Tarih: Cmt Hzr 30, 2007 9:47 pm Mesaj konusu: Kötü vaiz, iyi şair / İsmet özel
Edebiyatımızda İsmet Özel Vakası: I
Şair İsmet Özel ile ideolojik, estetik bir hesaplaşmanın girizgahı sayılabilecek bu yazımın yıllardır yazılmayı beklediğini, bu hesaplaşmanın öncelikle bir şair olarak, sonra bir Kürt olarak, akabinde Türkiye siyasal tarihinde ‘78 kuşağı olarak anılan sürecin bir unsuru olarak şahsıma (da) düştüğüne inandığımı vurgulayarak söze başlamak istiyorum.
Kendi adıma Mehmet Akif’le mayalanıp, Necip Fazıl’a uzanan, oradan Sezai Karakoç, İsmet Özel gibi şairlerle omurgasını kuran siyasal İslam şiiriyle çağdaş Türkçe şiirin hesaplaşmasında ciddi bir rötar olduğu kanısındayım.
(Mehmet Akif de ümmetçi bir şairdi.*****huriyetin ilamından sonra kafasındaki fesi çıkarmamak için Mısır’a kaçtığı, bilinmeyen ya da pek telaffuz edilmeyen yanıdır. Nitekim Mustafa Kemal bile bir konuşmasında onun İstiklal Marşı’nı “Türk Milleti düşüncesi İle değil, ümmet düşüncesiyle yazdığını” vurgulamıştır.) Bu vb. kaynaklar, bu çalışmamın bütünü kapsamında yeri geldikçe ele alınacaktır..
2000 yılında yayınlanan “Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi” adlı çalışmamın(3.Basım AlfaYay.,2004) sunuşunda şöyle bir saptamaya yer vermiştim: ”Geçtiğimiz yirmi beş yıllık evredeşiirimizde yeni bir oluşumdan, akımdan söz edememekle birlikte, niteliksel sıçrama, dilsel deneyler, kentlileşme, imgesel zenginleşme gibi öğelerin yanı başında bir de Siyasal İslam şiiri bu sosyokültürel dönemde oluşmuş,dahası beslenip mayalanmıştır. Bir anlamda Türkiye’dekisiyasal dönüşüm ve ayrışmalara koşut olarak, harcını Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu gibi şairlerin kardıkları; yani onların estetik-ideolojik tercihlerini izleyen bir Siyasal İslam Şiiri vardır. Katılmayabilir,bunu yadsıyabiliriz de, ama vardır…Önceleri bizim estetik, ideolojik, etik tercihlerimizin kötü öykünmeleri olarak, 70’li yılların sonunda uç veren siyasal İslam sanat anlayışı, bugün kendi sanatsal özerkliğini salt şiirde değil, müzikte, sinemada, tiyatroda da ilan etmiştir. Siyasal İslam’ın, kendini siyasal arenada ideolojik olarak gerçekleştirme isteğiyle sanatsal anlamda bir altyapı oluşturma çabalarının bir sonucuydu bu da…”
İsmet Özel, andığım bu yelpazenin en ayrıksı ve en poligam şairlerindendir. Bir ömre birkaç dünya görüşü sığdıran, “Amentü”ye kadar toplumcu gelenekten beslediği ajit-prop şiirlerini Türkiye’de siyasal islamın estetik beğenisiyle buluşturmak gibi dahiyane formüller üretmekle kalmayıp, Sivas katliamının bu ülkenin kalbini onulmaz bir sızıyla incittiği günlerde “Sivas göklerinde Sırp teyyareleri uçacak mı?” başlığıyla (Milli Gazete'nin 8 Temmuz 1993 tarihli nüshasında yer alan) yaralayıcı vurgularına, geçtiğimiz yıl “Kürt sorunu emperyalist bir dayatmadır,” gibi talihsiz beyanlarından tutun da, onun şiirinin mistik mecrasına dek her şey nüanslarıyla alıntılanıp sorulmalı, sorgulanıp tartışılmalıdır..
Bir unutuluşa maruz kalabildiğini hissettikçe tribünlere dönüp iri siyasal savsözlerle bas bas bağıran kötü vaiz, iyi şair İsmet Özel’in, zaten tartışmak ve tartışılmak amacıyla söyle dikleri, bu ülkede ilgili çevrelerde gerekli yankıyı bulmuş, ama hak ettiği yanıtı bulamamış tır. Bu yüzden kötü vaizliğinin, hitap ettiği potansiyel dışında, -biraz da tartışma kültüründen yoksun bir toplumda- hiçbir ehemmiyeti olmamıştır.O ise yanıtsız kaldıkça abartılı Türkçü’lüğünün faşizan “kıyamını” cüretle boyutlandırmıştır.
Bu ülkede birilerinin “Sünni” şair İsmet Özel’e, “sadece Türk ve Müslüman” olmayanlar adına, Kürtler adına, ’68 ve ’78 kuşağı adına, hatta ateistler, nihilistler adına -bile- yönelteceği birkaç soru ve/ya edebiyat dünyasının kınından çıkmış birkaç somut itham olmalıydı bugüne dek...Örneğin, Adam Sanat Dergisi’nin Ağustos 1990 tarihli sayısında Mehmet H.Doğan’ın ve adresime email olarak gelen sevgili Cihan Oğuz’un kapsamlı eleştirel yazıları, onu upuzun sorguladıktan ve çok önemli saydığım çözümlemelerden sonra bir anlamda ondaki mistik cehreyi sonuçta onayan yazılar olmaktan öteye geçememişlerdi.
Ne var ki İsmet Özel, bu onayan tutumlar karşısında abartılı faşizan söylemini bilemeyi sürdürdü.
İsmet Özel’i, salt bir şair olarak değil, kendisini izleyen “mümin”lere, siyasal İslam tabanının entelektüel tercih ve arayışlarına icazet üreten bir düşünce adamı olarak da ele alınmazsa, onunla ideolojik bir hesaplaşma söz konusu olamayacaktır.
İsmet Özel şiirinin harcındaki partizanca söylemin “Sosyalist Hayaleti ”(“Sosyalist Hayalet” ibaresi şair Cihan Oğuz’a ait) sorgulanmadan, onun şiirinin patolojik vaizlikle birlikte dilsel ve imgesel fanusu aralanmadan onunla estetik bir hesaplaşma da söz konusu olamayacaktır.
Dünyayı “mütezil” (sapkınlığa uğramış) sayan, bir anlamda -haklı olarak - süren bir deformasyona kendi mistik penceresinden vurgu yapan Özel’e, bu “mütezil”liğe ne oranda katkı sunduğu ve kendisinin öne sürdüğü gibi “modern şiirin doğuşunun onların asimile olmamasıyla” ilintili olmayıp, aksine modern şiiri nasıl raşitik kıldıkları bariz biçimde somutlanmadıkça, İsmet Özel vakıası, XX1. yy. Türkiye’sinde -genç şairlerin nezdinde de- kesintisiz ışılda yan bir imge olmaya kuşkusuz devam edecektir…
Türkiye’de ve dünyada çağdaş şiirin mayalandığı bir evrede bir “cemaat şairi” olmayı yeğleyen (ama şiirinde ise “cemaat” değil, “halk” ya da “insan” gibi nitelemeleri siyasal İslama ait olmayan partizanca bir dille kullanarak şiirinde önemli bir fonetik açılım sağlayan, bunları da bu nitelemelere hiç aşina olmayan bir “cemaat”e yenilik olarak sunarak orada -bizler için, Türkiye şiiri için aşınmış, eski- ama, o adres için bir yeni/lik imgesi olabilen) İsmet Özel’in şairliği, şiiri hakkında ilk kez seçilmiş şiirlerinden oluşan “Erbain” adlı kitabının yeni çıktığı aylarda, (20 Ağustos 1989 tarihli 2000’e Doğru Dergisi’nin “Kitap” sayfasında) tam on sekiz yıl önce neler yazdığıma göz atarak başlamak istiyorum. (Bu arada bu dergiyi arşivimden güç bela bulduğumda, yazı ve fotoğraflarına rastladığım ve artık aramızda olmayan Aziz Nesin, Cemal Süreya ve Turan Dursun’u saygıyla, özlemle anmadan geçemeyeceğim.):
Evet, İsmet Özel şiiri hakkında 1989’da yazdıklarımdan bazı kesitler eksiği gediği ve yirmi sekiz yaşımın uçarı diliyle şöyle:
”(…)Özel’in İdeolojik tavrı, şiirinde çoğu kez mistisizmin dar perspektifinden sunuluyorsa da, partizanca bir söylemin radikal şairidir o.Hayatı ve insanı amansızca sorgulayan bu şiirlerin kimilerini bir Marksist gerillanın yazdığı yanılsamasına götürecek kadar bıçkın dizeleri var ; yer yer bir cephe gerisinde yazıldığı izlenimi veren, ancak sığ imgelere prim vermeyen, sloganı yeğlemeyen bir yapıt Erbain:’Ölürsek bir partizan gibi ölmeliydik/yürüsem paramparça bir ceset tazeliğinde/ yürüsem beynimde kıpkızıl bir serinlik/ sonra denizler devirebilirim dudaklarımla/ sonra aşk, sonra dirlik : Partizan.’ Hayatı sorguladığı ve sahiplendiği için (ki bu sorgulamanın muhtevası, pencereleri ayrı bir sorgulamanın konusudur) polisle başı derttedir: ’Kimseyi ateşten korumaz kelimelerim/ kılıçsızım, saygım kalmadı bugday saplarına/ uçtum, ama uçuşum/ radarlarla izlendi/ gayret ettim ve sövdüm/ bu da geçti polis kayıtlarına(…)’
‘ Kapitalizmin tekelci aşamasındaki bireyin nakit ödemeden ibaret insan ilişkilerindeki kimlik ve kişilik erozyonuna, oradaki çürümeye tiksintiyle bakan İsmet Özel, bu tavrıyla da anti kapitalist bir şairdir.Toplumcu duyarlılık, İsmet Özel şiirinin mayasını ve özgünlüğünü belirleyen en önemli etkendir denilebilir. O, yabancılaşmış, doğasına aykırılaşmış bireyin umursamazlığını: ’İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır,” gibi muhteşem bir dizeyle betimliyor. Verili olana ‘karşı çıkan’ bir şiiri yazıyor; muhalif bir şair bu yüzden... Günübirlik ekmeğin peşinden ‘nakışlı’ insanı, bir şeylerin insanını seviyor; peşini bırakmıyor insanın(…)
‘Gerçek devrimcidir. Devrimci dönüştürür; muhalif olduğu süreçte hep dönüştürmekle yükümlüdür. İsmet Özel, hayatı, insanı, devleti, emperyalizmi yatırıp neşter vuruyor ve yakınıyor.Ama kurtaramıyor! Ne iyileştirebiliyor ne öldürüyor. Sadece amansızca karşı çıkıyor. Karşı çıkmak önemli elbette, ama asıl cüret karşı çıkmakta değil, karşı koyabilmekte… Sonuç olarak iyi şiir yazmak ve iyi karşı çıkmaktır İ.Özel, ama ideolojik düzlemde cesur değildir. Bir gün karşı koyacak olursa eğer, onun karşı koymasının düşünsel ve ideolojik zemini de çağdaş değildir.Zira ideolojik tavır, şairin kendisini ve şiirini belirleyendir. Bu belirlemede İ. Özel, özünde karşı devrimci saflarda iyi bir şairdir…”
O yıllar, yani ‘80’lerin sonuna dek siyasal islamın kitle tabanına vaizlik, ideologluk yapmak gibi bir tutumu yoktu İsmet Özel’in. Sadece ideolojik tercihinden caymış bir şairin şiiriyle nereye savrulacağı bir anlamda merak konusuydu. Fakat o, siyasal İslam şiirinin ümmetçi, metafizikçi çehresinde yeni bir halka olmak yerine, o geleneğin kulvarından sapmadan kendi başına ayrı bir halka, başka vakıa oldu.Giderek vaizliğe de soyundu. Bu yüzden kendisine hem sempati hem de antipati duyan yeni bir okur kitlesi oluşturdu. Burada ona antipati duyanların da- bir oranda- onu okuyup izlediğini altını çizerek vurguluyorum. Giderek benimle yapılan söyleşilerde bile artık bir de İsmet Özel alıntısı içeren sorularla karşılaşınca, bir keresinde hayli tepkisel davrandığımı anımsıyorum.
Örneğin genç, çağdaş şairlerimizden Ali Bozca’nın Patika Dergisi’nin Aralık 2005 tarihli 51. sayısında benimle yaptığı söyleşide yönelttiği soruların birinde bir İsmet Özel alıntısına rastlayınca, -belki abartılı-şöyle bir tepkiyle yanıtlamıştım.(soruyla birlikte yanıtımı da alıntılıyorum.)
Ali Bozca: İsmet Özel ”Türkiye'de yazarların kaderi, tribünlere oynamakla çölde vaaz vermek arasında gidip gelir.” der, gerçekten öyle mi? Türkiye de yazar, hatta şair olmak çok mu çetin bir uğraştır?
“Yılmaz Odabaşı: Bunu söyleyenin, başı sıkıştığında sürekli tribünlere dönüp bu geleneksel toplumun dini inançlarını, milliyetçi duygularını sömüren İsmet Özel olması çok ilginç. Özel, çölde vaaz vermeyi hiçbir zaman başaramamıştır ve onun gazetelere verdiği beyanlardaki satır aralarını, bu ülkede kültürlerimizin, halklarımızın ve inançlarımızın kardeşliği açısından faşizanca buluyorum.
İsmet Özel ile bir estetik ve ideolojik hesaplaşma artık kaçınılmazdır; bunu şimdiye dek birilerinin, öncelikle bir eleştirmenin yapması gerekirdi. Fakat yakın yıllarda yapılmazsa eğer, bu hesaplaşmayı gerekirse bir kitap boyutunda önümüzdeki iki yıl içinde ben yapacağım. İsmet Özel, çağdaş Türkçe edebiyatının gelişimini engelleyen çok sakıncalı bir prototiptir. Onunla, ardıllarıyla bir hesaplaşmadan sonra modern şiirin önü açılabilecektir. Ben böyle düşünüyor ve bu vurgumun önemine inanıyorum.
Biliyorum, bu soruyla siz İsmet Özel hakkındaki fikirlerimi kastetmemiştiniz; ancak, herkesin bir cümlesinde ya da her söyleşi sorusunda bir İsmet Özel alıntısı olunca, üstelik bu alıntılar çağdaş–hümanist değerleri benimseyenlerce dolaşıma sokuldukça, arada bir çatlak ses olmak bazen kaçınılmaz oluyor.
Çölde vaaz vermek bir tür çağdaş dervişliktir ve bir şaire yakışır.Fakat bu ülkenin çöllerinde kimse bulunmuyor, herkes tribünlere bakıyor ve bu yüzden bu cümleyi söyleyenler bile yazık ki tirübünlere oynuyor. Belki bu yüzden çölde yalnız vaaz vermek yerine, tirübünlerde yanlış imamların insafına kalmışları çöle, orada bir bedevi olmaya çağırmak gerekiyor…Önce tiribünlere gidip oradakileri çöle çağırmak gerekiyor…”
Yine geçtiğimiz yıl, DüşleEdebiyat Dergisi adına C.Alper İlhan’ın bir sorusuna da benzer bir yanıt vermişim; şöyle:
“(…)C. Alper İlhan: Necip Fazıl’a saygısız olmamı gerektirmez dediniz mesela, peki ‘karşı kıyı’dan beğendiniz, şiirini gerçekten ‘olabilir’ bulduğunuz isimler var mı? Saygı duymak değil, gerçekten beğenmek... Aksini iddia eden çok kişiyle karşılaştığım için soruyorum bunu.
Yılmaz Odabaşı: Beğenmek... İsmet Özel’in şiirini hep sevmişimdir mesela. Ama ona yönelik en sert, en eleştirel yaklaşımı da kitap boyutunda ben koyacağım ortaya.O, kendi şiirinin arkasında duramadığı için. Ayrıca halklarımızın, kültürlerimizin kardeşliği adına zarar verecek ifadeler kullandığı için de kızıyorum ona. Bir şair bu çağda bu kadar lokal bakamaz, bakmamalı, ama onun şiirlerinde -aksilik- evrensel parıltılar da var. Türkiye'de modern şiirin önünün açılması için önce Mehmed Akif’ten başlayıp bugüne İsmet Özel’e kadar kuramsal bir hesaplaşma kaçınılmaz. ..Bunu eleştirmenler yapmazsa, iki üç yıla kadar kitap oylumunda ben yapacağım.
C. Alper İlhan: Tarafsız bakamayacağınızı, bakmayacağınızı düşünenler olacaktır muhakkak.
Yılmaz Odabaşı: Bu dünyada tarafsız bakmak diye bir şey yoktur. Tarafsızlık denilen adresler de muhakkak bir taraftır.Yani tarafsızlık da bir tarafa çıkar,” demişim bu söyleşide de.
Her iki söyleşide, bir ila iki yıl önce sözünü ettiğim zaruri “hesaplaşma” taahhüdümde henüz gecikmiş değilim.Şimdilik, uzun etmeden bu çalışmamın sunuş yazısından bir kesit sunmakla yetindim.Yeni kitaplarım için- bütün yaz-kapanacağımdan, şimdilik, en azından Temmuz ayına kadar herkese çok selamlarımı sunuyorum.
Ben İsmet Özel'i faşizan söylemle suçlamanın haksızlık olduğuna inanıyorum. Bu fikirlerini ilk açıkladığı tv programını izlemiştim. Anladığım kadarıyla, Türkleri islamdan uzaklaştırmak isteyenlere karşı bir söylem geliştirmiş. Bu planlarının tutmayacağını anlatmaya çalışıyordu. Türk=İslam diyordu. Faşistlik çok ağır bir haksızlık olmuş.
Benimki sadece bir tahmin tabi ki. Eleştirimi ilgili sayfaya (İstiklal Marşı Derneği) yapmıştım. Yanlış kimden gelirse gelsin yanlıştır. Kimse niyet okuyucu medyum değil ki...
Bu eleştiri Y.Odabaş'ın hakkı olabilir .Kendini ,davası adına tabir yerindeyse feleğin" çemberinden geçerek" ispatlamış bir şahsiyet,M.AKİF 'DEN KARAKAOÇ'A ve İSMET ÖZEL'İN şairliğinin tartışılacağı boyutta, kendinin burjuva olma yolundaki adımı olabilir ancak.Çünkü kitaplarının yeni baskılarını, İsmet Özel müşterilerinin dikkatine mi? sunmak istiyor sualini aklıma getirdi.Kendisinin, yozlaşmış olarak niteleyerek terkettiği Urfa ,Oradaki insanların kitap okumuyor olmasıylamı? ilgili dersiniz.Bu hayat böyle işte.Bir dönemi sonlandırmak istemeyenlerin beyanı,benim gibi ,anlamayanlarında diline peleseng oluveriyor.Bizim anladığımız değer yapısı,İsmet Özel halen daha anlaşılamadı durumundadır ,vesselam.
Aslında Ahmet Kaya rahmetlisine bir Mevlid-i Şerif okutsa, ancak.Çünkü şairliğinin meşhur oluşunu biraz da , ona borçludur.Urfa şehrine yerleşerek kendi coğrafyasının gereğini yerine getirme niyetindeyken,yozlaşan değerler bahanesiyle, Yalovaya geri dönmüş ve halen orada, yeni anlaştığı yayıncısının siparişleriyle meşgul oluyormuş.Bunu kendi biyografisinde ,kendisi söylüyor. Mesele bundan ibaret.Bu meselenin beni alakadar eden kısmı,İsmet Özel ibaresidir.Zaten o da, bunu bildiğinden özellikle İsmet Özel isminin kullanılması adına, bu kelimeleri kurmuştur,Sanıyorum.Burjuva olmamanın şartlarını zenginleştikçe terk ediyor ,sağcı ve solcusu veya kendini öyle sananlar.Ne kadar çok baskı yaparsa kitapları ,o kadar çok paralanıyorlar.!
Bilmediğimin farkında ve fevkindeyim.Bilenlerin bilgisine ihtiyacım olduğunu sanıyorum.Bunun böyle bilinmesini de istiyorum.İSMET ÖZEL ile bu mevzunun bir alakası olmasa gerek.
Bütün tanımlamalar bir yana, konu şiir ve şair olunca İsmet Özel ile Yılmaz Odabaşı'nın aynı metin içinde geçmesi bile rahatsız edici. Ben daha çok Yılmaz Odabaşı'nın, Yılmaz Erdoğan'ın şiiri için yorum yapmasını daha dengeli ve adil buluyorum.
Kayıt: Jul 13, 2007 Mesajlar: 40 Nereden: İstanbul
Tarih: Pzr Tem 22, 2007 9:35 pm Mesaj konusu:
bu belki de biraz "insanlar / hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır" mısralarında anlam buluyor.
ama şu öğretilmiş bir dil ile konuşmak ise pek öyle kolayca bırakılabilecek bir iş değil. bilme, anlama konusunda samimiyet istiyor
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız