırmak zorunada hissediyor musunuz ?
Kimsiniz siz ve sizin gibi düşünenler , benden farklı olarak nasıl bir şey yaptınız da biz eminiz sizin iyi niyetinizden ?
YAZARIM "kim memnun ki halinden" diyorsunuz ya ,tabi ki kimse değildir. Aleviler sorun yaşar, solcular sorun yaşar , saçı uzunlar sorun yaşar , küpeliler , düşük belliler, demokratlar herkes toplum değiştikçe farklılar yargılanır . Ama yaşadıkları sorunların hukuki (eğer isterlerse ) çözümleri vardır . Onları bekleyen kanun hükmünde genelgeler yok giderler benim özgürlüğüm kısıtlanıyor derler hallederler .
Ama bizim hakkımızdan söz edilmiyor , bizden niyetimizi kanıtlamamız isteniyor .
Akıl alır birşey mi bu? Nasıl kanıtlayayım ben size kalbimden geçenleri nasıl nasıl nasıl ?
Bu meseleyi bizlere haykırmayın. Kafamızı gözümüzü şişirmeyin. Hükümetin kafasını bu kadar patlatsaydınız şimdi başka kısıtlanmış hakları konuşurduk ve mücadelesini verirdik.
SANAL SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNÜ HALKTA ARAMAYIN.
SİZİN iMAM HATİPLERE NE OLDU YA?
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız