Tarih: Pts Tem 02, 2007 8:52 pm Mesaj konusu: Babanzâde Ahmet Naim
Dünya, fânîlik ırmağı üzerine kurulmuş bir kervansaray gibidir. Hızla akan ırmağın suları, bu kocamış binanın taşlarından, direklerinden, kapılarından, pencerelerinden her gün birini-birkaçını sürükler götürür. Akıntıya en mukavemetsiz olanlarsa kervansarayın konar göçer misafirleridir.
Misafirlerden çoğu arkasında bir iz bile bırakmadan geçip gider dünyadan. Tarih ilmi, iz bırakanları adları ve yaptıkları ile bir müddet daha yaşatma, bırakılan izleri koruma altına almadır bir bakıma. İnsanlarla ilgili bilgileri bir araya getirme, dinî literatürde özel bir ilim dalını ortaya çıkarmıştır: rical ilmini. Hüseyin Hansu"nun Kaynak Yayınları"ndan çıkan "Babanzâde Ahmet Naim" isimli kitabı, hadis ilmiyle uğraşanların hayatlarını inceleyen rical bilgisinin günümüze uzanan bir devamı niteliğinde. Hansu, kitabın önsözünde Babanzâde"nin "Buhârî Muhtasarı Tecrid-i Sarih"e yaptığı tercüme ve şerh ile haklı bir şöhrete ulaşan, aynı zamanda ilmî birikimi ile toplumumuzda hadis kültürünün oluşmasına katkıda bulunan bir şahsiyet olduğunu söylüyor.
Mehmet Âkif Ersoy"un “sahabeden sonra en çok sevdiğim kişi” dediği, vefatından sonra da Edirnekapı Şehitliği"nde yan yana uzandığı Babanzâde Ahmet Naim Bey, Bağdatlı bir aileye mensuptur. Galatasaray Lisesi"ni, Mülkiye Mektebi"ni bitirir. Okul dışında özel dersler de alarak bilhassa Arap dili ve edebiyatı alanında otorite haline gelir. Ünversitede hocalık, hatta rektörlük yapan, dünya ahvalini Fransızca gazetelerden takip eden Naim Bey için tek kurtuluş reçetesi vardır: Kur"an ve sünnet. Arkadaşlarını bile tefsir, hadis ve fıkıh konusundaki malumatlarına göre bilgili ya da bilgisiz diye vasıflandırmaktadır. Kafasında şüpheye yer yoktur; bir konu onun için ya "nass"tır ya da hiçbir şey. Fikrî altyapısı gayet nettir: “Bize risalet hediyesi olan Kitabullah ile Resulullah"ın sünneti, dünya ve ahiret ile ilgili bütün işlerimizin düzenlenmesinde yeterlidir. Bu iki kaynak temel ve genel hatları çizmiş, bunlarda bulunmayan ahkâm, onlara dayanılarak, ümmetin icmaı ve müctehidledin kıyası ile tespit edilmiştir. Kitap ve sünnete muhalif indî ictihad ve hükümlerin İslâm nazarında, hüküm olarak herhangi bir değeri yoktur.” İlim ve fende ortaya çıkan gerçekler ise “Hikmet mü"minin yitiğidir, onu nerede bulursa alır.” hadisi gereğince mü"minin yitik malıdır, onu almakla yükümlüdür. Buna göre medeniyet âleminde ileriye doğru atılan her adım İslâm"a doğru yaklaşmaktır. Milliyetçilik akımı ise kanser kadar tehlikeli bir mikroptur.
Doğu"yu ve Batı"yı kafasında birleştiren münevver
Muallim Mithat Cevdet, yaşadığı ülkenin coğrafî, sosyal ve kültürel alanlarda köklü değişikliklerine şahit olan, mutlakiyet, meşrutiyet ve cumhuriyet gibi üç farklı yönetim biçimini gören Ahmet Naim Bey"in şahsiyetini şöyle anlatıyor: “Kaba taassuptan kurtulmuş, temiz bir Müslüman örneği idi. Edebiyat ve musiki dostu idi. Arap ve Fransız dillerini en iyi bilen bir felsefe âlimi idi. İmanında sabit idi, neye inanmışsa sonuna kadar sadık kaldı. Onda riya veya kuru sofuluk gibi şeyler yoktu. Siyasî bir fırkaya mensup değildi. Doğu"nun dinî feyzini Batı"nın fikirleriyle kaynaştırmıştı. Batı ilminin âşığı; fakat pozitivizmin düşmanı idi. Onda "Muhammedî" bir yürek vardı.”
Babanzâde Ahmet Naim Bey"i hayatı boyunca inandığı gibi yaşamaktan hiçbir şey alıkoymamış. Belki de Âkif"i en çok etkileyen yanı budur. Şark ve Garp"ın kafasında birbirine karışmadan yan yana durması, Avrupa"nın filozoflarına şaşılacak kudretle nüfuz etmesi Âkif"i kendisine meftun etmişti. Tasavvuftan da hisse alan, Fatih Türbedarı Ahmed Amiş Efendi Hazretleri"nin damadı olan Naim Bey, 13 Ağustos 1934 Pazartesi günü öğle namazının ikinci rekatının secdesinde dünyaya veda ederken, hasta namazına dair Hazreti Ayşe"den (ra) rivayet edilen hadis-i şerifin tercümesinde de yarıya gelmişti.(ALLAH RAHMET EYLESİN)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız