Tarih: Cum Nis 06, 2007 3:04 pm Mesaj konusu: Üniversiteler
Üstad Zi Yang dedi ki, "Üniversiteler, sekülerizmin bireylere şırınga edildiği yerlerdir. Özellikle de Türkiye'de. Hatta belki Türkiye'deki tek amaç budur."
Sekülarizm :Sekülarizm, sekülerlik, dünyacılık veya sekülerizm (zaman zaman sekülârizm) Latince'de "nesil", "periyod" (zaman dilimi) anlamına gelen zamanla Hristiyan Latincesi'nde "dünya" anlamında kullanılmaya başlanan sæculum’dan[1] türemiştir. Din merkezli veyahut dinî öğeleri hukukî ve siyasî anlamda tayin edici kılan bir yaklaşımın tersine, bunları hukukî ve siyasî kümeden ayıran bir yaklaşımı tanımlar. Çok geniş bir terim olan sekülerizm, içinde birçok akım, farklı çeşit ve teori barındırır. Seküler kelimesi, dünyevi olanı belirtir ve dünyanın nesnel halinin göz önünde tutulması demektir. Türk Dil Kurumu sözlüğü sekülarizmi "Dünyacılık" olarak tanımlamakta ve Türkçe'ye Fransızca sécularisme sözcüğünden türeyerek geçtiğini belirtmektedir[2]. Aynı Türk Dil Kurumu sözlüğü ise dünyacılığı ise şu şekilde tarif etmektedir: "Bireysel katılımı önemli gören, dinin devletten ayrı ve özerk olmasını savunan öğreti, sekülarizm"[3].
bu tanım sevgili poe nin yazmış olduğu:
"Üniversiteler, sekülerizmin bireylere şırınga edildiği yerlerdir. Özellikle de Türkiye'de. Hatta belki Türkiye'deki tek amaç budur."
yazı da bana göre kendi şahsi fikrim Türkiye' deki üniversiteler din ve devletin birbirinden kesinlikle ayrılmalıdır felsefesini insanlara empoze ettiği yerlerdir sonucuna varımama sebep oluyor ... yanılıyorsam sevgili poe beni düzeltsin... saygılar...
Sekülerizmin kökeni bilgisi için teşekkür ederim öncelikle.
Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, bana göre çok basit kaçar. Zaten bunu da demek istemedim. Neticede din ve devletin bu ilişkisi tartışmalalıdır. Seküler ile uhrevi olanın bireyde ayrıştırılması söz konusu. Bunun için hummalı bir çaba var. Bu çaba gerek aydın geçinenlerden, gerekse de bizzatihi varlığı gereği dünyevi olmak zorunda olan kapitalizm sistemi tarafından bireyin karşısına çıkartılıyor.
Üniversite sonlarında bir çok arkadaşın namaza yöneldiğini gördüm. Bu yönelişi sergileyenlerden bir tanesi de dostumdu. "Üniversitede namaza başlamak olanaksız." demişti. Evet, ortam kışkırtıcıydı. Nasılki bankalar kapitalist sistemin simgesi ve kalesiyse, üniversiteler de bence sekülerizmin simgesi, kalesi ve mabedidirler. Çünkü kışkırtılmaya müsait gençlik burada nefes alıyor.
Cinsiyetler arası ilişkilerde, kapitalizmin de, özellikle bu türden ilişkilerin doğası gereği yoğun yaşandığı gençlik döneminin geçirildiği üniversite ortamlarını nasıl mesken tuttuğuna bir örnek:
Okulda iken Ankara'da büyükçe bir yurtta kalıyordum. Tastamam erkek yurdu. Her zaman için gençler rahatlık içindedir. Bazen maçlar izlenir kahva ortamındaymışcasına; bazen üç tane renkli televizyon başında pineklerken görürsünüz onları. Bazıları benim gibi aşağıya, bilardo salonuna iner, bir iki topa vurur; müzik kutusundan parça dinler; bazıları dışarıdan gelmez; gece ortamlarına akar. Gerçekte yurdun da kantinin de hiçbir cazibesi yoktur. Gece zorunlu giriş saatinde içeriye damlanılır ancak. Sabahları da herkes yine dağınıktır. Kantinin masalarında poşetlerden çıkarılır zeytin, peynir, kakao. Ve kavanozları açılır anne eli değmiş reçellerin. Kıyafetler dağınıktır; saç sakal dağınıktır; eşofmanın paçaları çorapların içine sokulmuştur. Ama kimse birbirini umursamaz. Kantindeki büfe de çay dışında pek satış gerçekleştiremez.
Sonra bu üç bloklu yurdun bir tanesi kız yurduna çevirilir. Ben de artık bu arada oradan gitmişimdir. Sonra halen orada kalan bir arkadaşım anlatır komikliği: "Şimdi millet smokin giyiyor. Büfe hasılat rekorları kırıyor. Artık poşet içinden çıkarılan zeytin peynir yok. Herkes tost yiyor, kola içiyor."
Werner Sombart adlı bir Ekonomi tarihçisi, kapitalizmin kökenini batıda yükselen cinsiyetler arası ilişkilerin yoğunluğuna bağlar Aşk, Lüks ve Kapitalizm adlı eserinde. Kitabı okumadım ama içeriğine bir gömz atmıştım. Somut yaşantıya dair bir yığın veri vardı ve bu da biraz insanı sıkıyordu. Ama Weber'in Protestan Ahlakı'ndan daha gerçekçi geldi bana. Hoş beriki de yanlış değil. O da gerçekliğin bir kısmını kucaklıyor. Ama bana kalırsa da, şu küçük örnekte de görüldüğü üzere, kapitalizm doğuşunu da, gelişmesini de, varlığını ilelebet devam ettirmesini de cinsler arası bu ilişkilerin yoğunlaştırılmasına borçludur.
Bu durumda uhreviyat ta kapitalizm önünde bir engeldir. Bu yüzden kapitalizm somut, sekülerizm ise soyuttur. Kapitalizmin gerçek ruhudur.
Aslında bahsi geçen ortam, bir sosyal araştırmacı için uygun bir araştırma sahası olabilirdi. Karşı karşıya gelmiş cinslerin harcamaların artış tutarına ve harcama kalemlerine bakılabilirdi. Ama yine de kendimiz ve çevremizden yola çıkacak olursak, bakım ve kozmetik ürünlerin dahi gündeme girdiğini rahatlıkla görebiliriz. En azından daha dikkatsiz sanılan bir erkek bile, üç-dört günde bir tıraş olacağına, iki günde bir tıraş olarak kullandığı tıraş kremi miktarını, aldığı bıçak sayısını arttırabilir. Bu da en çok krem ve tıraş bıçakçıları üreticilerini sevindirir. Genç te sanır ki, parıl parıl parlayan, pürüzsüz yanağını güzel bir kız gelip öpüverecek. Oysa öpen kapitalizmdir.
O öpücük sahnesi reklamlarda bolca kullanılır. Reklamcılar gerçekten iyi öykücüler. Nasıl inandırıyorlar insanları? Düşündüğünü sananları bile.
Hoş, hangi düşünce galiptir ki gününü gün etme güdüsü karşısında? Zaten düşüncenin dili tutulur burada.
Kızları gömeli çok oldu. Kadın problematiğini öylece ortadan kaldırarak çözme başarısını göstermiş kişilerden birisiyim. Yani şu düğümü çözeceğine kesip atma!
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız