Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 40 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Kargalar ve Türkler...
 Çakallar ve Araplar
 William Street, birinci sokak
 KORKUYORUM
 NİCCOLO MACHİAVELLİ
 İç...
 Yarış
 Gene Hackman
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 bir cumartesi
 Ayaklarının üstünde
 Bayramsız Çocuklar
 İyi Bayramlar

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Milliyetçilik - Ulusalcılık


Milliyetçilik - Ulusalcılık

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji
Yazar Mesaj
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2051
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Pzr May 20, 2007 3:06 pm    Mesaj konusu: Milliyetçilik - Ulusalcılık Alıntıyla Cevap Ver

Milliyetçiliğin, bilinen anlamda, modern bir kavram olduğu, batı'lı toplumlarda dönüşümünü geçirdiği, ve yine çıkışı itibariyle burjuva sınıfına dayanan bir kavram olduğu söylenir. Aynı değerlere inanan, aynı dili konuşan ve aynı coğrafyada yaşayan, geçmişte bir arada yaşamış, gelecekte de birarada yaşama azim ve kararlılığında olan topluluğa millet denmişti. (Ernest Renan.) Bu tanım kabül gördü hemen her yerde. Milletin tanımı böyle doğru şekilde yapılmış olsa da, milleti temel değer haline getiren devlet anlayışı da böylece yerleşmiş oldu. Fransız Devrimi ile anlamını bulmuş ve yayılmış bu olgu sayesinde, ve domino etkisiyle, önce batı içinde, sonra da tüm dünyaya yayıldı.

Batı tarihini yaşamak, tüm milletlerin, ülkelerin kaderiymiş gibi sunulduğu ve öğretildiği için, ve zaten batılı gibi olmak arzusunda olunduğu için, tepeden aşağıya öğretilmiş bu olgulardan kaçışın mümkünatı yok. Burjuva sınıfı ekseninde, reformist, devrimci karakterli millyetçilik, modern bir ideoloji olarak tarih sahnesine çıkıp, dünyanın en önemli olgusu haline geliyor. Batı'da, daha sonra olan şu: Milliyetçilik, zamanla burjuva ve reformist, kentli sınıfın tekelinden çıkıyor, ülkenin kurucu unsuru haline geliyor. Ama milleyetçiliğa daha çok yaslanma, siyaseten bir kesimin eline geçiyor. Bunlar da daha çok taşralı kesim oluyor.

Şüphesiz, eskiden de milliyet bilinci vardı. Ama modernizm öncesi bu tarihin büyük kısmında, milleyetçi devlet yoktu. Devlet ya imparatorluk peşinde olurdu, ya da tutunmaya çalışan herhangi bir örgütlenme. Devletin, kuvvetli vatandaşlık bağları ile kendini bir millete yaslaması mopdern zamanlara düşer.

Zamanımıza gelelim... Milliyetçilik, ulus devletlerin temel değerlerinden olmasına rağmen, her bir değerde kendini daha çok bulan bir kesim bulunur. Ancak yine de, milliyetçiliğin, modern topluluklarda en kapsayıcı ideoloji olduğu da kabül edilir. Milletin bir parçası olmaktan mutluluk ve gurur duyan her birey, temelde milliyetçidir de.

Milliyetçilik, milletin tanımından da anlaşıldığı üzere, geçmişe yaslanır. Yaşanmış, yaşanmamış bir çok ortak mitoslar etrafında toplanır. Geçmiş, destandır ve bugünü de yüceltir. İşin içine geçmiş girince, tarih bilimi büyük önem kazanır. Tarih bilimi, sahip olunan geçmişi olduğundan da büyük gösteren bir büyüteçtir. Zaten, tarih biliminin doğuşuna bakılacak olursa, onun da modernleşen batı'da çıktığı görülür. Dünyanın sonraki geleceğini, biraz da tarihsel anlayış değiştirmiştir. Milletlerden daha üst boyutta medeniyet daireleri ortaya çıkar. Ve bu işin de öncüsü olarak Batı, elindeki büyüteçle kendi medeniyetini büyütür, rakip medeniyetleri -başta İslam medeniyteti- elindeki büyüteci ters çevirerek küçültür. Oryantalizm de, bundan başka bir şey değildir işte.

Türkiye Cumhuriyeti öncesinde, Turancılık vardı. O da, modern bir olguydu, çünkü zamanındaki akım buydu. Ne varki, politik sahadaki en büyük temsilcisi Enver Paşa, hem içeride, hem de Orta Asya'da yenildi. İçerideki ideolojik kavgalardan batılılaşmacılık akımı galip çıktı. Batılılaşmacılık akımı ise, bir yanda modern olgu olarak milliyetçiliği benimserken, diğer yanda elindeki tarih bilimi sayesinde yaşanmış geçmişteki bazı kısımları silmeye, yok etmeye veya yanlışlamaya girişti. Yeni milliyetçilik, sadece Misakı Milli sınırları içersinde savunulacaktı. Onun dışında bir iddiası yoktu.

Gerek dini liderlikten, gerekse de dışarıda kalan millet unsurlarının liderliğinden vazgeçiş, bir görüşe göre, batılı devletlere karşı varlığımızı kabül ettirebilmek için verilmiş imtiyazlardandı. Yorgun, bitkin, nüfusu azalmış, güçsüz bir ülke, o zamanki güçlü emperyalist devletlerle artık savaşamazdı. Savaşırsa, sömürge durumuna düşecekti ve bağımsızlık ta elden gidecekti. Ancak yine aynı tutarlı görüşe göre, daha sonra gelen kadrolar bu gerçeği unuttular ve toparlanışa rağmen, geçmişi ve değerleri yadsımayı sürdürdüler. (Attila İlhan da bu görüş içindeymiş.)

Gelgelelim, milliyetçiliğın bu kutsal geçmiş ve iddialı gelecek söylemini, er geç, içinde barınan muhafazakar-mukaddesatçı söylem daha fazla sahiplenecekti. Çünkü, millet olmak demek, kendin olmak demektir herşeyden önce. Kendin ise, şu ana kadar ne idiysen, o'dur. Şu ana kadarki benliğinle, dünya sahnesinde güçlü bir varoluş gerçekleştirmişsen, o halin devam etmesi elzemdir. Başka bir medeniyetin kuyruğuna takımak, iddialarından vazgeçmek, sürekli ödün vermek, ve en kötüsü de, yeni bir benlik aramaya kalkmak, diğerleri karşısında da hiç olmak anlamına gelir. İşte bu da, muhafazakar söylem.

Ne var ki, milliyetçilik, ulus devletin temel değeriydi ve içinde yaşayan herkes milliyetçiydi az çok. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de milliyetçilik, bir kesimin tekeline bırakılmayacak derecede önemlidir. Çünkü tüm bir meşruiyet, ona dayalı haldedir. Ülkemiz ve milletimiz için en iyi şey bu'dur, dedikten sonra, bu meşruiyet sağlanmış olur. Bu bakımdan, batı dışı toplumlar, ekonomik sınıfın ideolojisi olmaktan ziyade, modernleşmenin temel olgusu olarak görürler milliyetçiliği. En radikal sol da sahiplenir milliyetçiliği, en radikal sağ da.

Şimdi günümüze gelelim... Milliyetçilik, kutsal geçmiş ve çok büyük iddialara sahip gelecek idealiyle, genel olarak sağ siyasetin içinde yer aldı. Çünkü ne ithal sol anlayış, bu geçmişi benimsiyordu, ne de batılılaşmacı elit, milliyetçiliğin bu değerlere vurgulu yapısını istiyordu. Bu ikisine göre de milliyetçilik, sadece bugün ve gelecek için önemliydi. Çünkü bir kere, geçmişte benimsenmesi mümkün olmayan yanlışlar vardı. Osmanlı'yı yıllar yılı yok saymak, Türk'lerin müslümanlaşmasını 'Araplar içinde erime' olarak görmek, hep bu bakış açısının unsurlarıdır. Ancak yine de, millete yaslanma zorunluluğu olarak milliyetçilik, içeriğine yüklenen bu farklı anlamlarla yaşatılmaya, kendi anlayışı çerçevesi içinde üretilmeye devam etti. Fakat yine de, bu güçlü ideolojik araçtan, doğal içeriğine daha çok atıf yapan sağ siyaset oldu.

Derken, gitgide kan kaybeden sol ve elitist kesim, milliyetçilik kanatlarını takarak, milletin gözünde meşruiyet krizini aşmaya karar verdi. Ama milliyetçilik yeni bir okumaya tabi tutulacaktı. Bir kere, milliyetçiliğin sırf kelimesi bile, bu yenileşmeyi sağlamalı ve parantez içini doldurmalıydı. Ulus'tan, ulusalcılık dendi bu yaklaşıma. Milliyetçiliğin, önemli bir söylemi olan din unsuru da böylece dışlanmış oluyordu. Çünkü Türk -İslam ülküsü, 80'lerdeki ayrışmadan önce (kimileri bu ayrışmayı 60'lara kadar çeker) çok önemli bir ideolojik söylemdi. Bu ikisi ayrılsa da, İslamcılık ve özellikle muhafazakarlık içinde bu Türk'çü yan devam etti. Beri tarafta ise, milliyetçilik içinde İslam unsuru varlığını korudu. Şamanist yaklaşımlara rağmen hem de. Farklılık, elbette ki, bu iki olgudan hangisinin önceliği konusundaydı. Osmanlı yıkılırkenki durum devam ediyordu aslında: Biri, türk dünyası liderliğinden, sonra İslam dünyası liderliğine geçişi öngörürken (Turanizm), diğeri de islam dünyasının doğrudan liderliği yanında, Türk dünyasının da lideri olma peşindeydi. Bu durum hep, Türk gençliğinin önemli bir kısmının ideali olmuştur.


Lazım olacak kadar din ve maneviyat, ulusalcılığın en önemli tezidir. Dinsiz bir millet olamaz. Ancak din içinde aşırı koyboluş ta, benimsenen batılı yaşam tarzına ters düşecektir. Böylece şöyle bir şey vuku buldu: 'Misyonerler ülkede cirit atıyor, din elden gidiyor', söylemi ile 'ülkeyi şeriatçılara yem yapmayacağız. Laikiz, laik kalacağız' söylemi arasındalık. Böylece hem asgari düzeyde milletin değerlerine, misyonerler ve diğer yabancı ötekiler üzerinden atıfta bulunuluyor, hem de, temeldeki batıcılıktan ödün vermezlik devam ediyor. Din atıfı burada tamamen stretjik bir misyon işlevi görüyor. Kuran, içindeki emirleri yerine getirmekten ziyade, üzerine el basılıp, gerekirse kan dökmeye ant içilecek, kutsal bir mushaf. Aslında içerik ve bağlam olarak dinden kopuş süreci aynen olduğu gibi yerinde. Fakat sırf 'din elden gidiyor' söylemi bile, millet nezdindeki meşruiyet krizini çözebilecek güçte, gözüyle bakılıyor. Ayrıca Ulusalcılık'ın bir diğer belirgin tarafı, ırkçı olacak kadar milliyetçilikte koyulaşması ve diğer unsurları red etmeye yatkınlığıdır.

Şimdi bunların öncü ideologları ortalıkta kol geziyor. Özakman'lar, Soner Yalçın'lar, Yalçın Küçük'ler. Daha arkasından gelen bir sürü isim. Gelenekselcilik, tahrip edici modernleşmecilere yenilecek mi? Bunu hep beraber göreceğiz.
Başa dön
sabandal
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2006
Mesajlar: 666

MesajTarih: Pzr May 20, 2007 5:54 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Milli olmanın ,Milli kelimesinin yozlaştırılmasının (MİLLİ OLMAK)ardından,Milli duyarlılıkları yok etme teşebbüsü idi sanki.Şimdilerdeki Ulusal kelimesinin maanasıda zaten sonradan uydurulmuş bir ifadeyi temsilen bulunmuş gibi durdu hafızamda, hep.Sizin tespitleriniz çok isabetli ve bunun isabetli oluşundaki nedenlerin fikri mulahazalarını bunların karşısında olanlarda yapıyor.Meselelerdeki ifadelerin açılımları KASTEN çarpıtmayanlar istisna,bu planın arkasında duranlar yapıyor.Arkasında diyorum çünkü o zevat nedense hep meselenin arkasında olmuşlar.Hep ön plandakiler ,gerçekte hakedişlerini alamadıklarına inandırılmış temiz insanlar olmuştur.Bu ,böyle gelmiş böyle gitmez, İnşaAllah.Bu pürtelaş, insanların gözünü boyatsada,sonsuza kadar sürmeyecek tahmininde bulunanlar yanılmayacak.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2051
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Çrş Hzr 13, 2007 8:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

‘Hâkim ideolojiyi milliyetçilik ve Kemalizm belirliyor’

Tanıl Bora, dizinin 4. cildi “Milliyetçilik” için yazdığı önsözde, Kemalizm ile milliyetçiliği Türkiye’deki resmi ideolojinin ana ekseni olarak tanımlıyor.

Bora’ya göre bu iki akım, birçok durumda iç içe geçen ideolojik referanslar. Bunun ne anlama geldiğini sorduğumuzda, “Milliyetçilik ile Kemalizm’in, ‘paslaşarak’, Türkiye’nin mecburi ve hâkim ideolojisini oluşturuyorlar. Milliyetçiliğe ve Kemalizm’e sadakatini beyan etmek, sistem dışına itilmek istemeyen her siyasal ideoloji için yükümlülük teşkil ediyor.” yorumunu yapıyor.

Bora, bununla birlikte Türkiye’deki milliyetçilik anlayışını 5 ayrı kategoride değerlendiriyor. “Resmi milliyetçilik” (Atatürk milliyetçiliği), “Kemalist sol milliyetçilik” (ulusal sol), “liberal milliyetçilik”, “etnisist milliyetçilik” ve “muhafazakar milliyetçilik”ten oluşan bu kategorinin uluslararası bir çerçeve içine oturtulabileceğinin de altını çizen Bora, “Milliyetçilik her ülkede, her örnekte farklı kollara ayrılarak incelenmeli. Vatandaşlık esasına dayanan milliyetçilik ile ırk–dil–tarih–kültür vesair bir “millî öz” esasına dayanan milliyetçilikler arasında yapılan temel bir ayrım var; ki bunun da alt ayrımları yapılabilir. “Sol” ve “sağ” milliyetçilik ideolojileri arasında ayrımlar yapılabilir. Bu andığım ayrımların beynelmilel bir kavramsal çerçeve sunabileceğini düşünüyorum.” diyor.
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2051
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Çrş Hzr 13, 2007 8:47 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Bu vesileyle söyleyeyim. İletişim yayınları çok büyük bir hizmet yapmış ve Türkiye'nin siyasal haritasını çıkartan kitaplar yayımlamış son yıllarda. Her biri en az beş yüz sayfadan müteşekkil ve ciltler halinde yayımlanan kitaplar, konularında uzman akademisyen ve araştırmacıların makalelerinden derlemesiyle husule getirilmiş. Milliyetçilik, Muhafazakarlık, İslamcılık, Liberalizm ve en son çıkan sayısı itibariyle Sol (1000 küsür sayfa).. Bunun yanında Batılılaşma ve Modernleşme gibi konulara de eğinilmiş. (Bütün bunlar edinile, ve artık neye küfrettiğini bilerek küfür edile.)
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2051
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Çrş Hzr 13, 2007 8:48 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

İletişim'in iletişimi

İletişim Yayınları, Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce başlığı altında "dev" bir yayıncılık olayına imza attı. İmza attı diyorum; çünkü dokuz ciltten oluşan bu proje, tamamlandı ve teker teker yayımlanıyor. Bu dev projenin Kemalizm başlığını taşıyan ikinci cildi/kitabı da okuyucuyla buluştu. Kemalizm kitabı henüz elime geçmedi; o yüzden "Cumhuriyet'e Devreden Düşünce Mirası: Tanzimat ve Meşrutiyet'in Birikimi" başlığını taşıyan projenin ilk metni dolayımında bu dev yayıncılık olayını değerlendirmeye, anlamlandırmaya çalışacağım.

Her şeyden önce İletişim Yayınları'nı bu mükemmel çalışmadan ötürü kutlamak gerekiyor.

İkinci olarak vurgulamak istediğim nokta şu: Bu proje, yalnızca "dev bir yayıncılık olayı" değil; aynı zamanda önemli bir "entelektüel (ve kültürel) atılım."

Proje'ye geçmeden önce hem İletişim Yayınları'nın yayıncılık dünyamızdaki, entelektüel ve kültürel hayatımızdaki "yer"i hakkında; hem de dolayısıyla bu projenin ne anlam ifade ettiği konusunda bir şeyler söylemek gerektiğini düşünüyorum.

"İletişim Yayınları", Batı'da Fransa'da Alhusseryen çizgiye, İngiltere'de Raymond Williams'ın New Left Review dolayımında gerçekleştirdiği atılıma, İtalya'da ise Gramsci'nin hem yeniden keşfi, hem de yeniden icadıyla birlikte dünyadaki "yeni sol"un yaptığı entelektüel çıkışa az çok benzer bir entelektüel atılım gerçekleştirdi Türkiye'de. Burada "İletişim Yayınları"nı paranteze almamın nedeni, Türkiye'deki "yeni sol"un sadece İletişim Yayınları'ndan ibaret olmaması. Aynı zamanda başta Toplum ve Bilim dergisi olmak üzere, 1980'lerin entelektüel gündemini büyük ölçüde belirleyen Yeni Gündem dergisi ve halen yayınını sürdüren Birikim ile Tarih ve Toplum dergileriyle birlikte Türkiye'de "yeni sol" söylemi ekseninde dikkate değer bir entelektüel ve kültürel birikim oluşturması.

O yüzden İletişim Yayınları, bir yayınevinden daha fazla anlam ve "şey" ifade ediyor: Hem dünyanın entelektüel ve kültürel gündemleriyle, hem de Türkiye'nin tarihsel, kültürel, siyasi (en azından "yakın dönem"i kapsayan) birikim ve deneyimi ile düzeyli, analitik ve eleştirel bir iletişim kurmak gibi bir kaygı ve çaba içinde olması, İletişim Yayınları'nı düşünce ve kültür hayatımızda yayıncılık dünyasının çok daha ötesinde bir yere oturtmamızı gerektiriyor.

Türkiye'de "yeni sol"un oluşturmaya çalıştığı düşünsel ve kültürel söylemin ve birikimin şekillenmesinde ve hayata geçirilmesinde birkaç figür kilit rol oynadı. Burada üç ismin mutlaka anılması gerektiğini düşünüyorum: Murat Belge, Mete Tunçay ve Tanıl Bora. Bu üç figür de, öncü kişilikleriyle Türkiye'nin entelektüel, kültürel ve tabii akademik hayatında önemli "iş"lere imza atmayı sürdürüyorlar.

Mete Tunçay, tarihi, bir bilim olarak Türkiye'deki her bakımdan "tutuk" ve "tutsak" akademinin dar, sığ ve boğucu "dünya"sından kurtardı; akademinin dışına taşıdı: Hem tarih'le teorik ve pratik düzlemlerde iletişim kurulmasının kapısını araladı; hem de tarih yayıncılığının nasıl yapılabileceği konusunda öncülük etti.

Tanıl Bora, Birikim ve daha çok da Toplum ve Bilim'le Türkiye'nin, ilk kez Batılı entelektüel ve akademik söylemlerle "zaman kaybına uğramadan" tanışmasının kapısını araladı.

Ve son olarak (biraz önce sözünü ettiğim projenin yayın yönetmenliğini de yapan) Murat Belge, hem öncü ("kurucu") hem entelektüel ve biraz da "bilgece" kişiliğiyle Türkiye'de "yeni sol"un neler yapabileceğine dair önemsenmesi gereken entelektüel ve kültürel atılımlara imza attı; açılamayan "kapılar"ın nasıl aralanabileceğini gösterdi.

Tüm bunlara rağmen "yeni sol"un önemli bir sorunu var: "Yeni sol", ne kadar "yerli"? Bu, önemli bir soru/n. "Yeni sol"un, Türkiye'deki sol söylemler içinde (sahi, Türkiye'de başka sol söylem var mı, gerçekten?) "gelenek"le ve "yakın tarih"le ilişki olmasa bile "iletişim" kurma çabasında olan tek "sol gelenek" olduğu apaçık ortada. Ama bence "yeni sol"un, en önemli handikapı, -örneğin Arap dünyasındaki sol söylemlerde gözlediğimiz gibi- İslam'la, İslam kültürü, düşüncesi ve medeniyeti ile ilişki ve iletişim kurma konusunda yeterince çaba göstermemiş olmasıdır. Bu toplumun kimliğinin, kültürel ve tarihsel deneyimlerinin, hafızasının, anlam haritalarının temel kaynağı ve belirleyeni olan İslam'la kuracağı ilişki ve iletişimin niteliği, "yeni sol"un, Türkiye'nin geleceğinde ne kadar etkin ve etkili olabileceğini belirleyecektir.

Ama tüm bu eleştirel saptamalarım, "yeni sol"un yakın tarihimizle Türkiye'de en düzeyli, nitelikli ve entelektüel / akademik ilişkiyi ve iletişimi kurmayı başarmış bir "entelektüel hareket" olduğu gerçeğini gözardı etmemizi gerektirmiyor. Gerek 80'li yılların başlarından itibaren yayımladığı ansiklopedik referens "kitap"lar, gerekse Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce başlıklı dokuz ciltten oluşan "dev" proje, bu konuda "yeni sol"un ortaya koyduğu performansın düzeyi ve niteliği hakkında yeteri kadar fikir veriyor elbette ki.

Projenin ilk cildini Mehmet Ö. Alkan edite etmiş. Bu ilk metin'de Tanzimat ve Meşrutiyet'e damgasını vuran fikirler, doktrinler, ideolojiler ve zihniyetler konusunda birinci sınıf makaleler, monografi çalışmaları, dönemin aydın ve yazarlarından seçme metinler, ilginç görsel malzemeler ve mükemmel bir kaynakça yer alıyor. Bir iki kusuru dışında (örneğin Osmanlı siyasi düşüncesine, Osmanlı modernleşmesine ilişkin müstakil makalelerin olmaması, formatından ötürü metnin birazcık "karışık" sunulması, yani "kolay" okunabilir, analitik bir sunumdan biraz uzak olması vesaire hariç) projenin bu ilk cildi, büyük özen ve yetkinlikle hazırlanmış; akademisyenlerin, yakın tarihe ve tabii "entelektüel sorunlar"a ilgi duyan okuyucuların asla kaçırmaması gereken bir çalışma. Projenin diğer ciltleri, Kemalizm (Ahmet İnsel), Batıcılık (Uygur Kocabaşoğlu), Milliyetçilik (Tanıl Bora), Muhafazakarlık (Ahmet Çiğdem), İslamcılık (Yasin Aktay), Liberalizm (Mustafa Erdoğan), Sol Düşünce (Murat Gültekingil) ve Dönemler ve Karakteristikler (Ömer Laçiner) konularına ayrılmış.

İletişim yayınlarını bu mükemmel projeden ötürü kutluyor ve yayınevinin telefonunu veriyorum: 0212-516 2260 (üç hat).

Yusuf Kaplan, Y.şafak
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2051
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Çrş Hzr 13, 2007 8:50 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

TANZİMAT VE MEŞRUTİYET'İN BİRİKİMİ: MODERN TÜRKİYE'DE SİYASİ DÜŞÜNCE 1


ALKAN, MEHMET Ö.


İletişim yayınları tarafından dokuz cilt olarak hazırlanan “Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce” dizisinin birinci cildi “Tanzimat ve Meşrutiyet’in Birikimi” adı altında yayınlandı. Bu edisyonla birlikte, düşünce tarihimizin -bugüne kadar yekpare bir görünüm arz etmeyen- renkli bir haritasına kavuştuğumuz söylenebilir. İslami akımlardan Türkçülüğe, sol hareketlerin uyanışından feminizme, Kemalizm’den liberalizme kadar Cumhuriyet tarihini etkileyen bütün siyasi, felsefi ve ideolojik şekillenmelerin yer aldığı bu kapsamlı çalışma, Türkiye’nin son modern yüzyılının siyasi düşüncelerinin eleştirel-analitik bir dökümünü çıkarmayı ve düşüncelerin üzerine düşünmeyi amaçlıyor.
Murat Belge, Tanıl Bora, Ahmet Çiğdem, Bağış Erten, Murat Gültekingil, Ahmet İnsel ve Ömer Laçiner’den oluşan yayın kurulunun yoğun bir editörlük faaliyeti ve iki yüz civarında yazarın katkısıyla hazırlanan “Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce”, konularında uzman olarak tanınmış yazarların yanında, yeni kuşak araştırmacıları da barındırıyor. Yirmi beş makaleden oluşan birinci ciltte, İlber Ortaylı, Şerif Mardin, Jale Parla, Aykut Kansu, Mete Tunçay, Zafer Toprak, Fatmagül Berktay, Rıfat Bali gibi isimlere rastlıyoruz.

Diziyi oluşturan kitaplar, giriş mahiyetindeki birinci ve değerlendirme ağırlık veren dokuzuncu ciltler dışında, Kemalizm/Atatürkçülük, Batıcılık/Modernizm, Milliyetçilik, Muhafazakarlık, İslamcılık, Liberalizm ve Sol düşünce gibi siyasal akımların isimlerini taşıyor. Her kitaba/cilde başlığını veren düşünce akımı, onun değişik unsurlarını inceleyen makalelerle ele alınmış.

Tartışmalı bir miras
Elimizdeki ilk cilt/kitap Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e devreden siyasal düşünce mirasının dökümünü çıkarmayı amaçlıyor. Gerçekten de Cumhuriyet Türkiye’sindeki bir çok kurum gibi siyasal/toplumsal akımların kökenini ve gelişimini de Osmanlı modernleşme sürecinde aramak yanlış olmaz. 1923’ten bugüne kadar karşılaştığımız siyasi düşünceler, egemen ideolojinin değişik görünümleri ve bunların devletin kurumlarına, toplumsal hayatın bütününe yansıması, doğrusunu söylemek gerekirse Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinden mirastır bizlere. O yılların önemli mesele ve kavramlarına bir göz attığımızda karşılaştığımız; vatan, özgürlük, eşitlik, demokrasi, meclis, yurttaşlık, meşruiyet, Türkçülük, İslamcılık, Batı, Doğu gibi sözcükler, ifade ettikleri anlamlar biraz farklılıklaşsa bile, bugün de gündemimizi belirliyorlar.

Son yıllarda tarihi romanlara ilginin artması, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte reddedilen bir mirası yeniden sahiplenme bilinci olarak gelişmedi Türkiye’de. Tersine, tarih ancak öldükten sonra sinemaya/romana böyle görkemli bir giriş yapabildi. Tarihin sinema/roman aracılığıyla yeniden şırıngalanmaya çalışılmasının bilinçlenmeyle değil, yitirilmiş bir gönderenler sistemine duyulan bir özlemle ilgisi var. Oysa, geçmiş asla ölü değildir; hatta geçmiş de değildir ve geçmişe herkes kendi duygularını görüşlerini yani "şimdi"sini katıyorsa, aslında “bütün tarih günceldir"..! İnsanlar geçmişin birikimine sahip çıkabildikleri ölçüde zenginleşirler. Böyle bir zenginleşme yerine Batılılaşmayı -modernleşmeyi- seçen Cumhuriyet Türkiye’si, Osmanlı’ya dair bir bellek yitimi üzerine kurulmuştur.

“Türkiye’nin düşünce hayatı açısından temel bir ihtiyaç, modernleşme tarihini güncel siyasal hareketlerin ve günlük siyasal rekabetlerin meşrulaştırma aracı olmaktan çıkarmaktır. Osmanlı’nın tarihsel birikiminin kavramanın, modern toplumsal-siyasal yapıları doğru anlamak açısından da vazgeçilmez olduğunu unutmamayı, öte yandan bu vazgeçilmezliği Osmanlı-Cumhuriyet kutupsallığına taşımak gibi bir anakronizmaya düşmemeyi gerektirir bu. Bu anakronik bakışlardan uzaklaşıldığında, örneğin II.Abdülhamit’in bugünün İslamcılık tasavvurlarına uygun bir ulu hakan olmadığı görülecektir.” Ne var ki sosyal bilimlerde ve özellikle de tarihte geriye doğru kanıtlama söz konusu değildir. Yolculuk biçimsel olarak tarihi, öz itibarı ile günceldir. Geçmişe uzanabilmek için onu bugüne dek izlemek gerekir.

Toplumsal şizofreni
Son yıllarda sıklıkla duyduğumuz “bilgi sahibi olmadan kanaat sahibi olmak” sözü, milliyetçi, İslamcı, muhafazakar, solcu hemen herkesi kapsayacak şekilde Türkiye’de yaşanan bir düşünce fakirliğini işaret ederken, yüzeysellik yapısal bir toplumsal hastalığa dönüşüyor. Felsefi, siyasi, teorik sorunların tartışıldığı bir kültür ve düşünce ortamından uzak, geleneklerden kopuk, okumaya küs yaşayıp gidiyoruz. İdeolojilerin öldüğünü, politikanın giderek önemsizleştiğini ilan eden yeni dünya düzeninde, medyanın görüntü ve haber bombardımanına maruz kalan bizler, meta üretimin geldiği devasa boyutlar ve teknolojik gelişmeler karşısında çatışmalı bir gerçeklik içinde yabancılaşmıyor, kesin ve çelişkisiz bir gerçeklik tarafından dışlanıyoruz. Siyasi, kültürel, felsefi ve edebi hayatların birbirinden bütünüyle ayrıldığı, yazının içeriğinin ihmal edilip biçime yüklenildiği ve sözün büyüsüne sığınıldığı, entelektüel bir şizofreni yaşanıyor günümüzde.

“Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce”, böyle bir bellek yitiminden yola çıkılarak hazırlanmış bir çalışma. Uzun bir modernleşme sancısının ve kaygısının, ideolojiler ve siyaset yapma alışkanlıkları üzerindeki belirleyici etkisini araştıran bu kitap dizisi, dönemleri, aktörleri, ön kabulleri, söylemleri tartışarak ele alan makaleler biçiminde düzenlenmiş. Siyasal oluşumlar, düşünsel üretim çabalarının ışığında değerlendirilirken, Türkiye’deki siyasal düşünce mirasının ve reddi mirasların panoramaları da çiziliyor.

Tarihin olguları gerçekten de insanlar hakkındaki olgulardır ama yalnızca bireylerce yalıtılmış olarak yapılmış davranışlar hakkındaki olgular değil. Ama bu tek tek bireylerin tarihinin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tek tek bireylerin tarihlerinin araştırılması, şüphesiz ki, o bireylerden oluşan toplumun tarihinin tam bir resmini çizmeyecek, resmin daha iyi çizilmesine katkıda bulunacaktır. Yani tarih incelemesi tek ile genel arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmayı önüne koymalıdır. Bu anlamda 9 ciltlik bu geniş siyasi düşünce tarihi, çok sayıda düşünce insanıyla ilgili monografik portreyi de barındırıyor. Bu portrelerde söz konusu şahsiyetlerin hayat hikayelerinden çok fikri ve ideolojik üretimleriyle veya temsilleriyle karşılaşıyoruz.

Son bir not olarak eklemeliyim; İletişim’in daha önce yayınladığı ansiklopedik referans kitaplarından tanıdığımız, tarafsızlık değil, ama nesnellik iddia eden yaklaşım bu çalışmada da belli ediyor kendisini. Mesela, kimi zaman aynı konuda olmak üzere, birbiriyle çelişik savları ve bakış açıları olan makalelerin yan yana derlendiğine tanık oluyoruz. Ancak bu farklı değerlendirmeler, yaşadığımız dönemin düşünce zenginlikleri olarak belirginleşiyorlar. Bizi biz yapan siyasi, ideolojik, felsefi, kültürel hayatımızı geçmişe yayılan kökleri ile birlikte tanımak isteyenler için mutlaka başvurulması gereken bir kaynak oluyor “Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce” dizisi...
Başa dön
Poe
KARAKUTU YAZARI


Kayıt: Jun 25, 2005
Mesajlar: 2051
Nereden: Çevre'den

MesajTarih: Prş Ekm 25, 2007 8:53 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Ve modern batı'yı yaratan, Marks'ın sürekli eleştirdiği kapitalist milliyetçilik... Türkiye'de son yıllarda şekillenen gerçek burjuvazi artık bunu istiyor. Hürriyet gazetesindeki köşe yazılarını (E.Özkök'ün özellikle) bu meyanda değerlendirmek mümkün. Geleneksel mukadessatçı ve bundan dolayı kucaklayıcı milliyetçilik alta düşerken, batı devletlerini şekillendiren modern milliyetçilik ortaya çıkıyor.

Şu örnek habere bakalım. Belçika'dan:

"Üç kişi otomobilleriyle polis aracına çarptıktan sonra cinayete teşebbüsten tutuklandı. Araç içindeki üç polis hastaneye kaldırıldı. Küçük Türkiye olarak bilinen Schaerbeek ve Saint-Josse mahallelerindeki çatışmaların yatıştığı bildiriliyor. Kimileri maskeli olan göstericilerin polisleri taşladığı belirtildi. Türk göstericilerin Kürtler aleyhine solganlar attığı da bildirildi.

hürriyet
"

Şimdi Türkiye'de de Kürtlere yönelik bir ters bakışın doğduğu biliniyor. Zaten PKk'nın da amacı buydu; ayrıştırmak. Hoş, elbetteki bu çok yaygın değildi; ama kimi yerlerde bu oldu. Nihayetinde yöneticiler, bunun önünü almak için çağrılar yaptılar, bazı sansürler uyguladılar.
Ancak provakatif dil kullananlar yalnızca böyle marjinal tippler değil. İşte burjuva yayın organı diyebileceğimiz Hürriyet'in kullandığı dil. Bu haber gerçek olsa bile, kamu yararı için yayımlanmamalıydı. Ama niyet dediğim gibiymiş ki yayınlandı.
Başa dön
ANLAM-SIZ
Forum Yöneticisi


Kayıt: Dec 14, 2005
Mesajlar: 848

MesajTarih: Prş Ekm 25, 2007 9:45 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Milliyetçilik konusunda güzel bir paylaşım olmuş poe.

Alman nasyo sosyalizmine kadar insanlar millet kavramından; karakter türdeşliğini anlarlarmış.

Bu bana çok anlamlı geliyor. Aynı karakterdeki insanlar... Yani aynı kültür, aynı inanç, aynı yaşam bu şekilde oluşuyor olsa gerek. Bu bakış açısı tekrar gündeme alınmalı.
Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> Sosyoloji Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Milliyetçilik ve Psikanaliz Üzerine redo Güncel Olaylar-insanlar 0 Cmt Tem 21, 2007 2:28 am
Yeni mesaj yok MİLLİYETÇİLİK YORUMU on1on5 Güncel Olaylar-insanlar 17 Sal Mar 13, 2007 8:22 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke