Kayıt: Feb 23, 2007 Mesajlar: 572 Nereden: İstanbul'da bir sokak başı kaldırım kenarı
Tarih: Sal Nis 10, 2007 1:34 pm Mesaj konusu: İslam ve Batı Düşüncesinde Yaratılış Modelleri
Düşünce tarihinde evrenin mahiyeti ve yaratılışı konusu ilk kez felsefî olarak ele alan M.Ö. altıncı yüzyıllarda yaşamış olan ilk Yunan tabiat filozoflarıdır. Bu dönemde filozoflar temelde ilk madde ve oluş sorunu üzerinde durmuşlar ve bunlara deney, gözlem ve akla dayanarak cevap aramışlardır. Bir anlamda onların çabası, değişen ve oluş halinde olan şeylerin gerisinde ezelden sonsuza kadar değişmeden kalan kalıcı unsurları belirlemektir. Bununla birlikte, dinlerin yaratılış fenomenine temas etmesi felsefeden çok daha eskilere uzanmaktadır. Ancak İslam dinini bir kenara bırakacak olursak, genelde dinler bugün elimizde mevcut olan kutsal metinleri dikkate alındığında evrenin yaratılışını mitolojik unsurlarla karışık olarak açıklamışlardır. Eflatun ve Aristo ise kendi seleflerinden devraldıkları kültür birikimini değerlendirerek ve sistemleştirerek, kendilerinden sonra gelecek düşünürleri derinden etkileyebilecek kapsamlı var oluş modelleri ortaya koymuşlardır. Buna göre, yaratılışın gerçekleşmesi için hem ilk maddenin hem de Tanrı’ın varlığı zorunludur. Bunlar var oluşun olmazsa olmaz şartıdır. Bu nedenle evrenin yaratılışı salt Tanrı ile ya da salt madde ile açıklamak olanaksızdır. Dolayısıyla Tanrı’nın şekil verici ve belirleyici bir işlevi vardır. Daha doğrusu Tanrı, kendisi gibi ezelî olan ilk maddeyi işleyen, ona belirli şekiller veren bir mimardır. O’nun yaratılışta bütün yaptığı ettiği budur.
Eflatun ve Aristo sonrası dönemlerde felsefe önemli ölçüde dinî bir renge bürünmüş; bu durun özellikle ilkçağın sonunda ortaya çıkan Yeni-Eflatuncu düşünce ile gündeme gelmiştir. Bu sistemin mimarı olarak bilinen Plotinus, her şeyin Tanrı’dan zorunlu olarak çıktığı bir evren modeli takdim etmektedir. Plotinus Tanrı ve yaratılış konusunda kendinden önceki filozoflardan oldukça farklı bir düşünce ortaya koymaktadır. Onun tanrısının ve belirli nitelikleri ne de belirleyici ve şekil verici bir işlevi vardı. Plotinus Tanrı’yı, herşeyin kendisinden çıktığı yaratıcı bir ilke olarak tanımlar. Bu nedenle her şey ancak Tanrı ile açıklanabilir. Fakat böyle bir yaratıcı ilkeyi insanın kavraması mümkün değildir. Plotinus, Aristo ve Eflatun’a göre çok faklı yaratılış modeli savunmasına rağmen, onun savunduğu modeli bu iki filozofun temel felsefesinden tam anlamıyla ayrı ve bağımsız düşünmek gerçekçi yaklaşım değildir. Bundan dolayı Yeni-Eflatuncu sistemin yaratılış modelinde veya sûdur öğretisinde Aristo’nun özellikle Eflatun’un etkisi ağırlıklı bir biçimde görmek mümkündür. O halde ilk çağ düşüncesinde genel olarak ezelî evren modeli söz konusudur.
İslam filozofları evrenin yaratılışını sudûr öğretisiyle açıklamaya çalışırlar. Fârâbi ve Îbn Sînâ’nın savunduğu yaratılış öğretisi, İslâmî unsurlarla Yeni-Eflatuncu unsurların bir sentezi niteliğindedir. Öyleyse filozoflarımızın, sudûr öğretisi ile İslâm’ın yaratılış öğretisi arasında bir uzlaştırmaya gittikleri açıktır. Onlar bunu yaparken görüşlerini bir yandan da konuyla ilgili Kur’an ayetleriyle desteklerler. Yoktan yaratma öğretisinin en hareketli ve sistematik savunucusu olarak Gazâlî, İslâm filozoflarının karşısında yer alır. O hür iradesiyle Allah’ın evreni yoktan yarattığını savunmaktadır. Gazâlî öncelikle İslâm filozoflarını kendi bağlı buldukları felsefî sistemleri açısından eleştirmekle birlikte, onları yer yer dinî açıdan da eleştiriye tabi tutmuştur. Onun İslâm filozoflarını eleştirisi, onların yaratılış konusundaki görüşlerinin sıkı sıkıya bağlı oldukları Aristocu ve Yeni Eflatuncu sistemleri açısından tutarsız olduğu noktasında yoğunlaşmaktadır. Gazâlî’nin bu noktada önemli ölçüde başarılı olduğunu söylemek mübalağa olmayacaktır. Gerçekten de evrenin ezeliliği tezini Kur’an’ın kendine özgü olarak ortaya koyduğu yaratılış öğretisiyle bağdaştırmak ve uzlaştırmak sanıldığını aksine oldukça güçtür.
Panteist evren modeli Tanrı ve evreni bir ve aynı şey sayan, dolayısıyla Tanrı-evren ikiliğini kaldıran dinî ve felsefî bir öğretidir. Burada Tanrı ve evrenin birbirinden bağımsız müstakil bir varlığı olamadığı için ne yaratmadan ne de Tanrı evren münasebetinden söz edilebilir. Öte yandan materyalist evren modeli, ezelî maddenin herşeyin kaynağı olduğunu iddia ederek diğer konularda olduğu gibi yaratılış olgusunu da madde ile açıklamaya çalışır. Buna göre Tanrı’yı tamamen devre dışı bırakan materyalizm evrenin var oluşunu bilimsel olarak açıklayan biricik model olduğu iddiasındadır.
İçinde yaşadığımız ve bize sonsuz gibi görünen uçsuz bucaksız bu evren nasıl ve niçin varoldu? Evrenin varlığını tek başına kendi var oluşunu açıklaya bilir mi yoksa evrenin varlığını açıklayabilecek onun dışında bir başka şeyi hesaba katmak zorunda mıyız? Eğer böyle bir ilke varsa, hem onun hem de evrenin mahiyeti ve bunlar arasında ne gibi bir ilişki olduğu gibi pek çok soru, düşünce tarihinde, sadece filozofları çeşitli konularda araştırma yapan insanları değil, sıradan insanları da meşgul etmiştir. O halde evrenin var oluş sorunu hemen hemen bütün insanlığın ilgilendiği evrensel bir sorundur. Bu bağlamda konuyu farklı şekillerde açıklamaya çalışan hem dinden hem de felsefeden ve bilimden kaynaklanan yaratılış modelleri ortaya çıkmıştır. Buna göre düşünce tarihinde dinî ve felsefî öğretileri kısaca şu şekilde sıralayabiliriz: Ezelî evren öğretisi, Sudûr öğretisi, Yoktan Yaratma öğretisi, Panteist evren öğretisi ve Materyalist evren öğretisi. Bu modellerin bir kısmında dinî bir kısmında felsefî kaygılar ön plandadır.
Bilim tarihinde evrenin yaratılışıyla ilgili pek çok kuram geliştirilmiş ve ortaya atılmış; ancak bunlar zamanla gerçekliğini kaybederek yerlerini yeni kuramlara bırakmıştır. Bu cümleden hareketle 20. yüzyıla girerken konuyla ilgili Büyük Patlama Kuralı Durgun Durum Kuralı olmak üzere temelde birbirine zıt iki kuramın varlığına tanık oluyoruz. Evrenin ezelî, sonsuz ve kendi kendine varolduğunu savunan Durgun Durum Modeli bilimsel verilerle çeliştiği için terk edildi. Bilimsel teoriler genellikle çok hızlı değişmesine rağmen, Büyük Patlama Modeli ortaya atıldığından bu yana uzun yılar geçtiği halde, hala geçerliğini koruyan tek popüler bilimsel evren modeli olarak kaldı. Bu durum eldeki verilere göre onun şu aşamada yaratılış olgusunun en iyi açıklayan bilimsel model olduğunun en açık göstergesidir. O halde düşünce tarihinin başlangıcından günümüze kadar gecen sürede öne sürülen yaratılış modellerini iki ana gruba ayırmak mümkün ve makul görünmektedir:
1. Dinî felsefî modeller.
2. Bilimsel modeller.
Öyle görünüyor ki şu aşamada evrenin yaratılışıyla ilgili bilimsel veriler, İslam filozoflarının kabul ettiği sudûr öğretisi ve klasik Yunan filozoflarının takdim etmeye çalıştığı ezelden beri var olan evren modellerini bir tarafa bırakacak tarzda, İslâm dini ve düşüncesinin öngördüğü Yoktan Yaratma Öğretisini desteklemektedir. Başka bir deyişle, Büyük Patlama Kozmolojisi ile kelamcıların yaratılış fenomenine yaklaşımı dışında Kur’ân-ı Kerim’in takdim etmeye çalıştığı evren modeli veya evrenin yaratılışını açıklama tarzı ile açıklamaya çalıştığımız diğer evren modelleri arasında mantıksak bir ilişki kurmak mümkün değildir. Dolayısıyla evrenin yoktan yaratıldığını savunan Kur’an’ın bu anlayışı ile modern bilimin yaratılış olgusuna yaklaşımı arasında önemli ölçüde bir uyumun olduğunu söylemek, yabana atılabilecek sıradan ve basit bir düşünce değildir. Çünkü modern bilim, temelleri Aristo’ya dayanan statik, determinist ve mekanik evren modeli ve dünya görüşünü temelden yıkmış, bunun yerine bir başlangıcı ve sonu olan, değişen, varoluş nedenini kendi içinde taşıyan, dinamik bir evren modelini –Big Bang Kozmolojisi- getirmiştir. Bu bağlamda din, hem Büyük Patlama Modeli’nin cevapsız bıraktığı soruları cevaplamakta hem de onunla önemli ölçüde örtüşmektedir. Bir başka deyişle, din bir yandan modern bilimin evrenin yaratılışını açıklarken tıkandığı ve cevap bulamadığı noktaları açmakta, bir yandan da evrenin yaratılışı konusunda bilimsel açıklamalarla önemli ölçüde uyuşmakta ve örtüşmektedir. Bu gerçek, sadece evrenin yaratılışında değil, daha pek çok konu ve problemin açıklanmasında, asıl gayeleri unutmamak kaydıyla, din, özellikle İslâm ve bilimin sunduğu imkanların birlikte ve bütün olarak kullanılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Özellikle dinin, bilim ve bilgi çağı olarak adlandırılan çağımızda, insan için vazgeçilmez bir ihtiyaç ve önemli güç olduğu; bu gücünde artarak devam ettiği gerçeği dikkate alınacak olursa, bu husus daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü bilim adamı evrenin tüm süreçlerini açıklayabilen mutlak ve evrensel bilgiye sahip olmadığı gibi, bilimde mutlak bilgiye götüren evrensel bir anahtar değildir. Bu nedenle tek taraflı ve indirgemeci çözümler bir yana, genel olarak problemin çözümünde pek çok bilgi birikimini ve disiplini dikkate alarak sistematik ve bütüncül bir çözüm getirme çabası içinde olmak, daha derinlikli ve kuşatıcı, daha tutarlı ve ikna edici görünmektedir. İnsan zihnini düşünce tarihi boyunca meşgul etmiş olan yaratılış fenomeni, bundan sonra da bu özelliğini, dolayısıyla çanlılığını ve dinamizmini yitirmeyeceğinden şüphe yoktur. Bundan dolayı belki de yaratılış bilmecesi kadar şaşırtıcı, üzerinde derin inceleme, araştırma, tahlil yapma ve düşünmeye değer bir başka konunun olmadığını söylersek, sanırım mübalağa etmemiş oluruz. Bu bağlamda yaratılış problemi, oldukça bakir bir konudur ve bundan dolayıdır ki o, ideolojik, indirgemeci, yanlı ve basit yaklaşımlara prim vermeyen, derinlikli, ayrıntılı, çok yönlü araştırma yapan, dürüst, sabırlı ve bir öğrenci titizliği ile çalışan araştırmacıları beklemektedir. Mesele özellikle bir din felsefesi fenomeni olarak bakılacak olursa, bu söylediklerimiz daha iyi anlaşılacaktır.
İslam ve batı düşüncesinde Yaratılış Modelleri – Şahin Efil (Pınar yayınları)
Kayıt: Aug 05, 2006 Mesajlar: 494 Nereden: baktığınız yerden
Tarih: Çrş Nis 11, 2007 10:51 am Mesaj konusu:
Bu bağlamda yaratılış problemi, oldukça bakir bir konudur ve bundan dolayıdır ki o, ideolojik, indirgemeci, yanlı ve basit yaklaşımlara prim vermeyen, derinlikli, ayrıntılı, çok yönlü araştırma yapan, dürüst, sabırlı ve bir öğrenci titizliği ile çalışan araştırmacıları beklemektedir. Mesele özellikle bir din felsefesi fenomeni olarak bakılacak olursa, bu söylediklerimiz daha iyi anlaşılacaktır.
Gazali bu konuya bir ara göz dikmiş ve bir dereceye kadar ve taciz niteliğinde saldırılara yeltenmiştir. Yani o kadar da bâkir bir konu değildir. Farâbî'nin varlığın neliği ve niceliği ve nasıllığı konusunda çok net açıklamaları var. Bunların Kur'an'ın naslarıyla çeliştiği gösterilse de çok bakir açılımlardı. Gazali bu konuyu haremine almış üstelik mehrini de vermemiştir.
Hasılı sabah sabah felsefe mi yapılır...[/i]
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız