Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 186 Üye Adayı ve 12 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Karakutu.com-Kültür Sanat: Karakutu Forum

Osmanlı Sanatı - Kumaş ve Nakış


Osmanlı Sanatı - Kumaş ve Nakış

 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> El Sanatları
Yazar Mesaj
Yagmurca
Yazar


Kayıt: Jun 15, 2005
Mesajlar: 163
Nereden: Afyonkarahisar

MesajTarih: Cum Mar 09, 2007 12:10 pm    Mesaj konusu: Osmanlı Sanatı - Kumaş ve Nakış Alıntıyla Cevap Ver

Osmanlı döneminde, 15. yüzyıldan itibaren Bursa kenti, İran'dan ithal edilen ham ipeğin ticaret ve sanayi merkezi olmuştur. İpek ticareti hazineye büyük gelir sağladığı için devlet kontrolünde gelişmesi sağlanmış; 1587 tarihinden itibaren Bursa'da koza üretimine başlanmış ve kozacılık teşvik edilmiştir.


Dokumada kullanılan altın ve gümüş tel devlet simkeşhanelerinde çekilir, kumaşlar damgalanarak satışa çıkarılmasına izin verilirdi. Kıymetli madenlerin israfını önlemek için seraser, zerbaft gibi kumaşlar saraya ait tezgahlarda belli miktarda dokunmaktaydı. Dönemin modasına uygun kumaş desenleri saray nakkaşhanesinde tasarlandığından, desen ve kompozisyonlarda Osmanlı sanatının üslup bütünlüğü tekrarlanmıştır.


Bursa kenti daha çok kadife ve çatma, İstanbul ise 16.yüzyıl ikinci yarısından itibaren kemha ve seraser kumaşları ile tanınmıştır. Çatma dokunuş tekniği açısından kadifenin bir çeşididir. Genellikle zemin kadife, desen gümüş klaptanla, ya da tam tersi klaptan zemin üzerine desen kadife ile dokunmuştur. Döşemelik ve kaftan yapımında kullanılan çatma kumaşların yanı sıra, özellikle dar uçları nişli bordürlü yastık yüzleri çok revaç bulmuştur. Osmanlı Sarayı'nda değerli kumaşlar hazine eşyası olarak kullanılmış; yüksek rütbeli devlet memurlarına, yabancı hükümdar ve elçilere hediye olarak kaftan ve kumaş gönderilmiştir. Kıymetli malzemeden yapılmış başlıca kaftanlık kumaşlar kemha, seraser ve zerbafttır. Kemha'nın çözgüsü ve atkısı ipek, deseni oluşturan takviye atkıları ipek ve gümüş ya da altın klaptandır. Seraser'in çözgüsü ipek, atkısı gümüş veya altın teldir.


Osmanlı kumaşları arasında en değerli olan zerbaft ise bazı motifleri altın telle dokunan bir brokar türüdür.

17. yüzyıldan itibaren dokumaların kalitesi azalmış, ekonomik durum bozulmaya başlayınca kıymetli madenlerin kullanımı yasaklanmıştır. III.Selim devrinde, 1758 yılında Üsküdar Ayazma Camii civarında kurulan atölyede kısa süreli de olsa kumaş sanatı canlandırılmaya çalışılmıştır. Dönemin kadın giysilerinde yaygın olarak kullanılan Selimiye ve Savaî kumaşları yollu ve serpme küçük desenlidir. Üsküdar ve Bilecik çatması yastık yüzleri ve döşemelikler ise Türk Rokokosu denilen süsleme üslubundadır.



Osmanlı İmparatorluğu Dönemi Türk İşlemelerine Genel Bakış:

Günümüze ulaşan işlemeler yanı sıra bazı belgeler, yazılı kaynaklar, yerli yabancı sanatçıların yapmış oldukları minyatürler, gravürler, suluboya resimler, yağlı boya resimler, fotoğraflar ve bazı mezar taşlarındaki tasvirler bu dönem işlemelerinin yapıldığı merkezler, toplumdaki yeri, önemi, işlevi ve plastik değerleri konusunda bizlere bilgi vermektedir. Örneklersek: 19. yüzyılda Allom'un çizdiği "Yerebatan Sarnıcı'ndaki Metal İplik Çekicileri" şimkeşhaneden sonra bu sarnıcın da iplik üretiminde kullanıldığını göstermektedir. Nicolay de Nicolas'ın çizimleri 16. yüzyıl kadın giysileri ve örttükleri dolamalar konusunda bizleri aydınlatmaktadır. Benzer bir durum Van Mour, Liotard, Levni, çarşı ressamları, Ruhi Arel ve Osman Hamdi için söz konusudur. Bu ressamlar giyim, ev eşyası vb. gibi işlemeleri görselleştirmişlerdir. Van Mour'un "Oyun Oynayan Kızlar" isimli eserinde işlemeli yastıklar ve divan örtüsü, "Ut Çalan Kadın" isimli eserinde ise işlemeli atlas yastıklar ve figürün işlemeli giysisiyle pelerini Buhara atması tekniği yanı sıra dival işinin varlığını ortaya koymaktadır. Levni'nin minyatürleri ise işlemeli giysiler yanı sıra işlemeli uçkurlarıyla, kemerleriyle farklı türleri sergilemektedir. Ruhi Arel'in 1910, 1911 tarihli "Kasnakta Nakış İşleyen Kız" ve "Gergefte Nakış İşleyen Kız" isimli tabloları teknik uygulama konusunda bizleri aydınlatmakta Osman Hamdi'nin işlemeli, kordon tutturma oyalarla bezenmiş üç etek giyerek resimlendirilmiş eşinin tablosu ise işlemeli giysiler konusunda önemli görseller oluşturmaktadır.

Yazılı kaynaklar ve gravür, minyatür, resim vb. gibi örnekler dışında ilgi çeken bir grup işleme tasvirine de mezar taşlarında rastlanmaktadır. Ya şahideyi taçlayan başlık ya da sandukayı örten puşide biçiminde tasarlanmış bu örnekler arasında 16. yüzyıldan Konya Mevlana Dergahı'ndaki Kuyucu Murat Paşa'nın kızı Fatma Hanım'a ait olduğu düşünülen sandukayı taçlayan fes palmet motifleriyle, İstanbul Sokollu Türbesi'ndeki Safiye Hanım'ın sandukasını taçlayan fes küpe motifleriyle kaşbastı olarak isimlendirilen işlemeli bantların fesleri bezemek için de kullanılmış olabileceğini akla getirmektedir.

Eyüpsultan Sıbyan Mektebi Haziresi'nde bulunan 17. yüzyıl sonu 18. yüzyıl başına tarihlenebilecek bir başka başlıksa kavuk örtüsü olarak hazırlanan örtünün yalnız kavukluktaki kavuğu tozdan korumak amacıyla değil aynı zamanda yüksek silindirik külahları bezemek amacıyla tasarlanmış örtüler olduğu görüşünü desteklemektedir. Bütün bu parçalar günümüze ulaşan kaşbastı ve kavuk örtülerinin konu ve kompozisyon repertuarını zenginleştirmekte işlevinin yanı sıra estetik açısından bizleri aydınlatmaktadır.

Puşide tasvirlerine gelince Konya İnce Minare Müzesi'ndeki 967 envanter numaralı şakayıklarla bezenmiş sanduka, 5818 envanter numaralı rozet çiçekleriyle bezenmiş sanduka yanı sıra İstanbul Ferhat Paşa Türbesi'nden çintemani motifleriyle bezenmiş 1001 (1592 M.) tarihli İbrahim Bey sandukası 16. yüzyılda; İstanbul Eyüpsultan'daki Cafer Paşa Türbesi'ndeki Cafer Paşanın oğlu ve Hatice Binti Mehmed isimli bir hanıma ait sandukalar ise 17. yüzyılda bitkisel bezemeler ve çintemani motifleriyle süslenmiş puşideler yapılmış olduğunu göstermektedir. Gerek bu parçalar gerek Eyüpsultan Sıbyan Mektebi Haziresi'ndeki 17. yüzyıla tarihlenen Mehmed Bey sandukası ve Mihrişah Sultan İmareti Haziresi'ndeki isimsiz sanduka çintemani motifleriyle yapılmış süslemelerin 17. yüzyıldaki boyutuna işaret etmektedir. Bütün bu örnekler hem puşidelerde seçilen konular hem puşidelerin kompozisyon çeşitlemelerini sergilemeleri hem de Klasik Dönemden günümüze hiç puşide ulaşmamış olması açısından değer arzetmektedir.

İlgi çeken bir başka örnekse Eyüpsultan Zal Mahmud Paşa Cami Haziresi'nin köşesindeki 1218 (1803 M.) tarihli şahidedir. Ali Baş'a ait olan bu mezar taşında bir sayeban tasarımı yer almaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde işlemeler, saray ve saray dışı (ev, çarşı, ordu, tekke, okul) olmak üzere iki çevrede yapılıyordu. Şehirdeki en fakir evden konağa, saraya; dar bir çevre olan köy evinden çevreler arasında geçiş sağlayan çarşıya; çarşıdan ile, ilden ile yayılarak, yöre ve bölgeler arası iletişim kuran, bazı tarikat mensuplarının hücrelerinden daha geniş bir çevre olan yerli yabancı ustaların çalıştığı saray; saraydan ordu mensuplarına kadar geniş bir alanda uygulanan bu sanat dalı geniş bir tabana oturmaktaydı. Böylece saray, ev, çarşı etkileşerek girift eş değerde bir zincirin halkaları gibi birbirini tamamlıyordu. İşleme sanatı belli bir zümrenin değil herkesin yarar sağladığı, estetik haz duyduğu bir sanat dalı olarak uygulanıyordu.

Saray defterleri ve sarayda bulunan bazı belgeler saray çevresinde yapılan işlemelerle ilgili bazı ip uçları vermektedir. 15. yüzyıla ait bilgiler içeren saray defterlerinde atelyeler arasında çadır yapan atelyelere değinilmekte otuzsekiz çadır yapıcının bugünkü Sultan Ahmet Meydanı'nda, İbrahim Paşa Sarayı'nın yanında, barındığından çadırların çadır bakıcıları yanında saklandığından ve harp zamanı: Yedi çadır yapıcı, on altı çadır kurucu ve iki çadır süsleyici (nakşduzan) ustanın sefere çıktıklarından söz edilmektedir.

17. yüzyıla ait bir belgede ise şu bilgiler yer almaktadır.

"İşletmek için emrolunan çadırşebler cümle yedidir. Her biri beşer endir. Otuz beş en olur. On nefer nakış işleyici mutemede hatun bulunmak müyesser olmadı. Bazı ekâbire hatunlara birkaç para verdim. Bana hassaten işler gönderdiler deyu bazı yerlerde söylemişler, işiderek ihtiyar etmeyip aldım. Gayri kimselere verdim. Ve bazı hatunlar dahi işlemeğe almışlar iken ince iştir, işlemeğe kudretimiz yoktur deyu getirip bıraktılar. İşliyenler dahi günde bir dirhemden ziyade işliyemezler, her bir çadırşebe dört yüz elli dirhem ve beş yüz dirhem ibrişim gider. Bunların tamamı olmasına şol ki makduru bendeî âciz ve hakir bir sarfolunmuştur. Baki ferman devletlu sultanım hazretlerinindir." Bu fermandan kum iğnesiyle işletilmek istenen, her biri beşer en olan yedi yorgan yüzünü usta (büyük) hanımlar çok zahmetli olması nedeniyle işlemek istemediği, işlemek üzere alan bazı hanımların ise yarım bıraktığı işleyenlerinde günde bir dirhem işledikleri anlaşılmaktadır.

Klasik Dönemde evlerde yaygın eğitim biçiminde süren işleme öğretiminde geleneksel yol izleniyor büyükler bildikleri teknikleri gençlere öğretiyordu. Bu arada evden eve giderek işleme teknikleri öğreten ustalar vardı. "Aşina kadınlar" olarak isimlendirilen bu hanımların işlevi Batılılaşma Dönemi'nde de devam etmişti.

16-18. yüzyıllar arasında Türk işleme ustalarına Batılıların önem verdiği kaydedilmiştir. Macarlarca "bulya" olarak isimlendirilen işlemecilerin şatodan şatoya gidip işleme yaptıkları ve Macar asillerinin eşlerine işlemeci "bulyalar" armağan ettikleri bilinmektedir.

18-19. yüzyıllarda yapılan teknik eğitimin ürünleri olan elden ele bir çevreden başka çevreye giden örnek bezleri uygulanan teknikler ve seçilen motifler konusunda bizleri aydınlatmaktadır. Hem teknik hem desen kataloğu niteliğindeki bu parçalar arasında Londra Victoria and Albert Müzesi'ndeki iki örnek ve ülkemizdeki özel koleksiyonlarda bulunan örnekler değer arzetmektedir.

19. yüzyılda da yaygın eğitim biçiminde sürdürülen işleme eğitimi yeni boyutlar kazanmış ve açılan kız sanat okullarıyla aynı zamanda kurumsallaşmıştı. Amatörce çalışmaların ön planda tutulduğu evlerde aynı zamanda ev ekonomisine yarar sağlayacak profesyonelce işlerde yapılmaktaydı.


Ya usta çırak ilişkisiyle ya da evlerden satın alınan ürünlerin pazarlandığı değişik çevreler ve toplumlararası ilişkilerle serpilen, yöresel, ulusal ve uluslararası bir platformda gelişmeler gösteren bilgi, beğeni ve beceri alışverişlerine sahne olan çarşı aracılığıyla aynı zamanda ülke ekonomisine de katkıda bulunmaktaydı. Esnaf ve sanatkarlar bunların bağlı olduğu loncalar çarşıdaki organizasyon, akışı sağlıyor devlet ise bunları narh defterleri, nizamnamelerle denetliyordu. Çarşıda teknik, bilgi ve becerisiyle kendini gösteren usta, saray atelyelerine kadar yükselebiliyordu.

Bütün çevreler arasında karşılıklı geçiş sağlayan saray daha geniş bir vizyona sahipti. Yerli yabancı ustaların sanatçıların çalıştığı saray atelyeleri hükümdarların desteğiyle işletiliyordu. Çarşının en yetenekli sanatçısı en üst düzeyde teknik beceri sahibi ustalar bu atelyelerde uğraş veriyordu. Ağırlıklı olarak tören eşyaları üretilen bu atelyelere ordu mensupları da katkıda bulunmaktaydı.

Öte yandan saray hareminde yaşayan yetiştirilen ya da misafir edilen hanımlar, kızlar bu etkinliklere amatörce katılıyorlardı. Özellikle ileri derecedeki paşa vb. gibi memurların kızları eşleri sarayda belli bir eğitim görüyor ve saray gelenek ve göreneklerini gittikleri çevrelere de taşıyorlardı. Benzer bir durum çarşı için söz konusuydu. Sarayda izlediği yenilikleri başka deyişle moda dinamiğini eve ulaştıran ve bir tür portör işlevi gören çarşı hem evin hem sarayın kaynağı niteliğindeydi. Saray yaşam biçimini dışarıya ulaştıran, bu bağlamda işlemeli tören giysilerini, aksesuarlarını, çadırlarını, zukaklarını en geniş vizyonda ulusal ve uluslar arası platformda sergileyen ordu idi. Gerek törenler, gerek seferler ve gerek hacca gidiş törenleri bu bağlamda fevkalade önem taşımaktaydı. Osmanlı tarihinin her döneminde kurulan çadırlar çevresine oturtulan zukaklar ve giysileriyle aksesuar niteliği almış savaş silahlarıyla sultanlar ve Türk ordusu mensupları göz kamaştırmıştır. İşlemelerin yapıldığı bir merkezde dergah ve tekkelerdir. Pek çok hücrede yapılmış işlemeler arasında bir grup Mevlevi örneği bu sanat dalında profan olmayan üretime işaret etmektedir. Genellikle türbelerde ve Surre Alayları'nda karşımıza çıkan, huşu ile izlenen dinsel işlemeler Allah'a ve din büyüklerine duyulan sevgi saygı yanı sıra imanın ifadesidir.


--------------------------------------------------------------------------------

Kaynakça: http://www.kultur.gov.tr
Başa dön
Yagmurca
Yazar


Kayıt: Jun 15, 2005
Mesajlar: 163
Nereden: Afyonkarahisar

MesajTarih: Cum Mar 09, 2007 12:16 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Türk İşi Nakışı


Türk işi nakışı her zaman iftihar edeceğimiz milli bir işimizdir. Türk işi deseni uygulandıkları kumaşların özelliği yönünden diğer nakış iğneleri ile farklılık gösterirler.

Türk İşi İğneleri:

* Pesent
o Düz Pesent
o Verev Pesent
o Gölgeli Pesent (Tahrirli)
o Dönerek Pesent
* Mürver
* Muşabak
* Balık Sırtı
* Hasır İğne
* Civan Kaşı


Pesen sayılı ve sayısız olmak üzere iki şekilde işlenir. Sayılı pesentte genellikle desenin etrafı gözlenir. Türk işinde sayısız pesent desen şekline göre veya etrafı gözenerek çalışılır. Pesent yapılırken çeşitli renklerle gölge ve damarlar yapılırsa buna gölgeli veya tahrirli pesent adı verilir. Düz pesent büyük desenli doldurmada ve göze hoş gelecek şekilde 2,5-3 mm büyüklükte çizerek veya sayarak sarma yaparak sıralar halinde desen tamamlanana kadar çalışılır. Verev pesent ise düz çalışmanın vereve uygulanmasıdır.

Mürver çalışması geniş desenin içini doldurmada kullanılır. desen üzeri verev 3 mm mesafelerle çizilerek , ikinci sıralarla verev kare oluştururlan desen atlama işi tekniği veya elde çalışılır. Desen üzerinde bir kare üste iki kare sağa gidirek, ikinci sırada birinci sıranın tersi olarak çalışılır.

Muşabak çalışması, büyük desenli doldurmada kullanılır. Desen şekline göre verev karelere bölünür. Desenin ilk sırasından başlamak üzere bir sıra atlama dikiş yapılır. İkinci sıra ile aşağı inilir. İki çizgi arası düze atılarak, verev atılarak ilk yapılan çizgi tamamlanır. Diğer sıralar ilk yapılan teknik devam edilir. Desen üzerindeki karelerin köşelerine batırılması özelliğidir. Delikli bir görünüş vermek için işin mümkün olduğu kadar fazla çekilmelidir.

Balıksırtı Türk işinde sap, çiçek çevresi ve yaprak çalışmalarında kenar sularında kullanılır. Desen şekline göre saymadanda yapılır. Yuvarlak hatları muntazam dönmek için gerekirse ortaya iki defa batılır. Yapılacak olan bölüm verev sarma tekniğinde bir tarafı yapılır. İkinci tarafı birbirini tamamlayacak şekilde sarılarak tamamlanır.

Hasır iğne gül ortaları veya desen sularında kullanılır. Desen yapılışı kareler oluşturacak şekilde, ikinci kare ilk karesinin yarısında diğer karenin ortasına gelerek kare oluştura oluştura desen bitene kadar çalışmaya devam edilir.

Civankaşı ince sarmanın zigzaglı şekilde ve 2-5 sıranın aynı deliklere batırılarak üst üste yapılmasıdır. Türk işinde desen içi doldurmada veya kenar suları yapmada uygun renkler, bir rengin tonları veya sim ile çalışılır.

Türk İşinde Desen Özelliği:

İslamiyetin kabülüne kadar desenlerde insan ve hayva şekilleri görülür. Bir müddet sonra hurafelerin etkisi ile bu tip desenlerin ortadan kalktığı tespit edilmektedir.

XVI. yüzyılda geometrik şekiller rastlanır. Bu yüzyıldan sonra geometrik şekiller işlemeler üzerinde pek nadir görülür. Türk nakşlarının komposizyondaki özelliği, dolu olan motiflerden sonra ara ara göz dinlendirici boşlukların bulunmasıdır. Arap ve İran nakışlarında desen zeminin üzerini tamamen doldurur.

Kumaş ve İplik Özelliği: Genellikle keten, pamuklu dokumalar, bürümcük, atlas kadife kullanılmaktaydı.

Kullanılan Kumaş: Sayılarak desen geçirmeyi gerektiren iğneleri çeşitli ketenler, yerli dokumalar, jorjet, grepdemor, viskon, yünlü havayan, yün tela gibi kumaşlar üzerinde kolay işlenir.

Kullanılan İplikler: Çamaşır ipeği, moline, sim kotonlar, orlon, yün ve rafyadır.

Başa dön
Yagmurca
Yazar


Kayıt: Jun 15, 2005
Mesajlar: 163
Nereden: Afyonkarahisar

MesajTarih: Cum Mar 09, 2007 1:35 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

GELENEKSEL KÜLTÜRÜMÜZDE KANAVİÇE



İşlemecilik insanlık tarihi kadar geçmişi olan ve dikiş dikmekle başlamış olan çok eski bir el sanatıdır. İlk örneklerine Orta Asya Türklerinde rastlanır. Bu işleme sanatı göçlerle, elçilerle batıya ve diğer ülkelere de yayılmıştır. Geleneksel kültür içinde devamede gelen süs ve süsleme, güzel ve güzellik olgusu da insanların tüm yaşamları boyunca terk edemedikleri yaşam biçimi olmuştur. Bu kültür popülasyonu içinde kadınların daha etkin rol aldıkları gözlenmiştir. Franz Werfel, "Kadının istediği iki şey vardır: Erkeğin gözüne girmek, kadının gözüne çarpmak" özdeyişi ile vurgulamak istediği gibi, kadınlarımızın daha güzel görünme arzuları ve çevrelerini güzelleştirmek düşüncesinden yola çıkarak günümüze kadar coğrafi, ekonomik ve kültürel değişiklikler göstererek gelmiştir.

Anadolu'da, "Kız beşikte, çeyiz eşikte" atasözü, Türklerin "İşleme sanatı"na verdiği önemi göstermektedir. Geleneksel kültürümüzde ayrı bir yeri olan ve güncelliğini hala sürdüren "Kanaviçe" işleme çeşitlerinin en çok tercih edileni olma özelliğinin yanı sıra, işlenmesi kolay, kullanımlı ve dayanıklılığı açısından her zaman gündemde kalmayı başarmıştır. Her dönemde ve yaşta genç kızlarımızın çeyiz sandıklarının büyük bir bölümünü kanaviçeden yapılmış işler oluşturmaktadır.
Hanımlar ve genç kızlar, zevklerine ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek çeyizlerini hazırlarken, kanaviçeden hazırlayacaklarını duygu ve düşüncelerini de katarak hazırlamışlar ve sonuçta harika denilecek çeyizler ortaya çıkarmışlardır. Motifler aracılığı ile kişiler arasında iletişim kurulmuş, motifler elden ele, bir yöreden diğer bir yöreye ulaşmış, güneyde kervan olmuş, yare haber götürmüş, doğuda göç olmuş, günlük yaşamdaki güçlükleri dile getirmiş. İnsanlarla bu denli içli dışlı olduğuna göre nedir kanaviçe?..

C.Esad Arseven'e göre; "Seyrek telli bez ( kanaviçe) üzerine iğne ile ve ipliklerle işlenen işlemi nevirdir. Muzaffer Gözükızıl'a göre ise: "Kanaviçe, etamin, kanava ve benzeri seyrek dokunmuş kumaşlar üzerine hesapla yapılır." "İpliği sayılabilen kumaşlar üzerine sayılarak, sayılamayan kumaşlar üzerine kanaviçe bezi dikilerek, tek iğne ya da çift iğne tekniği kullanılarak çeşitli ipliklerle yapılan bezemedir kanaviçe."

Kanaviçe işi XV. ve XVI. yüzyıllarda bütün Avrupa'ya yayılmış ve özellikle İngiltere, Fransa ve İtalya kadınlarını çok ilgilendirmiştir. Bizde ise: İlk zamanlarda kanaviçe, yastık işi olarak bilinirdi. Kumaşın her tarafı doldurulmaz, çanta, halı, yastık, pano ve arma işlerinde kullanılırdı. 20. yüzyılda kanaviçe işi daha kolay ve az iplik kullanarak yapıldığı için tercih edilerek yapılmış ve halen de yapıla gelmekte.

Kanaviçe uygularken kullanılan kumaşlar:
* Dokumanın ipliği sayılarak işlenen kumaşlar: Panama keteni, Bursa keteni, Rize keteni, yün tela, ipek tela, etamin vb. bu grubu oluşturur. Dokumanın en ve boy ipliklerinin aynı eşitlikte olması işlemenin netliği ve güzelliği yönünden önemlidir.
* Dokumanın üzerine kanaviçe bezi teyellenerek işlenen kumaşlar: Patiska, akfil, poplin, yerel dokumalar bu grubu oluşturur. Kanaviçe bezi işlenecek yere dikilir. İşleme yapılır, işleme bittikten sonra kanaviçe bezi sökülerek temizlenir.
Diğer bir işleme şekli de: Kanaviçe bezinin altına organza konularak duble yapılır. Daha sonra kanaviçe puanlarıyla kumaşın yüzeyi tamamen doldurulur.

Kanaviçe işlemede kullanılan iplikler:

a. Pamuk elyaflılar: Muline, koton ( 8-12 numara) patiska, Akfil vb. gibi kumaşlara koton, poplin, opal, terikoton gibi sık dokunuşlu ve ince kumaşlara muline kullanılır.
b. İpek elyaflılar: Çamaşır ipeği, ibrişim, kordone (ipekli kumaşlar, grepdemor, saten) vb. gibi kumaşlarda kullanılır.
c. Yün elyaflılar: Moher, çeşitli kalınlıkta yün iplikler (yün tela, yün amaroza, kaşe, çuha) vb. gibi kumaşlarda kullanılır.
d. Sentetik elyaflılar: Orlon, naylon bobinler, etamin gibi ipliği sayılabilen veya sayılamayan tüm kalın kumaşlarda kullanılır. Günümüz de yerel dokuma, patiska, akfil vb. gibi sık dokunuşlu kumaşlarda on iki numara kotonun sıklıkla kullanıldığı dikkati çekmektedir. Kanaviçenin genel olarak iki çeşit iğnesi vardır.

a. Kanaviçe tek iğne tekniği
b. Kanaviçe çift iğne tekniği (İzmir iğne, fıstık iğne) Günlük hayattan etkilenerek duygu ve düşüncelerin birleşmesiyle ortaya çıkan kanaviçe desenlerinde çok çeşitlilik göze çarpmaktadır. İşlemelerde bitkisel bezemeler ağırlık gösterirken, figürlü ve nesneli bezemeler de konu olarak seçilmiştir. Günümüzde; işlemelerde tek renk kullanıldığı gibi birden fazla renkte kullanılmakta...

Tek renk olarak uygulanan desenler, aynı rengin tonlarıyla da çalışılır. Birden fazla rengin kullanıldığı desenlerde birkaç ana renk etrafında tamamlayıcı renklere de yer verilir. Renklerde tonlamalar uygulanarak renk uyumuna özen gösterilir. Eski işlemlerde canlı ve birbirinden kopuk renklerin kullanıldığı, renklerde tonlama yapılmadığı, kontrast renklerin genellikle kullanıldığı dikkat çekmektedir.

Eskiden çalışılan kanaviçe işlemelerin kenarları genelde yüzüne katlanarak makinede baskı dikişi uygulanmış, makine dikişinden sonra zenginleştirmek amacı ile kenarları tentene dikilerek temizlenmiş.
Gelişen teknoloji ile birlikte nakış-makinelerinin de gelişmesi, kenar temizlemelerinde dikişi kullanmak yerine nakış makinesinin yapmış olduğu kenar sularını kullanılır hale getirmiştir.

Geleneksel el sanatlarımız da zaman içinde makine ve teknolojiye yenik düşmek üzeredir. Zira teknoloji sürecinde sanayi toplumları, "En az insan emeği, ucuz maliyet, seri imalat ve aşırı kazanç vs." gibi arz ve talep kıskacındadır. Bugünkü ve dünkü "El sanatlarını artık, yıllar sonra eski eserlerin sergilendiği müzelerde, antika eser standartlarında veya müzayede salonlarında görebileceğiz kanısındayım.

Sema ÖZ

KANAVİÇE:

Türk kültür varlıklarının ve el sanatlarının en önemli yapı taşlarından biri olan işlemeler, ait oldukları yörenin; kültürel, sosyal ve ekonomik değerlerini üstünde barındırırlar. İşlemeler, Türk toplumunun ruh güzelliğini, güç ve yeteneklerini en üst düzeyde yansıttığı bir el sanatı çeşididir.


İşlemeler içinde önemli bir yere sahip olan kanaviçeler, halk işlemeleri arasında Türk kadının en çok ve yaygın olarak uyguladığı bir işleme çeşididir. Teknik olarak dokumanın iplikleri üzerinde yürütülen iğneler grubunun iplik sayılarak yapılan alt başlığı altında incelenen halk arasında kanaviçe olarak bilinen çapraz iğne, Anadolu ve Rumeli’de; Avrupa kaynaklı kanaviçe işlemelerinden renk, konu ve kompozisyon özellikleri bakımından farklı olarak uygulanmaktadır. Türk toplumunun geleneklerine, göreneklerine, duygu ve düşüncelerine göre biçim almış ve Türk kadının elinde, toplumun özelliklerine uygun yeni bir kimlik kazanarak halkla mal olmuştur. Her genç kızın uygulamayı bildiği ve mutlaka çeyizinde yer verdiği bir işleme çeşididir. Anadolu’nun her köşesinde yoğun olarak uygulanan kanaviçenin, geleneksel Türk işlemelerimiz içinde önemli bir yeri vardır.


Anadolu’nun çeşitli yörelerinde tekniği aynı fakat motif, renk ve kompozisyon farklılıkların ile karşımıza çıkan kanaviçe işlemelerine, Konya ili Meram ilçesine bağlı Karadiğin kasabasında yapılan araştırma çalışmaları sonucunda rastlanmıştır.

KANAVİÇE İŞLEME TEKNİĞİ HAKKINDA GENEL BİLGİ

İşleme; her cins kumaş ve deri üzerine elde veya makinede, iğne ve tığ gibi araçlarla, kasnak, gergef ve kağıt vasıtasıyla gerilen zemin üzerine, iplik, sim, sırma, tel kullanılarak, çeşitli tekniklerin sayılarak, sayılmadan, düz veya kabarık bir şekilde uygulanması sonucu el emeği, göz nuru ile oluşturulan süsleme sanatıdır.

Kanaviçenin tanımı ise yazılı literatürde çeşitli şekillerde yapılmıştır. Kanaviçe, “seyrek telli bez (kanava) üzerine iğne ile renkli ipliklerle yapılan işleme”dir. “Adı İtalyanca’dan gelmektedir. Canavaccio veya Caneveccio seyrek dokunmuş kolalı keten bezi – böyle bir bezin üzerine yapılmış işleme – el işlemelerinde kullanılan çok seyrek örtülü bir cins tül” olarak açıklanmıştır. Türk Ansiklopedisinde ise, “keten, kenevir, jüt gibi sert elyaflı dokuma malzemeleri veya kalınca pamuk ipliği ile seyrek ve muntazam olarak dokunmuş bir kumaş. Bu kumaş kanaviçe adı verilen bir çeşit iğne işinde zemin olarak kullanıldığı gibi, başa işlerde de kullanılır. Kanaviçe işinde, ilmekler birbiri üstüne çaprazlama binerek kare veya dikdörtgen diagonalleri meydana getirirler.”

Bu tanımlamalardan da anlaşıldığı gibi kanaviçe, seyrek dokunuşlu sert kumaş diğer anlamda bu kumaş üzerine uygulanan çarpı işi tekniğidir.

Kanaviçe kumaşı, keten, kenevir ve jüt gibi sert lifli ipliklerden, bez ayağı dokuma tekniği olan bir alt bir üst dokuma ile dokunan seyrek görünümlü bir tekstil ürünüdür. Günümüzde keten iplikle dokunmakta ve kolalama işlemine tabi tutulmaktadırlar. Çift telli olarak dokunan kanaviçe kumaşı, yan yana getirilmiş iki sık iplik sıraları ile atkı ve çözgü yönünden eşit aralıklarla seyrek görünümlü muntazam kareler oluşturmaktadır.

Kanaviçe kumaşında kareler bazılarında küçük, bazılarında ise büyük olabilmektedir. Halk arasında “sık kanaviçe”, “seyrek kanaviçe” olarak adlandırılırlar.

Kanaviçe kumaşının sık ve seyrek olması, işlenen motiflerin büyük yada küçük olmasını etkiler. Kanaviçe kumaşı, işleme ile esas kumaş arasında kullanılan bir gereçtir.
Düz dokunuşlu, ipliği sayılamayan kumaşlar üzerine kanaviçe iğne tekniği uygulanacağı zaman, işlemenin düzgün olması, sayılarak işlenmesi için kanaviçe kumaşının karelerinden faydalanılır.

İşlenecek motif veya suyun ölçülerine uygun kesilen kanaviçe kumaşı esas kumaş üzerine teyellenir. İşleme bitirildikten sonra kanaviçe kumaşı, en ve boy ipliklerinden çekilerek yok edilir.
Uygulanan kanaviçe işleme tekniği esas kumaş üzerinde kalır. Kanaviçe işleme tekniği, üzerine uygulandığı kanaviçe kumaşının adını taşımaktadır.

Kanaviçe işleme tekniği; Türkler’de, 16. yüzyıldan itibaren uygulanmış, fakat, 19. yüzyıldan itibaren yaygınlaşarak Anadolu Türk halk işlemeleri içerisinde yerini almıştır.


Kanaviçe işlemeli ürünlerde uyumlu bir bütünlük kazandıran; kumaş, iplik, desen ve kompozisyon özelliklerinin yanı sıra kullanılan kenar temizleme tekniği de önemli bir unsurdur.
Değişik şekillerde uygulanan kenar temizleme teknikleri kanaviçe işlemelerine, estetik, kullanışlılık ve süsleme yönünden değer kazandırır. Kenar temizleme tekniği, işleme tekniğine, kumaşa, kullanılacak yere, modaya ve kişinin zevkine göre seçilerek uygulanır. Karadiğin kasabası kanaviçe işlemeli ürünlerin kenar süsleme ve temizlemeleri; yörede tentene adı verilen tığ gibi yapılan dantellerin ve çarşıdan satın alınan hazır harçların dikilmesi ile ayrıca iğne oyası ve makinede çeşitli şekillerde piko ve düz dikiş yapma teknikleri ile uygulanmıştır.

Başa dön
Mesajları göster:    Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Karakutu Forum Ana Sayfası -> El Sanatları Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Benzer Başlıklar
Başlık Yazar Forum Cevaplar Tarih
Yeni mesaj yok Okuma Sanatı Üzerine Düşünceler aliozturk1 Okur Adayları İçin 6 Sal Tem 24, 2007 6:09 pm
Yeni mesaj yok Osmanlı Dönemi’nde Bilgisayar Olsaydı tohum Vesaire 2 Sal May 29, 2007 3:37 pm
Yeni mesaj yok İSATANBUL'DA OSMANLI DÖNEMİ HANIM HAY... sabandal Tarih 0 Pzr Nis 29, 2007 5:16 pm
Yeni mesaj yok Yaşama Sanatı Poe Öyküleriniz 1 Sal Mar 27, 2007 1:31 pm
Yeni mesaj yok BİR VAKIF MEDENİYETİ OLARAK OSMANLI sabandal Tarih 4 Çrş Şub 21, 2007 8:07 pm

 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke