Tarih: Sal Mar 13, 2007 4:45 am Mesaj konusu: Mecit Mecidi
Fıtratın Diliyle Konuşan Yönetmen
Kendi kültüründen beslenen İran sineması bütün dünyada kabul görmeyi başardı. Mecit Mecidi de bu başarıda etkili olan isimlerden. İranlı yönetmen, filmlerinde ‘fıtrat dili’ni kullanarak izleyicilerine ulaşıyor. Bu dili oluştururken ise semavi kitaplardan besleniyor.
Ali, kız kardeşinin ayakkabısını eve dönerken kaybeder. Fakir oldukları için ailelerine durumu anlatmazlar ama artık Zehra’nın okula gidecek ayakkabısı yoktur. Bunun üzerine iki kardeş plan yapar. Ayakkabıları dönüşümlü giyeceklerdir.
Zehra, sabahları okula giderken ağabeyinin ayakkabılarını giyecek, o dönünce okula gitme sırası Ali’ye gelecektir. Ali, kız kardeşi ile yaşadıkları ayakkabı sorununa bir çözüm getirmek ister ve okulda düzenlenen koşu yarışmasına katılmaya karar verir. Çünkü üçüncü olana verilecek ödül, ayakkabıdır. Bütün gayretiyle üçüncü olmaya çalışan Ali kıl payı üçüncülüğü kaçırarak(!) birinci olur. Sonuçta zafer kazanmış gibi görünse de ayakkabıları alamadığı için yenik duruma düşmüştür.
Kutsal kitaplardaki dili sinemaya aktarmak
Mecit Mecidi’ye (Majid Majidi) ait ‘Cennetin Çocukları’ filminin son sahnesinde Ali eve gelip perişan olan ayaklarını bahçedeki havuzun içine bırakır. Havuzdaki balıklar ayaklarının çevresine gelerek dönmeye başlarlar. Verdikleri mücadele sonucunda manevî yükselişe, kemale eren ‘ayaklar’ın çevresinde, balıklar adeta tavaf eder. Bu, Ali’nin verdiği mücadelenin mükâfatıdır. Mecit Mecidi ‘Cennetin Çocukları’ filminde de diğerlerinde olduğu gibi ‘fıtrat dili’ni kullanıyor. Bu ifade biçimini de iyiliğe yönelten, Allah’a daha çok yaklaştıran dil olarak tanımlıyor. Mecidi’ye göre Cenab-ı Allah’ın İncil, Tevrat ve Kur’an’da kullandığı dil de fıtrat dili. Başarısı dünyaca kabul gören İranlı yönetmenin yapmaya çalıştığı, kutsal kitaplardaki dili sinemaya aktararak umuda yönelten, hayatla barışık, insanî mesajlar verebilmek.
Kasım ayı içerisinde düzenlenen Doğu Konferansı’nın uluslararası toplantısı için Türkiye’ye gelen İranlı yönetmen Mecit Mecidi’nin ‘Cennetin Çocukları’ filmi program kapsamında gösterildi. Doğu ülkeleri arasındaki iletişimsizliğin konuşulduğu toplantıda, temas sağlama yollarına yönelik fikirler de üretildi. Mecidi, Ortadoğu ülkeleri arasındaki iletişimin sağlanmasında sinemanın da önemli bir rolü olabileceğini düşünüyor. Sinema vasıtasıyla sorunları daha etkili ve kalıcı çözmek mümkün.
Sinemanın Batı’dan gelen bir sanat olması bu noktada sorun teşkil etmiyor; “Sinema teknik olarak Batılı ülkelerden geldi ama içeriği de bize ihraç edemezler.” diyor İranlı yönetmen. İran sineması sahip olduğu manevi değerleri iyi bir şekilde işlemesiyle bunu bir ölçüde başardı; “Biz filmlerimizde, kadınları İslam’ın izin verdiği ölçüde kullandık ve dünya bunu toleransla karşıladı. Bizim gibi olmalısınız demediler. Bu gösteriyor ki Batı için kültürel bir model oluşturabiliriz.”
Peygamber kıssalarını perdeye taşıyor
Mecit Mecidi, sanat faaliyetlerine 12-13 yaşlarında başlamış. Tiyatro ve dramatik sanatlar alanında eğitim alarak uzmanlığını çocuk tiyatrosu yönetmenliği üzerine yapmış. Sinemayla ilgilenmesi ise devrimin ikinci yılına denk geliyor. Genç arkadaşlarıyla bir sivil toplum örgütü kurarak sinema, tiyatro, görsel sanatlar alanında faaliyetlerde bulunmuşlar. İran sinemasını bugünlere taşıyan, birçok ünlü yönetmenin yetiştiği örgütün adı ise Farabi Sinema Vakfı. İlk olarak oyunculuk ve kısa film çalışmaları yapan yönetmen, ilk filmini 1991’de çeker. ‘Baduk’ isimli filmin konusu, sınır ticaretiyle uğraşan Afganistan, Pakistan ve İranlı çocuklardır.
İkinci filmiyle Cannes Film Festivali’ne katılır ve film birçok festivalde yer alır. Ardından çektiği ‘Cennetin Rengi’ ve ‘Cennetin Çocukları’ filmleri de başta Montreal olmak üzere Avrupa ve ABD’de önemli festivallerde ödül alır. 2005’te son çalışmasını yapan yönetmenin filmi İran’da gösterime girmiş. Önümüzdeki günlerde de uluslararası piyasaya çıkacak.
Mecit Mecidi, yaptığı filmlerle herkese ulaşmayı hedefliyor. 1997 yılında çektiği ‘Cennetin Çocukları’, aynı yıl içerisinde dört ayrı ödül almış: Jüri Özel Ödülü, Halk En İyi Film Ödülü, Eleştirmenler En İyi Film Ödülü ve Dünya Kilise Birliği Ödülü. Yönetmene göre bu film farklı katmanları kuşatabildiği için ideal bir örnek. Filmlerinde ‘fıtrat dili’ ile izleyiciye ulaşan yönetmen, Kur’an-ı Kerim ve diğer kutsal kitapları referans alıyor. “Bu kitaplarda Allah insanlara aşktan, ruhtan bahsediyor.” diyen Mecidi özellikle peygamber kıssalarını örnek gösteriyor: “Kur’an-ı Kerim’e bakacak olursanız öykülerin nereden nereye geldiğini görebilirsiniz. Mesela Hz. Yusuf kıssasında sıradan bir giriş yapılır. Hz. Yusuf’un kuyuya düşüşü, saraya vezir oluşu ve peygamberliğe ulaşması nakledilir. Son derece basit başlangıç ile bir insanın manevi yükselişi, peygamberliğe ulaşma öyküsü anlatılır. Aynı şey Hz. İsa ve Hz. Muhammed kıssaları için de geçerli. Aslında Kur’an bize bu şekilde mesaj veriyor.” Mecit Mecidi, filmlerinde insanî olanı önceliyor. ‘Cennetin Çocukları’ filmini örnek göstererek, “Dışarıdan baktığınızda ayakkabısı olmayan iki kardeş görülüyor. Oysa filmin verdiği mesaj, bir ayakkabıdan yola çıkarak çocukların olgunluğa ve kemale olan yolculuğunu anlatmak.” diyor.
Bizim inancımızda manevi değerler önemli
Vizyonda görmeye alışık olduğumuz Batı’nın sinema örnekleri bu yaklaşımlardan uzak; filmlerde daha çok ‘insan insanın kurdudur’ düşüncesi hâkim. “Batı anlayışında insan doğanın ve şartların esiridir, hareketleri zorunludur. Mecbur kaldığında her şeyi yapabilir, adam öldürebilir, katliam yapabilir. Fakat bizim inancımızda her zaman manevi değerler daha üstündür. İnsan şartları değiştirebilir; çünkü irade sahibidir.” diyor Mecidi. ‘Cennetin Çocukları’ filminde de yönetmen, insanın iradesinin ve manevi hislerinin zor şartlardan daha üstün olduğunu ortaya koyuyor. Filmde fakirliğe rağmen yapılan manevi yolculuk anlatılıyor. “Ali karakterinin cami önündeki ayakkabıları düzeltirken de fakirliğin ona kötü olanı, yani hırsızlığı yaptırmadığını görürsünüz.” diyor Mecidi ve Batı anlayışına göre çocuğun o şartlarda ayakkabıları çalmasının son derece doğal karşılanacağını hatırlatıyor.
Mecit Mecidi ‘fıtrat sineması’nı oluştururken tabiattan da besleniyor. İran sinemasının vazgeçilmez unsuru çocukların, Mecidi’nin filmlerinde de rolü büyük. Hz. Muhammed’in de çocukları çok sevdiğini hatırlatan yönetmen, fıtratları henüz kirlenmediği için çocuklara filmlerinde önemli bir yer veriyor.
İran sinemasının bugünlere gelmesinde devrimin etkisi var. Devrimden sonra denenen model bir ilkti. Bu nedenle İran, devrimden sonra her şeye sıfırdan başlamak zorunda kaldı. “25-26 yıl içinde istediğimiz özgürlüklere sahip olamadık. Ne yazık ki hâlâ birçok zorlukla karşı karşıyayız.” diyor Mecidi. İran’ın daha yolun çok başında olduğunu düşünen yönetmen, birçok şeyin denenmesi gerektiğine inanıyor. “Şüphesiz sanat alanında sansürle karşı karşıyayız, hâlâ düşünsel ve sanatsal eserleri belirleyecek çerçevelerden mahrumuz.” diyor. Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi döneminde demokrasi alanındaki gelişmeler sanata da yansımış. Fakat yeni seçilen hükümetin olaylara nasıl yaklaşacağına dair bir ipucu yok. Ülkenin yaşadığı süreçten sinema doğrudan etkilenmiş.
Sanatın amacı insanı yüceltmek
İran’ın stratejilerinden biri Amerikan filmlerini engellemek için İran filmlerini desteklemek olmuş. Bütün sinemalarında İran filmleri gösterme zorunluluğu olan ülkede çok sayıda film de çekilmiş ve çekiliyor. Yılda seksen bazen yüz kadar film çekilen İran’daki bu rakamlar bazı Avrupa ülkelerinden bile fazla. Devletten her zaman destek alan sinema, geçmişte olduğu gibi günümüzde de sansürle karşı karşıya. Mecit Mecidi, İran’da yurtdışında abartıldığı derecede bir sansürün olmadığını vurguluyor. “Ne yazık ki bu sansürler kurumsal belirlemelere bağlı olarak değil daha çok keyfî uygulamalarla yapılıyor. Bir bakanın görev değişikliği bile uygulamayı değiştirebiliyor.” diyor.
İran sinemasının dünya çapında dikkat çekmesinde içeriği kadar görsel yanının zengin olması da etkili. Mecidi, yaptığı sinema eserlerinin içeriğini korumakla beraber görsel estetiğini de oluşturmaya özen gösteriyor. “Kamera, içinizdeki en gizli duygulara sivrilebilen çok ilginç bir araç. Bir filmi izlediğiniz zaman sanatçının en gizli duygularını bile kameradan görebiliyoruz.” diyen Mecidi’ye göre bu nedenle sanatçının önce kendini arındırması önemli. Çünkü sanatın asıl amacı insanı yüceltmek. Dünyada yapılan festivallerde ödül almasıyla dikkat çeken İran sinemasına bu yönde birçok eleştiri yöneltiliyor. İran filmlerinin festivallerde beklenen tarzda daha çok siyasî içerikli olduğunu söyleyen ciddi bir kesim var.
Yönetmenliğe misyon gözüyle bakıyor
Mecit Mecidi her zaman iyi ve kötü ayrımına giden halkın aynı handikaba burada da düştüğü kanaatinde: “Biz Batı’yı genellikle kötü olarak değerlendirdiğimiz için filmlerimiz onların festivallerinde ödül aldığında biz de kötü adamlar oluyoruz.” Bazı filmlerin siyasi olduğunu kabul eden Mecidi, bunun ödül alan bütün filmler için geçerli olmadığını dile getiriyor. Bazı genç yönetmenlerin sadece yurtdışında ödül almak için film çekmesini İran sinemasının karşısındaki büyük bir sorun olarak değerlendiriyor.
Mecit Mecidi için film yapmak sadece bir meslek değil. Yönetmenliğe bir misyon gözüyle bakıyor ve sadece inandığı filmleri çekiyor. “Çektiğim her filmde manevî açıdan biraz daha büyüdüğümü düşünüyorum.” diyen Mecidi, filmlerini bütün varlığı ile çektiğini söylüyor. Sanatsal anlamda kendini geliştirmeye çalışan yönetmenin amacı, kendi tekâmülünü filmlerine aktarabilmek.
Kesinlikle çocuklar evet…Ben altyazılı izledim ve beğendim çocukları.
Hikayeden ziyade seçilen anlatım yolu dikkat çekici. Bazı sahneler ve müzik bu anlatıma vurgu yapıyor. Yönetmenin tasarladığı –yukarıdaki makalede de vurgu yapılan- amaç küçük sahnelerde kocaman çıkıveriyor karşımıza; örneğin filmin sonunda Ali’nin bahçedeki havuzda beliren ayaklarını ve balıklar.
Mütevazı bir film (ne demekse), iyi yönetmen, İran sineması...Kendinden torpilli yani.
Umutsuzluğa düştüğüm bir akşam ev arkadaşımın "Film izleyelim mi?" önerisiyle seyrettiğim Cennetin Çocukları adlı film, daha doğrusu film değil filmdeki çocuklar beni benden almış ve beni müthiş iyimser duygulara boğarak mutlu etmişti... Hala hatırlar, arada açar bazı sahnelerini tekrar izler ve tekrar mutlu olurum.
Nitekim aynı arkadaşım filmi patronuna da izlettirmiş, ve patronu film hakkında şöyle bir yorum yapmıştı:
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız