Tarih: Prş Mar 29, 2007 5:46 pm Mesaj konusu: Postmodern Aşk
POSTMODERN AŞK
Pek çoğumuz, 20. yüzyıla girerken ‘post’ olarak ifade edilen alışılmamış,
yeni bir ön ek ile karşı karşıya olduğumuzu kavramış durumdayız. Bilimsel yönden bu uyumu gösteren çeşitli kavramların incelenmesinde ‘sonracılık’ (post-izm) kavramının belirleyici bir özellik taşıdığı yadsınamamaktadır.[1] ‘Post’ kelimesi; ‘sonrası’ anlamına gelmesinin yanısıra ‘aşan’ anlamını da taşımaktadır. Örnek olarak: Postmodernizm ‘modernizm sonrası’ biçiminde tercüme edilebilmektedir. Ancak söz konusu kavram ‘modernizmi aşan’ anlamını da içermektedir.
‘Post’lu tamlamaların, 20. yüzyılın son çeyreğinde, popülerlik kazandığı söylenebilmektedir. “Post-Modernizm, Post-Marksizm, Post-Fordizm, Post-Yapısalcılık, Post-Endüstriyel Toplum” söz konusu kavramlardan bazılarıdır. Bu çerçevede “postmodernizmin özel bir ilgi gördüğünü, konuyla ilgili pek çok entellektüel tartışma yürütüldüğünü” söylemek olanaklıdır. Nitekim postmodern söylem, dünya ölçeğinde yükselmekte, popülerliğini arttırmaktadır.
Postmodernizmin tanımlanabilmesi için, öncelikle, modernizmin tanımlanması gerekmektedir. ‘Modernizm’, ‘Modernite Çağı’nın entellektüel duruşunu simgelemektedir. Modernite ise, Max Weber tarafından formüle edilmiş bir kavramdır. ‘Aydınlanma Çağı, aklın ve bilimin öncülüğü, hümanizm, tarihin ileriye doğru akışı’ öncüllerine dayanan -16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında kalan- bir çağın adıdır. Bu bakımdan postmodernizm, yeni bir dönemi de ifade etmektedir. ‘Modernite çağının tamamlandığını, farklı bir düşünce ve üretim biçimine geçildiğini’ vurgulamaktadır.
Postmodernizm, genel olarak modernizmin temel kavramlarından biri olan rasyonelliğin ve bilimsel temsil felsefesinin (epistemolojinin) yadsınması olarak düşünülebilmektedir.[2] Postmodern söylem “doğruluk temsili iddiasındaki bilim anlayışı”na ilişkin olarak, radikal-kritik bir tutum takınmaktadır. Postmodernlik; klasik hakikat, akıl, kimlik ve nesnellik nosyonlarından, evrensel ilerleme ya da kurtuluş fikrinden, bilimsel açıklamanın başvurabileceği tekil çerçeveler, büyük anlatılar ya da nihai zeminlerden kuşku duyan bir düşünce tarzıdır. Postmodernlik, Aydınlanma’nın bu normlarına karşı, dünyanın olumsal, temelsiz, çeşitli, istikrarsız, belirlenmemiş nitelikte ve bir dizi dağınık kültürlerden ya da yorumlardan ibaret olduğunu[3] bildirmektedir. Hakikat, tarih, normların nesnelliği, doğanın verili oluşu ve kimliklerin tutarlılığı hakkında kuşkuculuğu beslemektedir. Bu çerçevede postmodernizm; modernitenin temel parametrelerini sorgulamakta, ‘insan ile tarihi’ bilimle ve akılla kavramak iddiasındaki moderniteyi yadsımaktadır. Bu yazının amacı; Eva Illouz tarafından kaleme alınan The Lost Innocence of Love: Romance as a Postmodern Condition isimli makaleyi incelemektir.
Çağdaş bir eleştirmen “Aşkın, söylem tarafından esir alındığını ve çokça yazılıp çizilmiş bir kültürün ölü bir ürününe dönüştüğünü” belirtmektedir. Bu çerçevede “medyanın özel hayallerimizi ve aşka ilişkin tavrımızı şekillendirdiği” düşüncesi, klişe haline gelmektedir. Çağdaş popüler kültür –ironik refleksivitenin sonsuz döngüsünde- romantik film karelerini prova etmek suretiyle birbirlerini seven insanların gösterisini sunmaktadır. Bu anlayıştan hareketle: “Aşkın bir klişe olup olmadığı -ve eğer bir klişe ise- bunun ne ölçüde yeni bir durumu yansıttığı” bu makalenin iki temel sorusudur.
Esasında, romantik masal ve gerçeklik arasındaki ilişki sorunu, modern ve postmodern çağları öncelemiştir. Örnek olarak “Don Quixote”; masalsı romantizm ile gerçeklik arasındaki problemli ilişkinin sorgulanmasını gündeme getirmiştir. 17. yüzyıl Fransız düşünürü La Rochefoucauld’da aynı konuyu ele almış “Birçok insan, aşka dair bir şey duymasaydı, aşık olmazdı” açıklamasını yapmıştır. Dolayısıyla La Rochefoucauld, kültürün aşkı tetiklediğini, önesürmüştür.
Son iki yüzyıldan beri “Aşkın, öğrenilmiş kültürel beklentilerin bir sonucu olduğu, roman okumanın yaygınlaşmasıyla moda haline geldiği ve yazılı basının gelişmesiyle geniş kitleleri etkisi altına aldığı” görüşü hakimdir. Aşk masalının varsayılan gücü, aşka dair çarpıtılmış duyguların derinleşmesiyle sonuçlanmıştır. Tarihçi Lawrence Stone’un da belirttiği gibi “18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başı romantik romanı, sonrasında yaşanan mutsuz aşklardan ve felaketli evliliklerden sorumludur.” Aşkın, basında giderek daha fazla yer bulmasına, kültürel yabancılaşma eşlik etmiştir. Basındaki aşk temsili arttıkça, aşkın gerçekliği azalmıştır.
Açıklamalardan da görüleceği üzere: Postmodern çağ olarak adlandırılan dönemden çok önce, romantik masal ve romantik duygular arasındaki ilişki irdelenmiştir. Bu bağlamda; aşk ve evlilik ikilisi tartışılmıştır. Romantik masalların “kadın ve erkeğe, tehlikeli özlemler vermek suretiyle” evlilik kurumunu sarsıp sarsmadığı incelenmiştir.
Söz konusu soruların, postmodernizmin özelliklerini tespit etmek üzere de, tartışılabileceği düşünülmektedir. Bu bakımdan “Postmodern kültürde, romantik masal ve romantik deneyim arasındaki çelişkili ilişkinin nasıl anlaşıldığı” önemli bir sorudur. Pek çok araştırmacı, postmodern kültürde, modellerin şeyleri öncelediğini belirtmektedir. Öyleyse: Postmodern aşk nasıl bir görünüm arz etmekte ve medyada biçimlendirilen aşk hikayeleriyle ne tür bir bağlantı içermektedir?
Yukarıdaki soruları açıklama çabasında: Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD), elli kadın ve erkekle, derinlemesine mülakat yapılmıştır. Mülakata katılan kişiler; ABD’nin doğu kıyısında yer alan üç büyük kentten seçilmiştir. Katılımcılar beyaz ırka mensup olup, mülakat öncesi romantik ilişkiler yaşamıştır. Grupta “farklı sınıflardan, evli, bekar ve dullar” yer almıştır. Herbir mülakat, yaklaşık olarak iki saat sürmüştür. Katılımcılardan “romantik fotoğraflar, reklam afişleri, hikayeler ve kutlama kartları” gibi kültür ürünlerinin yorumlanması ve “romantik deneyimlerine ilişkin açık uçlu soruların” yanıtlanması istenmiştir.
Eva Illouz tarafından kaleme alınan The Lost Innocence of Love: Romance as a Postmodern Condition isimli makalede; postmodernizm döneminde aşk konusu ele alınmakta, postmodern aşk deneyimleri ile modernite ve modernite öncesi aşkları karşılaştırılmakta, aşka dair söylemler labirentinde gezinti yapılmaktadır. Çalışmada “aşkın, ne ölçüde masal, ne ölçüde gerçek” olduğu konusu üzerinde durulmaktadır. Bu bağlamda; medya kültürünün bireyler üzerindeki etkisi sorgulanmaktadır. Romantik deneyimlerin ‘öyküsel ve gerçekçi yönlerinin giriftliği’nden bahisle, bu bulanıklık deşifre edilmeye çalışılmaktadır. Makale, konuyla ilgili bir araştırmanın verileriyle de desteklenmektedir.
Yazar, postmodernizme kuşkuyla yaklaşmaktadır. Postmodern kültürde “yaşam ve masal arasındaki bulanık sınır”ın tanımlanmasını talep etmekte –konu dahilinde- postmodern aşk teorisinin ortaya konmasını istemektedir. Ancak bu noktada, postmodernizmin, kuram oluşturmak iddiasında olmadığını söylemek gereklidir. Nitekim postmodern söylem, kuramın yapılamazlığını ileri sürmektedir. “Tek doğru ve tek gerçek”i tanımamakta, modernizmin doğruluk temsilini eleştirmektedir. Dolayısıyla, moderniteye alternatif sunamamaktadır. Bu noktada postmodernizmin paradoksundan söz etmek olanaklıdır. Belirtilen paradoks, bir soru ile formüle edilebilir: “Postmodernizmin, modernizme yönelttiği eleştiriler çerçevesinde, doğruluk temsilini reddettiği gözönünde bulundurulduğunda: Toplum kendini nasıl yeniden üretecektir?”. Nitekim; toplumun kendini yeniden üretebilmesi için doğruluk temsiline ihtiyaç vardır.
Illouz “Postmodern durumda, medya kültürünün, modernizme özgü aşk temsilinden radikal biçimde uzaklaşmadığını” söylemektedir. Bu açıklama: “Postmodern çağın başlaması, modernitenin sonu değildir. Zira, toplumun yeniden üretilebilmesi için; bilgiye, kavramaya, doğruyu yansıttığı öngörülen kurallara gereksinim duyulmaktadır. Bu kuralların temelinde ise –modernite ürünü- doğrular ve bilgiler bulunmaktadır.” yorumuyla uyum göstermektedir.
Yazar, makalenin yedinci bölümünde, postmodern durumda aşk ve sevgi kavramlarının ayırtedildiğini söylemektedir. Metin içerisinde yapılan açıklamalar doğrultusunda, bu tespite, bir ekleme yapılabileceği düşünülmektedir: Bu doğrultuda “Postmodern durumda, bireyler; aşk, sevgi ve cinsellik kavramlarını ayrıştırma çabası içindedirler” denilebilir.
Diğer taraftan “postmodern aşk” başlıklı bir konunun araştırılmasında, belirli bir ülkenin belirli bir coğrafyasından seçilen kısıtlı sayıda insanın görüşlerinin alınmasının çok aydınlatıcı olmadığı düşünülmektedir. Nitekim ‘aşk’ çok boyutlu ve kültürlere göre değişkenlik gösteren bir olgudur.
Illouz –postmodern ilişkide- tüketici bakış açısıyla eş seçimi yapıldığını, pazar mekanizmasının işlediğini belirtmektedir. Pazar mekanizması ise kapitalist düzenin temel öncüllerindendir. Bu noktadan hareketle, yazarın bakış açısı: “Postmodernizmin, kapitalizmle özdeşleşmiş yeni bir kültürel form olduğu” düşüncesini destekler mahiyettedir. Nitekim “Postmodernizm, kapitalizmin bu yeni aşamasında ortaya çıkan kültürel form ya da biçimleri ifade eden bir sözcük olarak anlamlandırılmaktadır.[5]” “Birçok çağdaş düşünür ya da aydına göre sözcük, esas olarak kapitalizmin yeni bir aşamasına özgü nitelikleri ifade anlamında kullanılmaktadır.[6]”
Sonuç olarak; makalenin “aşk, modernizm ve postmodernizm” üzerine iyi bir okuma sunduğu düşünülmektedir. Metin akışı içerisinde, aşk birliktelikleri üzerindeki değişkenler, analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede okuyucu “aşk olgusunun ne ölçüde gerçek, ne ölçüde masal olduğu hususunda” tahlil yapmaya sevk edilmiştir.
Illouz –postmodern ilişkide- tüketici bakış açısıyla eş seçimi yapıldığını, pazar mekanizmasının işlediğini belirtmektedir. Pazar mekanizması ise kapitalist düzenin temel öncüllerindendir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız